Dostlarla geçirilen güzel bir sohbet akşamında geçti kartviziti elime. Alo Necdet nerdesin? cümlesiyle başlayıp güzel dualarla bezenmiş, memnuniyet veya şikayet belirtmek isteyenler için üstüne küçük bir not iliştirilmiş ve şık bir zarfla müşteriye takdim edilmiş bir kart. Taksinin iç dekoru ile ilgili olarak anlatılanlar da oldukça ilginçti. Necdet abiyi görmeye ve hikayesini kendi ağzından dinlemeye karar vererek birkaç gün sonra aradım verilen numarayı. Kartta yazıldığı üzere “ Alo Necdet abi neredesin? ” dedim. Alışmış olacak ki hiç yadırgamadı sorumu. Konumunu belirterek yanıma gelebilmek için biraz zaman istedi. Oldukça uzakta olmasına rağmen kırmadı beni ve yarım saat sonra Gençlik Caddesi’ndeki Damla Pastanesi’nin güzel kahveleri eşliğinde başladık sohbetimize…

Aslen Bolu-Mengenliymiş. 70’lerde Ankara’da dolmuş muavinliği yapıyormuş. Sonra taksiciliğe başlamış. “Sohbet koyulaşmadan görelim” önerisiyle çay faslına geçmeden önce meşhur taksisinin içine bakmaya gidiyoruz. Neler yok ki içeride? Necdet Abi’nin güzel sohbetinin habercisi olan hoş geldiniz kolonyası, susamış müşteriler için yan ceplerde pet şişeler, kendinize çeki düzen verebilmeniz için ön koltuğun arkasına yerleştirilmiş aynalar, not kağıdı, saç fırçası ve tarak, ağzınız tatlansın diye rengarenk şekerler, taksiye binen yavrucaklara sevinsinler diye renkli gözlükler, selpak ve ıslak mendiller, ön ceplerde günlük gazeteler, içiniz açılsın diye çiçekler var. Şu zamana kadar yer aldığı gazete haberlerinin kupürleri ise itinayla tavana yerleştirilmiş. Vites kolunun hemen arkasında bulunan ve çok değer verdiği küçük hatıra ajandaları ise yazılmayı bekleyen sayfalarıyla insana göz kırpıyor. Taksiye binen hemen herkes memnuniyetini belirtmek için bu ajandalara yazıyor.

Necdet abi taksisine binen insanları müşteri olarak görmediğini söylüyor. Tüm gün bu takside olduğunu, burayı evi olarak gördüğünü, taksiye binenlerin ise misafirleri olduğunu anlatıyor. “İnsan misafirini evinde nasıl ağırlarsa, nasıl misafirperverlik gösterirse ben de burada bunu yapmaya çalışıyorum” diyor. Hatta 8 ay öncesine kadar hep takım elbise giyermiş araç kullanırken ama yaş ilerledikçe zorlaşıyor tabi bazı şeyler. Bu ikramları 20 senedir misafirlerine sunuyor. Maddi açıdan zorlamıyor mu peki? “Hiç olur mu öyle şey! Kiminin sigarası, kiminin kahvesi var. Benim de masrafım bu; hem onlar bereketli, tükenmeden tamamlarım” diyor. “Kartviziti koyduğum küçük zarflar bitmiş gidemedim daha” diye de ekliyor. Kullandığı taksi kendisinin değil ama yıllardır aynı kişinin aracında çalışıyor. Onun da hoşuna gidiyormuş bu misafirperverlik ve aralarında hiç sıkıntı yaşamamışlar. Aslında  taksi bir durağa bağlıymış ama tek başına özgürce dolaşmayı daha çok seviyor. Duraktakiler de bu duruma alışmışlar. Onu aradıklarında eğer merkezi yerde ve uygunsa bekleyenleri alabiliyor. Kendisini her semtte görebilirsiniz. Bazen başka bir şehirden Ankara’ya gelecek ve ona alışmış olan bir müdavimi arıyor, uçak iniş saatini söyleyip havaalanında karşılamasını istiyor. Necdet abi de sözleştikleri saatte gidip karşılıyor.

