<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Simay Özlü, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/simayozlu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/simayozlu/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 17:20:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Simay Özlü, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/simayozlu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Hamnet&#8217;: Yası sanata dönüştürmek</title>
		<link>https://lavarla.com/hamnet-yasi-sanata-donusturmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Hamnet]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140458</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Hamnet, 16. yy. İngiltere’sinin Shottery Köyü’nde Shakespeare’in ailevi yaşantısı ve 11 yaşındaki oğlunun kaybını mercek altına alıyor. 2026 yılında vizyona giren film, Nomadland’in (2020) de yönetmeni olan Chloe Zhao tarafından beyaz perdeye aktarılmış. Maggie O’Farrell’in 2020 yılında kaleme aldığı ve “Women’s Prize for Fiction” ödüllü romandan uyarlanan film, eşi Agnes’in gözünden Shakepeare’i ve ikisinin ortak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hamnet-yasi-sanata-donusturmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;&#8216;Hamnet&#8217;: Yası sanata dönüştürmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hamnet</em>, 16. yy. İngiltere’sinin Shottery Köyü’nde Shakespeare’in ailevi yaşantısı ve 11 yaşındaki oğlunun kaybını mercek altına alıyor. 2026 yılında vizyona giren film, <em>Nomadland</em>’in (2020) de yönetmeni olan Chloe Zhao tarafından beyaz perdeye aktarılmış. Maggie O’Farrell’in 2020 yılında kaleme aldığı ve “Women’s Prize for Fiction” ödüllü romandan uyarlanan film, eşi Agnes’in gözünden Shakepeare’i ve ikisinin ortak acılarını anlatıyor. Agnes’e hayat veren Jessie Buckley bu performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” 2026 Oscar ödülüne layık görüldü.</p>
<h2>Toprakla iç içe bir kadın temsili</h2>
<p>Ankara Bilkent Cinevizyon’da gördüğüm <em>Hamnet</em>’i, görsel niteliklerinden dolayı sinemada izlemek ayrı bir keyifti. Film, konusunun aksine özellikle ilk yarıda trajik olmaktan ziyade pastoral ve huzur verici bir etkiye sahip. Bunda yönetmenin ve canlı doğa tablolarını andıran görsel sahnelerin etkisi büyük. Eser, ailenin yası ajite etmeden olgun ve sessiz biçimde kabullenme süreçlerini ele almasıyla da bu duyguyu sürdürüyor. Shakespeare ve Agnes’in tanışmasıyla başlayan kurgu; evlilik, doğum, ölüm, yas ve sanat temalarıyla ilerliyor. Film boyunca doğa; şahini, ağaçları, çiçekleri, şifalı otları ve çiftlik hayvanlarıyla izleyiciye eşlik ediyor. Varlıklı bir çiftçinin kızı olan Agnes ise gücünü doğadan alıyor; hatta onun doğaya olan düşkünlüğü ve kuşaklararası aktarılan şifacı, şamanik özelliği “orman cadısı” lakabını almasına sebep oluyor. Agnes’in başına buyruk, özgür, başkalarının dediğini önemsemeyen ve istediğinin peşinden giden güçlü duruşu mitolojik figür Lilith’i andırıyor. Anadolu kültüründeki doğurganlık ve bereket tanrıçası Kibele’yi de çağrıştıran Agnes, kadının gücünü temsil ediyor. Kadının ormandaki gezinti sahneleri, şahini evcilleştirmesi, ağaçların arasında doğurması, doğayla olan ilişkisini pekiştiriyor.</p>
<p>Biyografik olarak Shakespeare’in 18 yaşındayken kendisinden yaşça büyük olan Anne Hathaway’le Stratford’da evlilik dışı bir ilişki yaşayarak Hathaway’in hamile kalması üzerine evlendiği aktarılıyor. Ancak 11 yaşında kaybettiği oğlu Hamnet üzerine fazla bulgu olmasa da O’Farrel, Shakepeare’in hayatının izini sürüp eserlerine gönderme yaparak ortaya keyifli bir kitap çıkarıyor. Zhao da bayrağı devralarak eseri sinemaya aktarıyor. Bugün ise Stratford’a bağlı Shottery Köyü’nde Anne Hathaway’in kulübesi, içerisinde hala dönem mobilyalarının bulunduğu kerpiç ev olarak ziyarete açık ve bölgeye rehberli turlar düzenleniyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://dadanizm.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-film.webp" alt="Kayıptan sanata uzanan bir yol: Hamnet film incelemesi - Dadanizm" /></p>
<h2>Shakespeare göndermeleriyle zenginleşen bir hikaye</h2>
<p>Filmde sıklıkla Shakespeare’in eserlerine göndermelerle metinlerarasılık yapıldığına şahit oluyoruz. Her sanatçının eserlerinde kendinden bir parça harmanladığı düşünülürse bu doğru bir tespit olabilir. Zira yazarlığa bir nevi yaşantıları birbirine karıştıran simyacılık, rüya aleminden ibaret bir soyut dünya denebilir. O’Farrel’in kurgusuna göre Shakespeare’in eşine duyduğu ilk görüşte aşk, evlilik öncesi ilişkisi, ailelerinin karşı çıkışı ve buna rağmen birlikte olmaktaki ısrarları Romeo &amp; Juliet hikayesini hayli andırıyor. Hikayede çiftin kavuşamama durumu ise Shakespeare’in Londra’da yaşayarak yıllarca ailesi ve eşinden ayrı olma hasretiyle açıklanabilir. Romeo ve Juliet’in birbirleri için canlarını vermeleri de Hamnet ve ikizi Judith’in Azrail’i aldatmak için kendilerini feda etmelerini hatırlatıyor.</p>
