<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emrah Akbaş, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/emrahakbas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/emrahakbas/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 09:10:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Emrah Akbaş, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/emrahakbas/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Seda Türkmen’le &#8216;Kutsal&#8217; üzerine: Bağlarımız kutsal mı yoksa birer dayatma mı?</title>
		<link>https://lavarla.com/seda-turkmenle-kutsal-uzerine-baglarimiz-kutsal-mi-yoksa-birer-dayatma-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:09:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal]]></category>
		<category><![CDATA[Seda Türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140464</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Toplumun “kutsal” diye işaret ettiği kavramlar gerçekten dokunulmaz mı yoksa en çok onların içi mi boşaltılıyor? Seda Türkmen, Kutsal oyunuyla tam da bu sorunun ortasına cesurca dalıyor. Annelik, kadınlık ve birey olma hâli arasında sıkışan bir karakter üzerinden ilerleyen oyun; seyirciyi rahatsız etmekten çok, zaten içinde yaşadığı gerçeklikle yan yana getiriyor. Seda Türkmen’le yaptığımız bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/seda-turkmenle-kutsal-uzerine-baglarimiz-kutsal-mi-yoksa-birer-dayatma-mi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Seda Türkmen’le &#8216;Kutsal&#8217; üzerine: Bağlarımız kutsal mı yoksa birer dayatma mı?&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumun “kutsal” diye işaret ettiği kavramlar gerçekten dokunulmaz mı yoksa en çok onların içi mi boşaltılıyor? Seda Türkmen, <em>Kutsal</em> oyunuyla tam da bu sorunun ortasına cesurca dalıyor. Annelik, kadınlık ve birey olma hâli arasında sıkışan bir karakter üzerinden ilerleyen oyun; seyirciyi rahatsız etmekten çok, zaten içinde yaşadığı gerçeklikle yan yana getiriyor. Seda Türkmen’le yaptığımız bu söyleşide, hem oyunun katmanlarını hem de “kutsal” kavramının görünmeyen yüzünü konuşuyoruz.</p>
<p><strong>Seda nasılsın? Bu aralar ruh halini hangi şarkı ve kitap alıntısı özetler?</strong></p>
<p>Johann Hari’nin <em>Kaybolan Bağlar</em> kitabında sorulan sorudayım. Diyor ki, “Biz yanlış soruyoruz. Kafanın içinde ne var, diye soruyoruz. Halbuki doğru soru şu: Kafan neyin içinde?&#8221; Kafamın içinde olduğu “şey” sebebiyle kendimi pek iyi hissettiğim söylenemez fakat kolektife güveniyorum. Umarım içinde olduğumuz şeyi sağlığına kavuşturacağız.</p>
<p><strong>Seninle bugün <em>Kutsal</em> üzerine konuşmak istedim. Hatta öncelikle kutsallık kavramı üzerine. Anneliğin kutsallığı hakkında ne düşünüyorsun? Sence bu oyunda “kutsal” olan ne?</strong></p>
<p>Oyun, toplum tarafından bize dayatılan “kutsal” olanın, yine aynı toplum tarafından nasıl hiçe sayıldığını gösteriyor. Anne olana “cennet” vadediyor ama aynı anneyi kendi kurallarıyla ayaklar altına alıyor. Her bebek doğuran, evet, annedir ama her bebek doğuran kutsal mıdır? Kutsallık hak mı edilmelidir?</p>
<p>Bilmiyorum, bu soruları ben de soruyorum. Benim fikrim ise şu; kutsal olan, anne ve çocuk arasındaki o müthiş görünmez bağ. Dokunulmaz ve sorgulanamaz olan tek şey. Oyunda da hayatta da&#8230;</p>
<p><strong>Metin, okuduğun anda sende nasıl bir his bıraktı? Sana bu projeye “evet” dedirten neydi?</strong></p>
<p>Perişan oldum. Nina’ya üzüldüğüm için değil, önce sisteme öfkelendiğim için. Oyundan etkilenmen için illa bir çocuk doğurmuş olman gerekmiyor. Ben önce evlat olmak üzerinden okudum metni. Bugün bu oyunun sonucu olarak “annemi daha iyi anlıyorum” diyorum. Oyunla temas ettikçe aslında onun “önce insan” olma haliyle daha çok ilgilenir oldum.</p>
<h2>&#8220;Biz bu oyundan seyirciyle el ele çıkıyoruz&#8221;</h2>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140469 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/kutsal.jpg" alt="" width="800" height="533" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/kutsal.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/kutsal-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/kutsal-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong><em>Kutsal</em></strong><strong> ne anlatıyor? Bana biraz oyundan bahseder misin?</strong></p>
<p>Oyun aslında birçok yerden okunabilir. Benim en çok ilgilendiğim yeri ise toplum tarafından sadece annelik kimliğiyle var edilen ve bunun üzerinden baskılanan bir kadının yine aynı toplum tarafından o kimliğinin de elinden alındığı bir kabus.</p>
<p><strong>Ebeveynlerin, özellikle annelerin empati yapabildiği başarılı bir iş. Metin, seyirciyi rahatsız eden mi yoksa yüzleştiren bir yerden mi konuşuyor?</strong></p>
<p>Seyirci rahatsız olmuyor ve şöyle diyeyim aslında yüzleşmiyor da. Çünkü özellikle kadınlardan bahsediyorum zaten en büyük mücadeleleri bu. Her gün bu baskıya uyanıyorlar. Her gün neyi, nasıl yanlış yaptıkları üzerinden suçlanıyor, her gün sevdikleriyle tehdit ediliyor, her gün yargılanıyorlar. İşin daha sinir bozucu yanı ise bunun hakkında tek kelime dahi edemiyorlar çünkü &#8220;ayıp!&#8221; Biz bu oyundan seyirciyle el ele çıkıyoruz. Seyirci anlaşılmanın, yalnız olmadığının ferahlığı ve daha kolektif olmak ve susmamak gerektiğinin farkındalığıyla çıkıyor.</p>
<p><strong>Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiğini çok merak ediyorum. Nelerden beslendin? Seni duygusal yük mü daha çok zorladı yoksa metnin dinamizmi mi?</strong></p>
<p>Duygu ve beden aslında birbirinden bağımsız değil. Doğru noktaya değindiğinde, söylediğin kelimeyi gerçekten anladığında, neye temas etmek istediğine karar verdiğinde aslında günün sonunda büyük haz alıyorsun. Bir şeyin gerçekleşme halini gerçeğe en yakın şekilde savunduğunda ve bunu neden yaptığını tüm samimiyetinle anlattığında zaten oyunun kendisi oluyorsun. Bunun içinde parçalara ayrılmak da var, tüm organlarının yer değiştirmiş olduğu hissi de. Fakat bittiğinde tekrar Seda ve tek parçasın.</p>
<p><strong><em>Kutsal</em>, bugünün seyircisine ne söylüyor sence?</strong></p>
<p>Yalnız değilsin.</p>
<h2>&#8220;Kadın, en yüksek ve en kudretli haliyle var ve direnmeye devam edecek&#8221;</h2>
<p><strong>Sana bu oyun kişisel olarak ne öğretti? Ve seyircilerin salondan ayrılırken hangi duyguyla ayrılmasını istersin?</strong></p>
<p>Sanırım bu sistem ve üzerimizde yarattığı bu korkunç baskı, bizi sindiremese de hepimizin aklıyla ve sağlığıyla oynamaya çalışıyor. Biz direndikçe daha çok saçmalıyor. Kadın, en yüksek ve en kudretli haliyle var ve direnmeye devam edecek. Kaç kimliği olursa olsun, ister eş ister anne ister ister evlat, önce kendine sahip çıkmalı ve kendini anlamalı. Ve bu anlama haliyle kolektif olmalı. Seyircinin hem en vahşi hem de en şefkatli yanını yan yana koyabildiği bir yerde kalmasını diliyorum.</p>
<p><strong>9 Nisan’da Ankara MEB Şura Sahnesi’nde seyirciyle buluşacaksınız. Ankara seyircisi senin gözünde nasıldır?</strong></p>
<p>Ankara seyircisi en güvendiğim ama aynı zamanda en çekindiğim seyirci. Yalan söylersen anlar, ambalaj sevmez, gerçekle ilgilenir. Bu yüzden iyi ya da kötü nasıl bir yorum gelirse gelsin, başımın üstündeler.</p>
<p><strong>Sezonda 200’den fazla oyun var. Neden <em>Kutsal</em>’a gelsinler?</strong></p>
<p>Mümkünse gidebildikleri her oyuna gitsinler. Maalesef özellikle İstanbul’da tiyatro biletleri kapitalin kurbanı olmak üzere. Özellikle küçük sahnelerin ve gezici tiyatroların seyirciye çok ihtiyacı var. <em>Kutsal</em>’a gelmek için bence çok sebepleri var ama bu durumda kendimizi ön plana çıkaramayacağım. Seyirciye her yerde ve herkesin ihtiyacı var.</p>
<p><strong>Son olarak, neredeyse 20 yıldır sektörün içindesin. Bu mesleği yapmak isteyenler için bir önerin var mı?</strong></p>
<p>Mesleği gerçekten anlamalarını isterim. Küçücük bir şeyi gerçekten anlamak, hakkını vermek büyük özveri ve emek ister. Tiyatro için de aynı şeyi söyleyebilirim. Bir yaşama biçimi olarak tiyatro, büyük sorumluluk. Bunun farkında olmalarını ve bunu bir şov ya da bir eğlenceye dönüştürmeden bilinç ve sorumluluk alarak sahiplenmelerini dilerim.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/seda-turkmenle-kutsal-uzerine-baglarimiz-kutsal-mi-yoksa-birer-dayatma-mi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Seda Türkmen’le &#8216;Kutsal&#8217; üzerine: Bağlarımız kutsal mı yoksa birer dayatma mı?&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakan Emre Ünal: &#8216;Normalden biraz fazla çalışıyor, kılı kırk yarıyoruz&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/hakan-emre-unal-normalden-biraz-fazla-calisiyor-kili-kirk-yariyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 13:57:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[En Sevdiğinden Başla]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Emre Ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Nezaket Erden]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgili Arsız Ölüm Dirmit]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Hemhal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140310</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yönetmenlik, yazarlık ve oyunculuğu aynı potada eriten bir isim Hakan Emre Ünal. Bu sezon sahneleri kasıp kavuran En Sevdiğinden Başla, iki anti kahramanın kendileri, birbirleri ve sektörle verdikleri mücadeleyi anlatırken aslında hepimizin gündelik hayatına dokunuyor. Hakan Emre Ünal ile bağımsız tiyatroda üretmenin zorluklarını, turne yollarını ve “kill your darlings” fikrinin hem sanatta hem hayatta ne [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hakan-emre-unal-normalden-biraz-fazla-calisiyor-kili-kirk-yariyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Hakan Emre Ünal: &#8216;Normalden biraz fazla çalışıyor, kılı kırk yarıyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmenlik, yazarlık ve oyunculuğu aynı potada eriten bir isim Hakan Emre Ünal. Bu sezon sahneleri kasıp kavuran <em>En Sevdiğinden Başla</em>, iki anti kahramanın kendileri, birbirleri ve sektörle verdikleri mücadeleyi anlatırken aslında hepimizin gündelik hayatına dokunuyor.</p>
<p>Hakan Emre Ünal ile bağımsız tiyatroda üretmenin zorluklarını, turne yollarını ve “kill your darlings” fikrinin hem sanatta hem hayatta ne anlama geldiğini konuştuk. Ortaya, çok çalışmanın, inat etmenin ve en çok da oynamaya devam etmenin hikayesi çıktı.</p>
<figure style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" src="https://tiyatrolar.com.tr/files/activity/e/en-sevdiginden-basla/gallery/32538/en-sevdiginden-basla-32538.jpg" alt="" width="800" height="600" /><figcaption class="wp-caption-text"><em>En Sevdiğinden Başla</em>. Fotoğraf: Rıdvan Öngördü</figcaption></figure>
<h2>&#8220;Yazdığın şeyin daha iyi olmasını istiyorsan en sevdiğin bölümleri atarak başla derler&#8221;</h2>
<p><strong>Emre selam, nasılsın? Bu aralar ruh halini hangi kelime ya da cümle özetler?</strong></p>
<p>İçimde yanan bir şey var!</p>
<p><strong>Öncelikle bu sezon sahneleri kasıp kavuran oyunundan başlamak isterim: <em>En Sevdiğinden Başla</em>. Bana göre sezonun en iyi beş oyunundan biri. Neden bu kadar sevildi bu oyun?</strong></p>
<p>O zaman ben de öncelikle teşekkür edeyim görüşlerin için. Çok çalıştık. Normalden biraz fazla çalışıyor, kılı kırk yarıyoruz. Sonrasında Nezaket ve Selen gibi iki yaratıcı yazarla beraber yazdık oyunu. Sahnede doğaçlayarak, masa başında yazarak saatlerce, günlerce&#8230; Bir işe başladım mı benim için öyle oluyor, sadece o iş var. Çevremdekileri de bu hisse sürüklüyorum. Onlar da sağ olsunlar benim gibi, bazen benden de daha çok deliriyorlar. Üretim ekibimizde Büke Erkoç ve Elif Aydın gibi alanlarında çok iyi isimler de vardı bu arada. Alanları ne diye sorarsan, her işi yapıyorlar diyebilirim. Öyle yetenekliler. Biz bu beşli 6-7 ay çalıştık. Son iki ayda Barkın Sarp dahil oldu. Toplam 107 prova almışız. Zaten görüşmediğimiz zamanlarda da ödevlerimiz vardı. Manyaklık ya! Şunu da eklemek gerek: Çok çalışmak bir maharet değil, bazen hatta bir araz ama biz üreten ekip olarak bunu benimsemişiz.</p>
<p>Bana göre oyun, iki ana karakterin (iki anti kahramanın) kendi yollarında kendilerini var edebilme mücadelelerini anlatıyor. İki oyun, iki ana karakter aynı oyunda çarpışıyor. Kendileriyle mücadeleleri, sektörle mücadeleleri, birbirleriyle mücadeleleri… Bu üç mesele, aslında herkesin hayatında yaşadığı mücadeleler. Seyircinin karakterlerle bağ kurması ve kendini onların yerine koyması çok zor olmuyor sanırım.</p>
