<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hatice Şahin, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/haticesahin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/haticesahin/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 May 2026 15:08:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Hatice Şahin, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/haticesahin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toplu taşımada hakimiyet kurma arzusu: ‘Manspreading’</title>
		<link>https://lavarla.com/toplu-tasimada-hakimiyet-kurma-arzusu-manspreading/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 13:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[manspreading]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Taşıma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140551</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bütün kadınlar, toplu taşımada erkeklerle diz dize geldikleri o meşhur &#8220;manspreading&#8221;i tatmıştır. Yeriniz dar değil canımın içi kadınlar, erkekler fazla yayılıyor. İşe gideceksin. Uyanıp uyanmadığın bile belli değil. Kendini toplu taşımaya zar zor atmışsın. Vagon tıklım tıklım, üstüne bir de soğuk. Tam boş bir yer bulup oturacaksın ki yan koltukta oturan beyefendinin bacakları dışa doğru [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/toplu-tasimada-hakimiyet-kurma-arzusu-manspreading/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Toplu taşımada hakimiyet kurma arzusu: ‘Manspreading’&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün kadınlar, toplu taşımada erkeklerle diz dize geldikleri o meşhur &#8220;manspreading&#8221;i tatmıştır. Yeriniz dar değil canımın içi kadınlar, erkekler fazla yayılıyor.</p>
<p>İşe gideceksin. Uyanıp uyanmadığın bile belli değil. Kendini toplu taşımaya zar zor atmışsın. Vagon tıklım tıklım, üstüne bir de soğuk. Tam boş bir yer bulup oturacaksın ki yan koltukta oturan beyefendinin bacakları dışa doğru V harfinin sınırlarını aşmış, senin oturma alanına doğru bir &#8220;fetih&#8221; hareketine girişmiş. Tanıdık geldi mi?</p>
<p>Literatürdeki adıyla <em>manspreading</em>. <em><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Manspreading">Wikipedia</a></em>&#8216;da tartışmalarla birlikte detaylıca açıklanmış. O kadar ciddi bir sorun haline gelmiş ki sözlüklere eklenmiş. Türkçede tam karşılığı olan bir deyim var: &#8220;Manda gibi yayılmak.&#8221; Ama erkekler kırılgan olduğu için biz şöyle diyelim: Erkeklerin her yerde babasının malı gibi yayılması.</p>
<p>Evet, maalesef konu yine dönüp dolanıp kamusal alanı &#8220;erkekçe&#8221; kullanma alışkanlığına geliyor.</p>
<h2>Bir türlü çözülmeyen bacak arası <em>rejimi</em></h2>
<p>Oturuşu yüzünden sürekli uyarılan kız çocuklarından birisi de bendim. Benimle birlikte uyarılan erkek çocuğu hiç görmedim. Büyüklerim hala oturuşumu beğenmez ve kaş göz işaretiyle uyarır. Ama kimse 40 yaşında bir erkeği uyarmaz. Çünkü sadece kadınların küçülmesi ve görünmez olması beklenir. Kadınlar çocukluktan itibaren <em>edepli olmak </em>ve <em>dikkat çekmemek</em> komutlarıyla &#8220;disipline&#8221; edilir. Çoğu erkek kendine dönüp şöyle bir bakmaz. Bacaklarını yayarak oturmayı normalleştirir. Çünkü orası zaten onundur. Çünkü bilir ki ahlak kavramı sadece kız çocuklarına yüklenir.</p>
<p>Bu durum, kamusal alanda erkeğin &#8220;fatih&#8221; kadının ise &#8220;işgal edilen&#8221; taraf olmasına yol açan sessiz bir toplumsal sözleşmedir. Bu sözleşmeye bir beyefendi ekşisözlük&#8217;te (Canım kız kardeşlerim sinirleriniz bozulmasın diye link eklemedim) şöyle bir madde ekleyerek çıtayı arşa çıkartmış: &#8220;genel olarak kadınların daha çok empati yapmaya, çevrede olan bitene hassas davranmaya özen göstermesi ve başka yolcuların yaşayabileceği mağduriyeti en baştan düşünmesi.&#8221; Şu süper gücümüze bakar mısınız canım kadınlar. Kadınlar erkeklerden daha yetenekli desek yine hemen kırılırlar.</p>