<p>Çocuklarının anneleri için sergiledikleri üç cadı oyunu ise üç cadının kehanetiyle kral olma hırsına kapılan İskoç general Macbeth&#8217;in hikayesini ele alıyor. Ayrıca ünlü yazarın eserlerindeki ölüm temasının ağırlığını oğlunun ölüm acısıyla açıklamak mümkün. Eserlerinin çoğunda tüm ana karakterlerin ölmesi ailede yaşanan bir kayıpla aslında herkesin bir parça eksilmesi olarak yorumlanabilir. <em>Hamlet</em> de zaten filmin ana konusu olan Hamnet’in etrafında dönüyor. Shakespeare oyunda onun yerine kendini öldürüyor, hayalet baba oluyor, acısını sahneye aktarıyor, günahlarını sahnede temizliyor, oğlunun sahnede rol alma hayalini gerçekleştirerek aslında onu ölümsüz kılıyor. Öyle ki yüzyıllar boyunca bütün dünya onu tanımaya devam ediyor. Filmin bu kısmında Shakespeare’in oğlu için söylediği “Bir yerde olmalı. Öylece ortadan kaybolmuş olamaz.” sözünü hatırlıyoruz. Kaybolmuyor, sevgisiyle yaşıyor, eseriyle ölümsüzleşiyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://birdmenmagazine.com/wp-content/uploads/2026/02/hament22.jpg" alt="Cosa c'è oltre alle lacrime in Hamnet? | Recensione del film" /></p>
<h2>Güçlü bir kadın bakışı</h2>
<p>Filmin en güçlü yönü ise kadın bakışı ve gücü üzerine kurulu olması. Yapıt adeta “Neden kadın Shekaspeare yok?” sorusuna da bir yanıt niteliğinde. Dünyaca ünlü bir yazar eserler üretirken arkada kalanlar ve aslında onun ilham kaynağı olanlar nelerden geçiyorlar? Kurguya göre Agnes, Shakespeare’in sanatçı tıkanması yaşadığını görünce sezgilerine güvenerek onun Londra’da üretim sürecinde olmasının daha doğru olacağını düşünüyor. O yokken ailesine tek başına kol kanat geriyor, zorlukların üstesinden yakınmadan geçiyor. Yaşamın devamını sağlıyor. Ayrı kaldıkları süre boyunca ona desteğini sürdürse de oğlunu kaybettiğinde babalarının yanlarında olmamasını affedemiyor. Yas süreci çifti birbirinden uzaklaştırıyor. Shakespeare, oğullarının ölümünün üzerinden bir yıl geçmesine rağmen duyduğu üzüntünün bitmediğini aktardığında Agnes  “Bir yıl ne ki? Saniyeler, dakikalar, saatler geçmiyor…” şeklinde cevaplıyor. Acılı anne tıpkı Hamlet’in büyük aşkı Ophelia gibi gelgitler yaşıyor ancak sonunda doğadan aldığı güçle hayata ve diğer çocuklarına tutunmayı başarıyor. Ağaç kavuğu sahnesinde olduğu üzere doğa ananın rahminde Ophelia’nın nehirdeki yatışı gibi huzur buluyor.</p>
<p>Film boyunca Shakespeare ise izleyici ve Agnes’in gözünde kapalı bir kutu, hatta tüm olanlara kayıtsız ve duyarsız görünüyor. Ta ki <em>Hamlet</em> oyununu izleyene dek. O zaman Shakespeare’in içindeki fırtınaya tanık oluyoruz. Ailesinin yanında olamadığından duyduğu vicdan azabını ise intiharın eşiğindeyken sarf ettiği &#8220;Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!&#8221; sözüyle anlıyoruz.</p>
<p>Filmin ana fikri ise sanatın yası, kişiyi ve var olanı dönüştürmesi. Sanatçılık her dönemde zor, maddi kazanç getirisi kısıtlı, somutlaştırılamayan bir uğraş. O dönemde de benzer çatışmalara şahit olmak mümkün. Ancak sanatın her koşulda, belki mum ışığında, mürekkep ve kağıtla, her acıyla ve hatta belki de acının tetikleyici gücüyle başarılabileceğini bilmek bizlere ilham oluyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hamnet-yasi-sanata-donusturmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;&#8216;Hamnet&#8217;: Yası sanata dönüştürmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maskelerin ardında: Ankara&#8217;dan Glass Beams geçti</title>
		<link>https://lavarla.com/maskelerin-ardinda-ankaradan-glass-beams-gecti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 06:49:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konser]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Glass Beams]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=137521</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Doğu müziği unsurlarını Batı tarzıyla harmanlayarak saykedelik rock tarzında eserler üreten üç kişilik Avustralyalı müzik grubu Glass Beams 28 Mayıs’ta Ankara Jolly Joker’deydi. Mekanın hınca hınç dolu olduğu konseri özellikle orta yaş grubu tercih etmişti. Jolly Joker’in ışık şovlarıyla görselleştirilen etkinlik, grubun performansı ve dikkat çekici kostümleriyle bezenmişti. Grup, sahnede ve müzik videolarında kimliklerini gizlemesiyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/maskelerin-ardinda-ankaradan-glass-beams-gecti/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Maskelerin ardında: Ankara&#8217;dan Glass Beams geçti&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu müziği unsurlarını Batı tarzıyla harmanlayarak saykedelik rock tarzında eserler üreten üç kişilik Avustralyalı müzik grubu Glass Beams 28 Mayıs’ta Ankara Jolly Joker’deydi. Mekanın hınca hınç dolu olduğu konseri özellikle orta yaş grubu tercih etmişti. Jolly Joker’in ışık şovlarıyla görselleştirilen etkinlik, grubun performansı ve dikkat çekici kostümleriyle bezenmişti. Grup, sahnede ve müzik videolarında kimliklerini gizlemesiyle ve altın mücevheri andıran nakışlı ve süslü maskelerle yer almasıyla dikkat çekiyor.</p>
<p>Geleneksel Hint müziğini Avustralya rock ezgileriyle birleştiren Glass Beams, müziklerinde çoklu seslerden (polifoni) faydalanarak dokusal tınılarla birbirinden bağımsız ve birbirini taklit eden melodik sesler kullanıyor. Parçalarında belirgin sözler bulunmayan grubun eserleri füzyon tarzında, deneysel, hipotonik, jazz, rock ve saykedelik tarzların birleşimimden oluşuyor. Galaktik ve sinematik olarak tanımlanan eserleri Beatles, Eric Clapton, Led Zepplin, Pink Floyd, Rolling Stones, Erkin Koray, Selda Bağcan’ın saykedelik tarzını andırarak bilinç altını etkiliyor. Hatta zaman zaman Barış Manço’nun ezgilerini çağrıştırıyor. Atonal, yani ton ve makam kuralına uymayan müzik tarzları Batı müziğinin izlediği geleneksel kuralları takip etmiyor. Böylelikle daha spontane, içgüdüsel ve bu sebeple de uhrevi bir hal alıyor. Farklı kültürler ve zamanlar arasında bir köprü kuran grup hem görsel hem işitsel olarak büyüleyici bir dünya sunuyor.</p>