<p><strong><em>En sevdiğinden Başla</em></strong><strong>’nın yolculuğundan bahseder misin? Adı <em>Kill Your Darlings</em>’ten mi geliyor? Nasıl bir ekibin ürünü oldu?</strong></p>
<p>Çift anlamlı aslında. Hem yazarlık katmanını hem de hayat katmanını karşılayan bir terim oyun içinde <em>En Sevdiğinden Başla</em>. Yazdığın şeyin daha iyi olmasını istiyorsan en sevdiğin bölümleri atarak başla derler. <em>Kill your darling(s)</em>. Leyla ve Ömer de aslında hayatla daha sağlıklı bir ilişki kurmak için birbirlerinden başlamalılar belki de. Ama hem yazarlık hem hayat için bu, gerçekleştirmesi çok zor bir şey.</p>
<p><strong><em>N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali</em></strong><strong> tek kişilik performans sergilediğin bir oyun. Ekip oyunlarında mı daha rahat hissedersin, yoksa tek kişilik performans gösterdiğin bir oyunda mı?</strong></p>
<p>Valla hepsinde rahat hissediyorum. Anlatı, karakter anlatısı, seyirciyle anda kurulan ilişki, mekan ile oyuncu ilişkisi benim yüksek lisans araştırma projemin temel çıkış noktalarıydı. <em>Trom </em>(eski bitirme proje oyunum), <em>Sevgili Arsız Ölüm Dirmit</em>, <em>Herkes Kocama Benziyor</em>, <em>BenDeniz</em>, <em>Mahallemiz</em> <em>Eşrafından</em>, <em>Yusuf Umut</em> hep bu araştırmanın ürünleri. Ama <em>Tırnak İçinde Hizmetçiler</em>, <em>En Sevdiğinden Başla</em> gibi dramatik yapının anlatının önüne geçtiği oyunları da seviyorum. Yapabildiğimce her türlü şeyi yapmak isterim.</p>
<p><strong>Yönetmen, yazar, oyuncu… Üçü de birbirinden farklı bir alan olmasına rağmen üçünde de yer alıyorsun. Seni neler zorluyor? Ya da nelerin üstesinden kolaylıkla geliyorsun?</strong></p>
<p>Üçünü aynı anda yapınca kimlikler karışıyor. Özellikle filmlerde başka yönetmenlerin oyunlarında oynarken iyi oynamak için sahnede yönetmen ve yazar kimliğini bırakman ya da unutman gerekiyor. Kendini serbest bırakmalısın. Yoksa oynayamazsın. Ama kendim bir şey üretiyorsam bu bahsettiğim dezavantaj bir avantaja dönüşüyor; yönettiğimde oyuncunun dilini, yazarın dilini biliyorum, onların zorlandıkları halleri anlıyor, empati kuruyorum. Oynama, yazma ve yönetme paralel gittiği için sahneyi üretirken nereye gitmesi gerektiğini biliyorum, ona göre ilerletiyorum çalışmayı. Özellikle kendimde, oynadığım metinleri üretirken ve yönetirken çok büyük rahatlık ve avantaj.</p>
<p><strong>Kendine ait reji tarzını da sahnelediğin oyunlardan anlayabiliyorum. Yönetmenlik senin hayatının neresinde?</strong></p>
<p>Bana göre yönetmenlik, insanları bir fikir etrafında toparlayıp onları o heyecana ortak edebilme ve birlikte üretme becerisidir. Bu içsel bir yerden geliyor. Bu meziyetin benim içimde olduğunu deneyimleyerek anladım. İlk tiyatroya başladığımda birden kendimi bir oyun yönetirken buldum. Neden bilmiyorum. Aslında yönetmen olarak daha fazla imkanım olsa neler yapacağımı görmek istiyorum. Bazı hayallerim var. Bakalım.</p>
<figure id="attachment_140329" aria-describedby="caption-attachment-140329" style="width: 1708px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-140329 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-scaled.jpeg" alt="" width="1708" height="2560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-scaled.jpeg 1708w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-200x300.jpeg 200w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-683x1024.jpeg 683w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-768x1151.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-1025x1536.jpeg 1025w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-02-at-15.16.32-1366x2048.jpeg 1366w" sizes="(max-width: 1708px) 100vw, 1708px" /><figcaption id="caption-attachment-140329" class="wp-caption-text"><em>N&#8217;olcak Bu Yusuf Umut&#8217;un Hali</em></figcaption></figure>
<h2>&#8220;Bugün tiyatronun en büyük meselesi yeteri kadar değer görmemesi&#8221;</h2>
<p><strong>Biraz da bağımsız tiyatroların durumlarını konuşmak isterim. Tiyatro Hemhâl bağımsız bir topluluk. Tiyatro ekiplerinin de sorunları malum. Kira, nakliye, kaşe… Bu durumlarla nasıl başa çıkıyorsunuz? Geleceğini nasıl görüyorsun? Sence bugün tiyatronun en büyük meselesi ne?</strong></p>
<p>Bu çok zor ve kapsamlı yanıtlanması gereken bir soru. Anlatmaya sayfalar yetmez. Biz bunları engel olarak kabul ediyoruz. Ve bu engellerin bizi teşvik ettiği yerden üretiyoruz. Rahat hareket edebilir oyunlar, hikaye ve oyunculuğu ön plana çıkardığımız yapılar kuruyoruz.</p>
<p>Bu ülkede bir şey üretmek zor, onu sürdürebilmek daha zor. Bugün tiyatronun en büyük meselesi yeteri kadar değer görmemesi. Para kazanamıyorsun, zamanını veriyorsun, değer görmüyorsun. Sürekli yenildiğini, haksızlığa uğradığını düşünüyorsun. Bir şeyler başardığında, sık oynadığında bu his başka bir şeye dönüşüyor. Öte yandan dizi yapımcıları, eğer oralarda oynamak istiyorsan tiyatro yapma diyorlar. Kibarca değil. Açık açık! Bu ikilemde genç insanlar varlarını yoklarını koyarak üretmeye çalışıyor. Tiyatro yapmak bir mücadele, hem kendini var etme mücadelesi hem de hayatla verdiğin bir mücadele. Hatta sektöre karşı verdiğin bir mücadele. İnşallah oyuncular, üretenler bu zorlukların üzerinden gelecekler. Beni, çoğu genç insanın kendi ekiplerini, tiyatrolarını kurmaları ve inadına mücadele etmeleri çok mutlu ediyor.</p>
<p><strong>Yaptığınız işlerde tiyatro seyircisini yakalıyorsunuz. Seyircinin neleri seveceğini, neleri sevmeyeceğini biliyorsunuz. Gündemi takip etmek mi olay ya da bunun bir sırrı var mı?</strong></p>
<p>Vallahi inan bilmiyorum. Sezgisel bir yerden yapıyorum, yapıyoruz yaptığım(ız) şeyi, dediğim gibi çok çalışıyoruz. Karşılık bulması ne mutlu. Ama inan bir sır varsa da o sır ne bilmiyorum.</p>
<p><strong>Çok turne yapan da bir ekipsiniz. Neredeyse her noktaya, her tiyatrosevere ulaşmaya çalışıyorsunuz. Neden böyle bir planlama yapıyorsunuz? Anadolu’da karşılığı var mı?</strong></p>
<p>Bir iş iyiyse herkes bir yerinden yakalıyor. Ve bir oyunu ürettiğimizde onu olabildiğince farklı insanla buluşturmak istiyoruz. Bunun için zaman yaratıyoruz. Birçok şeyden de feragat ediyoruz. Ama kendi adıma çok mutluyum, ekip de öyle.</p>
<p><strong>Son olarak, Hakan Emre’nin tiyatroda ulaşmak istediği en büyük hedef ne? </strong></p>
<p>Üretebildiğimce üretmeye devam etmek. Bulunduğumuz yeri korumak. Birçok insana alan açabilmek. İlham vermek, ilham almak. Teşvik etmek. Bol bol yeni metinler üretmek. Oynamak, oynamak, oynamak.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hakan-emre-unal-normalden-biraz-fazla-calisiyor-kili-kirk-yariyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Hakan Emre Ünal: &#8216;Normalden biraz fazla çalışıyor, kılı kırk yarıyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih Koyunoğlu ile &#8216;Şebbaz&#8217; üzerine: &#8216;Bu toprakların hikayelerini kurcalamayı seviyoruz&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/fatih-koyunoglu-ile-sebbaz-uzerine-bu-topraklarin-hikayelerini-kurcalamayi-seviyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 08:07:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[fatih koyunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[şebbaz]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140250</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Karagöz’ün gölgesinden bugünün hikayesine uzanan Şebbaz, Tiyatro Hayali’nin bu sezon seyirciyle buluşturduğu en çarpıcı işlerden. Aynı ustanın yanında yetişmiş iki arkadaşın yollarının ayrılmasını anlatan oyun, “Biz ne ara bu kadar uzaklaştık?” sorusunu sahneden seyirciye fısıldayarak soruyor. Şebbaz’ın yolculuğunu, oyuncularından Fatih Koyunoğlu’yla konuştuk. Tiyatro Hayali her sezon yeni bir oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu sezon da [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/fatih-koyunoglu-ile-sebbaz-uzerine-bu-topraklarin-hikayelerini-kurcalamayi-seviyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Fatih Koyunoğlu ile &#8216;Şebbaz&#8217; üzerine: &#8216;Bu toprakların hikayelerini kurcalamayı seviyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karagöz’ün gölgesinden bugünün hikayesine uzanan <em>Şebbaz</em>, Tiyatro Hayali’nin bu sezon seyirciyle buluşturduğu en çarpıcı işlerden. Aynı ustanın yanında yetişmiş iki arkadaşın yollarının ayrılmasını anlatan oyun, “Biz ne ara bu kadar uzaklaştık?” sorusunu sahneden seyirciye fısıldayarak soruyor. <em>Şebbaz</em>’ın yolculuğunu, oyuncularından Fatih Koyunoğlu’yla konuştuk.</p>
<p><strong>Tiyatro Hayali</strong><strong> her sezon yeni bir oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu sezon da bizi <em>Şebbaz</em>’la buluşturdu. Oyuna giden yolu konuşalım isterim. Nasıl gelişti süreç?</strong></p>
<p>Kasım 2024&#8217;te Antalya turnesinde &#8220;Karagöz-Hacivat&#8221; diye not almışım. Bizim adımız Hayali. Biraz da arkeoloji seven bir tiyatroyuz; kazı yapmayı, bu toprakların hikayelerini kurcalamayı seviyoruz. Hemen Erdem Akakçe’yle paylaştım. Ahmet Sami Özbudak’a gittik. Sonra yönetmen Emrah Eren’le konuştuk. Sami, bir iki ay bu konu üzerine çalıştı. Süreç bambaşka bir hikayeye evrildi. Üç-dört versiyon deneyip şimdiki <em>Şebbaz’</em>ın hikayesine döndük. Biz hikayeye, arkadaşlarımızla kafa yoruyoruz. Süreçte başka serüvene dönüşüyor. Egosu çok yüksek olmayan yazar ve yönetmenle çalışmak büyük bir konfor alanı sağlıyor.</p>
<p><strong>Sizin <em>Şebbaz</em>’la beraber mevcutta dört oyununuz oldu. Nasıl yetişiyorsunuz hepsine?</strong></p>
<p>Sevdiğim bir söz var: &#8220;Ne zaman aşk biter o zaman yorulur insan.&#8221; Yıldız Kenter de şöyle derdi: &#8220;Biz tiyatrocular çalışarak yorulur, çalışarak dinlenirler<em>.&#8221; </em>Ben zaten konservatuvar ikinci sınıftayken Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. Bana formasyon böyle yüklendi. Böyle hocalardan. Onların da nasıl yetiştiğini görerek. Turnelerden gelirlerdi sabahın köründe çakı gibi karşımızdalardı. Sistem böyle yüklendiği için de üstesinden gelebiliyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://tiyatrolar.com.tr/files/activity/s/sebbaz/gallery/33526/sebbaz-33526.jpg" /></p>
<p><strong><em>Şebbaz</em></strong><strong>’ın kelime anlamı nedir? Ve oyun ne anlatıyor? </strong></p>
<p>“Şeb” gece demek “Şebbaz” da gececi/geceyi oynatan diyebiliriz. Burada &#8220;Karagöz oynatan kişi&#8221; manasında kullanılmış. Oyun, aynı mahallede büyümüş, aynı çorbaya kaşık sallanmış, aynı Karagöz ustasının yanında yetişmiş ve çırak olmuş Mehmet ve Turna’nın öyküsünü anlatıyor.</p>
<p>Karagöz-Hacivat aslında iki farklı kesimi temsil eder. Bizim oyunda da Mehmet ve Turna, ülkedeki siyasi olaylardan etkilenen farklı iki kişi. Birbirlerine neden düşman olduklarını tam da kestiremeden düşman olmuşlar. Başlarındaki bir beladan kaçarken de geçmişleriyle yüzleşiyorlar. Hikaye, güncelle büyük paralellik kuruyor. Aynı ailede yetişip birbiriyle konuşmayan kuzenler, aile fertleri gibi ikiye ayrılmış bir topluma mizahla, hicivle, kuklayla ve gölgeyle ayna tutmaya çalışan bir oyun. Tarzı da tavrı da değişik. Ben böyle bir oyunda daha önce oynamamıştım. Son derece matematiği olan, oynaması hiç kolay olmayan bir iş. Seyircide de karşılık buldu. İçimize sinen bir iş oldu.</p>
<p><strong>Tiyatro Hayali’nin seçtiği metinlerde nostaljiyi ve geleneği ön planda görüyoruz. Bu metinleri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? </strong></p>
<p>Geleneksel tiyatromuzun kültüründe olan gölge oyunu, orta oyunu gibi enstrümanların hepsini farklı şekilde oyunlarımızda kullanmaya dikkat ediyoruz. Güncelledeki dertle de ilgileniyoruz. Gelenekselle ve modern olanın iç içe olmasını önemsiyoruz. Hem tasarımın hem biçimin birbirini tutmasına, bu toprakların hikayesinin bizden olmasına özen gösteriyoruz.</p>
<p><strong>Yıllarca beraber çalışan iki dostun yollarının tekrar kesiştiği bir oyun <em>Şebbaz</em>. Sizce bu hikayenin bugünün seyircisine söylediği en temel şey nedir?</strong></p>
<p>Hayatında ilk defa Karagöz-Hacivat’ı bizim tiyatromuzdan izlemiş olan hatırı sayılır sayıda tiyatro seyircisine ulaşıyor. İlk defa bizden izleyen seyirciler var. &#8220;Biz ne ara ayrı düştük, aynı sokakta beraberdik, bir özür dilesek her şeyi halledebilir miyiz?&#8221; diye sorguluyor.</p>