<h2>Anatomik yapınız yüzünden değil</h2>
<p>Erkeklerden duyduğumuz cümleler belli, sıradan ve dayanaksızdır: &#8220;Anatomik yapı böyle, sıkışık oturunca terliyoruz, sağlık için böylesi daha iyi&#8221; gibi asla kanıtlanmamış, dayanaksız cümleler… Yine ekşisözlük&#8217;teki beyefendi bunu şöyle meşrulaştırmış: &#8220;erkek genitalyasının malum şeklinden ötürü sıkı pantolonlar ve dikişlerle birleşince oluşması muhtemel fiziksel rahatsızlık.&#8221; Muhtemel rahatsızlık demiş, neyse…</p>
<p>Rebbaca Endler şöyle diyerek bizi biraz neşelendiriyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Erkekler bacaklarını ayırmak zorundalar, aksi halde, omuzları ve geniş sağrı kemikleri çok ağır olduğu için otururken öne doğru düşebilirler. Bunun doğru olmadığına üzüldüğümü söylesem yalan olmaz çünkü tramvayda erkekleri bacaklarını kapatmaya zorlayarak, hepsinin birer birer yere yuvarlanmalarına sebep olacağını düşünmek bile güzel!&#8221;</p></blockquote>
<p>Tamam hadi, düşmenize gülmeyelim ama siz de yan koltuktaki kadının kalçasını yarım porsiyona düşürecek kadar genişlemeyin ya da tacizi bırakın.</p>
<p>Toplu taşımada erkeklerin babasının malı gibi yayılmaları anatomiden ziyade bir hakimiyet kurma, kamusal alanda baskın olma hevesi. Bacaklarını yayıp oturmak, kadınları sıkıştırmak onlardan yine &#8220;fedakarlık ve uysal olmasını&#8221; beklemektir. Yeter artık. Hem kadınların alanlarını daraltın hem de kibarlık ya da sakinlik bekleyin. Artık o tek taraflı sözüm ona <em>toplumsal</em> sözleşmelerinizi kadınlar tek tek yırtıp atıyor, haberiniz olsun. Öfkenize sağlık canım kadınlar.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.kadinlarkulubu.com/attachments/blydbvdcmaaijnp-webp.1074904/" alt="Bacaklarını topla' kampanyası başladı | Kadınlar Kulübü - Kadın Sitesi" /></p>
<h2>Türkiye ve dünyadan kazanılmış mücadeleler</h2>
<p>Türkiye&#8217;de yayılarak oturmaya karşı 18 Nisan 2014 yılında kadınlar, sosyal medya örgütlenmesiyle bir <a href="https://bianet.org/haber/kadinlar-bacaklarini-topla-yerimi-isgal-etme-diyor-154999" target="_blank" rel="noopener">kampanya</a> başlattı: Bacağını topla, yerimi işgal etme! Amaçları kamusal alanlarda ve toplu taşımada erkeklerin fiziksel olarak daha fazla yer kaplayarak kadınları taciz etmesini engellemekti. Sonrasında değişen belediye yönetimiyle birlikte İstanbul Metrosu’na uyarı levhaları yapıştırıldı ve eylemler karşılığını buldu. İzmir’de var mı bilmiyorum ama Ankara’da yok. Ne dersiniz canımın içi kadınlar? Şehirlerimizde erkeklere bacaklarını topla der miyiz?</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://images.ntv.com.tr/images/04815858-f246-48f9-b39f-7d2306ad8a4d.jpg?w=1200&amp;height=900&amp;mode=crop" alt="İstanbul'da toplu taşımalarda erkeklere bacak açma yasağı ..." /></p>
<p>İstanbul’un ardından 2015 yılında New York metrosunda manspreading&#8217;e karşı <a href="https://www.haberturk.com/dunya/haber/1051847-erkek-yayilmaciligina-karsi-yolcular-birlesin" target="_blank" rel="noopener">mücadele edilmiş</a> ve kazanılmış. Kampanyadan sonra iki kişi tutaklanmış. Erkeklerin <a href="https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/hayalarim-yuzunden-bu-sekilde-oturuyorum-27965921" target="_blank" rel="noopener">hayaları yüzünden</a> tutuklanması günüme neşe katmadı değil.</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40219330" target="_blank" rel="noopener">Madrid’te ise 2017</a> yılında resmi bir kampanya başlatılmış ve erkeklere bacak açma yasağı getirilmiş.</p>
<p>Biraz farkındalık….</p>
<p>Beyler pek hoşunuza gitmiyor ama şehir hayatı, bir arada yaşama sanatıdır. Kadınlar toplu taşımaya koltuklarda küçülmek, omuzlarını kasmak ve tacize uğramak için yol parası vermiyor. Toplu taşıma, şehirde yaşayan herkesin ortak kullanım alanı. Konfor düşkünlüğünüz yüzünden yanınızdaki kadının alanını fiziksel olarak işgal etmeye başladığınız an rahatlığınız &#8220;vücut sınırı ihlaline&#8221; dönüşüyor.</p>