<p>Hint asıllı enstrümentalist (davulcu) ve yapımcı Rajan Silva’nın müzik projesi olan Glass Beams 2020 yılında Avustralya, Melbourne’da kurulmuş. 2023 yılında <em>Rolling Stone India</em> dergisine e-posta üzerinden verdiği röportajla kimliğini açıklayan grubun kurucusu Silva’nın babasının 1970’lerin sonunda Hindistan’dan Avustralya’ya göç öyküsü bulunuyor. Çocukluğu babasının Beatles, Hintli sitar çalgıcısı Ravi Shankar, Eric Clapton gibi Batı ve Doğu karışımı koleksiyonunu dinleyerek geçen Silva’nın müziğinde bu etkileri görmek mümkün. Ancak grubun diğer iki üyesinin kimlikleri hala gizemini koruyor. Draft Punk, SBTRKT, Two Shell gibi kimliğini gizleyen diğer gruplar gibi esrarengiz havalarıyla bir merak unsuru ve çekim yaratmayı amaçlayan grubun bir diğer amacı da kimliklerinin müziklerinin önüne geçmesini engellemek. Yüzlerini mücevherlerle süslü altından bir file ile kapatan grup üyeleri bu maske ile Budist felsefesindeki Indra’nın Ağına gönderme yapıyor. Bu ağ metaforuna göre bütün evren kozmolojik biçimde birbiriyle ilişkili iç içe geçmiş mükemmel bir ağ, bir füzyon oluşturuyor. Maskeleriyle kimliklerini saklayan grup üyeleri günümüzde hayli yüksek olan egonun yıkılması ve benliğin tümüyle yok olması düşüncesinden yola çıkıyor. Böylelikle bireyin ötesinde, kelimelerin ötesinde, zaman-mekanın ötesinde sadece farkındalık ve özgürlüğe uzanan bir gerçeklik sunuyorlar.</p>
<p>28 Mayıs akşamı önce CerModern açık havada yapılması planlanan etkinlik sonradan yer değişikliğiyle Jolly Joker’e alındı; ardından konser etkinlik günü bir saat ertelendi. Sahnede yalnızca 50 dakika kalan grup yine de maskeleri ve kostümleriyle göz doldurdu. Performansları etkileyiciydi, coşkulu bir seyirci kitlesi vardı. Ankara izleyicisinin diğer şehirlere kıyasla daha entelektüel, daha katılımcı bir namı olduğu düşünüldüğünde mekanın dolu olması ve çıkıştaki araba trafiği şaşırtıcı değildi. Nilgün Belgün’ün Ankara izleyicisini “bir harika” şeklinde nitelendirmesi ve hala sahnede heyecanlanması ile Derya Baykal’ın Ankara izleyicisini “çok kaliteli” bulması buna örnek gösterilebilir. Sonuç olarak grubun Türkiye’ye kadar gelmişken Ankara’da bulunması bir ayrıcalıktı. Doğu ve Batı arasında bir geçiş noktası olan Türkiye’de bu Hint-Avustralya sentezi bizlere çok tanıdık geldi. Amaçladıkları gibi bizlere zaman ve mekanın ötesinde özgürlüğe uzanan galaktik bir deneyim yaşattılar.</p>
<hr />
<h2><strong>Kaynaklar</strong></h2>
<p><a href="https://ninjatune.net/artist/glass-beams#:~:text=Their%20debut%20EP%20'Mirage'%2C,could%20be%20pressed%20via%20grassroots" target="_blank" rel="noopener">Ninja Tune</a>, 2025.</p>
<p><a href="https://rollingstoneindia.com/glass-beams-india-interview-rajan-silva/" target="_blank" rel="noopener">Rolling Stone India</a>, 2023.</p>
<p><a href="https://www.theguardian.com/music/2024/mar/30/one-to-watch-glass-beams-melbourne-mahal#:~:text=It%20has%20certainly%20helped%20create,interview%20in%20Rolling%20Stone%20India" target="_blank" rel="noopener">The Guardian</a>, 2024.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/maskelerin-ardinda-ankaradan-glass-beams-gecti/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Maskelerin ardında: Ankara&#8217;dan Glass Beams geçti&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da kulüp kültürü: Göksu Lokantası &#038; L’avare Alice</title>
		<link>https://lavarla.com/ankarada-kulup-kulturu-goksu-lokantasi-lavare-alice/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankarada-kulup-kulturu-goksu-lokantasi-lavare-alice/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jul 2024 15:20:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gurme]]></category>
		<category><![CDATA[Mekan]]></category>
		<category><![CDATA[ankara'da kulüp kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[göksu lokantası]]></category>
		<category><![CDATA[kulüp kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[l'avare alice]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=131993</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>‘’Güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız siz de öyle bir meyhane bulunuz.’’ Orhan Veli 4 Haziran 2024 Salı günü JW Marriott Hotel Ankara’da Turizmin En’leri Ödül Töreni gerçekleştirildi. 2018’den beri her yıl süregelen etkinlikte misafir memnuniyetinden sosyal sorumluluğa, acentecilikten taşımacılığa, restorandan medyaya pek çok alandan ödüller sahiplerini buldu. Göksu Lokantası &#8220;Yılın Türk Mutfağı&#8221;, L’avare Alice &#8220;Yılın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-kulup-kulturu-goksu-lokantasi-lavare-alice/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’da kulüp kültürü: Göksu Lokantası &#038; L’avare Alice&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>‘’Güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız siz de öyle bir meyhane bulunuz.’’ </em>Orhan Veli</p>
<p>4 Haziran 2024 Salı günü JW Marriott Hotel Ankara’da Turizmin En’leri Ödül Töreni gerçekleştirildi. 2018’den beri her yıl süregelen etkinlikte misafir memnuniyetinden sosyal sorumluluğa, acentecilikten taşımacılığa, restorandan medyaya pek çok alandan ödüller sahiplerini buldu. Göksu Lokantası &#8220;Yılın Türk Mutfağı&#8221;, L’avare Alice &#8220;Yılın Dünya Mutfağı&#8221; ve Lavarla da &#8220;Yılın Influencer&#8221; ödüllerine layık görüldü. 31 kategoride dağıtılan ödüllerden bu yazıda yalnızca Ankara’daki kulüp kültürünün öncülüğünü yapan Göksu Lokantası ve L’avare Alice&#8217;i mercek altına alacağım.</p>
