Ankara. Onun dehlizlerinde dolaşmayanların, onun için “Gri, beton, memur şehri resmen!” dediği Ankara. “Neden seviyorsun?” sorusuna bir türlü cevap verilemeyen, cevap verilse bile nedenin asla tek olmayacağı, anlattıkça çoğalacağı Ankara. Ama bir gün sevgiye dair düzülen bütün nedenler kendi kendini tüketir, Ankara’ya duyulan sevginin böyle bir derdi yok.

+Grileşmiş?
-Palavra.
+Beton şehir?
-Yaşanmışlık var!
+Memurlar?
-E ama Ankara simidi!

En nihayetinde, dilden dile dolanan o griliğin en büyük yıkımı, Ankara’nın gün doğumları ve gün batımlarıyla gerçekleşir. Ağır aksak ‘akşama doğru yürüyüşleri’nin ardından, rüzgârın tene dokundurduğu bir dürtü olarak gelen başımızı göğe çevirme dürtüsü, tam da Ankara’nın dinginliğine göredir; Ankara’nın tepemizde duran gök ile mütemadiyen anlaşması olmuştur.

Kış ayındayız, Ankara’da, soğuğun ortasında tüketilen her yol bir kedere çıkacakmış gibi gelmeye başlar; Ankara her şeyin farkındadır. Sokak tamamlanır, karşıda bütün kararlığıyla bir gök durur:

Gidilen bir tiyatro oyunu çıkışı sonrası, Şinasi Sahnesi’nden Kızılay’a doğru yürünür, kar ince ince yağmaktadır.  Kulakta bir şarkı çalınmaya devam eder, muhtemelen Vega – Ankara ya da içinde Ankara geçen şarkılar. Her şey olağandır, Ankara elindeki bütün kozları oynar. Bu koz zahmetlidir, güzelliği hiç tekrarlanmayacakmış gibi gelir. Bu sahne sona erer, ama sokağın sonunda ulaşılan o evin uzunca bir balkonu, camdan dışarı seyretmeleri vardır:

Günler yüzünü başka bir mevsime döner, çiçeklerin sevgilisi bahar gelmiştir artık. Ama Ankara göğünü hiç kaybetmez, Ankara uslu bir çocuk mudur; bu hiç bilinmez. Ama pamuk şekerini sevdiği besbelli:

Ve yaz gelir, Ankara bir çocuk olmaktan çıkar. Kışın aksine, göğe bir karartı çöker,  Ankara artık sıcaklığıyla kavuran bir şiirdir. Haydar Ergülen, bu şiire şöyle der: “Ankara: Benim şiirim. İstanbul: Herkesin şiiri. İzmir: Bazılarının şiiri.”

Mevsimler değişime zorunludur, yaz meyvelerinin, yüzünü güneşe dönen ayçiçeklerinin yerini kuruyan sonbahar yaprakları alır. Ankara istifini hiç bozmaz, her şey gökyüzünde olağandır, hatta biraz daha fazla çıldırmıştır:

Ve bu şiirin her seferinde tamamlandığını söylerken biz, Ankara kendi satırlarına yeni dizeler yazmaya devam eder. Bu belki bir gök rengiyle, belki bir yağmurla gerçekleşir. Ankara umarsızdır, Ankara bodrum katından çıkan eski bir fotoğraf gibidir; yitirilen bütün insanlar, o fotoğrafta hâlâ hayattadır. En güzel gülüşler o fotoğrafta sabitlenmiştir, herkes, kıymetli bir anının ortaklığındadır. Bundan sonra her şey, gelip Ankara’da durur.

“Ankara, ben sana göreyim, gitme başımdan.”

Beni sarıp sarmaladığın için teşekkürler, Ankara.

Lefèvre

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here