<p><strong><em>Şebbaz</em></strong><strong> hem güldüren hem de düşündüren bir oyun. Seyircinin oyundan çıkarken hangi duyguyla ayrılmasını istersiniz?</strong></p>
<p>Bizim her oyunumuzda amaçladığımız, yapılan her işe saygı duyulsun. Övünmek gibi olmasın ama gerçekten böyle oluyor. Sahnede çalışılmış, hesaplı kitaplı bir iş var. Seyircimize de kendi mesleğimize de saygı duyuyoruz. <em>Şebbaz</em> özelinde de hem herkes kendi yaşadığı mahalleyi, aileleri hatırlıyor hem de unuttuğumuz Karagöz’ü yaşıyor. Duygulara hitap eden, gülmecesi bol bir oyundan çıkıyor.</p>
<p><strong>Oyunun temposu yüksek, enerjisi etkili. Platformun aktif kullanıldığı bir dekor. Bu oyunda sizi en çok ne zorluyor?</strong></p>
<p>Bizim oyunlarda ne kadar prova yaparsan yap oyun temposunu yakalarken zorlanıyoruz. Ama oynadıkça zorlama kalmıyor. Lezzet aldığımız bir hale dönüştü. Perde arkasında da iki hayalimiz var. Onlar sadece dekorun bir tık arkasındalar. Bizim kadar arkada da onların trafiği var. Onların da işleri kolay değil. Çağatay Tok ve Aytek Önal bize eşlik ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://tiyatrolar.com.tr/files/activity/s/sebbaz/gallery/33531/sebbaz-33531.jpg" /></p>
<p><strong>Erdem Akakçe’yle yıllardır beraber çalışıyorsunuz. Birbirini tanıyan iki arkadaşın sahnede olmasının avantajları nedir?</strong></p>
<p>Bir sürü avantajı var. Bir kere, prova döneminde çok daha kısa zamanda yol alabiliyoruz çünkü birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Sahne üzerinde oyun oynarken kaşımızdan gözümüzden birbirimizi yakalıyoruz. Ben sırtımı Erdem’e sorgusuz sualsiz yaslarım. Zorda kalsam bilirim ki bana oradan bir simit atacak ve denizde boğulmayacağım.</p>
<p><strong>Çok turne de yapan bir ekipsiniz. 8 Şubat’ta Ankara’dasınız. Ankara seyircisi nasıldır sizin gözünüzde?</strong></p>
<p>Ankara seyircisi bizim için sınav niteliğinde. Bir kere tiyatro kültürü olan bir şehir. Popülist olana pabuç bırakan bir şehir değil. Ankara seyircisi, üzerine düşünülmüş taşınılmış, hesaplı kitaplı bir oyun ister. Metni takip eder. Güçlü bir metin ister. <em>Şebbaz</em> daha önce Ankara’da  seyirciyle çok iyi kucaklaştı. Biz her sene yeni oyun çıkardığımızda Ankara oyunlarından geçer not aldıysak demek ki olmuş deriz.</p>
<hr />
<p>Fotoğraflar: Ozan Güzelce</p>
<p><a href="https://lavarla.com/fatih-koyunoglu-ile-sebbaz-uzerine-bu-topraklarin-hikayelerini-kurcalamayi-seviyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Fatih Koyunoğlu ile &#8216;Şebbaz&#8217; üzerine: &#8216;Bu toprakların hikayelerini kurcalamayı seviyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aslı İnandık: &#8216;Aile, hayatta tutunabildiğin ilk yer ama aynı zamanda en derin yaraların da kaynağı&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/asli-inandik-aile-hayatta-tutunabildigin-ilk-yer-ama-ayni-zamanda-en-derin-yaralarin-da-kaynagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 07:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı İnandık]]></category>
		<category><![CDATA[Fora]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Tiyatro Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[MEB Şura Salonu]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140104</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>2025 onun için küllerinden doğuş senesi oldu. Hem çello çalmaya yeniden başladı hem yeni şehirler gördü hem de sahnede ve sinemada adından söz ettirdi: Aslı İnandık’tan bahsediyorum. MEB Şura Sahnesi’ne 14 yaşındayken orkestrayla konsere çıkan Aslı, 20 sene sonra 27-28 Ocak tarihlerinde aynı sahneye bu kez yeni oyunu Fora ile çıkacak. Oyuncu Aslı İnandık’la yeni [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/asli-inandik-aile-hayatta-tutunabildigin-ilk-yer-ama-ayni-zamanda-en-derin-yaralarin-da-kaynagi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Aslı İnandık: &#8216;Aile, hayatta tutunabildiğin ilk yer ama aynı zamanda en derin yaraların da kaynağı&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2025 onun için küllerinden doğuş senesi oldu. Hem çello çalmaya yeniden başladı hem yeni şehirler gördü hem de sahnede ve sinemada adından söz ettirdi: Aslı İnandık’tan bahsediyorum. MEB Şura Sahnesi’ne 14 yaşındayken orkestrayla konsere çıkan Aslı, 20 sene sonra 27-28 Ocak tarihlerinde aynı sahneye bu kez yeni oyunu <em>Fora </em>ile çıkacak. Oyuncu Aslı İnandık’la yeni oyunu üzerine konuştuk.</p>
<p><strong>Aslı, nasılsın? Bu aralar ruh halini en iyi hangi kelime özetler?</strong></p>
<p>Emrah, iyiyim diyeyim. Bu aralar ruh halimi özetleyebilecek bir kelime bulamadım ama şöyle bir cümleyle özetleyeyim; elimizden geldiğince yaşıyoruz, akıp gidiyor hayat bizim kontrolümüz olmadan, o kadar.</p>
<p><strong>Nasıl geçti 2025 yılı senin için? <em>Vision board</em>’un (ya da planlarının) ne kadarını gerçekleştirdin?</strong></p>
<p>Kişisel hayatıma bakınca, aslında fena bir sene değildi 2025. Benim için bir küllerinden doğuş senesiydi diyebilirim. Bir kere, kendime çok vakit ayırdım bu sene, 15 sene profesyonel olarak çaldığım çelloyu yeniden çalışmaya başladım, yeniden kitap okuma alışkanlığı kazandım, yeni ülkeler hatta yeni okyanusaşırı ülkeler ve yeni şehirler gördüm. Bir yeni oyun provası ve oyunumuzun farklı salonlarda temsili. Filmimiz <em>Sahibinden Rahmet</em> de festivallerde oldukça ilgi gördü. Yani elbette benim hayallerim ve planlarım bu kadar değildi ama bir sene için bu kadarı bana yetti.</p>
<p><strong>2025 yılındaki işlerinin biri de 29. İstanbul Tiyatro Festivali’yle prömiyer yapan <em>Fora</em>. Oyunla yolun nasıl kesişti?</strong></p>
<p>Nisan Ceren, uzun süredir çalışmak istediğim bir yapımcıydı. Bir gün beni aradı ve oyundan bahsetti, beni Cemre karakteri için düşündüklerini söyledi, çok ilgimi çekti. Oyunu okudum, Hikmet Hükümenoğlu’nun kalemini çok sevdim ve dahil olmak istediğimi söyledim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140105 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6.jpg" alt="" width="2200" height="1466" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6.jpg 2200w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6-1024x682.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6-1536x1024.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/fora6-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2200px) 100vw, 2200px" /></p>
<p><strong>Güçlü bir oyuncu kadrosu barındıran <em>Fora</em> ne anlatıyor? Biraz oyundan bahseder misin?</strong></p>
<p><em>Fora</em>, bir aile yemeği etrafında şekillenen ama aslında hepimizin kendi arka bahçesinden bildiği daha büyük bir alanı açıyor: Aile dediğimiz yapının içinde bastırılanlar, söylenemeyenler, ertelenmiş yüzleşmeler, yaralar, iç içe geçmiş ilişkiler, sınır konamamış yerler…</p>
<p>Masanın etrafında toplanan aile, yalnızca aile rollerini değil; hayatta aldıkları pozisyonları, kaçtıkları gerçekleri ve birbirlerine karşı kurdukları güç ilişkilerini de ortaya koyuyor. Tabii biz bu aileyi, o aileden olmayan bir “öteki” gözünden de izliyoruz. Yani ailenin küçük oğlunun yeni kız arkadaşı Banu. Aile içi çatışmalarla yüzleşilen bir oyun <em>Fora</em>.</p>
<p><strong>Düşündürücü, bir o kadar da komedi barındırıyor. Sen metni okuduğunda ne hissettin? </strong></p>
<p>Ah dedim ne kadar tanıdık! Açıkçası, oyundaki aileyi sosyoekonomik olarak pek kendi aileme benzer bulmasam da konu aile içindeki ilişkiler, anne-kız ilişkisindeki karmaşalar vs. olunca hemen ilgimi çekmişti. Bir oturuşta okuyup bitirdiğimi, ara ara kıkırdadığımı ve ister istemez kendimi oynarken hayal ettiğimi hatırlıyorum.</p>
<p><strong>Oyun için söylenen “Hem bir lütuftur aile hem de bir lanet” sözü sende nasıl bir çağrışım yapıyor?</strong></p>
<p>Bence bu cümle oyunu çok iyi özetliyor. Aile, hayatta tutunabildiğin ilk yer ama aynı zamanda en derin yaraların da kaynağı olabiliyor. “Kim olduğun” konusu da orada şekilleniyor, “kim olacağın” ya da “kim olamayacağın da”. Sonra buna ya mahkum oluyor, hayatın boyunca terapilerde bunu konuşuyorsun ya da kendi kaleminle kendi hikayeni yeniden yazıyorsun. <em>Fora</em>’da Hikmet’in ustalıkla yaptığı şeyi seviyorum. Aileyi ne idealize ediyor ne de tamamen mahkum ediyor. Onu bütün çelişkileriyle, sevgiyle, zarar verme haliyle yan yana koyuyor.</p>
<p><strong>Bu oyunu oynamaya başladıktan sonra senin kendi aile ilişkilerine hiç istemeden dokundu mu? Kendinden ya da çevrenden bir şeyler buldun mu?</strong></p>
<p>Babamı üç sene önce kaybettim; onunla, oyundakine benzer bir baba-kız ilişkimiz vardı. Şerif Abi’yle oynarken her seferinde gözlerim doluyor, sanki kendi babama sarılıyormuş gibi hissediyorum. Anne-kız ilişkisi de bir tarafıyla benziyor benimkine, onunla da her oyun yüzleşiyor gibi oluyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140106 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-scaled.jpg" alt="fora" width="2560" height="1707" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-1536x1024.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/1763491934_03_11_25_Fora_9995-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Sezonda 200’den fazla oyun var. Neden <em>Fora’</em>ya gelsinler? </strong></p>
<p>Hepimize çok tanıdık bir masaya oturuyoruz <em>Fora</em>’da: Aile yemeği masası. Ama orada kalmıyoruz. Bir yerden sonra seyirci kendini yalnızca izleyen değil, tanıklık eden biri gibi hissediyor. 6. sandalyeyi çekip seyirciyi oraya oturtuyor bence <em>Fora</em>. Ve bunu yaparken güldürüyor, tam da şu dönemde fazlasıyla ihtiyacımız var diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Oyun, 27-28 Ocak tarihlerinde Ankara MEB Şura Sahnesinde oynayacak. Ankara senin doğup büyüdüğün şehir. Orada seyirciyle buluşacaksın. Nasıl hissediyorsun?</strong></p>
<p>Ankara benim doğup büyüdüğüm yer, memleketimde oyun oynamak bana her seferinde farklı hissettiriyor. Gelmeden uykularım kaçıyor. MEB Şura benim 14 yaşında orkestra ile konsere çıktığım salon bir de. Şimdi oraya 20 sene sonra, bu sefer oynadığım tiyatro oyunuyla gitmek, seyirci karşısına çıkmak müthiş bir his.</p>
<p><strong>Ankara seyircisi ile İstanbul seyircisi arasında bir farklılık var mı? </strong></p>
<p>Ankara seyircisini çok severim. Ayırmak ve genellemek doğru olmaz tabii ki ama Ankara turnelerinden çok güzel hislerle döndüm hep. Sorgulayan, sahiplenen, dikkatle seyreden, güzel sorular soran, entelektüel bir seyirci Ankara seyircisi.</p>
<p><strong>Oyun izleme fırsatın oluyor mu? Bize beğendiğin üç oyunu önerir misin?</strong></p>
<p>Geçen sene izlediklerimden <em>Martı Mıyım?</em>’ı epey sevmiştim. Yine, <em>Saatleri Ayarlama Enstitüsü</em>’nde Serkan tam manasıyla “döktürüyor”. Emin Alper’in <em>Öteki</em>’si ve Hira Tekindor’un <em>Medea</em>’sı da yine izleyip sevdiğim oyunlar arasında.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/asli-inandik-aile-hayatta-tutunabildigin-ilk-yer-ama-ayni-zamanda-en-derin-yaralarin-da-kaynagi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Aslı İnandık: &#8216;Aile, hayatta tutunabildiğin ilk yer ama aynı zamanda en derin yaraların da kaynağı&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atta Festival: Çocuklar için nitelikli ve erişilebilir sanat mümkün</title>
		<link>https://lavarla.com/atta-festival-cocuklar-icin-nitelikli-ve-erisilebilir-sanat-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 13:45:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Atta Festival]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139461</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü’nde yani 20 Kasım’da başlayan Atta Festival, yalnızca bir sanat etkinliği olarak değil, çocukların kültür ve sanata eşit erişim hakkını savunan bir platform. Bu yıl odağı Kuzey ve Baltık ülkelerine çevirdi. Bebeklerden 12 yaşa kadar tüm çocuklar için sanatsal niteliğe sahip gösteriler, atölyeler ve uluslararası buluşmalarla kapsamlı bir program vadediyor. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/atta-festival-cocuklar-icin-nitelikli-ve-erisilebilir-sanat-mumkun/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Atta Festival: Çocuklar için nitelikli ve erişilebilir sanat mümkün&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü’nde yani 20 Kasım’da başlayan Atta Festival, yalnızca bir sanat etkinliği olarak değil, çocukların kültür ve sanata eşit erişim hakkını savunan bir platform. Bu yıl odağı Kuzey ve Baltık ülkelerine çevirdi. Bebeklerden 12 yaşa kadar tüm çocuklar için sanatsal niteliğe sahip gösteriler, atölyeler ve uluslararası buluşmalarla kapsamlı bir program vadediyor. Ben de festivalin bu yılki temalarını, programını ve çocuklara yönelik sanat üretimini festivalin direktörü Hakan Silahsızoğlu’yla konuştum.</p>