<h4><strong>Ankara klasiği: Göksu Lokantası</strong></h4>
<p>1989’dan günümüze nostaljisini koruyan Ankara’nın en köklü restoranlarından Göksu Lokantası; mezeleri, leziz ana yemekleri ve bilhassa suflesiyle sevenlerin gönlünde taht kurmayı başarabilmiş nadir işletmelerden. Özellikle Kızılay’daki şubesi (diğeri Nenehatun’da) pek çok Ankaralının anılarında özel günlere eşlik etmesiyle meşhur. Geçtiğimiz yıl bir restorasyon geçirmiş olsa da tarihi dokusunu ve hatıralarını hala koruyor. Mekandan içeri adımınızı atar atmaz kendinizi zaman tünelinden geçerek yakınlarda hayli revaçta olan Netflix dizisi <em>Kulüp</em>&#8216;teki bir karakter gibi hissetmeniz oldukça olağan. Duvardaki gazete kupürleri, ankesörlü telefonlar, bembeyaz masa örtüleri ve sizi bakışlarıyla anlayan garsonlar bu geçişin sebeplerinden. Ve pek tabii müzikler…  Sezen Aksu&#8217;dan Zeki Müren’e, Yavuz Akyazıcı’dan caza ruhunuza dokunan parçalar&#8230;</p>
<p>Göksu Lokantası’nın sabahları serpme kahvaltı ile başlayan servisi öğle ve akşam devam ediyor. Öğlen vakti daha sakin olan Göksu, akşamları içkili lokanta tarzında işletiliyor. Öğle vakitlerinde sıcak yemekler, akşam mezeler tercih ediyor. Bazı günler yemeğe canlı müzik de eşlik ediyor. Mekanda belirli gecelerde &#8220;Somel Trio&#8221; caz grubu veya caz piyano gibi canlı müzik dinletilerine de yer veriliyor. Osmanlı mutfağı ve yöresel lezzetlere yer veren lokantanın spesiyalleri ise çerkeztavuğu, pastırmalı humus, levrek buğulama ve en çok da ağızda köpük misali eriyen bulut suflesi. 2024 Haziran başında ATİD Turizmin En’leri töreninde halk oylarıyla kazandığı &#8220;Yılın En İyi Türk Mutfağı Ödülü&#8221; de işletmenin ne denli talep gördüğünü gösteriyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-131996" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2024/07/goksu-lokantasi-1024x576.jpeg" alt="göksu lokantası" width="1024" height="576" /></p>
<p>Geçenlerde, ılık bir mayıs gününün öğle vakti, üniversite araştırma ekibindeki arkadaşlarımla Kızılay’daki işimiz sonrası spontane bir ziyaret yaptık. Plansız her etkinlik gibi günün hediyesi pek de keyifli oldu. Yeşil sarmaşıklar rüzgarda salınırken karalahana dolması, gavurdağı salatası ve arnavutciğerini mısır ekmeğiyle buluşturduk. Açık tavandan güneş vuran masamızda sessiz sakin mekanın tadını çıkarmış, kalkmaya hazırlanırken bahar yağmuru indirince ikram edilen çaylarımız eşliğinde bir süre daha oyalandık. Sonra dinmeyen yağmurun bereketinden bahsederek yolumuza koyulduk.</p>
<h4><strong>Yemekli tiyatro: L’avare Alice</strong></h4>
<p>ATİD Turizmin En’leri töreninde &#8220;Yılın Dünya Mutfağı&#8221; ödülüne layık görülen bir diğer ödüllü işletme ise L’avare Alice. 2016 yılında Çevre Sokak’ta açılan L’avare Sahne &amp; Sokak’ın ardından L’avare Alice de 2022 yılında Çayyolu’nda kapılarını açmış.</p>
<p>L’avare Sahne &amp; Sokak 18. yüzyıl Fransa&#8217;sı dekoruyla tasarlanmış butik bir sahne ve sokak atmosferi sunuyor. İsmini Moliere’in Fransız burjuvasının para tutkusunu hicveden <em>Cimri</em> (L’Avare) adlı oyunundan alıyor.  Hem restoran hem de tiyatro, komedi, stand up, dans ve gösteri benzeri etkinlikleri içeren mekandaki başarının ardından ikinci şubeleri açılıyor. L’avare Alice ise <em>Alice Harikalar Diyarında</em>&#8216;dan esinlenerek kurgulanmış. Gülümseyen görünmez kedi, nargile içerken Alice’e kimliğini sorgulatan tırtıl, Kırmızı Kraliçe, zamanla yarışan tavşan, mantarlar ve ışıklı gökyüzü ile sihirli ormanda masalsı bir atmosfer sunuyor. Sihir gösterisi, konser, tiyatro oyunu, dans ve müzikal tarzından etkinliklere yer veren mekanın özelliği yemekli tiyatro (dinner theater) olarak işletilmesi. İtalyan Şef Michele’in tasarladığı menüde atıştırmalık (rahat) veya zengin (şık) olmak üzere dünya mutfağından füzyon seçenekler bulunuyor. Bunun yanı sıra set menüler haricinde alakart menüden de sipariş verilebiliyor. L’avare Alice’in üst katı ise aynı zamanda Piazza L’avare adıyla bir pizza restoranı olarak işletiliyor. Mekan özellikle yeni sanatçıları desteklemeye gayret ediyor. Rezervasyonlar internet üzerinden yapılırken etkinlikler ve menüler hakkında detaylı bilgiye ulaşılabiliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-131997" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2024/07/lavare-alice-1024x768.jpg" alt="l'avare alice" width="1024" height="768" /></p>
<p>Bir özel gün kutlaması sebebiyle Mayıs ayında ilk defa L’avare Alice’i ziyaret etme fırsatı buldum. Daha önce L’avare Sahne&#8217;de akşam yemeği, tiyatro etkinlikleri ve özel kutlamalar sebebiyle bulunmuştum. Bu sebeple Alice’i de hayli merakla bekliyordum. 25 Mayıs akşamı A capella: SesVerSus grubunun etkinliğinde rahat menü seçeneğini denedim. Uzun kırmızı kadife perdelerle kapanmış sahne, yüksek tavan, geniş avizeler, renkli loş ışıklarla dekore edilmiş Alice’in Harikalar Diyarı daha ilk girişte bile beni etkiledi. Soğuk tapaslarla başlayan ikramların ardından perde açıldı ve &#8220;A capella&#8221; sahne aldı. Enstrüman kullanmadan, sadece insan sesiyle müzik yapan grup klasik batı müziğinden türkülere, cazdan popüler müziğe kadar geniş bir yelpazeye yer verdi. Genç tenor ve sopranolardan oluşan orkestranın, Barış Manço’dan Karadeniz türkülerine, Sia’dan Candan Erçetin’e uzanan repertuvarı bir zaman şöleni yaşattı. Ayrıca seyirciyle hayli etkileşimli bir grup olduğunu da ekleyebilirim. Grup parçalarını söylemekle kalmadı bu enerjiyi izleyiciye de yaşattı. Dans etmeye bayılan biri olarak gerçekten gece boyunca sandalyemde zor durduğumu söyleyebilirim.</p>