Unutamadığı anıları sorunca taksisinden alıp geldiği, içi yazı dolu 3 adet ajandasını gösteriyor ve başlıyoruz sayfalarını karıştırmaya. Farklı yaş ve cinsiyetten, farklı memleketlerden bir dolu insanın duygu dolu sözleri, hikayeleri ve teşekkür mesajları içinde kayboluyoruz. Gözleri doluyor ve başlıyor anlatmaya: “Bir gün gecenin bir buçuğu tabi ben çalışıyorum. Bir bey ve bir hanım bindiler ama suratları nasıl bozuk, nasıl mutsuzlar anlatamam. Sadece inecekleri yeri söylediler ve hareket ettik. Hoşgeldiniz efendim diyerek şeker tuttum. Gayri ihtiyari aldılar ama hala ses yok. Kolonya tutunca şaşırdılar. Pardon biz taksiye binecektik ama yanlış oldu herhalde diyerek kıpırdanmaya başladılar. Doğru bindiklerini söyledim. “Bu nasıl taksi?” dedi hanımefendi etrafa bakınarak. Burasının evim ve kendilerinin misafirim olduğunu ve istediklerini alabileceklerini anlattım. Neden bunları yaptığımı sordu. Dedim ki; bir işini ve bir de eşini seveceksin. Yoksa hayatta topallarsın. Biraz düşündü, omzuma dokunurken teşekkür etti ve dedi ki: “Kardeşim biz bu akşam eşimle ayrılma kararı almıştık, arabaya nasıl bindiğimizin farkında bile değiliz.” Eşine döndü ve konuşmaya devam etti: “Bir beyefendiye bak bir de bize… Çocuklarımız var ve yoktan yere ayrılıyoruz. Vazgeçtim ben, ayrılmıyorum.” Barışarak indiler taksiden ve hayatı boyunca unutmayacağı tek insan olduğumu söyledi, deftere de çok güzel şeyler yazdılar.”

Bir başka akşam genç bir adam binmiş taksiye ve Çinçin’ e gideceğini söylemiş. Muhabbete başlamışlar. Adam olmadık bir yerde inmek istemiş. Sebebini sorduğunda parasının aslında buraya kadar gelmeye yettiğini ama gideceğini söylediği yerde para ödemeden kaçmayı düşündüğünü anlatmış. Sohbet ettikten sonra bundan vazgeçtiğini ve kendisine kötülük yapamayacağını ifade etmiş. Tam inmeye yeltenirken Necdet Abi tutmuş genç adamı kolundan ve evine kadar tek kuruş almadan götürüp bırakmış. “Ne olacak?” diyor, “Para insandan değerli mi?”…

Aracına mutsuz binerek tebessümle ayrılan türlü soruna sahip yetişkinlerden, pazarlama derslerine konu olduğu üniversite öğrencilerine ve gözlükle şeker kapmak için yarışan çocuklara kadar çok geniş bir müşteri yelpazesine sahip olmak kolay değil. Tabi yurt dışından gelen turistlerin gözdesi olduğunu da unutmamak gerek. Fazla sayıda arayanı var. Ünlü müşterisi olup olmadığını sorduğumda gülerek kendisinden daha ünlü birisi olmadığını söylüyor. Keza taksisinin yanında fotoğrafını çekerken yanımızdan gelip geçen diğer tüm taksiler ve çoğu araç, kornalarıyla bizi selamlıyor. “Hepsi tanır beni, keşke diğer taksiler de bu hizmeti yaygınlaştırsa” temennisinde bulunuyor. Tüm ısrarıma rağmen gideceğim yere hiçbir ücret almadan beni bırakıyor ve ardımdan taksiye binen çifti gülen gözlerle karşılıyor. Sonrasında beni arayarak bir ricada bulunuyor. “Yazdıktan sonra bana da ulaştırabilir misin? Bu arada sen indikten sonra binenler bir mutlu ayrıldı ki sorma…”

Necdet Abi 65 yaşında, 3 torun sahibi ve hayatının 46 yılını Ankara sokaklarında taksicilik yaparak geçirmiş güzel mi güzel bir insan. Halen geçimini bu şekilde sağlıyor ve amacı  4 yıl daha çalışarak 50’yi tamamlamak. Sonrasında  hayalini kurduğu şey ise; taksisinde ağırladığı değerli misafirlerinin kaleminden özenle sakladığı hatıra defterlerinin sayfalarına damlayan eşsiz ve duygu dolu cümleleri bir kitapta toplayabilmek.
Yüzünde tebessüm yarattığın ve yaratacağın tüm insanlar adına umudu arttırarak kalpleri ısıtan eşsiz içtenliğin için teşekkürler…

Yazıyı yazmama vesile olan Hale Kızıltuğ’a ve fotoğraflar için Bahadır Duman’a teşekkür ederim.

1 Yorum

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here