<p><strong>Festival her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü’nde başlıyor. Bu yıl 20 Kasım’da, tam gününde. Çocuk haklarıyla bağlantılı hangi mesajı öne çıkarmak istiyorsunuz?</strong></p>
<p>Atta Festival’in çıkış noktası, çocukların sanat ve kültüre eşit erişim hakkı. Bu yıl özellikle şunu vurguluyoruz: Sanat bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır<em>. </em>Bebeklerden 12 yaşa kadar tüm çocuklar için yüksek sanatsal niteliğe sahip içerik üretmek ve bunu erişilebilir kılmak, bizim için sadece bir programlama tercihi değil; bir hak temelli yaklaşım. Tam da bu nedenle 20 Kasım’da “Kuzey ve Baltık Ülkelerinde Çocukların Sanat ve Kültür Hakları&#8221; panelini gerçekleştirip sanatçı, eğitmen ve kültür-sanat profesyonelleriyle iyi örnekleri paylaşacak ve tartışacağız.</p>
<p><strong>9. edisyonuyla seyirciyle buluşacak festivalde bizi neler bekliyor?</strong></p>
<p>Festivalin bu yılki odağı Kuzey ve Baltık ülkeleri. Eğitimdeki başarılarıyla bilinen bu ülkeler, çocuklara yönelik nitelikli performanslarda da öne çıkıyor. Bu yıl; tiyatro, dans, sirk ve kukla gösterilerinin yer aldığı çok zengin bir program hazırladık. 0–2 yaş için bebeklere özel duyusal performanslardan, okul öncesi yaş grubu için etkileşimli işlere, 5–12 yaş için çağdaş sahne sanatlarının güçlü örneklerine kadar geniş bir seçki sunuyoruz. Ayrıca İsveçli yazar Astrid Lindgren’in yarattığı Pippi Uzunçorap’ın 80. yılı kapsamında Arter ve Paribu Art fuaye alanlarında çocukları çeşitli Pippi sürprizleri bekliyor.</p>
<h2>&#8220;Birçok çocuk hala nitelikli sanatsal içeriklere erişemiyor&#8221;</h2>
<p><strong>Atta Festival yalnızca bir sanat etkinliği değil, aynı zamanda bir farkındalık projesi. Türkiye’de çocukların sanata erişim hakkı konusunda nerede duruyoruz?</strong></p>
<p>Büyük şehirlerde kaliteli içeriklere ulaşmak göreceli olarak daha mümkün fakat Türkiye genelinde durum eşit değil. Birçok çocuk hala nitelikli sanatsal içeriklere erişemiyor. Atta Festival olarak bunun değişmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle yalnızca İstanbul’da uluslararası işleri görünür kılmıyor, yıl boyunca Türkiye’de farklı şehirlere turneler düzenliyor, özel gereksinimli çocuklara yönelik performanslar ve atölyeler gerçekleştiriyor, depremden etkilenen illere özel programlar yürütüyoruz. Türkiye’de hak temelli bir çocuk kültür-sanat politikasına ihtiyaç olduğunu görüyor ve dünyadaki iyi örnekleri ülkemize uyarlayarak bir model oluşturmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Bu yılki programda öne çıkan gösterilerden veya disiplinlerden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Atta Festival her yıl olduğu gibi bu yıl da farklı disiplinlere yer veriyor. İlk kez sirk disiplininde, biri Fransa diğeri İrlanda’dan iki etkileyici gösteriyi ağırlıyoruz. Bunun yanı sıra tiyatro ve dans alanındaki güçlü uluslararası yapımlar da programda yer alıyor. 9. edisyondan öne çıkan gösteriler şöyle:</p>
<p>Finlandiya’dan <em>Atlas;</em> çağdaş sirk sanatları, hava akrobasi, animasyon ve mimarinin benzersiz birleşimiyle izleyiciyi büyüleyen, projeksiyon teknolojisiyle zenginleşen sürükleyici bir gösteri.</p>
<p>İrlanda’dan hayal gücünü uçuran dans tiyatrosu<em> Fall and Float</em>, çocukluğu, macerayı, hayal gücünü ve dostluğu keşfetmek üzere büyülü bir dünya kuruyor.</p>
<p>Fransa’dan mizah dolu sirk <em>By Trial and Error</em>, siyah bir perdenin ardından sahneye çıkan iki akrobatın gösteri sırasında tökezleyip doğaçlamaya yönelmesiyle sürprizlerle dolu bir oyuna dönüşüyor.</p>
<figure id="attachment_139469" aria-describedby="caption-attachment-139469" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-139469 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bully.jpg" alt="" width="800" height="666" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bully.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bully-300x250.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bully-768x639.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-139469" class="wp-caption-text"><em>Bully</em></figcaption></figure>
<p><strong>Uluslararası ekiplerin katılımı her yıl artıyor. 2025’te hangi ülkelerden topluluklar yer alıyor ve bu çeşitlilik programa nasıl bir renk katıyor?</strong></p>
<p>Atta Festival’in uluslararası bağlantıları çok güçlü. Çocuklara yönelik nitelikli performanslar üreten sanatçıları yerinde izliyor, titiz bir seçki süreci yürütüyoruz. Bu yıl Danimarka, Finlandiya, Norveç, Litvanya, Estonya, Letonya, Polonya, İzlanda, İsveç, İrlanda, Fransa ve Türkiye’den sanatçı ve topluluklar yer alıyor. Bu kültürel çeşitlilik çocuklara farklı ülkelerin estetik dünyalarını, hikaye anlatım biçimlerini ve sanat yaklaşımlarını sunarken; Türkiye’deki sanatçılar için de uluslararası ilham, değişim ve işbirliği fırsatları yaratıyor.</p>
<p><strong>Atta Festival bugün Avrupa’daki benzer festivallerle de ağ kurmuş durumda. Bu ilişkiler Türkiye’deki sanat üretimini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Her yıl Avrupa’da ve dünyada ortalama 10 festivali veya <em>showcase</em> etkinliğini takip ediyor, birçok festivalle sürekli fikir alışverişinde bulunuyoruz. Bu ilişkiler sayesinde Türkiye’deki sanatçılar uluslararası estetik ve üretim süreçleriyle temas kuruyor, karşılıklı değişim fırsatları doğuyor. Geçen yıl ilk kez düzenlediğimiz Türkiye Çocuk Tiyatroları Showcase programıyla dünyanın önde gelen festival yöneticilerini İstanbul’da ağırladık. Atta Festival’in ürettiği performanslar artık yurtdışında da sahneleniyor. Son örnek, İKSV’nin Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü ile ürettiğimiz <em>Kabuk</em>’un Polonya’daki SPLOT Festivali’nde sahnelenmesi oldu. Bu tür işbirlikleri Türkiye’de çocuklara yönelik sanat üretiminin hem niteliğini hem görünürlüğünü güçlendiriyor.</p>
<h2>&#8220;Çocukların tepkileri çok samimi ve çok doğrudan&#8221;</h2>
<p><strong>Atta Festival’in çocuk izleyiciler üzerinde bıraktığı etkiyi nasıl gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p>Çocukların tepkileri çok samimi ve çok doğrudan. Bir performansın onların hayal gücünü nasıl ateşlediğini beden dillerinden, katılımlarından, oyun sonrası hikayelerinden hemen görebiliyorsunuz. Festivalin sadık bir izleyici kitlesi var; mekanlar arası mesafeye rağmen birçok aile hem festivali hem de yıl boyunca sahnelediğimiz oyunları takip ediyor. Özellikle çocuk-ebeveyn ilişkisi açısından oyun sonrası yapılan paylaşımlar çok kıymetli: Çocukların dekoru evde yeniden çizdiği, karakterlerle ilgili yeni hikayeler kurdukları geri dönüşler alıyoruz. Atta’nın amacı tam olarak bu, bir çocuğun sanatla olan bağını ömür boyu sürecek şekilde kurmak.</p>
<p><strong>Tiyatro seyircisinin azaldığı bir dönemde çocuklara festival yapmanın da zorlukları vardır. Siz en çok hangi alanlarda zorlandınız?</strong></p>
<p>En büyük zorluk ülkenin ekonomik koşulları ve bunun bilet fiyatlarına yansıması. Biletleri herkesin erişebileceği seviyede tutmak istiyoruz ancak kültür-sanat alanındaki kamusal destek yetersiz olduğu için büyük bir finansal risk alıyoruz. Bir diğer zorluk, özellikle bebeklere ve özel gereksinimli çocuklara yönelik performanslarda mekan ve kapasite konusu. Bu işler doğası gereği sınırlı seyirciye oynanmalı fakat birçok kültür merkezi yüksek kapasiteyi tercih ettiği için bu izleyici grupları göz ardı edilebiliyor. Oysa bu çocuklar da tıpkı diğer çocuklar gibi nitelikli sanat deneyimlerine erişme hakkına sahip.</p>
<p><strong>Bize festivalden bir seçki yapar mısınız? Neleri mutlaka görmeliyiz?</strong></p>
<p>Festivalde mutlaka izlenilmesi gereken performansları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>Finlandiya’dan <em>Atlas</em><br />
• 22 Kasım Cumartesi &#8211; 13.00, 16.00, Paribu Art<br />
• 23 Kasım Pazar &#8211; 13.00, 16.00, Hisar Okulları Kültür Merkezi</p>
<p>Norveç’ten <em>Sans</em><br />
• 23 Kasım Pazar &#8211; 12.30, 15.00, Arter</p>
<p>İrlanda’dan <em>Fall and Float</em><br />
• 29 Kasım Cumartesi &#8211; 13.00, 16.00, Arter<br />
• 30 Kasım Pazar &#8211; 13.00, 16.00, Hisar Okulları Kültür Merkezi</p>
<p>Fransa’dan <em>By Trial and Error</em><br />
• 29-30 Kasım &#8211; 12.00, 15.30, Arter</p>
<p>Türkiye ve Hollanda’dan <em>Bully Bully</em><br />
• 22 Kasım Cumartesi &#8211; 12.30, 15.00, Arter<br />
• 23 Kasım Pazar &#8211; 13.00, Paribu Art<br />
• 29 Kasım Cumartesi &#8211; 13.00, 15.00, Barış Manço Kültür Merkezi</p>
<p><strong>Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p>Atta Festival’in asıl amacı, çocuklara yalnızca iyi bir gösteri izletmek değil, onların dünyayı algılama biçimine, soru sorma cesaretine ve kendilerini ifade etme haklarına alan açmak. Çocuklar sanatla buluştuğunda merakları derinleşiyor, hayal güçleri büyüyor, duygu dünyaları zenginleşiyor. Bu nedenle çocukların sanatla ilişkisini bir etkinlik olarak değil, yaşamlarının temel bir parçası olarak görüyoruz. Dileğimiz, Türkiye’de kültür-sanatın çocuklar için “olsa da olur” kategorisinden çıkıp, eğitimin, toplumsal gelişimin ve çocuk haklarının ayrılmaz bir boyutu haline gelmesi. Nitelikli sanat deneyiminin bir ayrıcalık değil, kamusal bir hak olduğuna inanıyoruz.</p>
<p>Atta’nın attığı her adım, çocukların gelecekte daha özgür, daha yaratıcı ve kültürle iç içe bir hayat kurabilmesi için.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/atta-festival-cocuklar-icin-nitelikli-ve-erisilebilir-sanat-mumkun/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Atta Festival: Çocuklar için nitelikli ve erişilebilir sanat mümkün&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enes Turan: &#8216;Kendi çocukluğunuza tanık olduğunuz bir hikaye&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/enes-turan-kendi-cocuklugunuza-tanik-oldugunuz-bir-hikaye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 19:49:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Metamorfoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139301</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Kimi hikaye büyürken üzerimize siner kimi hikaye bastırdıkça içimizde büyür. Metamorfoz, tam da bu bastırılmışlığın, konuşulamayanın, unutulmaya yüz tutmuş çocukluğun sahnede yankı bulduğu bir oyun. Yazar ve oyuncu Enes, kendi içsel dönüşümünden yola çıkarak kaleme aldığı oyunla hem kendi geçmişiyle hem de izleyicinin kendi çocukluğuyla yüzleşmesine alan açıyor. Dekorsuz, sade, samimi bir sahne ama bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/enes-turan-kendi-cocuklugunuza-tanik-oldugunuz-bir-hikaye/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Enes Turan: &#8216;Kendi çocukluğunuza tanık olduğunuz bir hikaye&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi hikaye büyürken üzerimize siner kimi hikaye bastırdıkça içimizde büyür. <em>Metamorfoz</em>, tam da bu bastırılmışlığın, konuşulamayanın, unutulmaya yüz tutmuş çocukluğun sahnede yankı bulduğu bir oyun. Yazar ve oyuncu Enes, kendi içsel dönüşümünden yola çıkarak kaleme aldığı oyunla hem kendi geçmişiyle hem de izleyicinin kendi çocukluğuyla yüzleşmesine alan açıyor. Dekorsuz, sade, samimi bir sahne ama bir o kadar da derin bir hikaye. 19 Kasım’da Kült Kavaklıdere’de Ankara seyircisiyle buluşacak <em>Metamorfoz</em> öncesinde, Enes Turan’la oyunun çıkış noktasını, kendi dönüşümünü ve unutulmaya mahkum edilen çocukları konuştuk.</p>
<p><strong><em>Metamorfoz</em></strong><strong>’u yazarken ve sahneye taşırken seni harekete geçiren ilk dürtü neydi? Kafka’nın metninden mi yola çıktın yoksa tamamen kendi hikayenden mi filizlendi?</strong></p>
<p>Aslında Kafka’nın metniyle isim benzerliği dışında hiçbir bağlantısı olmayan bir metin <em>Metamorfoz. </em>Oyunu yazarken, Metamorfoz kelimesinin anlamının oyunla doğrudan bağlantılı olabileceğini hissettiğim için bu ismi seçtim. Çünkü oyundaki çocuk karakteri de ruhsal olarak bir dönüşüm yaşıyor. Bu metni yazarken beni ilk harekete geçiren ise aslında kimseye anlatılamayan, bir yerlerde unutulmuş bir hikayeyi sahneye taşıma ve insanlara anlatma dürtüsüydü. Yaşadığım baskıları, yasakları ben de yıllarca kimseye anlatamadım ve yetişkin hayatımda aslında bunun izlerini hala taşımak zorunda olduğumu fark ettim. Amacım aslında kendi suskunluğumu, kendi bastırılmışlığımı insanlara açabilmekti. İlk olarak bitirme projesi olarak çıktı. Sonrasında önce metin olarak geliştirdik, tabii bu süreçte hikaye kişisel bir hikayeden daha toplumsal bir yapıya da dönüştü. Kendi çocukluğumdan yola çıkılarak oluştu fakat sonrasında toplumsal olanın da anlatıldığı bir yapı haline geldi.</p>