<p>Menüye gelecek olursak karides kokteyl, peynirli tortilla ve Peru usulü tavuklu salata soğuk başlangıçları hayli keyifliydi. Ara sıcaklarda incik etli nohutlu chimichurri (Arjantin usulü bitki sosu) ve tavuk quesedilla (Meksika mutfağı) yine oldukça lezzetliydi. Benim açımdan tek sıkıntı tortillaların içeriğinde avokado bulunması ve menüde belirtilmemesiydi. Zaten işletmecilere bu dip notu da çıkarken ilettik. Ve son olarak İtalyan tatlısı limonlu panna cotta, vanilya kokusu ve kıvamıyla bizleri mest etti. Sonuç olarak adını Alice’den alan mekan Ankara’ya farklı bir konsept getirmesiyle ayrışıyor. Her hikayenin sonunda değişen, büyüyen kahramanlar ve Alice gibi biz de L’avare masalından bambaşka biri olarak ayrılıyoruz.</p>
<h4><strong>Kulüpler ve kent kültürü</strong></h4>
<p>İki farklı mekanı buluşturan ortak nokta, lezzet ve canlı müzik performansları ile kulüp kültürünü ortaya koymaları. Genel olarak kulüp tanımının içine bazı farklılıklar gösterse de meyhaneler, içkili lokantalar, canlı müzik ve performansların sergilendiği mekanları dahil edebiliriz. Meyhaneler, Osmanlı zamanından beri topraklarımızda yer almakta. Kısaca meyhanenin tarihine bakarsak günümüzde pek talep gören bu kültürün Osmanlı&#8217;ya Bizans’tan geçtiğini görürüz. Diğer ismiyle taverna olarak adlandırılan bu mekanlar yemekli ve müzikli içkili eğlence yerleri olarak tanımlanır. İstanbul’da Galata ve Balat’ta yaygın olan meyhaneler, Sultan Abdülhamit zamanında gayrimüslimlerin sosyal yaşamına hoşgörü göstermesi bakımından önemlidir.</p>
<p>Kültürel mozaiği yansıtan meyhanelerden biri de 1890’da Rumca &#8220;meydan&#8221; anlamına gelen Agora’dır. Meyhanecilik ayrıca liman kültürünün bir parçasıdır çünkü gemiciler indikleri limanda tanınmayan bekarlardır ve akşamları harcayacakları vakit ile nakitleri mevcuttur. Zaman zaman meyhaneler önyargıları aşabilmek adına içkili lokanta olarak da tanımlanır. Samimi, lezzetli, kadınsız… Kadınsız derken kadının meze olarak kullanılmadığı anlamında. Yoksa modern meyhane kültüründe kadın erkekle birlikte yemeğe iştirak eder, bir birey olarak katılım sağlar. Bu nokta meyhane kültürünün geçmişte ve hala bazı yörelerde yalnızca erkeğe ait kamusal mekanlar olduğu düşünüldüğünde daha anlamlı hale gelir. Kadınlı erkekli eğlence mekanlarının gelişimi ise özellikle modernleşme ve kentli yaşam anlayışıyla yaygınlaşmıştır. Yeşilçam’ın Batı tarzı eğlence anlayışını, balo ve dansları işlemesi bu kültürün gelişmesinde rol oynamıştır. Ayrıca meyhane sofralarına çilingir sofrası denir, muhabbetle her gönlün kilidini açtığı için. Hatta meyhaneler aşık tarzı şiir geleneğinin devam ettirildiği mekanlardır. Muhabbet ve hoşça vakit geçirmek gayesiyle çıkılan bu yolculuk zaman zaman edebi yapılanmayla birlikte şiirle son bulur. Ne demişler “Barba (meyhaneci) meyhaneyi açar, ruhunu müdavim üfler. Eğer maya tutarsa tabelaya isim yazılmasa da olur.” İşte Göksu ve L’avare de böyle isme gerek duymadan kalbi ısıtan mekanlardan.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, Türk mutfağının üstadı bir Ankara klasiği olan Göksu Lokantası ve yeni nesil işletme L’avare Alice’in ortak özelliği; Ankara’da canlı müzik ve yemekli eğlence mekanları olarak kulüp kültürünü yaşatmaları. Bireylerin özenli giyimleriyle, düzeyli eğlence anlayışlarıyla, damak zevkini tatmin edebilecekleri bu keyifli mekanlar; sanat, kültür ve gastronomiyi birleştirmeleriyle ön plana çıkıyorlar. Sürdürülen etkinliklerle kentleşme değil kentlileşmenin daha ziyade önemli olduğu kentlerde popüler tüketim sarmalından ayrışarak seçkin eğlence anlayışının gelişmesine hizmet etmeleri ve kent kültürüne katkı sağlamaları bakımından önem taşıyorlar.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>Anadolu Ajansı, (2017), “Tarihin 127 Yıllık Tanığı: <a href="https://www.aa.com.tr/tr/yasam/tarihin-127-yillik-tanigi-agora-meyhanesi/812512#:~:text=Kaptan%20Asteri%2C%20Osmanl%C4%B1'n%C4%B1n%20k%C3%BClt%C3%BCrel,anlam%C4%B1na%20gelen%20Agora'y%C4%B1%20a%C3%A7ar.">Agora Meyhanesi</a>”.<br />
<a href="https://atidturizminenleri.com/">ATİD Turizmin Enleri</a>. (2024)<br />
Atlas Tozu. (2011), “<a href="https://atlastozu.com/2011/01/17/goksu-restoranda-raki-meze-senligi/">Göksu Restoran’da Rakı-Meze Şenliği</a>”<br />
Codeluux. (2008), “<a href="https://tarihikayeler.wordpress.com/2008/11/19/meyhane-tarihi/">Meyhane Tarihi</a>”.<br />
Çapraz, E. (2018), “Aşık Tarzı Şiir Geleneğinin Teşekkülüne Dair Değerlendirmelere Bir Ek: <a href="https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/298464/">Meyhaneler</a>.” Türkbilig 1, 35, 233-244.<br />
Food Life. (2023), “Hem Sahnesi Hem de Yemekleri Unutulmaz Bir ‘Dinner Theater’: <a href="https://foodinlife.com/hem-sahnesi-hem-de-yemekleri-unutulmaz-bir-dinner-theatre-lavare/">L’avare</a>.<br />
Korçi, G. (2021), “<a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/cilingirden-kalkmak-makale-1538663">Çilingirden Kalkmak</a>.” Gazete Duvar.<br />
Solmaz, M. (2021), “<a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/meyhane-nereden-nereye-makale-1524784">Meyhane Nereden Nereye</a>?” Gazete Duvar.<br />