<h2>Nezaket sadece bir kadın ismi değil</h2>
<p>Aslında mesele sadece bacaklar değil, mekanı kimin sahiplendiği. Kadınlar genelde çantalarını kucaklarına alıp, mümkün olduğunca küçülerek oturmaya çalışırken erkeklerin bu denli yayılabilmesi, toplumun iliğine işlemiş o erkek kibriyle &#8220;burası benim&#8221; ilkelliğinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Bana &#8220;eleştiriler doğru, tespitler yerinde ama çözüm nerede&#8221; diyorsunuz. Belki şunlar hep birlikte düşünerek çözüme gitmemizi sağlar:</p>
<ul>
<li>&#8220;Kamusal alanı ne kadar erkekçe kullanıyorum?&#8221; diye kendinize sormakla başlayabilirsiniz. Böylece kaldırıma park etme ve yaya geçidinde yol vermeme sebebinizi de anlayabilirsiniz. (<a href="https://lavarla.com/kentte-yurumek-kimine-flanorluk-kadinlara-mucadele/">Geçen yazıda konuşmuştuk</a>)</li>
<li>Yanınızdaki kişinin sıkıştığını hissettiğiniz an biraz toparlanmak sizi eksiltmez aksine nazik biri olmanıza sebep olur.</li>
<li>&#8220;Ben burada ne kadar yer kaplıyorum?&#8221; sorusunu sormak, şehirli bir birey olmanın en önemi kurallarından diyebiliriz. Kendinize gün içinde birkaç kez buna benzer sorular sorabilirsiniz.</li>
<li>Bazen sadece bir bakış, o açılan bacakların kapanması için yeterli bir sinyaldir. Bazı sinyalleri algılamaya çalışabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Hiçbir sinyali almayıp, sabah sabah beni çapraz oturtup, bütün sınırları zorlayıp bu yazıyı yazdıran erkeklere de selam olsun.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/toplu-tasimada-hakimiyet-kurma-arzusu-manspreading/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Toplu taşımada hakimiyet kurma arzusu: ‘Manspreading’&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Valizler, surlar ve dinleyemediğimiz şarkılar</title>
		<link>https://lavarla.com/valizler-surlar-ve-dinleyemedigimiz-sarkilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 11:05:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140342</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bir valiz ne için hazırlanır, içine ne konur? Yaz tatili? Kış tatili? Yeni hayata başlama heyecanı? Normal bir dünyada cevaplar bunlardır. Valizin içine kıyafetler, okunacak kitap, hediyeler falan konur. Ama bu coğrafya artık &#8220;normal&#8221; değil. Son zamanlarda apartman ya da plaza çıkışında, kaldırımda bir çöp konteynırının yanından tekerlekli, büyük bir valiz sürükleyerek geçen bir erkek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/valizler-surlar-ve-dinleyemedigimiz-sarkilar/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Valizler, surlar ve dinleyemediğimiz şarkılar&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir valiz ne için hazırlanır, içine ne konur? Yaz tatili? Kış tatili? Yeni hayata başlama heyecanı? Normal bir dünyada cevaplar bunlardır. Valizin içine kıyafetler, okunacak kitap, hediyeler falan konur. Ama bu coğrafya artık &#8220;normal&#8221; değil.</p>
<p>Son zamanlarda apartman ya da plaza çıkışında, kaldırımda bir çöp konteynırının yanından tekerlekli, büyük bir valiz sürükleyerek geçen bir erkek gördüğünde valize odaklanıp &#8220;Acaba çok mu ağır?&#8221; diye düşündün mü? Valizden bir koku geliyor mu diye havayı kokladın mı? Valizin ağırlığından şüphe etmek ve korkmak hiç aklına gelir miydi? Gelmezdi. Ayşe Tokyaz’ı, Durdona Khakimova’yı duyana kadar…</p>
<p>Peki ya şehrin görkemli surları? Onlara baktığında şehrin derin tarihini, Bizans’ı, Osmanlı’yı ya da sadece güzel bir manzarayı görmeliydik. Şimdi o surlara baktığımızda Ayşenur’u ve İkbal’i görüyoruz. Asırlardır orada duran taşlara ve surlar eskisi gibi hissettirmiyor. Muazzam bir şehir manzarası sunan o surlar artık kent hafızası değil, dehşetin hafızası. Yarım saat arayla katledilen iki genç kadının korkusunun anıtı; faili “Kadınların o erkekle ne işi varmış?” diye aklamaya çalışanların yarattığı o zifiri karanlık.</p>