<p><strong>Sen kendi dönüşümünü bu oyunda yaşadın mı?</strong></p>
<p>Kesinlikle evet. Aslında kendi çocukluğunuza tanık olduğunuz bir hikaye diyebilirim <em>Metamorfoz </em>için. Hepimizin içinde çocukluğumuzda yaşadığımız, unutmak zorunda kaldığımız, bastırdığımız birçok duygu var. Dolayısıyla her oyun, aslında ben de kendi geçmişimle yüzleşiyorum. Benzer durumlarda kalan izleyiciyle karşılaştığımda, anlatılan hikayenin bir yerlerde yankı bulduğunu görmek, her izleyenin kendinden bir parça bulduğu anları görmek de beni çok etkiliyor ve yaptığımız işin ne kadar değerli olduğunu tekrar tekrar hatırlıyorum.</p>
<p><strong><em>Metamorfoz</em></strong><strong> ne anlatıyor? Kısaca oyundan bahseder misin?</strong></p>
<p>Küçük yaşta bir tarikat tarafından ailesinden alıkonularak baskılarla yetiştirilen bir çocuğun annesini ve kendi kimliğini arama serüvenine şahit oluyoruz. Annesini arama serüveninde başına gelen olaylara, yaşadığı sosyal zorluklara ve iki keskin taraf arasında arafta kalmasına tanık olduğumuz bir arayış serüveni diyebilirim. Oyun, sadece bir inanç sistemini değil, baskının insanda bıraktığı izleri anlatıyor. Herkesin içinde konuşamayan bir “çocuk” vardır ya, o çocuğun sesi aslında.</p>
<p><strong>“Unutulmaya mahkum edilen çocuk” fikri çok güçlü. Bu çocuğu bugünün toplumunda kimler temsil ediyor?</strong></p>
<p>Bir yerlerde susmak zorunda kalan, duygularını bastırmak zorunda kalan her çocuk aslında. Evde, okulda, sokakta belki her gün gördüğümüz çocuklar. Belki kendi çocukluğumuz. Aslında kendi kimliğini bastırmak zorunda kalan, çocukluğunu yaşama fırsatı verilmeyen herkes. Toplum olarak çok çabuk unutuyoruz, görmezden geliyoruz fakat gerek oyundaki hikayeye benzer şeyler yaşayan gerek farklı noktalardan baskılanmak zorunda kalan insanları, çocukları yansıttığını düşünüyorum.</p>
<h2>&#8220;Karşılık bulamamasından korkuyordum ilk zamanlar&#8221;</h2>
<p><strong>Son yıllarda popüler olan tek kişilik oyunlardan biri <em>Metamorfoz</em>. Bir endişen ya da ön yargın var mıydı sahneye koymadan önce?</strong></p>
<p>Evet, vardı. Mezun olur olmaz yaptığım bir iş <em>Metamorfoz. </em>İlk profesyonel işimde tek başıma sahneye çıkmak oldukça endişe vericiydi. Okul zamanımda da kendi metinlerimi sahnelediğim çok olmuştu ama ilk defa dışarıya açılmak beni her oyun öncesi hala daha endişelendiriyor. <em>Metamorfoz </em>benim çok özdeşleştiğim, içinde kendimden birçok parça bulunan bir oyun olduğu için bu endişeyi her oyun öncesi yaşıyorum. Karşılık bulamamasından korkuyordum ilk zamanlar. Aynı zamanda benimle birlikte sürekli gelişen, benimle birlikte büyüyen bir oyun. Bu yüzden her oyun farklı şeyler denemeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Sahnede anlatıcı oyuncu olarak görüyoruz. Bu tek kişilik deneyim sana ne kattı? Bütün ağırlığı tek başına taşımak nasıl bir his?</strong></p>
<p>Oldukça zor ve bir o kadar da keyifli bir şey aslında. Oyunumuzda hiç dekor yok. Oyundaki rol arkadaşım, kullandığım bez parçası. Metni yazarken de çalışırken de samimi ve sadece oyuncunun sahnede olduğu bir alan yaratmak istedim. Aynı zamanda oyunda olabildiğince çocuk olmaya çalışıyorum. Bir çocuk hiçbir endişesi olmadan oyun oynayabilir ve ben de özgürce oyun oynama motivasyonuyla, çocukça bir yerden sahneye çıkıyorum. Her oyunun farklı bir getirisi oluyor benim için, seyirciden aldığım reaksiyon, o günkü Enes’in ruh hali, hepsi etkiliyor aslında. En önemlisi rahat olabilmeyi öğrendim. Oyun esnasında her şeye açık olmaya çalışıyorum. Bazen teknik bir aksaklık oluyor, bunu olabildiğince sorun etmemeye çalışıyorum, o aksaklığı o gün oynanan oyunun bir parçası haline getirmeye çalışıyorum. Bu da her seferinde yeni bir şey öğretiyor aslında bana. Bu risk alma durumunu da seviyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139305 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/metamorfoz-enes-turan-roportaj-2.jpg" alt="" width="820" height="520" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/metamorfoz-enes-turan-roportaj-2.jpg 820w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/metamorfoz-enes-turan-roportaj-2-300x190.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/metamorfoz-enes-turan-roportaj-2-768x487.jpg 768w" sizes="(max-width: 820px) 100vw, 820px" /></p>
<p><strong>Oyuna hazırlayıp sahneye koymakla iş bitmiyor aslında. Bağımsız ekiplerin yaşadığı sorunların başında sahne bulmak da geliyor. Sen ne gibi zorluklar yaşıyorsun?</strong></p>
<p>Ben hala sahne, alan bulmakta zorlanıyorum açıkçası. Seyirciye ulaşmak, görünür olmak bağımsız ekipler için önemli bir nokta. Büyük reklam bütçelerimiz, yapımcılarımız yok. Alternatif tiyatro yapıyorsanız her şeyi öğrenmek zorunda kalıyorsunuz. Ben bu süreçte, animasyon çizmeyi, kurgu yapmayı, tasarım yapmayı öğrendim. Bazen, grafik tasarım işi yapabilirim diye düşünmüyor değilim. Bunların hepsini aslında hikayemizi anlatmak için yapıyoruz. Oyun bittikten sonra eve giderken tasarım yaptığım anlar oluyor. Tabii yüksek bütçelerimiz olmadığı için seyirciye ulaşmak bizim için zor oluyor. Sanırım en büyük zorluğu da bu noktalarda yaşıyorum.</p>
<h2>&#8220;Hepimiz bir şekilde özümüzü unutmak zorunda kalıyoruz ve oyun bir hatırlama noktası oluyor&#8221;</h2>
<p><strong>Bu oyunu izleyen biri sahneden çıkarken ne hissetsin, neyle yüzleşsin istersiniz?</strong></p>
<p>Öncelikle kendi çocukluklarını görmelerini, kendi geçmişleriyle yüzleşmelerini isterim. Sahnede bir çocuk olarak varım ve tüm oyun bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Seyirciyi de çocukluğunu unutmak zorunda kalan diğer yetişkinler olarak görüyorum ve onlara öyle yaklaşıyorum. Bu yüzden izleyicinin de yaşadığı geçmişini, unutmak zorunda kaldığı çocukluğunu hatırlaması, onunla yüzleşmesini istiyorum. Aynı zamanda yaşanmak zorunda kalan baskıları, belki çocukluğumuzda yaşadığımız baskılarla bir yüzleşme yaşamalarını isterim. En önemlisi, içindeki çocuklara her zaman iyi bakmaları gerektiğini, onu unutmamaları gerektiğini hatırlamalarını isterim.</p>
<p><strong>Oyundan sonra nasıl dönüşler geliyor sana? </strong></p>
<p>Genelde dönüşler, seyircinin kendi çocukluğunu hatırlaması yönünde oluyor. Oyunlardan sonra mesaj atanlar oluyor ve bu mesajları genelde birkaç gün sonra atıyorlar. Bu süreçte kendi çocukluklarını hatırladıklarına, o anları düşündüklerine dair çok fazla geri bildirim alıyorum, bu da beni çok mutlu ediyor. Orada hepimiz bir yüzleşme içinde oluyoruz. Benzer durumları yaşasın ya da yaşamasın izleyenlerin kendinden bir parça bulduklarına dair çok fazla dönüş alıyorum. Hepimiz bir şekilde özümüzü unutmak zorunda kalıyoruz ve oyun bir hatırlama noktası oluyor hem benim hem de seyirci için. Gelecek seyircilerin de kendi çocukluklarını yeniden hatırlayarak belki tekrar ona sarılarak ayrılmasını istiyorum.</p>
<p><strong>19 Kasım’da Kült Kavaklıdere’de seyirciyle buluşacaksın. Ankara seyircisi neden bu oyuna gelsin? </strong></p>
<p>Aslında İstanbul dışındaki şehirlere zor şartlarda gidiyoruz ve çok sık farklı şehirlerde oynayamıyoruz. Ben Ankara’da bir defa oynadım ve çok güzel duygularla ayrıldım. Fırsatımız oldukça farklı şehirlere hikayemizi taşımak da istiyorum. Hem hikayemizi dinlemeleri için hem hep birlikte yeniden çocuk olabilmek, birlikte oyun oynayıp dans edebilmek için 19 Kasım’da bekliyor olacağım .</p>
<p><strong>Son olarak oyundan çıkan izleyiciye tek bir cümle bırakma şansın olsa, o cümle ne olurdu?</strong></p>
<p>Bunu çocuğun dilinden cevaplayacağım: <em>Hep birlikte kaplanlarımızın sırtına binip çok uzaklara gidelim haa, orada da hep dans edelim.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fotoğraflar: Elif Mümin</p>
<p><a href="https://lavarla.com/enes-turan-kendi-cocuklugunuza-tanik-oldugunuz-bir-hikaye/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Enes Turan: &#8216;Kendi çocukluğunuza tanık olduğunuz bir hikaye&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratım, sansür ve direnişin hikayesi: &#8216;Aşağıdaki Pencere&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/yaratim-sansur-ve-direnisin-hikayesi-asagidaki-pencere/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 08:20:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[27. İstanbul Tiyatro Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alis Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Gül Doğa Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Güntürkün]]></category>
		<category><![CDATA[Temsili Sahne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139004</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>29. İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapacak oyunlardan biri de Temsili Sahne&#8217;nin yeni oyunu Aşağıdaki Pencere. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin her maddesi için kısa oyunlar yazma fikrinden doğan “Birileri” projesinin sevilen karakterlerinden Ferda karşımızda. Alis Çalışkan’ın kaleminden çıkan, İlyas Özçakır rejisiyle sahneye taşınan ve Gül Doğa Selvi’nin tek başına canlandırdığı oyun; bir yazarın kendi yarattığı karakterle, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yaratim-sansur-ve-direnisin-hikayesi-asagidaki-pencere/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yaratım, sansür ve direnişin hikayesi: &#8216;Aşağıdaki Pencere&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>29. İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapacak oyunlardan biri de Temsili Sahne&#8217;nin yeni oyunu <em>Aşağıdaki Pencere</em>. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin her maddesi için kısa oyunlar yazma fikrinden doğan “Birileri” projesinin sevilen karakterlerinden Ferda karşımızda. Alis Çalışkan’ın kaleminden çıkan, İlyas Özçakır rejisiyle sahneye taşınan ve Gül Doğa Selvi’nin tek başına canlandırdığı oyun; bir yazarın kendi yarattığı karakterle, dolayısıyla kendiyle mücadelesini anlatıyor. Yaratım, sansür ve direniş temalarını iç içe geçiren bu çok katmanlı metin, hem kişisel hem de evrensel bir sorgulamanın kapısını aralıyor. Oyunun yazar, yönetmen ve oyuncusuyla bir araya geldik; Ferda’nın penceresinden içeri baktık.</p>
<p><strong><em>Aşağıdaki Pencere</em></strong><strong>, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin her maddesi için oyunlaştırma fikrinden yola çıkmıştı. Orada kısa oyun olarak yazılan Ferda karakteri bugün uzun haliyle seyirciyle buluşacak. Bu yolu konuşmak isterim. Nasıl karar verdiniz uzatıp oyunlaştırmaya? </strong></p>
<p><strong>İlyas Özçakır:</strong> Kısa halini hepimiz çok seviyorduk. Kısaları bitirme kararı aldığımızda Doğa’yla konuştuk ve Alis’ten uzatma isteyelim dedik. Ferda’nın uzun oyuna çok uygun olduğuna inanıyordum. Merak ediyordum devam etse nasıl olur diye, heyecanlanıyordum. Doğa zaten sanki bu karakter için yaratılmış gibi. Yanıp tutuşuyordu uzasın diye. Kısaları oynadığımız son akşam Alis’e konuyu açtık. O sırada çeşitli sebeplerle bu oyunu yazmaya oturamayacağını söyledi. Biz de beklemeye başladık. Ferda’nın Feza’yı beklemesi gibi. Biliyorduk geri geleceğini bir gün. Ve geldi! Her şeyin bir zamanı olduğuna inanırım ben ve çok da ısrar etmem çoğu konuda. Hayatın gerçekleri bunu acı bir şekilde öğretti bana zamanla. Şimdi geri gelmesinin mutlaka bir sebebi vardır diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Alis Çalışkan:</strong> İlyas bana “Birileri” projesinden bahsettiğinde bir sonraki yazacağım oyunun tek kişilik olmasını istemiyordum ama proje İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi maddeleri üzerinden bir kişinin hayatına odaklanarak buradan bir hikaye yaratma fikri üzerine kuruluydu ve bu fikre bayıldığım için projenin içinde bulunmak istedim. Tiyatro çok tuhaf bir şey. Bazen tüm unsurlar birbirine uyumlanıyor. Öyle olunca da izleyicide başka türlü bir tesir yaratıyor. Bu oyun da biraz öyle oldu. İlyas oyunu uzatma ve tek başına bir oyun haline getirme fikrini sunduğunda en başta söylediğim gibi hem o sırada yeniden tek kişilik bir oyun üzerine çalışmak hem de oyunu bağlamından koparmak istemedim. O yüzden araya biraz zaman girdi ama bu zaman diliminde Ferda’nın hikayesi zihnimin içinde sürekli dolanmaya devam etti. Sonra kendi yolculuğumda Pınar Güntürkün ile beraber Temsili Sahneyi kurduk ve hayat kendi kendine o üretim zeminini oluşturdu.</p>