<a href="https://lavare.com.tr/en/">L&#8217;avare</a>. (2024).<br />
<a href="https://www.goksulokantasi.com/">Göksu Lokantası</a>. (2024).<br />
Ses Ver Sus, <a href="http://sesversus.com.tr/hakkimizda/">A capella</a>. (2024).</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-kulup-kulturu-goksu-lokantasi-lavare-alice/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’da kulüp kültürü: Göksu Lokantası &#038; L’avare Alice&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankarada-kulup-kulturu-goksu-lokantasi-lavare-alice/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızıl Goncalar dizisinde din felsefesi</title>
		<link>https://lavarla.com/kizil-goncalar-dizisinde-din-felsefesi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/kizil-goncalar-dizisinde-din-felsefesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 12:03:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[din felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[dizi incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Goncalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=131749</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Son zamanlarda hayli ses getiren Kızıl Goncalar, 18 Aralık 2023 tarihinde NOW TV ekranlarında gösterime giren, Gold Film tarafından yapılan, Şükrü Necati Şahin’in senaryosunu yazdığı, Ömür Atay’ın da yönetmenliğini yaptığı bir televizyon dizisi. Dizi ilk iki bölümünden sonra seyirci şikayetleri üzerine yayın durdurma cezası nedeniyle iki hafta gösterime girememişti. 22 Ocak 2024’te tekrar gösterime giren [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kizil-goncalar-dizisinde-din-felsefesi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kızıl Goncalar dizisinde din felsefesi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda hayli ses getiren Kızıl Goncalar, 18 Aralık 2023 tarihinde NOW TV ekranlarında gösterime giren, Gold Film tarafından yapılan, Şükrü Necati Şahin’in senaryosunu yazdığı, Ömür Atay’ın da yönetmenliğini yaptığı bir televizyon dizisi. Dizi ilk iki bölümünden sonra seyirci şikayetleri üzerine yayın durdurma cezası nedeniyle iki hafta gösterime girememişti. 22 Ocak 2024’te tekrar gösterime giren dizi aynı zamanda kanalın internet sitesi üzerinden izlenebiliyor. Dizi “Faniler” isimli bir tarikat ile laik bir aile etrafında gelişen olaylar çerçevesinde şekilleniyor. Ödüllü oyuncu Özgü Namal, Faniler tarikatına dahil olmak için memleketinden İstanbul’a gelen ve kızı için yapmayacağı fedakarlık olmayan bir anneyi canlandırıyor. Ünlü müzisyen ve oyuncu Özcan Deniz ise dizide laik ve idealist bir psikiyatra hayat veriyor.</p>
<p>Kısaca özetlemek gerekirse Kızıl Goncalar, küçük yaşta evlilik yapmış ve kızının da aynı kaderi paylaşmaması için her türlü fedakarlığı göze almaya hazır taşralı bir anne olan Meryem (Özgü Namal) ile psikiyatr Levent’in (Özcan Deniz) kesişen hikayesini konu alıyor. Meryem ile Doktor Levent, üstün zekalı Zeynep’i (Mina Demirtaş) erken yaşta evlilikten kurtararak okutmaya çalışırken çeşitli badireler atlatırlar. 15 yaşındaki Zeynep, tarikatın önde gelenlerinden Cüneyd (Mert Yazıcıoğlu) ile evlendirilmeye çalışılırken okula giderek bu durumdan kurtulmaya çalışır. Cüneyd ise küçük yaşlarda bir aile travması yaşayarak amcası tarafından büyütülmüş, bununla birlikte hayli zeki ve felsefi konuşmalarıyla başkalarını etki altına alabilen karizmatik biridir. İnişli çıkışlı ruh halleri onun Doktor Levent ile görüşmesine neden olur ve aralarında sıklıkla felsefi, edebi ve dini sohbetler geçer. Delilik ile dahilik sınırlarında gezen Cüneyd karakteri dizinin en renkli kişiliği olarak ortaya çıkar. Karakter, Mert Yazıcıoğlu’nun başarılı oyunculuğuyla birleşince izleyiciye nefretten şefkate, acımadan öfkeye çeşitli duygular yaşatır.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-131756" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/04/kg3-1024x570.jpg" alt="Kızıl Goncalar" width="1024" height="570" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg3-1024x570.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg3-300x167.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg3-768x428.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg3-250x139.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg3-800x446.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg3.jpg 1271w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Erken yaşta evliliği konu almasının yanı sıra Kızıl Goncalar; Türkiye’nin dindar, aşırı muhafazakar ve laik kesimini karşılaştırması, tarikat eleştirisi yapması, geçmişteki başörtüsü sorununa değinmesi ve kadın hakları, eğitim özgürlüğü meselelerinden bahsetmesi bakımından önem taşıyor. Ancak dizinin en vurucu kısımları Cüneyd ile Levent’in terapi seanslarında din felsefesi yaparak ölüm, ölümsüzlük, sevgi, günah, zaman, kader konularında tartışmaları. Bu konuşmalar sırasında Ömer Hayyam, Mevlana, Yunus Emre gibi düşünür, şairlerin yanında Emil Cioran, Albert Camus, Ludwig Wittgenstein benzeri dünya çapında tanınmış filozoflara da yer verirler. Diğer konular bir yana bu yazıda ilk yedi bölümde ikili arasında geçen konuşmalar incelenecektir. “Kuzuların Sessizliği” filminde hayli zeki, kurnaz, aynı azmanda psikopat bir katil olan Hannibal Lecter ile kadın FBI görevlisi idealist Clarice Starling arasında geçen sahneleri andıran diyaloglar laik ve dindar bakış açılarını çarpıştırması ve sentezlemesiyle ilgi çekiyor.</p>