<p>Su hepimize huzur verir, değil mi? Akşam yemeğini yiyip sahile ya da göl kenarına yürüyüşe çıkıyorsun, kulaklığını takıp güzel vakit geçirmek için. Denizin mavisine, gölün büyüklüğüne bakıp huzur bulacakken aklımıza “rasgele bir yere çiçek bıraksak bir kadının mezarına denk gelecek” diyen 8 Mart pankartı düşüyor.</p>
<p>Van Gölü’nün kıyısında, çakıl taşı toplamak isterken öldürülen Rojin’in sesi çınlıyor kulaklarımızda. Deniz kenarları, sahil şeritleri kadınlar için huzur veren coğrafi güzellik değil; “Burada da acaba bir kız kardeşimizin gülüşünü mü soldurdular?” diye ürperdiğimiz, tekinsiz coğrafya.</p>
<h2>Yürümek artık kaçma eylemi</h2>
<p>Beklediğin film gösterime girmiş. Sinemadan çıkmışsın, metrobüse, metroya yürürken filmden kalan tadın devamı için kulaklığını takmak istiyorsun ama tedirginsin. En son ne zaman korkusuzca, iki kulağına birden takıp, müziğin sesini sonuna kadar açarak yürüdün? Karşıdan gelen bir grup erkek ya da arkadan gelen ayak sesini duyma zorunluluğu, şarkını senden çaldı mı? Tedirginlik yüzünden kıstığımız o ses, takamadığımız o kulaklık, sevdiğimiz şarkıların nakaratıyla şehrin tadını çıkarmak&#8230; Bütün bunlar kadınlar için de sıradan bir eylem olmalıydı.</p>
<p>Kaldırımda öylesine yürürken, hiç tanımadığın bir erkeğin, sırf o an canı öyle istedi diye, sırf gücü yetiyor diye yüzünün ortasına bir yumruk indirme ihtimaliyle ne zaman tanıştın? Ya da iş yerinin önünde sigara molasına çıkmışken, üzerine yürüyen çıplak bir saldırganın taciziyle yere düşmek? Mesela hangi erkek apartman kapısının tam kapanıp kapanmadığını kontrol etmek zorunda? Bir erkek arkadaşınız size hiç evinin kapısının önünde “ya güçsüz görünüyorsam ya hedefsem” korkusuyla hızlıca içeri girmeye çalışırken panikle anahtarı düşürdüğünü gözleri dolarak anlattı mı?</p>
<p>Bunlar distopik bir senaryo ya da roman değil. Bunlar, bu ülkenin sokaklarında, kaldırımlarında, caddelerinde her gün kadınların yaşadığı hayatın ta kendisi.</p>
<p>Kadınlar için şehirde yürümek şöyle dursun eşikten adım atmak bile bir mesele. Birçok kadının deneyimleyebildiği dünya sadece mahalle pazarı, marketi kadar. Bize kaldırımlarda, metro koltuklarında &#8220;kapladığımız alanı küçültmemiz&#8221; öğütlenirken, caddelerde, sokaklarda görünmez olmamız, sessiz olmamız sıkı sıkı tembihlenirken erkekler omuzları dik, ceplerinde cezasızlık güvencesiyle kaldırımları, caddeleri parselledi.</p>
<h2>Korkularımızı karanlığa gömeceğiz</h2>
<p>Şehir meydanlarında söylenen sözler, yapılan protestolar kentlerin kime ait olduğunu bize yeniden yeniden hatırlatır. Eylemler meydanları, geçip gidilen bir boşluk olmaktan çıkartıp halkın kendi sözünü söyleme iradesini gösterdiği en görkemli sahneye dönüştürür. O sahnelerin en güzellerini Arjantin’de Plaza de Mayo’da gördük. İstanbul’da Cumartesi Anneleri&#8217;nin sahip çıktığı Galatasaray Meydanı’nda, vapurlarda dağıtılan mor iğnelerde gördük. Gezi Direnişi&#8217;nde yüzüne gaz sıkılan kırmızılı kadında, Şili’den başlayan Las Tesis dansında, İran’da saçlarını savuran kadınların rüzgarında hissettik.</p>
<p>Sokaklar korkunun değil öfkenin ve cesaretin mekanıdır.</p>
<p>Her 8 Mart’ta şehirlerin caddeleri ve meydanları, artık neredeyse her gün öldürülen kadınlara kapatılır. Taksim hayalete döner. Metrolar sanki tehlike varmış gibi duraklarda durmadan hızla gider. Kızılay Meydanı’nın adını anmak bile yasaklanır. Emirler serttir ve sert uygulanır. Peki siz bu sert emirlerden kadınların korktuğunu hiç gördünüz mü? Göremezsiniz.</p>
<p>Tünel kapalı olsa da Taksim hayalete dönse de meydanlar yasaklansa da biz parmak uçlarımızda, sessizce yürümekten vazgeçtik. Bütün o &#8220;görünmez ol, sessiz kal, kahkaha atma iffetli ol&#8221; tembihlerini valizlere doldurup kapının önüne koyduk. Artık gürültülü, kalabalık ve inatçı adımlarla geliyoruz. Topuklu ayakkabılarımızla bozuk kaldırımlara rağmen yürümeye devam ediyoruz.</p>