<p><strong>Bir yandan da “Birileri” serisi yolculuğuna devam ediyor. İlyas, bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini hayal ederken kafanda ne vardı? Bugün gelinen noktada ne kadarı gerçekleşti.</strong></p>
<p><strong>İÖ:</strong> &#8220;Birileri&#8221; projesinin amacı, bildirgede yer alan ama çok da anlaşılamayan, anlaşılsa da pratikte çok karşılık bulamayan insan haklarını, hikayeleştirmenin empati kurdurtma gücüyle yeniden gündeme getirmek ve sorgulamak. Bu amacına ulaştığını görebiliyorum ve de mutlu oluyorum. Ama ulaştığı sayı çok kısıtlı sadece. Bundan dolayı da biraz mutsuzum. Bazen projeyi bu şekilde açıklamasaydım daha mı iyi olurdu diye düşünüyorum. Seyirci bu oyunların didaktik, sıkıcı bir oyun olduğunu düşünebiliyor çünkü.</p>
<p><strong><em>Aşağıdaki Pencere</em></strong><strong> ne anlatıyor? Bize biraz oyundan bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>AÇ:</strong> Kendi karakterini sansürlemeye çalışan bir yazar olan Ferda’yla bu sansüre direnen karakteri Feza arasında yaşananları izliyoruz. Bir yazarın sayıklamaları, buhranı, yaratıcı süreci ve bu yaratıcı süreci belirleyen unsurlar görünür oluyor.</p>
<p><strong>Gül Doğa Selvi:</strong> <em>Aşağıdaki Pencere</em> bir yazar kadının kendi yarattığı karakterle mücadelesini anlatıyor. Ferda, çocukluğundan beri yazar olmak isteyen bir kadın, bir gün bir oyun yazıyor ve Feza adında özgür, korkusuz, başına buyruk bir karakter yaratıyor. Fakat yazdığı bu karakter, toplumun, sistemin, hatta kendi iç sansürünün sınırlarından taşıyor ve Ferda karakteri Feza&#8217;yı oyunun sahnelenebilmesi ve kabul görmesi için değiştirmeye başlıyor fakat bu noktada işler karışıyor; Feza’yı değiştirmeye çalıştıkça aslında kendinden de azalmaya başlıyor. Oyunumuz, bir kadının hem kendi yaratıcılığı hem de sistemin dayattığı kalıplarla çatışmasını, İlyas’ın dahiyane rejisiyle çok katmanlı bir anlatıya dönüştürüyor. Bence <em>Aşağıdaki Pencere</em>, yaratımın ve varoluşun bedelini anlatan bir hikaye; hem çok kişisel, hem de çok evrensel.</p>
<p><strong>Doğa, kısa halini saymazsak senin ilk tek kişilik oyunun. Nasıl bir deneyim oldu? Sahnede yalnız olmak nasıl bir duygu?</strong></p>
<p><strong>GDS:</strong> Evet, sahnede ilk defa yalnızım, biraz ürkütücü ve gergin bir deneyim açıkçası sahnede oyun alanında yalnız olma fikri. Bazen insanı tedirgin edebiliyor. Şu ana kadar hep kalabalık oyuncu kadrosu olan oyunlarda yer aldım, bir “ensemble”ın parçası olmayı birlikte oyun kurmayı çok seviyorum ama tek başıma olmayı da çok sevdim, büyük bir özgürlük alanı da açtı bana. Sahnede karakterimle baş başa kalmak bana güç veriyor gibi hissediyorum.</p>
<figure id="attachment_139010" aria-describedby="caption-attachment-139010" style="width: 2560px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-139010 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-1536x1024.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/125A4674-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><figcaption id="caption-attachment-139010" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Levent Oğuz</figcaption></figure>
<h2>Alis Çalışkan: &#8216;Toplumsal cinsiyet meselesine dair birçok şeyi çözmüşüz gibi görünse de aslında içselleştirdiğimiz ve sorgulamamız gereken çok fazla düşünceyle yaşıyoruz.&#8217;</h2>
<p><strong>Oyun, festivalin “Bu İşte Bir Kadın Var” temasıyla sahneleniyor. Bir kadın yazar ve bir kadın oyuncu olarak bu temanın içinde yer alıyorsunuz. Nasıl hissediyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>AÇ:</strong> Hala bu ayrımı yapıyor olmak can sıkıcı ama ne yazık ki günümüzde birçok alan erkeklere içkin sayılıyor. Bizim evde bir şey bozulursa annem tamir eder. Elektrikten çok iyi anlıyor. Çok iyi bir elektrik ustası olabilirdi. Üretim ekibimizin de birçoğu kadın. Işık teknik uygulayıcımız Zeynep mesela. Işıkta kurulum olduğundan yani “ağır iş” barındırdığından bu işi genelde erkekler yapıyor ama bu, kadınların yapamadığı anlamına gelmiyor. Sektörde, en azından benim gördüğüm kadarıyla ışık teknik uygulayıcı çok az kadın var. Çünkü genelde bu tarz ağır işleri erkekler yaptığında “güven” veriyor. Toplumsal cinsiyet meselesine dair birçok şeyi çözmüşüz gibi görünse de aslında içselleştirdiğimiz ve sorgulamamız gereken çok fazla düşünceyle yaşıyoruz. Eğer “Bu İşte Bir Kadın Var” gibi temalar birileri için bunları görünür kılıyorsa böyle temaların içinde yer almak beni her zaman mutlu eder.</p>
<p><strong>GDS:</strong> Alis’e katılıyorum, hala böyle bir ayrım yapıyor olmak biraz üzücü. Erkeklere erkek yazar, erkek oyuncu deme gereksinimi hissetmiyoruz mesela ama mutluyum tabii bu temayla festivalde sahneye çıkacak olmaktan. Kadınlar olarak hepimiz bir şekilde “uygun” bulunmaya, “yumuşatılmaya” ya da “daha kabul edilebilir” olmaya zorlanıyoruz. Sanatta da bu çok görünür: Güçlü, açık sözlü, “kalıpların dışında” bir kadın karakter yaratıyorsan, mutlaka bir yerden müdahale geliyor. Alis gibi inanılmaz bir yazar kadının metnini sahneye taşımak da benim için çok kıymetli. Kadınlar olarak çoğu zaman kendi hikayemizi anlatabilmek için erkeklerden daha fazla mücadele etmeye mecbur kalıyoruz. Bu oyunda o mücadeleye, o dirence bir selam var.</p>
<p><strong><em>Herkes Kocama Benziyo</em></strong><strong>r da kısa bir hikayeden yola çıkmıştı. Bugün aynı senaryo bu oyunda geçerli. Sen bir yazar olarak metni uzatırken zorlanıyor musun? Ya da şöyle sorayım, metni uzattığın yolculukta seni en çok neler zorluyor?</strong></p>
<p><strong>AÇ:</strong> <em>Herkes Kocama Benziyor</em> proje tasarımını Anıl Can Beydilli ve Pınar Yıldırım’ın yaptığı “İkinci Hayat’ın” içindeki üç kısa oyundan biriydi ve pandemi zamanında Kadıköy Emek Tiyatrosu&#8217;nun terasında sahnelendi. Seyirciden olumlu tepkiler alınca oyunu uzatıp tek başına sahnelenen bir oyun haline getirdik. Aslında bir metni uzatırken çok zorlandığımı söyleyemem. Bunun nedeni, metnin kısa halinin zaten çekirdeği barındırması. Metni uzatırken bu çekirdeğin çevresinde dolaşıyor ve boşlukları doldururken aynı zamanda yeni boşluklar açmaya çalışıyorum. Öte yandan <em>Herkes Kocama Benziyor</em>’un uzatılma sürecinde Hakan Emre Ünal’ın fikirleri, Pınar’ın sahnedeki doğaçlamaları metni etkiledi. Bunlar yaratıcı etkiler ve tiyatro metni yaşayan bir metin olduğu için bu şekilde çalışmak seyirciyle metin arasındaki bağı güçlendiriyor. Tabii dezavantajları da yok değil. Örneğin, <em>Herkes Kocama Benziyor</em>’un kısa halinde hikayenin akışı iç içeydi, uzun halinde ise parçalı bir yapı öne çıkıyor. Fakat Pınar o kadar iyi bir anlatıcı ki doğallığıyla parçaları birleştiriyor. Zaten iyi bir anlatıcı olmak biraz da bunu yapabilmek&#8230; <em>Aşağıdaki Pencere</em> de parçalı bir yapıda. Fakat bu parçalı yapı biçimsel bir zorunluluk. Çünkü burada hikaye içinde hikaye var. Bu yüzden biraz zor bir metin. Burada da İlyas’ın ve Doğa’nın dokunuşlarını çok yakında göreceksiniz zaten.</p>
<p><strong>Oyunda sansür, yaratım ve direniş temaları iç içe geçiyor. Siz bu hikayede hangi soruyu sormak istediniz?</strong></p>
<p><strong>İÖ:</strong> Sansürle baş etmek mi daha zor, otosansürle baş etmek mi?</p>
<p><strong>AÇ:</strong> Bu tarz soruları yanıtlamak benim için çok zor oluyor. Soru sormak deyince izleyici ve okuyucu devreye giriyor. Çünkü soruyu onlara soruyoruz. Fakat yazarken genelde onları unutmaya çalışırım. Metnin selameti için bunun olması gerektiğine inanıyorum. Fakat yazarken kendime ve metne sorular sordum tabii. Bakalım izleyicimiz kendine nasıl sorular soracak, bu sorular aynı mı, yoksa benim sorduklarımdan tamamen farklı mı olacak? Soruya soruyla karşılık vermiş oldum ama bunları ben de çok merak ediyorum.</p>
<p><strong>GDS:</strong> “Kendi sesini korumak, bazen her şeyi kaybetmek anlamına mı gelir?” Ferda’nın yaşadığı sansür sadece dış dünyadan değil; kendi içinden de geliyor. Kimi zaman toplumsal baskılarla, kimi zaman ekonomik kaygılarla, kimi zaman da kabul edilme arzusuyla kendimizi sansürlüyoruz. Bu oyunda ben izleyiciye “yaratıcı bir insan, bir kadın, bir sanatçı kendi içindeki o özgür sesi ne kadar koruyabilir?” sorusunu da sormak isterdim. Belki de hepimiz o sesi susturduğumuzda, kendimizi yavaş yavaş kaybediyoruz.</p>
<h2>Gül Doğa Selvi: &#8216;Bağımsız tiyatro yapmak bugün Türkiye’de neredeyse politik bir eylem.&#8217;</h2>
<p><strong>Bir oyunun festivalle prömiyer yapması kıymetli. Özellikle son dönemde bilet fiyatları, salon kiraları derken ciddi maliyetlerden bahsediliyor. Siz aynı zamanda bağımsız bir ekipsiniz. Biraz yaşadığınız zorlukları da konuşalım isterim. Oyun sahnelerken sizi neler zorluyor?</strong></p>
<p><strong>İÖ:</strong> Hayal gücünüzün kısıtlandığını düşünüyorsunuz çoğu zaman. Çünkü kurduğunuz her hayal maliyetlerle ve sahne imkanlarıyla sınırlanıyor. Bazen buradan yeni bir yaratıcılık da doğuyor tabii. Her gün yeni bir çözüm üretmek zorunda kalıyorsunuz. Bu da gerçekten çok geliştirici bir şey. Ya da fakir avuntusu da diyebilirsiniz.</p>
<p><strong>AÇ:</strong> Bu konuyla ilgili söylemek istediğim o kadar çok şey var ki hangi birinden başlayacağımı bilemediğim için özet bir yanıt vermek zorunda kalacağım: Bağımsız tiyatrolar ve ekiplerin desteğe ihtiyacı var ama tiyatronun devletten destek aldığı zaman dönüştüğü ya da dönüşebileceği şey beni korkutuyor. O yüzden bahsettiğim destek aslında varlığımızı sürdürebilmemiz için üzerimize koyduğu vergi ve KDV oranları gibi yükleri kaldırması… Bence geri kalanını tiyatro halleder. Çünkü çağlar boyunca halletti ve halletmeye de devam edecek.</p>
<p><strong>GDS:</strong> Gerçekten çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bağımsız tiyatro yapmak bugün Türkiye’de neredeyse politik bir eylem. Çünkü şu an ülkede var olabilmek bile başlı başına bir mücadele. Sahne kiraları, teknik masraflar, telifler, dekor, kostüm derken her şey çok pahalı ama sadece ekonomik zorluklardan da değil, kültürel politikaların yokluğu, sanatın değersizleştirilmesi, sistemin sanatı riskli bir alan olarak görmesi işimizi yapmamızı ve üretmemizi zorlaştırıyor. Bence seyirciye ulaşmak bir lüks değil, bir hak olmalı.</p>
<p><strong>Seyirci bu oyunda ne bulacak? <em>Aşağıdaki Pencere </em>oyununa neden gelsinler?</strong></p>
<p><strong>İÖ:</strong> Zekice kurgulanmış, cesur bir metin, her tarafından yetenek akan genç bir kadın oyuncu ve içerikten beslenen biçimsel arayışlar bulacak. Tek kişilik oyunlardan sıkıldık diyen seyircinin özellikle gelmesini isterim.</p>
<p><strong>AÇ:</strong> Geldiğimiz son süreçte gündeliğimizin içine sürekli olarak sızan bir baskı var. Devam edebilmek için sürekli olarak yeni formüller bulmamız gerekiyor. Ferda’yı yazdığım zamanlar onun yazarlık buhranları benim de buhranımdı ve İlyas bu buhrana oyun oynama fikri üzerinden bir reji getirdi. Onun fikriyle o karanlık bir anda renklendi ve Ferda devam edebilmek için bir sebep buldu: Oyun oynamak. Tiyatroya ve edebiyata umutsuz bir aşık gibi hala inanıyorsam bu bizi yan yana getirdiği içindir. Sadece bunun için gelmeleri yeter.</p>
<p><strong>GDS:</strong> Bu oyun yaratmaya, üretmeye çalışan herkesin kendinden izler bulabileceği bir hikaye anlatıyor. Kendini bir noktada sansürlenmiş hisseden, bir hayalini ertelemek zorunda kalan, kendi sesini arayan herkes bu oyunla bir bağ kurabilir gibi hissediyorum yani umarım kurabilirler. Bu oyunda karanlığın içinde hala yazmaya, konuşmaya, anlatmaya devam eden bir ses var. O ses aşağıdaki pencereden bize bakıyor ve bizi çağırıyor.</p>
<hr />
<p>30-31 Ekim&#8217;de Paribu Art&#8217;ta sahnelenecek oyunun biletleri için <a href="https://tiyatro.iksv.org/tr/yirmidokuzuncu-istanbul-tiyatro-festivali-2025/asagidaki-pencere" target="_blank" rel="noopener">tıklayın</a>.</p>
