Geçtiğimiz hafta sonu Odtü Vişnelik bir efsaneye daha ev sahipliği yaptı. Söz konusu Selda Bağcan olunca ev sahibinin kim olduğu tartışılır tabi. Tel Avivli müzik topluluğu Boom Pam ile çıktığı turnenin ikinci ayağı Ankara olan Selda Bağcan, dostları ve muhteşem orkestrasıyla izleyenlerin akıllarından ömür boyu silinmeyecek bir konsere imza attı. Lavarla olarak bizler de sizin için Ankara ayazında saatlerce bekleyerek bu güzel insandan kısa bir röportaj koparabildik.

Selda Bağcan’ın müzik hayatına evde bulunan ve bütün kardeşlerin çaldığı bir mandolinle başladığını bilmeyen yoktur herhalde. Daha çocuk yaştayken abileri tarafından Barış Manço, Cem Karaca gibi isimlerin sahne aldığı bir mekanda müziğini icra etmesi ise gelecek yılların habercisi.  Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliğini kazandıktan sonra yaptığı ilk iki plağının bir milyondan fazla satmasıyla müzisyenlik mesleğini seçmeye karar vermiş.  İlk plağının çıkış hikayesini anlatırken kahkahalara boğuluyor, meğer dönemin müzik piyasası Yahudilerin elindeymiş ve bu yüzden menajeri  “Zelda” ismiyle çıkmasını uygun görmüş.  İstemediğini söylemesine rağmen Trt’de yayımlanan  Mapushanelere Güneş Doğmuyor klibinin çekimlerindeki afişin üstünde “Zelda “ yazısını görünce indirtmiş. “Pek işimize yaradı, millet merak etti “Kim bu acaba” diye dinledi” deyip gülümsüyor.

1980 sonrası siyasi durumundan ötürü yurt dışına çıkan sanatçı Türk Halk Müziği ve  kendine has yorumuyla  adını Avrupa’ya duyurdu. İngiltere’nin en büyük festivallerinden olan Glastonbury Festivali’nde sahne aldı. selda_bigcartel90’lı yılların başında Hollanda ve Danimarka başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi  ve İsrail’de konserler verdi. Amerika’da onun müziğini ve kayıtlarını kullanan şarkıcıların sayısının artması üzerine Times Dergisi, 2008 yılında çıkardığı “Dünya Müziğinde Yaşayan Efsaneler ve Tarihi Şarkıcılar” listesinde Selda Bağcan’a da yer verdi.  Mos Def 2010 Grammy Ödülleri performansında “İnce İnce Bir Kar Yağar” kaydını kullandı.  Bunun izin alınmadan yapılması konusuna ise “Ben memnun oldum, bana ayıp ettiler ama iyi ettiler. Yani hakkım her yerde yendi, bütün dünyada, yani ben protestocu olmayayım da kim olsun?” diyerek kahkaha atıyor.

Böyle önemli bir müzik dehası yuvasına dönünce de binlerce Ankaralı buz gibi havada konser heyecanını yaşadı. Konser saati yaklaştıkça uzayan gişe kuyruğu, akşam  vakti sokaklara taştı. Çekirdekçi, mısırcı abiler, kestane arabaları,  “Yerler çim üşütmeyelim, hasta olmayalım arkadaşlar!”  diye bağırarak gezen minder satıcısı abi, metrelerce uzayan kuyrukta koşturup durdu. Ana kucağında yahut pusette kendilerine şebeklik yapan kocaman insanlara gülücükler saçan bebekler sevildi, Selda Bağcan’ın coşkun sesi duyulmak için beklendi. seldaAkrep ve yelkovan yerini bulunca, birbirlerine sarılmış ısınmaya çalışan insanlar,  kıvırcık saçlı dev kadının sahnede görünmesiyle yerlerinden fırlayıp alkışlarla selamladılar onu. Konser boyunca söylediği türkülerle misafirlerini halaya davet eden sanatçı, kendi besteleriyle de Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihinin altını çizdi. Soma’da ölen madencileri,  şehadet şerbeti içen askerleri, Gezi’de kaybedilen gençleri,  80 İhtilali öncesi ve sonrası kayıplarını konserin her dakikasında andı.  Atatürk’e yazdığı Sarı Saçlım Mavi Gözlüm şarkısını söyledikten sonra amfi “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” nidalarıyla yankılandı.

“Ankara benim için çok güzeldi, hep güzeldi”

Konser sonrası sorularımızı cevapsız bırakmayacağını söyleyen sanatçının yanına girebilmek için uğraşıyoruz. Fotoğraf çektirmek için bekleyen yüzlerce insanı görünce güvenlik görevlileri şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Kapıları aşıp yanına yaklaştıkça, heyecandan terleyen avuç içlerimizde notlarla yanına vardığımızda, sıcacık bir gülümseme görüyoruz. Serenad Bağcan ile yan yana oturmuş gülüşüyorlar. Oluşumumuzu Ankara adına yapmak istediklerimizi aktarıyorum.  “Aaa ne güzel tebrik ederim.” diyerek gülümsüyor. Konser sonrası yorgunluğunun farkında olduğumuzu sadece iki soru sormak istediğimizi söylüyoruz.  Teşekkür ederek kabul ediyor.

Burada büyüyüp, okuduğunuzu biliyoruz ama Ankara Selda Bağcan için ne anlama geliyor bunu bilmiyoruz. Birkaç kelimeyle ifade eder misiniz acaba ?

Ankara benim için çok güzeldi, hep güzeldi. Burada büyüdüm burada okudum. Çocukluğum, gençliğim demek.  Hayallerim demek. İlk aşkım demek. Öyle şeyler söyleyebilirim. Hep sevdim.

Peki ilk plağınız çıktıktan sonra Trt Ankara Radyosu Stüdyo Fm programcısı Yavuz Aydar üç hafta boyunca üst üste sizin plaklarınızı çalıyor. Bu süreçte piyasada plağınız kalmıyor. Olaydan haberiniz yahut kendisiyle bir tanışıklığınız var mı?

Aaa  gerçekten mi hiçbir bilgim yok. Yavuz ne dedin soyadı… Aydar…
Hiç duymadım, o ismi bile duymadım yani. Ama Yaşasın! Çok iyi yani üç hafta demek. Vay be, çok iyi öyleyse. 🙂

Bu arada onunla iletişime geçmemizi isteyip, Ankara için bir şeyler yapmak istediğini söylüyor.  Vedalaşırken fotoğrafımızı çekiyorlar. O kocaman yürekli kadının yanından hayatımız boyunca unutamayacağımız anılar ve suratımızda açan çiçekli gülücüklerle ayrılıyoruz.

<Bu içerik lavarla.com için özgün biçimde hazırlanmıştır ve telif hakları lavarla.com’a aittir.>

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here