<p>Yine savaşın karanlığında gittiğimiz 8 Mart alanlarında; sloganlarımızla, kahkalarımızla her zamankinden daha kararlı ve daha kalabalık olacağız. Hayatlarımız, şehirlerimiz ve gülüşlerimiz için her zamankinden daha kararlıyız!</p>
<p><a href="https://lavarla.com/valizler-surlar-ve-dinleyemedigimiz-sarkilar/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Valizler, surlar ve dinleyemediğimiz şarkılar&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kentte yürümek: Kimine flanörlük, kadınlara mücadele</title>
		<link>https://lavarla.com/kentte-yurumek-kimine-flanorluk-kadinlara-mucadele/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli sokaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kaldırım işgali]]></category>
		<category><![CDATA[Yürümek]]></category>
		<category><![CDATA[yürünebilir kaldırımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140265</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>İstanbul’dayken flanörlerin meşhur Kurtuluş-Kızılay yürüyüş rotalarını okuyup, içimden hep şöyle geçirirdim: “Tabii, orası düz ayak, ‘nezih’, orayı herkes yürür. Sıkıysa gelin de size bir Keçiören-Ulus rotası çıkartayım, gerçek Ankara’yı görün!” Bu niyetle sokağa çıktığım bir gün, kaldırımlardaki araba işgalleri, aracını üstüme süren sürücüler ve Ulus’a varmadan çat diye yaya yolunun yok olmasıyla birlikte kendimi bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kentte-yurumek-kimine-flanorluk-kadinlara-mucadele/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kentte yürümek: Kimine flanörlük, kadınlara mücadele&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’dayken flanörlerin meşhur Kurtuluş-Kızılay yürüyüş rotalarını okuyup, içimden hep şöyle geçirirdim: “Tabii, orası düz ayak, ‘nezih’, orayı herkes yürür. Sıkıysa gelin de size bir Keçiören-Ulus rotası çıkartayım, gerçek Ankara’yı görün!”</p>
<p>Bu niyetle sokağa çıktığım bir gün, kaldırımlardaki araba işgalleri, aracını üstüme süren sürücüler ve Ulus’a varmadan çat diye yaya yolunun yok olmasıyla birlikte kendimi bir dolmuşa attım. Şoförün alaycı ses tonuyla “senin burada ne işin var abla” sorusundan sonra cinlerimle birlikte korkularımı alıp ilk durakta indim. Kendime şehirde nefes alabilecek bir yer aradım. Ve evet, bir süre bulamadım. Korktuğum, sadece arabaların hızla üstüme sürülmesi ve oracıkta ölecek olmam değildi. Şehirde yalnız hissetmenin korkusuydu. Bütün kadınların ezbere bildiği; toplu taşımada, kaldırımda, sokakta, etrafında erkeklerle yalnız olmanın verdiği o his&#8230;</p>
<p>Yani sokağa çıktığımda romantik edebiyatın bittiği ve &#8220;erkek şehrin&#8221; başladığı o tüyler ürpertici yerdeydim.</p>
<p>Tarihsel olarak sokak, kadın için tekinsiz bir yerdi. Erkek, sokakta amaçsızca yürüdüğünde flanör hatta filozof olurdu; kadın yürüdüğünde ise “sürtük”. Kaldırımda duran erkek birini bekliyordur, kadın ise &#8220;aranıyordur&#8221;. Kaldırımda bir kadın varsa mutlaka kornayla taciz edilmek &#8220;zorundadır&#8221;. İlla o kornaya basılır. Çünkü kaldırımda ve yalnızsa, bunu hak ediyordur.</p>
<p>Toplum, o şoförün ağzından bana şunu diyordu: “Bu alan bizim. Bizim kurallarımızla, bizim araçlarımızla işgal ettiğimiz bir alan. Sen ancak misafir olabilirsin ya da sahipsizsin.”</p>
<p>Bu saatte burada olma. Dikkatli ol. Gözünü dört aç. Yer kaplama, hadi kapladın diyelim mümkün olduğunda kendini görünmez yap. Ses çıkarma. Temkinli ol. Ben artık kadınlara yöneltilen bu komutlardan çok sıkıldım!</p>
<h2>Şehir ruhumuzu, kemer memelerimizi sıkıyor</h2>
<p>Bir haber sitesinde okuduğum şu cümle beni daha da korkuttu: “Kayıtlara göre 2011 yılına kadar kadınların bir araba kazasında emniyet kemeri kullansa bile ağır yaralanma veya ölüm oranı erkeklere oranla yüzde 47 daha fazla.”</p>