<p>Kapak fotoğrafı: Ayçin Çalışkan</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yaratim-sansur-ve-direnisin-hikayesi-asagidaki-pencere/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yaratım, sansür ve direnişin hikayesi: &#8216;Aşağıdaki Pencere&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Naz Çağla Irmak: &#8216;Tiyatroyu köşeye sıkıştıran bir dönemden geçiyoruz&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/naz-cagla-irmak-tiyatroyu-koseye-sikistiran-bir-donemden-geciyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 06:47:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Naz Çağla Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138952</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yeni sezonun açılmasıyla birlikte Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri yeniden sahnede. Bu kez farklı şehirlerde. Hem politik hem duygusal katmanlarıyla güçlü bir dönem hikayesinin anlatıldığı oyunda, Ebru karakterine içtenliğiyle hayat veren Naz Çağla Irmak var. Çağla’yla sahnede tek başına olmanın verdiği özgürlük hissinden 90’ların Türkiye’sine uzanan pek çok konuya değindik. Doğup büyüdüğü şehir Ankara’da sahneye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/naz-cagla-irmak-tiyatroyu-koseye-sikistiran-bir-donemden-geciyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Naz Çağla Irmak: &#8216;Tiyatroyu köşeye sıkıştıran bir dönemden geçiyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni sezonun açılmasıyla birlikte <em>Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri</em> yeniden sahnede. Bu kez farklı şehirlerde. Hem politik hem duygusal katmanlarıyla güçlü bir dönem hikayesinin anlatıldığı oyunda, Ebru karakterine içtenliğiyle hayat veren Naz Çağla Irmak var. Çağla’yla sahnede tek başına olmanın verdiği özgürlük hissinden 90’ların Türkiye’sine uzanan pek çok konuya değindik. Doğup büyüdüğü şehir Ankara’da sahneye çıkmaya hazırlanan Çağla’yla sohbetimiz.</p>
<p><strong>Çağla nasılsın? Yeni sezonu açtın. Nasıl gidiyor oyun? Özlemiş misin sahnede olmayı?</strong></p>
<p>Selam Emrah! İyiyim teşekkür ederim. Oyunu oynamak zaten hep çok keyifliydi ama oynadıkça daha da tatlanıyor gerçekten. Çok özlemişim tabii, bu sezon geçtiğimiz sezon oynamadığımız sahnelerde ve yeni şehirlerde oynamaya başladık, bunun için de çok mutluyum.</p>
<p><strong>Sana üç farklı jüri topluluğu tarafından adaylık sağlayan <em>Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri</em> ne anlatıyor?</strong></p>
<p><em>Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri</em>, Bursalı genç bir kız olan Ebru’nun İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#8217;ni kazanıp İstanbul’a gelişiyle politik kimliğini arayışını anlatıyor. Ebru’nun gözünden 90’lara şahit oluyoruz. Oyun üzerinden dönem okuması yapmak da mümkün. Oyunun sadece politik tarafı yok. Aşkı görüyoruz, rol model aldığı dayısının Ebru&#8217;nun hayatı üzerinde ne kadar etkili olduğunu görüyoruz. Ebru&#8217;nun aslında İstanbul&#8217;a gelerek hayatın gerçekliğiyle birlikte büyüdüğünü görüyoruz.</p>
<p><strong>90’lı yılların Türkiye&#8217;sinde yaşanan olayların, karakterimiz Ebru’nun hikayesiyle örtüşüyor. Sen metni okuduğunda ne hissettin? Oyunda bahsi geçen dönemi yakalıyor musun?</strong></p>
<p>Açıkçası oyun neredeyse benim doğduğum yıllarda geçiyor. O yılların konjonktürüne dair oyundan öncesine kadar yeterince fikrim yokmuş, <em>Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri</em> sayesinde geçmişe dönüp o günün siyasi ortamına dair çok daha fazla şey öğrenme fırsatım oldu. Aslında ne kadar da tekrarlayan bir sistemin içinde olduğumuzu fark ettim oyunu okuduğumda, dünden bugün gelişen bazı anlayamadığım şeyleri anlamama sebep oldu.</p>
<p><strong>Bu oyun sana aynı zamanda tek başına sahnede olmanın alanını açtı. Nasıl bir deneyim? Kulisi yalnız, sahnesi yalnız…</strong></p>
<p>Bundan evvel oynadığım oyunlar arasından en azı dört kişilikti, o yüzden benim için gerçekten tanıdık olmadığım bir deneyim. Ekibimiz sayesinde kendimi hiç yalnız hissetmiyorum. Kuliste geçirdiğim son saate kadar ses uygulamamızla, ışık uygulamamızla beraber yine o bütünün parçaları olma hissini hissediyorum.</p>
<p><strong>Ebru karakteri gibi senin de kendine rol model aldığın biri veya birileri oldu mu?</strong></p>
<p>Benim rol modelim, yapmak istediğim meslekten de sebep tabii hep annemdi, yakın gözlem yapabileceğim biri olması da en büyük şansım olsa gerek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138955 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/naz-cagla.jpg" alt="" width="800" height="533" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/naz-cagla.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/naz-cagla-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/naz-cagla-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>Sen hem sahneyi hem de ekranı deneyimleyen oyunculardansın. Hangisi kendini daha iyi hissettiriyor?</strong></p>
<p>Sahnede olmak, yaşadığımı ve neden bu mesleği yaptığımı hatırlatıyor bana ama ekrandaki deneyimi de asla yadsıyamam. Orada çok şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum. Bir oyuncu için, en azından benim hedeflerime sahip bir oyuncu için, iki tecrübe de gerekli diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Her ekiplerin kanayan yarası, bilet fiyatları, seyirci sıkıntısı, nakliye bedelleri… Sen bir oyuncu olarak bunlardan etkileniyor musun? Mesela az seyirciye oynamak seni düşürüyor mu?</strong></p>
<p>Bence bu da bizim meziyetlerimizden olmalı, etkilenmemek. Elimden geldiğince etkilenmemeye çalışıyor ve fikrimce başarıyorum ama elbette tiyatroyu köşeye sıkıştıran bir dönemden geçiyoruz ve gün geçtikçe iyiye gidecek gibi de görünmüyor. Tiyatronun form değiştirdiğini gözlemliyorum son zamanlarda, daha küçük kalabalıklara, olabildiğince az dekor ve bütçeyle yeni biçimlerle derdini anlatmak, küçülmek ama fikirce değil, biçimce.</p>
<p><strong>Adaylıklardan bahsetmiştim. Ödül kavramına nasıl bakıyorsun? Oyuncu için ne derece önemli?</strong></p>
<p>Adaylıklar gurur verici gerçekten. Somut bir takdir almak her zaman başımıza gelmiyor, ne mutlu. Oyuncu için ödüllerin değil de motivasyonun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu motivasyon bazen de bir adaylık, ödül olabiliyor. Güzel bir onaylanma bana kalırsa.</p>
<p><strong>5 Kasım’da Arcadium Sahnede seyirciyle buluşacaksın. Ankara seyircisine ne söylemek istersin?</strong></p>
<p>Öncelikle Ankara’da oynayacağım için çok heyecanlıyım. Doğup büyüdüğüm şehirde oynamak benim için oldukça mutluluk verici. Ankara seyircisine sabırsızlandığımı söylemek isterim.</p>
<hr />
<p>Fotoğraflar: Esra Fıstık</p>
<p><a href="https://lavarla.com/naz-cagla-irmak-tiyatroyu-koseye-sikistiran-bir-donemden-geciyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Naz Çağla Irmak: &#8216;Tiyatroyu köşeye sıkıştıran bir dönemden geçiyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pınar Güntürkün: &#8216;Dram ve komedinin dengeli olması bu oyunun farkı&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/pinar-gunturkun-dram-ve-komedinin-dengeli-olmasi-bu-oyunun-farki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 08:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Sanat Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Herkes Kocama Benziyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Neşet Ertaş]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Güntürkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138577</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Tek kişilik oyunuyla son yılların en çok konuşulan tiyatro performanslarından birine imza atan Pınar Güntürkün, Herkes Kocama Benziyor’la Türkiye’nin dört bir yanında izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Pavyonda tuvaletçilik yapan Ayten’in dönüşüm hikayesini anlatan oyun, sadece bir kadının değil, Türkiye’deki pek çok kadının yaşadığı acıların, dönüşümlerin ve direncin de sahnedeki yansıması. Güntürkün’le oyunun seyirciyle kurduğu güçlü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pinar-gunturkun-dram-ve-komedinin-dengeli-olmasi-bu-oyunun-farki/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pınar Güntürkün: &#8216;Dram ve komedinin dengeli olması bu oyunun farkı&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tek kişilik oyunuyla son yılların en çok konuşulan tiyatro performanslarından birine imza atan Pınar Güntürkün, <em>Herkes Kocama Benziyor</em>’la Türkiye’nin dört bir yanında izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Pavyonda tuvaletçilik yapan Ayten’in dönüşüm hikayesini anlatan oyun, sadece bir kadının değil, Türkiye’deki pek çok kadının yaşadığı acıların, dönüşümlerin ve direncin de sahnedeki yansıması. Güntürkün’le oyunun seyirciyle kurduğu güçlü bağdan Neşet Ertaş’ın oyundaki yerine uzanan bir sohbet ettik.</p>
<p><strong>Pınar, nasılsın? 250. oyuna yaklaşıyorsun. Nasıl hissediyorsun? Bu kadar süreceğini tahmin ediyor muydun?</strong></p>
<p>Gayet iyiyim. Umarım sen de iyisindir. Evet, 250. oyuna yaklaşıyoruz. Her oyun gününe uyandığımda aynı heyecanı hissediyorum. Tabii heyecanın dozu ve şekli değişiyor. Tecrübe kazandıkça, üstünden zaman geçtikçe farklılaşıyor ama temelde o heyecan hep kalıyor. Bugün oyun var heyecanıyla uyanıyorum. Günün neredeyse tamamı oyuna konsantre olmakla, oyunu hayal etmekle, oyunun iyi geçmesi için dileklerde bulunmakla geçiyor. Oyun sayısının artması ve seyircide karşılık bulması çok tatmin edici bir duygu, umarım uzun yıllar da devam eder.</p>
<p><strong>Oyun bazen fuaye alanında bazen salona girer girmez başlıyor. Reji olarak hem eğlenceli hem de seyirciyi dinamik olarak tutan bir başlangıç. Nasıl bir ekibin ürünü <em>Herkes Kocama Benziyor</em>?</strong></p>
<p>Yönetmenimiz Hakan Emre Ünal’ın fikriydi. Pandemi koşullarının ortaya çıkardığı bir sonuçtu aslında. Açık hava sahnelerinde maske takılan, ateş ölçülerek ve sosyal mesafeyle oyun izlenen dönemdi. O dönemde de yönetmenimiz “Her girenin arkasından paspasla kapının önünü sil, laf at,&#8221; demişti. Bu da karakterin oyun başlarken sahnede ya da fuayede olmasını beraberinde getirdi. Pandemi koşulları bitip salonlara taşındığımızda bunu devam ettirmek istedik. Bir oyuncu olarak bana da iyi geliyor. Hem seyirciye ısınmamı, alışmamı kolaylaştırıyor hem de seyircinin oyunun havasına girmesini sağlıyor. İyi ki de böyle oldu.</p>
<p><strong><em>Herkes Kocama Benziyor</em></strong><strong>’un alametifarikası nedir?</strong></p>
<p>Yalnızca dram değil, “klişe” olarak geçen kadına şiddet söylemlerini çok fazla barındırmaması olabilir. Karakterimizin yaşadığı acı olaylarla dolu geçmişine, kendine ağlayarak ve kendine üzülerek bakmaması, acısıyla arasına mesafe koyması hatta anlatısında da komediye yer vermesinden kaynaklanıyor. Dram ve komedinin dengeli olması galiba bu oyunun farkı oldu diyebiliriz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138581 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/herkes-kocama-benziyor-3.jpg" alt="" width="800" height="1201" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/herkes-kocama-benziyor-3.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/herkes-kocama-benziyor-3-200x300.jpg 200w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/herkes-kocama-benziyor-3-682x1024.jpg 682w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/herkes-kocama-benziyor-3-768x1153.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>Neşet Ertaş oyundaki yol arkadaşın gibi. Senin hayatının neresinde Neşet Ertaş?</strong></p>
<p>Tam ortasında diyebilirim. Ben kendimi bildim bileli evimizde Neşet Ertaş kasetleri dinlenirdi. Babam saz çalar, türkü söylerdi. Zaten kulağım Neşet Ertaş’la çok doluydu. Bizim yöremizin ozanı. Onun felsefesini, sesini, türkülerini çok seviyorum. Ciğerimde, kalbimde, varlığımın her zerresinde hissediyorum onun söylemek istediklerini. Böyle bir oyunda da yani karakterin türkü söylediği bir oyunda da Neşet Ertaş’ın olmaması düşünülemezdi herhalde.</p>
<p><strong>Bir de Orta Anadolu ağzı var ki oldukça başarılı. Ekstra bir eğitim aldın mı?</strong></p>
<p>Benim kendi ağzım. Biz Orta Anadoluluyuz. Bu ağızla konuşuyoruz. Dolayısıyla hakim olduğum ve rahat ettiğim bir ağız. O yüzden ekstra bir eğitim almam gerekmedi. Farklı bir ağız olsaydı o zaman eğitim alıp pratik yapardım.</p>
<p><strong>Peki <em>Herkes Kocama Benziyor</em> ne anlatıyor? İzlemeyen birine oyunu nasıl anlatırsın?</strong></p>
<p>Pavyonda tuvaletçilik yapan Ayten isimli bir kadının, yaşanan bir olay sonucunda kişisel hikayesindeki dönüşümü anlatıyor. Hayata, insanlara, ilişkilere baktığı yer neredeyse bütünüyle değişiyor ve dönüşüyor. Bu dönüşümünün farkında olarak artık söyleyeceği sözler var ve onları söylemekten geri durmuyor.</p>
