“Eğer bir şeyi seviyorsan, onun seni mutsuz da edeceğini bilmen gerekir. Çünkü bu hayatta her zaman mutlu olunmaz, ama sevmekten vazgeçmemelisin çünkü sevilmenin ilk koşuludur sevmek!”
(Yüksel Caddesi simitçisi Selçuk Abi’nin, zeytinli poğaçadan zeytin çıkmadığını söylediğimde verdiği cevap)

Yekta Kopan’ın röportajında okumuşsunuzdur. Ankara’da denizin olmayışını “Haklılar. Ankara’da deniz yok. O yüzden ömrümüz denize değil, birbirimizin gözlerine bakarak geçti” cümlesiyle açıkladı. Ben bu yazıyı okuduğumda iş yerindeydim, yumruk yaptığım elimi havaya kaldırıp istemsizce “goool” diye bağırmışım. Sanki deplasmanda, İzmirspor’a ya da İstanbulspor’a rövaşatayla gol atmış Ankaraspor’un bir taraftarı gibi. Öyleyiz, bu şehri taraf olacak kadar çok seviyoruz. Yaşattığı ve bahşettiği onca güzelliğin ardında mutsuz da oluyoruz. Bu yazıda şehrin hüzünlü zaman dilimlerinden bahsedeceğim.

114 Otobüsünün 23:00’da Filistin Caddesinden Geçtiği Zaman

23:00 bahsi geçen otobüsün son seferidir. Gün boyunca Ankara sokaklarında ralli yapar gibi savrulan otobüs günün o saatlerinde yorulmuştur. Ulus’tan son yolcularını alıp Kırkkonaklar’a doğru yavaş yavaş yol alır. Kırkkonaklar, Ankara’nın eski gecekondu semtlerinden biridir. Eski diyorum çünkü gecekondularının yerinde şimdi 4 ya da 5 katlı, inşaat tozu henüz gitmemiş binalar bulunur. Ancak eski bir alışkanlığı silmek o kadar kolay değildir. Alelade bir ormanın içine saklanmış Şirinler Köyü gibi Kırkkonaklar’ın derinliklerinde de gecekondular sayıca fazladır. 114 otobüsünün 23:00 seferinde bulunan yolcular, bu derinliklerin sakinleridir. Ulus, Sıhhıye ve Kızılay’dan binen sakinler genellikle özel sektörün en özellerinde çalışan, beden gücüyle para kazanan eşimiz dostumuz, kardeşlerimizdir. Bütün günün yorgunluğunu  oturduğu otobüs koltuğunda, ağır ağır kapanan göz kapaklarının altında sergiler.

Otobüsün güzergahı açılımı zor bir paradokstur. İran Caddesi’nden devrilip Filistin Caddesi’nin girişinde belirir, film bundan sonra başlar. Filistin Caddesi, bahsettiğimiz saatlerde tabiri caizse yanıyordur. Ankara’nın en canti caddelerinden biri olan ismiyle tezat Filistin Caddesi, birçok barı, meyhaneyi, diskoyu, ışıl ışıl mekanları bünyesinde barındırır. Saatler 23:00’ı geçtiğinde sanki gün yeni başlıyormuş gibi bir havası vardır. Meyhanelerde kim arar söyle kim arar vefasız olanı kim ararlar yükseldiğinde, ışıl ışıl mekanlarda gözü alan, yanar döner kokteyler diplendiğinde, diskolarda eğlencenin sokaklara taştığı sırada; yorgun 114 otobüsü en az onun kadar yorgun yolcuları ile Filistin Caddesi’ne giriş yapar. Son model arabaların park etme savaşında ufak çaplı oluşan trafikte caddenin bitmesi hayli uzun sürer. İşte hüzün budur. Otobüs camlarından, Fashion Tv’nin yılbaşı özel programını izliyormuş gibi izleyen yolcular, caddenin bitmesini belki günün bitmesinden daha çok istiyorlardır. Çünkü otobüs camının diğer tarafından yolcular da gayet net görülmektedir.

Kocatepe Camii’nden Sabah Ezanı Yükseldiği Zaman

Sabah ezanı, saba makamından okunur. Halk arasında ya da sohbetlerde derbeder makamı olarak bilinir. İnsana dertli, hüzünlü bir duygu sevk ettiği; ezandan sonra yavaş yavaş yükselen güneş kadar gerçektir. Bu güçlü duyguyu Türkiye’de bulunan 84 bin camiinin tamamı her sabah rahatlıkla verir.

Ancak Kocatepe kadar olduğunu sanmıyorum. Kızılay’ın tepesinde, en az Mordor Kulesi kadar görkemli bekler sizi. Her gün ve her koşulda Kızılay’da beliren milyona yakın ayak izini izliyor gibi ancak pek de umurunda değilmiş gibi bekler. Sabah ezanı saatinde, otobüs seferlerinin çoktan bitmiş olması, bahsi geçen milyona yakın insanın renkli rüyalar safhasında olması, gündüz vakti yürümekte zorlandığınız sokaklarda, bir başınıza kalmanıza neden olur. O saatlerde Kızılay’da bulunuyorsanız çok güçlü bir nedeniniz vardır diye düşünüyorum. Büyük bir eğlencenin sonu, orta halli bir günahın ortası ya da bir hüznün başındasınızdır. Bu hüzün Derbeder makamından giriş yapar, önce Konur ve Selanikler’in ikincisine, Kızılırmak’a, Olgunlar’a dolduktan sonra sizi bulur. Asıl amacı namaz kılmaya davet etmek olsa da eski sevgiliyi, kötü giden aile bağlarını, gelecek kaygısını akla getirir.

Aşti Giden Yolcu Peronlarında Beklendiği Zaman

Hareket saati gelen otobüs kaptanlarının dikkatine anonsu ile başlayan hüzün, göz yaşına kadar varabilir. Aşti’nin, şöyle güzel yıkansa geçecek kirli bir havası vardır. Uykulu ve asık suratlı yolcular, bir o kadar mutsuz yastık ve çay satıcılarının arasında insanın kendini iyi hissetmesi hayli güçtür. Ancak asıl darbe sevdiğin bir insanın gitmesi ya da sevdiklerini bırakıp gitmektir. Bu gibi durumlarda, koltuk arkası ekrandan ulaşabileceğiniz Vega-Ankara şarkısından uzak durmanızı tavsiye edebilirim.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here