<p>İçine dahil olmaya çalıştığımız bu trafik düzeni, biz kadınlar için tasarlanmadı. Trafik kuralları ve kent planlaması ilk &#8220;kime&#8221; göre yazıldı sanıyorsunuz? Sabah çantasını alıp işine giden, arabası olan, ortalama kiloda, ortalama boyda bir &#8220;beyaz adama&#8221; göre. Kadınlar tabii ki o denklemin içinde yoktu. Biz sisteme sonradan dahil olan &#8220;dezavantajlı&#8221; gruptuk. Memelerimiz resmen &#8220;opsiyonel aksesuar&#8221; muamelesi görüyor. Tasarımcıların zihnindeki &#8220;standart insan&#8221; her zaman maalesef hala erkek.</p>
<h2>Kaldırım işgali bir &#8220;horozlanma&#8221; meselesidir</h2>
<p>Bu yüzden bir araba sahibi, kaldırıma park ettiğinde basit bir trafik kuralı ihlali yapmıyor. Üsttenci tavrını devam ettiriyor. Alanını çiziyor. İkaz ettiğimizde de bize &#8220;horozlanıyor.”</p>
<p>Henri Lefebvre, “mekan toplumsal olarak üretilir” diyor. Feminist kent teorisi ise bana şunu öğretti: Toplumsal olan aynı zamanda cinsiyetlidir. O halde üretilen mekanın da cinsiyeti vardır. Yürümeye çalışırken sürekli birinin “esas önceliği” olduğunu hatırlatması gibi.</p>
<p>Kaldırım işgali çoğumuza “sıradan” bir belediye sorunu gibi görünüyor ama öyle değil. Öyle olmadığını kendi bedenim üzerinden, ritmim bozulduğunda, adımım bölündüğünde, düşüncem kesildiğinde fark ediyorum. Bu basit bir fiziksel engel değil. Bu, kamusal alanda kimin görünür olma hakkının daha önemli olduğunun tekrar tekrar ilan edilmesi.</p>
<p>Kaldırıma yayılan o araba, üzerimize süren o dolmuş, yaya geçidinde yavaşlamayan o sürücü, tarihsel üstünlüğünü hatırlatıyor. “Benim hızım, benim gücüm senin güvenliğinden önemli,” diyor. Trafikteki bu makine şiddeti, eril tahakkümün asfalttaki yansımasından başka bir şey değil.</p>
<p>Her kaldırım, her dolmuş şoförü, her meydan, her bank, her ışık bize şunu fısıldıyor: Evet, buraya gelebilmişsin ama burada güvende değilsin. Varlığın önemsiz ve önceliğin yok. Korksan iyi olur!</p>
<h2>Zabıtalar ve görünmez ittifak</h2>
<p>Bu işgaller -sadece- kural tanımaz sürücülerin suçu mu Haticeciğim, derseniz galiba <em>kısmen </em>hayır derim. Şehri yöneten yerel idareler, kaldırımları &#8220;kamusal alan&#8221; olarak değil &#8220;atıl alan&#8221; olarak görüyor. Bir dükkanın kaldırıma masa atmasına, bir arabanın yaya yolunu kapatmasına göz yuman o sessiz onay aslında erkeklerarası bir ittifakı sürekli yüzümüze çarpıyor. Belediyenin ve zabıtanın görmezden geldiği her işgal, belediyenin otopark sorununu çözmek yerine kaldırımı otoparklaştırmayı tercih etmesidir.</p>
<p>2918 sayılı Kanunun 61. Maddesinde yazana göre para cezası da var ama kaldırımı işgal eden lüks arabalara karşı bu madde bir anda &#8220;görünmezlik pelerini&#8221; giyen fantastik bir yapıya dönüşüyor.</p>
<h2>Bakım emeğinin tekerlekli hali: Pazar arabaları</h2>
<p>Ve bu eril dünyanın sanırım en büyük mağdurları o kaldırımlarda sadece <em>yürümeye çalışan </em>kadınlar&#8230;</p>
<p>Dert tek başına yürümeye çalışmak değil. Dert, bize yüklenilen bütün sorumluluklarla yürümeye çalışmak. Bebek arabasını süren bir anneyi düşünün. Kaldırım bittiği için bebeğiyle birlikte araç yoluna inmek zorunda kaldığı o an, onun için koca bir hayati risk!</p>
<p>Ya da pazar arabaları&#8230; Kadınların sarı bezden sonra vazgeçilmeyen aksesuarları ekose desenli tekerlekli çantalar&#8230; Ne kadar farkettiniz ya da önemsediniz bilmiyorum ama o pazar arabaları -hele ki o yokuşlu Ankara sokaklarında- kadınlara yüklenmiş &#8220;bakım emeğinin&#8221; cisimleşmiş, tekerlekli halidir. Evin alışverişi, mutfağın dolması, pazarın görülmesi kadının &#8220;kutsal&#8221; görevidir ama erkeklerin tasarladığı şehir ona, yüklediği bu görevi yapacak alan tanımaz.</p>
<p>Bir patriyarka özeti daha&#8230;</p>