<h4>Bölüm incelemeleri</h4>
<p>Kızıl Goncalar dizisinin ilk bölümünde, psikiyatr ile tanışma sahnelerinde ölümle burun buruna gelen Cüneyd, Levent&#8217;in yanında Emil Cioran’dan bir alıntı yaparak “Kendini öldürebilme fikri insanı hayatta tutan yegane şeydir,” der. İlk bakışta olumsuz olarak anlaşılan bu yargı, filozof tarafından, eyleme dökülmeden düşünülen intihar fikrinin insana dayanabilme, dilediğinde bu duruma son verebilme gücü olarak yorumlanmaktadır. Ona göre bu, zorluklarla mücadele edebilmeyi, olumsuzluklara katlanabilmeyi sağlar. Ortodoks bir papazın oğlu olan Cioran, lisans tezini sezgicilik (Bergson) üzerine yapmış, varoluşçuluk ve nihilizmle ilgilenmiştir. Vatanından sürgüne gönderilmiş Rumen filozof, yazar, retorik sentezcisinin genel teması çaresizliktir. 1947’de yayımlanan “<em>Çürümenin Kitabı</em>”nda hayatın anlamsızlığını ve yozlaşmışlığı intihar temasıyla işler. &#8220;Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum,” demiştir “<em>Burukluk</em>” adlı kitabında. Konuşmanın devamında Cüneyd “intihar, ölüm korkusuna bağlı bir sapma hali” diyerek sözlerine devam eder. Yani intihar eyleme dökülmedikçe bu düşünce insanın hayatına devam edebilmesini sağlar. Ona göre “İnsanın içinde ölümle dans eden bir rakkas vardır her zaman.” Bu durum aslında Freud’un her bireyin içinde bulundurduğu ölüm güdüsüyle açıklanabilir. Yaşam ve ölüm güdüleri bireylerin içinde yer alır ve birbirini dengeleyerek hem ölümlü hem de şu anda yaşıyor olduğunun farkında olarak bireyler hayatlarına devam eder. Bu açıdan ölüm güdüsü yaşama dört elle sarılmamıza yardımcı olarak anı değerli kılar.</p>
<p>Diğer ilgi çekici bir sahne, Kızıl Goncalar dizisinin ikinci bölümünde Cüneyd ile Levent’in bir sonraki karşılaşmalarında iyilik hali ve sevmek üzerine yaptığı sohbettir. Levent’in “Nasılsın?” sorusuna Cüneyd bir hadisten alıntı yaparak “Allah nasıl olmamı istiyorsa öyleyim,” şeklinde cevap verir. Levent de onun sözünü hadisin devamı ile tamamlar: “Ben kulumun zannı üzereyim.” Bu hadiste anlatılmak istenen, kişi Allah’ı nasıl bilir ve O’ndan kendisine nasıl davranmasını beklerse Allah da ona öyle muamele eder şeklindedir. Yani burada yansıtmacı bir yaklaşım söz konusudur. Aslında bir sembolik etkileşimci olan sosyolog George Herbert Mead’in benlik (<em>self</em>), özne benlik (<em>I</em>) ve nesne benlik (<em>me</em>) kavramları bu durumu açıklar (Kınağ, 2017). Nesne benlik başkalarıyla olan etkileşimlerimiz sonucunda ortaya çıkar ve başkalarının bizim hakkımızda olan düşünceleri benlik tarafından benimsendiğinde (başkalarının bizim düşünceleri hakkındaki düşüncelerimiz) kişiliğimiz oluşur. Özne benlik ise bizim esas, yaratıcı ve özgür kimliğimizdir. Ancak çoğunlukla nesne benlik tarafından disipline edilerek topluma uyum sağlamak üzere ehlileştirilir. Özetlemek gerekirse, kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz başkalarının bize karşı olan davranışlarını belirler. Felsefi bir yaklaşıma göre Allah da birey onu nasıl görüyorsa öyledir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-131754" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/04/kg1-1024x532.jpg" alt="Kızıl Goncalar" width="1024" height="532" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg1-1024x532.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg1-300x156.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg1-768x399.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg1-250x130.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg1-800x415.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg1.jpg 1190w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Aynı görüşmede Cüneyd, Levent’i mesleğinden başka hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevmemek, sevememekle suçlar. Sadece mesleğine taptığını söyler. Sözlerine şöyle devam eder: “Her tapış bir reddedişle başlar. Örneğin, putlara tapma bilişi peygamberi hakikate hazırladı. Sizin işinizi bu kadar iyi yapmanızın sebebi sevilmemeniz, sevememeniz olmuş. Vazifeden bahsetmiyorum, (karınızı, kızınızı) gerçekten seviyor musunuz? Siz hiçbir insanı sevdiniz mi, insanlık vazifesi olarak görmeden? Peki, hiç kimseyi sevmeyen, sevemeyen birisi diğer insanlara yardım edebilir mi?” Bu sorgu ile psikolojide hayli önemli olan koşulsuz sevme eyleminin önemini vurgulamaya çalışan Cüneyd bir temenniyle konuşmasını bitirir: “Mühürlü kalbinizin açılması için Allah’tan bir vesile dilerim.” Bu vesile Kızıl Goncalar dizisinin devamında gerçekleşecek gibi görünmektedir.</p>
<p>Üçüncü bölümdeki görüşmelerinde Cüneyd habersiz biçimde Levent hocanın evinin kapısına dayanır ve görüşme talep eder. Levent bunun mümkün olmadığını belirtince Cüneyd öfkelenerek doktora karşı çıkan bir tarikat mensubuna tokat atar ve bunun üzerine Levent onu evine almayı kabul eder. Aralarında zaman mevhumu üzerine bir sohbet başlar. Doktor hangi zamanlarda böyle öfkelendiğini sorduğunda Cüneyd, “Dünyanın ne zaman çamur sıçratacağı belli olmuyor. Derviş anın evladıdır,” şeklinde cevap verir. Levent ise “Anı yaratan bir önceki an değil midir?” diyerek karşı çıkar. Cüneyd şöyle karşılık verir: “Bize göre öyle, belki bir sonraki andır anı yaratan. Sebepler dairesine itimat edemeyiz. Belki bütün bunlar çok sonra olacak bir şey olsun diyedir. İnsan kendini arzın merkezinde zanneder. Nefsi öyle zanneder. (Kontrol, irade yok mu?) Beethoven’ın dedesi bir sarayda bas koro elemanıymış. Belki