Filmlerde hep olur ya, küçük bir sahil kasabasında doğup büyüyen kahramanımız üniversiteyi kazanır ve büyük şehre göç eder. Bu büyük şehir, bizim filmlerimizde çoğunlukla İstanbul’dur. Ancak hayatın ta kendisinde, tıpkı bu yazıda olduğu gibi, göç edilen büyük şehir bazen de Ankara’dır. Benim üniversiteyi kazanınca doğup büyüdüğüm yeri bırakıp Ankara’ya gelişim “Seni yeneceğim Ankara!” nidalarıyla başlamadı tabii. Her Ankaralı’nın ömründe en az bir kez duyduğu “Siz deniz görmeden nasıl yaşıyorsunuz?” sorusu ilk kez, elimde valizlerle Ankara’ya ayak bastığımda zihnimde yankılandı. Yüksek binaların arkasında bir şey eksikti çünkü. Sahi insan deniz görmeden nasıl yaşardı?

Fotoğraf sahibi : @hvnrbsgc / Instagram

Ankara’daki ilk zamanlarımda gözlerim hep deniz aradı. “Deniz kenarında güneşin batışını izlemek, iskeleye uzanıp hayaller kurmak ne güzel olurdu şimdi” diye düşünüp durdum. Sonra zamanla gökyüzüne bakmayı öğrendim. “Ankara’nın denizi gökyüzüdür” derlermiş ya, sahiden de öyleymiş. Çünkü güneş batarken gökyüzünün rengi çok güzelmiş, ben bunu Ankara’da keşfettim.

Fotoğraf sahibi : @runway25 / Instagram

Baba evinden çıkıp üniversiteye gelince, Ankara’daki ilk senesinde bulduğu ilk fırsatta memlekete kaçmak, “Ankara nasıl?” diye soranlara “Ankara’yı sevmiyorum ama kampüs güzel” cevapları vermek belirli bir rutine dönüşüyor. Ancak bu, zamanla tarih oluyor. Yerini okul yoğunluğuna bırakıyor ve bir de bakmışsın ki aylardır Ankara’dasın. Zaman su gibi akıp geçerken, ilk kez kendi paranı kazanıyorsun. İlk kez kendi öğrenci evinde kendine yemek pişiriyorsun. Dostlar ediniyorsun, aşık oluyorsun. Ve sonra sömestr tatilinde ailenin yanına gittiğinde, Ankara Gar’ındaki patlama haberini görüyorsun. O bomba evinin ortasında patlamış gibi hissettiriyor ve Ankara’da olmayı daha önce hiç istemediğin kadar çok istiyorsun. İşte o zaman, gerçek evinin kalbinin ait olduğu yer olduğunu anlıyor ve kalbinin de denize kıyısı olmayan Ankara’da olduğunu kabul ediyorsun.

Fotoğraf sahibi : @mdbth / Instagram

“Ankara ancak insanca şeyler paylaşınca gerçek bir ev oluyordu. Pek çok şehir böyle değil mi?” demişlerdi burada. Ben Ankara’da üniversite okurken geçirdiğim 5 senede deniz görmeden yaşamayı, kendimle ve sevdiklerimle paylaştıklarımın kazandırdıkları sayesinde öğrendim. Asıl mevzunun Ankara’da yaşamak değil, Ankara’yı yaşamak olduğunu çok şanslıyım ki henüz 20’li yaşlarımın başında, gün batımında gökyüzünü izlerken fark ettim.

Görseller Lavarla’nın instagram sayfasında paylaşılan, sizden gelen fotoğraflardan alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here