<p>Daracık, genellikle mantar dubalarla kapatılmış, esnafın masa attığı, kuryenin motor park ettiği, binaların daha yapılırken bile işgal ettiği o kaldırımlarda pazar arabasını geçirmeye çalışan bir kadın, aslında görünmez bir engelli koşudadır.</p>
<p>Erkekler için &#8220;flanörlük&#8221;, elleri cebinde, başı yukarıda, binaları izleyerek yapılan romantik ve güvenli bir eylem olabilir. Kadınlar içinse kaldırımda yürümek sürekli tetikte olma, &#8220;aranıyor&#8221; damgası yememe, pazar arabasını çukura düşürmeme, bebeğini arabalardan koruma, yüzüne yumruk yememe ve hayatta kalma mücadelesidir.</p>
<p>&#8220;Yapay zeka ile trafik düzenlemesi yapılan bir Ankara&#8221; hayalleri kuranlar, önce pazar arabasıyla yürüyen teyzelerin gerçekliğine, yani sokağa inmeli. Çünkü dijital vizyonlar, kırık bir kaldırım taşında tökezleyip düşen bir kadının acısını telafi etmiyor.</p>
<p>Ama o dolmuş şoförüne, kadınları görmeyen tasarımcılara ve yapay zeka ile şehir tasarlamaya çalışan belediye yöneticilerine inat, kaldırımlarda pazar arabalarımızla, bebek arabalarımızla, yollarda memelerimizi sıkan emniyet kemerlerimizle var olmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Çünkü biz yürümezsek, o kaldırımlar sonsuza dek sadece onların olacak.</p>
<p>Kapak görseli: <em>The Guardian</em></p>
<p><a href="https://lavarla.com/kentte-yurumek-kimine-flanorluk-kadinlara-mucadele/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kentte yürümek: Kimine flanörlük, kadınlara mücadele&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar için tüm dünya bir tuvalet değil: İşemenin politikliği</title>
		<link>https://lavarla.com/kadinlar-icin-tum-dunya-bir-tuvalet-degil-isemenin-politikligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 09:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal tuvalet sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[umumi tuvalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140150</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Flanözlüğe heves etmişsin, amaçsızca dolaşmak istiyorsun, çişin geliyor ve Ankara’dasın. Şehre yeni taşındığım zamanlardı. Bir iş görüşmesi için evden çıktım. Ankara’ya bir kere gelmiş olanlar bile bilir: Nereden yola çıkarsan çık, bir şekilde Kızılay’a uğraman gerekir. Orası, şehrin dev kavşağıdır. Kızılay’da otobüsten indim. Güvenpark’ın ağaçları beni bütün görkemiyle karşıladı. Bir tanesinin altına oturup göğe yükselen [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kadinlar-icin-tum-dunya-bir-tuvalet-degil-isemenin-politikligi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kadınlar için tüm dünya bir tuvalet değil: İşemenin politikliği&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Flanözlüğe heves etmişsin, amaçsızca dolaşmak istiyorsun, çişin geliyor ve Ankara’dasın.</p>
<p>Şehre yeni taşındığım zamanlardı. Bir iş görüşmesi için evden çıktım. Ankara’ya bir kere gelmiş olanlar bile bilir: Nereden yola çıkarsan çık, bir şekilde Kızılay’a uğraman gerekir. Orası, şehrin dev kavşağıdır.</p>
<p>Kızılay’da otobüsten indim. Güvenpark’ın ağaçları beni bütün görkemiyle karşıladı. Bir tanesinin altına oturup göğe yükselen dallarına baktım. “Ankara’yı sevmek böyle bir şey olabilir mi?” diye düşündüm. Görüşmeye daha vakit vardı, bir kahve alıp sonbaharın tadını çıkarmak istedim. Tam o sırada regl olduğumu fark ettim.</p>
<p>Google Maps’e “umumi tuvalet” yazdım. Metro girişinde görünüyordu. Koşarak gittim. 15 TL karşılında tifo, basili, dizanteri gibi hastalıklar kapabileceğim berbat kokan bir tuvalet vardı. Giremedim. Bir daha aradım, yine aynı yer çıktı. Aksi gibi kanamam artmaya başladı. Mevsim dönümlerinde hep olur. Bir kadına sordum. “AVM’ye git,” dedi. Bir yandan da tuvaletlerini kullandırtmayan kafeleri tek tek saydı. Tecrübeyle sabit tavsiyelerdi ama acilen tuvalet bulmam gerekiyordu. AVM girişi kalabalıktı, sıra uzundu. Nihayet üç kat üç sıra ve 25 dakika sonra bir tuvalete ulaşmıştım.</p>