<p><strong>Ayten’in hikayesi aslında Türkiye’deki kadınların hikayesi. Maalesef neredeyse her gün yaşadığımız, duyduğumuz olaylar. Sen metni okuyunca ne düşündün?</strong></p>
<p>Sosyokültürel, ekonomik, eğitim gibi koşulları ne olursa olsun her birimiz aynı ya da benzer şeyleri yaşamışız ya da yaşıyoruz. Oyun yazarlarının marifeti de bu; yaşarken farkında olmadıklarımızı onların fark etmesi ve kağıda dökmesi. Okuduğumda bunların dile getirilecek olmasından duyduğum memnuniyetti.</p>
<p><strong>Ayten karakteri sana ödüller de kazandırdı. Ödül kavramına bakışını merak ediyorum. Sana ya da oyuna ekstra katkı sağlıyor mu?</strong></p>
<p>Ödüller bir hediye gibi. Gurur ve mutluluk verici. Bizlere motivasyon kazandırdığını da düşünüyorum. Devam etmekte zorlandığımız zamanlar olmuyor değil fakat bu ödüller bize umut oluyor. Oyunun da görünürlüğü açısından katkı sağlıyor. &#8220;Ödüllü oyun&#8221; diye anılınca daha fazla seyirci tarafından dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Çok farklı şehirlerde sahneledin oyunu. Tek başına sahnede olmak, dekorunun minimum olması büyük etken. Anadolu’da nasıl karşılığı var oyunun?</strong></p>
<p>Her bölgeye gittik, gitmeye de devam ediyoruz. Her şehrin kendi dinamikleri var. Onu seyircinin oyunla kurduğu bağdan, geri bildirimlerden anlayabiliyorum. Karşılığını ne mutlu bize ki güzel buluyor. İstanbul’da tiyatroya daha aşina bir seyirci var. Alışkanlıkları arasında tiyatroya gitmek olan bir seyirci olduğu hemen hissediliyor. Anadolu’daki diğer şehirlerde böyle yoğun bir alışkanlık olmadığını fark etmiş olabilirim. Ama oyunun söylemek istediğinin karşılığını bulduğunu bilmek bizi mutlu ediyor.</p>
<p><strong>1 Ekim’de Ankara Sanat Tiyatrosu&#8217;nda sahnelenecek oyun. Daha önce Ankara’da oynamıştın. Bu şehrin senin için ayrı bir önemi de var. </strong></p>
<p>Benim için Ankara’nın önemi çok büyük. Ben iki üniversitemi de Ankara’da okudum. Gençliğim, üniversite yıllarım, arkadaşlarım oradalar. Ailem hala orada. Ankara seyircisi farklıdır denir ya gerçekten de öyle. Ankara seyircisinin de tiyatroya gitme alışkanlığı, seçiciliği vardır. Sıcak karşılarlar oyunları, dikkatli seyrederler. Ankara Sanat Tiyatrosu&#8217;nun da ayrıca bir önemi var; ben ilk tiyatro eğitimimi Ankara Sanat Tiyatrosu&#8217;nda almıştım. Sahne aynı sahne olmasa bile ismi bile hala içimi kıpırdatıyor. İlk tiyatroya başladığım zamanlar hafızamda.</p>
<p><strong>İzleyiciler neden <em>Herkes Kocama Benziyor</em>’a gelsinler?</strong></p>
<p>Şu günlerde ihtiyacımızın dertleşmek olduğunu çok iyi biliyorum. Bir ahbabımızla oturup dertleşsek dediğimiz onlarca mesele var. Dinlemek için, birbirimizi anlamak için, ortak meselelerimizin görünür ve görünmeyen yüzlerine birlikte bakmak için, gülmek için ve şarkılar türküler söyleyip biraz da Ayten’in deyimiyle “deşarz” olmak için gelsinler.</p>
<p><em>Oyun 1 Ekim’de Ankara Sanat Tiyatrosu&#8217;nda.</em></p>
<p>Fotoğraflar: Ayçin Çalışkan</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pinar-gunturkun-dram-ve-komedinin-dengeli-olmasi-bu-oyunun-farki/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pınar Güntürkün: &#8216;Dram ve komedinin dengeli olması bu oyunun farkı&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözbağcı&#8217;nın Kübra&#8217;sı Deniz Ekinci: &#8216;Tutkunun tüm korkuları yenebileceğini öğrendim&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/gozbagcinin-kubrasi-deniz-ekinci-tutkunun-tum-korkulari-yenebilecegini-ogrendim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emrah Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 09:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Animus Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Gözbağcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138509</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Geçtiğimiz sezonun birçok adaylık ve ödülle dikkat çeken oyunlarından Gözbağcı, yeni sezonda da izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Deniz Ekinci, ilk tek kişilik oyunu Gözbağcı ile hem sihirli bir dünyanın kapılarını aralıyor hem de aidiyet, kimlik ve görünürlük meselelerini derinlikli bir şekilde ele alıyor. 25 Eylül’de Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenecek oyun öncesi, Deniz Ekinci ile hem [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gozbagcinin-kubrasi-deniz-ekinci-tutkunun-tum-korkulari-yenebilecegini-ogrendim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gözbağcı&#8217;nın Kübra&#8217;sı Deniz Ekinci: &#8216;Tutkunun tüm korkuları yenebileceğini öğrendim&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz sezonun birçok adaylık ve ödülle dikkat çeken oyunlarından <em>Gözbağcı</em>, yeni sezonda da izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Deniz Ekinci, ilk tek kişilik oyunu <em>Gözbağcı</em> ile hem sihirli bir dünyanın kapılarını aralıyor hem de aidiyet, kimlik ve görünürlük meselelerini derinlikli bir şekilde ele alıyor. 25 Eylül’de Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenecek oyun öncesi, Deniz Ekinci ile hem yeni sezon heyecanını hem de Kübra karakterinin büyülü dünyasını konuştuk.</span></p>
<p><strong>Yeni sezon şimdiden hayırlı olsun. Adaylıklarla dolu başarılı bir sezon geride bırakmıştın, şimdi yeni sezona başlıyorsun. Nasıl hissediyorsun?<br />
</strong></p>
<p>Geçen sene <em>Gözbağcı</em> ilk gösteriminden sonra seyirciler arasında konuşulmaya ve “fısıltı gazetesi” yaratmaya başlamıştı. Her gelen annesini, babasını, eşini, çocuğunu, iş arkadaşlarını da alıp tekrar geliyordu. Bu nedenle öncelikle bizi yalnız bırakmayan seyircilerimize çok teşekkür ederiz. Ödül kurumlarındaki adaylıklarımız ise görünürlüğümüzü daha da arttırdı. Bu da bağımsız bir tiyatro için gerçekten çok değerli. O nedenle ayırt etmeden her oyunu izlemeye vakit ayıran tüm jürilere teşekkür etmek istiyorum, yaptıkları gerçekten çok değerli. Şimdiyse <em>Gözbağcı</em>’nın yeni sezonu başlıyor. Özlem dolu hissediyorum. Hem <em>Gözbağcı</em>’yı, Kübra’yı, Kübra’nın sihir dolu hikayesini anlatmayı hem de seyircilerle bu büyülü anları paylaşmayı çok özledim!</p>
<p><strong>Henüz oyunu bilmeyenler için <em>Gözbağcı</em> ne anlatıyor?<br />
</strong></p>
<p><em>Gözbağcı</em>, Ankara’da bir çocuk yuvasında büyüyüp sonradan bir aileye evlatlık verilen, sihir yapma tutkusuyla dolu bir kadının hikayesi. Çocuk yuvasında sihirbaz Mete abisi ve sihirbazlıkla tanışıyor ve her anı sihirbazlık yapmak için kollamaya başlıyor. Kur’an okuma günlerindeki kadınları, sevgililerini, kaçmak istediklerini, kocasını sihirle tanıştırmaya çalışsa da hepsi elinin tersiyle itiyor Kübra’yı. Çevresi ona ne derse desin kendini, ısrarla kendi hikayesini var etmeye çalışan bir sihirbazın gösterisi <em>Gözbağcı</em>.</p>
<p><strong>Kübra karakteriyle ilk karşılaştığınızda seni en çok ne etkiledi? Kübra’nın hikayesi çok katmanlı; aidiyet, kimlik ve görünürlük meselelerini işliyor. Bu karakteri sahneye taşırken seni en çok zorlayan ne oldu?<br />
</strong></p>
<p>Kübra’yla karşılaştığımda en çok beni etkileyen onun umut dolu mücadelesiydi. Kübra, kendindeki o çocuksu saf enerjiyi hiç bırakmıyor. Çevresi ona başka bir kalıp yakıştırsa da o içindeki bağlantıyı asla koparmıyor, koparamıyor da. Bu, bir insanın biricik olmasını sağlayan en önemli ve en değerli unsur ve biricik olan karakterler her zaman çok etkileyicidir. Bu karakterde beni en çok zorlayan şey; ne dini inancı ne evlatlık olması ne aile baskısı ne de unutamadığı koskoca üzüntüleri oldu. Çünkü aslında hepimiz acının, baskının ve ait hissetmemenin ne demek olduğunu yaşadığımız başka türden anılar dolayısıyla biliyoruz. Kübra da hepimiz gibi, tüm zorluklara rağmen sadece kendisi olarak yaşamak isteyen biri. O nedenle onun karakterini, içselliğini anlamak zor olmadı. Beni en çok zorlayan şey sihirbazlık numaralarını el alışkanlığı haline getirmek oldu. O da zamanla oturuyor tabii.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138517 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-scaled.jpeg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-1024x683.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-1536x1024.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/DSCF3340-2048x1365.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Metnin içine girdikçe Kübra’yla hayatın arasında paralellik kurabileceğin noktalar çıktı mı?<br />
</strong></p>
<p>Metni ilk okuduğumda bile Kübra’yla derin bir bağ hissettim. Tabii ki çok farklı arka planlardan geliyoruz ama arzuları, bunun için verdiği mücadele bence insanın kim olduğunu tanımlıyor. Mücadele etmekten hiç vazgeçmemek, yaşanan üzücü olaylardan ders çıkarmak ama asla ayak bağı etmemek hatta onları gülerek hatırlamak ve kabul etmek, çevresindekileri değiştirmeye çalışmaktansa kendisini daha da güçlendirmek. Tüm bunlar hayatında zorluk yaşayan herkese yani her insanın Kübra’yla paralellik kurabileceği noktalar.</p>
<p><strong>İlk tek kişilik oyunun aynı zamanda. Nasıl bir deneyim oldu senin için, neler kattı sana?<br />
</strong></p>
<p>Cesaret. <em>Gözbağcı</em>’dan önce asla tek kişilik bir oyunda oynamam diye düşünüyordum. Sahnede tek olmak ve tüm hakimiyetin sende olması bana korkutucu geliyordu. Hatta prömiyer gününe kadar olabildiğince o günü düşünmemeye çalıştım çünkü çok geriliyordum. Ama metne, Kübra’ya o kadar aşık oldum ki hiç düşünmeden bunu oynamak istedim.</p>
<p>Prömiyerden önce güvendiğimiz insanları seyirci olarak davet edip genel prova aldık ve o noktada biraz daha rahatlamaya başladım. Prömiyer gününde ise kalbimi kulağımda duymama rağmen o zamana kadarki çalışmalarımıza, ekibime, oyunuma ve kendime güvenerek çalıştığım her şeyi yapmaktı hedefim. Prömiyer günü harika geçti ve sonraki günlerde de seyircilerimizin tepkileri muazzamdı. Bu da beni daha da cesaretlendirdi. Şimdi sahneye çıkmadan önce tabii ki heyecanlanıyorum fakat daha cesur ve eğlenceli bir yerden. Tutkunun tüm korkuları yenebileceğini öğrendim.</p>
<p><strong>Oyunun bir diğer cazibesi de illüzyonlar. Açıkçası ben oyunun bu kadar bir parçası olacağını beklemiyordum. Metin çalışmak dışında illüzyon çalışmak nasıl bir deneyim oldu?<br />
</strong></p>
<p>Başta zordu. Hem numaraları ustalıkla yapmam hem karakterde kalmam hem de ezberini akıtmam gerekiyordu. Ben de hepsini aynı anda ve hemen yapmak istiyordum. Bu nedenle provada başarısız hissettiğim ve gerildiğim anlarım olmuştur ama o anlarda da yönetmenlerim başta olmak üzere tüm ekip beni motive eden ve bunun zor olmasının normal olduğunu söyleyen iyileştirici bir ekipti. Tüm sihirbazlık numaraları her şey gibi tekrar ettikçe oturttu. Şu an yeni eklediğimiz illüzyonlar oluyor ve daha rahatlıkla yapıyorum.</p>
<p><strong>Kurucularından olduğun Animus Tiyatro bağımsız bir topluluk. Bağımsız bir ekip olarak turneye çıkmak, tiyatro yapmak nasıl? Sadece oyunu değil aynı zamanda vergileri düşünmek, nakliyeyi düşünmek, salon kiralarını düşünmek yorucu olmalı.</strong></p>
<p>Biz bu konuda şanslıyız. Turne konusunda bir organizasyon şirketiyle çalışıyoruz, o nedenle tüm bunları onlar düşünüyorlar. Ama sonuç olarak kazanılan gelirin yeterli olması çok zor. <em>Gözbağcı</em>’nın ismi bir şekilde duyulduğu için seyirciler bizi yalnız bırakmıyor fakat kendini daha duyuramamış ve harika oyunlar için tüm bu söylediğiniz sebeplerden dolayı turne yapmak imkansız bir durum. Maalesef ki turne yapabilen büyük prodüksiyonlu birçok oyundan çok daha kaliteli bağımsız tiyatro oyunları mevcut.</p>
<p><strong>25 Eylül’de Ankara Sanat Tiyatrosu’ndasın. Ankara izleyicisi neden <em>Gözbağcı</em>’ya gelsin?<br />
</strong></p>
<p><em>Gözbağcı</em>’nın memleketi Ankara. Keçiören’deki Atatürk Çocuk Yuvası’nda büyüyen Kübra’nın sihir dolu hikayesini dinlemek, gülmek, ağlamak, düşünmek isteyen herkesi <em>Gözbağcı</em> oyununa bekliyoruz. Her türlü nişan, kına, sünnet, düğün, asker uğurlaması, doğum günlerinizde yanınıza olabilecek bir sihirbazla tanışmak istiyorsanız <em>Gözbağcı</em> ayağınıza kadar geliyor!<strong> </strong></p>
<hr />
<p>Fotoğraflar: Meltem Satıloğlu</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gozbagcinin-kubrasi-deniz-ekinci-tutkunun-tum-korkulari-yenebilecegini-ogrendim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gözbağcı&#8217;nın Kübra&#8217;sı Deniz Ekinci: &#8216;Tutkunun tüm korkuları yenebileceğini öğrendim&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