<p>İş görüşmesine geç kaldım. Gülümseyerek “şehirde hijyenik tuvalet bulmak zor,” dedim. Anlamadılar. Pantolonumda kan lekesiyle bütün günü geçirmek mi, ıslak külotla görüşmeye girmek mi, yoksa görüşmeye geç kalmak mı daha kötü, bilmiyorum.</p>
<p>Maalesef yaşadığım şehir, bana bedenimin en temel ihtiyaçlarını karşılayabileceğim bir alan sağlamıyor.</p>
<h2>Erkek deneyimine odaklı şehir</h2>
<p>Mesele sadece çiş meselesi değil. Asıl mesele, şehir planlamasının erkek deneyimiyle yapılması. Çişimiz geldiğinde, ortağı olduğumuz şehrin birden mahcup misafirlerine dönüşüyoruz:</p>
<p>&#8211; Rica etsem tuvaletinizi kullanabilir miyim?<br />
&#8211; Sadece pedimi değiştirmem gerek.<br />
&#8211; Çocuğumla parkta oynadık, sadece suya ve sabuna ihtiyacımız var.</p>
<p>Cebimizde biber gazı ya da elektroşokla gezip öz savunma biçimleri geliştirmemiz yetmiyormuş gibi temiz tuvalet bulmak için de çeşitli taktikler geliştirmek zorunda kalıyoruz. Kadınlar, işletmelerin tuvaletlerine “Üç kişi olarak bizi alırlar mı acaba?” diye kaygılanırken, erkekler istedikleri her yere işeyebiliyorlar. Kadınların çişi geldiği an dışına itildiği kamusal alan, erkekler için devasa bir pisuvara dönüşüyor. Hadi bundan utanmalarını zaten beklemiyorum ama kamu sağlığını tehlikeye attıkları için ceza bile almıyorlar.</p>
<h2>Tüm kadınların ortak sorunu</h2>
<p>Bu, sadece Ankara’ya özgü değil. 2015’te Amsterdam’da Geerte Piening, bisikletiyle 3 km’lik yolu dolu mesaneyle gitmek istemediği için tuvalet aradı ama bulamayınca sokağa işediği için 140 avro para cezasına çarptırıldı. Cezayı ödemeyi reddeden Geerte, mahkemeye gitti. Dava açma nedeni, kadınlara yönelik ayrımcılık ve ciddi bir sorun olarak umumi tuvalet sorununu gündeme getirmekti. Nedenini şöyle açıkladı: “Amsterdam’da erkekler için 45 pisuvar var. Kadınlar için sadece iki tane. Mecbur kaldım.”</p>
<p>Hakim ise şöyle dedi:</p>
<p>“Hoş değil ama sen de pisuvara işeyebilirdin.”</p>
<p>Bundan daha güzel patriyarka özeti olamaz.</p>
<p>Bunun üstüne, hakimin bu kararını protesto etmek için <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41344096">kadınlar sokağa çıkıp pisuvara işeme eylemi yapma kararı aldı.</a> Ancak eylem, güvenlik gerekçesiyle iptal edildi ve kadınlar da oldukları yerde pisuvara işerken fotoğraf çekip sosyal medyada paylaştı. Böylece şehirde bir anda görünür hale geldiler.</p>
<h2>Tuvalet ararken kaybettiğimiz vakit</h2>
<p>Rebekka Endler’in <em>Eşyaların Patriyarkası </em>kitabında <a href="https://www.wateraid.org/us/girlstrong">geçen bir araştırmaya göre</a>, kadınlar ve kız çocukları her yıl toplam 97 milyar saati tuvalet arayarak harcıyor. Bu süre, bir yılda 81 milyon Netflix abonesinin izlediği toplam sürenin iki katı.</p>
<p>Düşünsenize, bu kadar zaman sadece çişimizi yapabilmek için.</p>
<p>Hamile kadınlar, yeni doğum yapmışlar, mesane kasları zayıf olanlar, bebek arabasıyla dışarı çıkanlar, evden çıkmadan önce rotada tuvalet var mı diye plan yapanlar… Hepimiz şehirde aynı duvara tosluyoruz.</p>
<p>En temel ihtiyaçlarımız bile kamusal kabul görmüyor. Kamusallık, erkeklerin ihtiyaçlarını merkeze koyuyor; kadınlara ise “idare edin” deniyor.</p>
<p>Dünyadaki bütün kadınlar gibi Ankara’da yaşayan kadınlar için de şehir merkezinde ücretsiz ve hijyenik tuvalet bulmak, suya sabuna erişmek, Winden kasabasında solucan deliği bulmaktan daha zor! (<em>Dark</em> [2017], Netflix)</p>
<p>Oysa pedimizi değiştirebildiğimiz, sancımızı birkaç dakika hafifletebildiğimiz, endişe duymadan su ve sabuna ulaşabildiğimiz, klozete gönül rahatlığıyla oturup kalkabileceğimiz bir şehir hayal etmek zor değil.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kadinlar-icin-tum-dunya-bir-tuvalet-degil-isemenin-politikligi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kadınlar için tüm dünya bir tuvalet değil: İşemenin politikliği&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