dünyadaki bütün varlık amacımız Beethoven’ın dedesi olmaktır.” Cüneyd burada fizik teorilerine göre düzlemsel değil döngüsel olduğu düşünülen zaman kavramından bahseder. Bu görüşe göre zaman doğrusal değildir. Birey zaman dairesinin neresinde durduğuna göre zamanı algılar. Döngüsel zaman anlayışında başlangıç ve son yoktur, sonsuzluk vardır. İbni Haldun’un yaklaşımına göre bütün varlıklar sürekli dönüşmektedir. Levent bu açıklamanın acımasızca olduğunu düşünür. Bir insanın annesinin vazifesinin sadece onu doğurmak olduğunu bilmesinin anneye de evlada da zarar verdiğini söyler. Buradan konuyu aileye bağlayarak bireylerin geçmişlerinde yaşadıklarını yeni kurdukları ailelerinde telafi etmeye çalıştıklarından ancak kimisinin eskisinden de beter kompleksler ürettiğinden bahseder. Sözlerini şöyle bitirir, “Yaşananlar yaşanacak olanları takip etmiyor diyemeyiz.”</p>
<p>Dördüncü bölümde Cüneyd tetikleyici bir olaydan ötürü geçmişte yaşadığı travmanın etkisine girer ve kendini tanıyamaz hale gelir. Doktor Levent, Cüneyd’i bu transtan yüzüne bir ayna tutarak çıkarır ve onu ana geri getirir. Kendine gelen Cüneyd’in ağzından Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dizeleri dökülür “Sana bir ayna getirdim, baktığında beni gör diye.” 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış filozof, şair ve tasavvufçu olan Mevlana&#8217;nın ismi &#8220;efendimiz&#8221;, Rumi ise &#8220;Romalı&#8221; anlamına gelmektedir. Sufist düşünür aynı zamanda dönerek yaptığı tasavvuf dansıyla meşhurdur. İslamı farklı yorumlayışı; gönül yoluyla, saflaşarak, temizlenerek üstün insanlığa (insan-ı kamil) ulaşılabileceğini ve Allah’ın herkesin içinde olduğunu öne sürmesi bazı kesimler tarafından eleştirilmiştir. Mevlana inanç felsefesinin temeline sevgiyi ve insanın özüne ulaşması gayesini yerleştirir. Şiirinin tamamı şu şekilde ilerler:</p>
<p><em>Bilemezsin</em><br />
<em>Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı,</em><br />
<em>Hiçbir şey içime sinmedi.</em><br />
<em>Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.</em><br />
<em>Ya da okyanusa su&#8230;</em><br />
<em>Düşündüğüm her şey,</em><br />
<em>Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.</em><br />
<em>Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,</em><br />
<em>Çünkü sen zaten bunlara sahipsin.</em><br />
<em>O yüzden sana bir ayna getirdim.</em><br />
<em>Kendine bak ve beni hatırla!</em></p>
<p>Sonraki bölümde Cüneyd kendisiyle konuştuğunu ancak pek anlaşamadığını söyler doktora ve Yunus Emre’den alıntı yaparak devam eder “Ben diyorum beni benden sorma, ben ben değilim.” Yunus Emre de 13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu’da yaşamış bir ozan ve mutasavvıftır. Türk şiirinin öncüsü kabul edilmektedir ve edebiyattaki yeri önemlidir. Şair, Mevlana’nın eserlerinden etkilenmiştir. Allah sevgisi, aşk ve iyi ahlak şiirlerinin genel temalarını oluşturmaktadır. UNESCO 1991 yılını Uluslararası Yunus Emre yılı ilan etmiştir. Cüneyd&#8217;in ağzından dökülen dizelerinin tamamı ise şu şekildedir:</p>
<p><em>Beni sorma bana ben ben değilem</em><br />
<em>Bir ben vardır bende benden içeru</em><br />
<em>Seni ben severim candan içeru</em><br />
<em>Yolun vardır bu erkandan içeru</em><br />
<em>Kesildi takatım dizde derman yok</em><br />
<em>Bu ne mezheb imiş dinden içeru</em></p>
<p>Ardından Cüneyd, Levent’in hastalarını iyileştirememesinin sebebini geçmişe takılı kalmaları olarak değerlendirir. Ona göre daha önce bahsedildiği gibi, “Derviş anın evladıdır.” Hatta daha da ileri giderek psikiyatrinin -Hıristiyanlığın yaygın olduğu yerlerde gelişmesinden ötürü- günahı merkeze yerleştirerek insanın doğuştan kötü olduğunu kabul ettiğini söyler.  Cüneyd sözlerine devam eder: “Dini olan asla geçmişle ilgilenmez. Alınan yaralarla, yaşanan travmalarla… İnsanı iyi var sayar, onu iyiye yönlendirir. İnsanı biricik yapan travmalarıdır. (…) Tövbe, tam tersine geçmişi geride bırakmaya yönelik bir eylemdir. Bundan sonra ne yapacağın önemlidir.” Ancak Levent bir kişinin günahlarının Allah katında bağışlanmasının onu toplumda özgür kılmayacağını anlatır. Bireyin iyileşmesi için geçmişle yüzleşip yaralarının sağalması gereğinden bahseder. Ona göre, “Travmalarla yüzleşmek, barışmak, başka açılardan bakmak. Karakter gelişiminde etken,”dir. Cüneyd’e göre ise “Dünyanın eziyeti bitmez. (…) Ben geleceğe bakmayı tercih ederim.” Bu diyalogdan çıkarımla Cüneyd’in varoluşçu bir felsefe benimsediğini söyleyebiliriz. 19. yüzyılda ortaya çıkan varoluşçuluk, varlığın özden önce geldiğini öne süren bir felsefe akımıdır. Bu akıma göre insan eylemleri neticesinde var olmaktadır. Gelecekte gerçekleştireceği eylemler onu tanımlamaktadır. Varoluşçu psikoterapi ise ölüm, hayatın anlamı, özgürlük gibi kavramları irdeleyerek kişisel olgunlaşmayı hedefler. Geçmişe odaklanmak yerine bireysel özgürlüğü vurgulayarak gelecekteki eylemleri düzeltmeyi ilke edinir. Cüneyd’in bu yaklaşımı üzerine Levent şöyle cevap verir, “Seninle bir yol bulacağız. Geçmişten gelen geleceğe giden.”</p>
<p>Bu bölümün ilerleyen kısımlarında Cüneyd, Zeynep’in isteği üzerine onu salıncaklara götürür. Zeynep neden böyle bir iyilik yaptığını sorduğunda Hayyam dedi diye cevap verir. Ömer Hayyam 11. ve 12. yüzyıllarda, İslam’ın altın çağı olarak kabul edilen dönemde yaşamış bir matematikçi, filozof ve şairdir. İslam matematiği, Fars şiiri ve felsefesiyle ilgilenmiştir. Geometri ve kübik denklem çalışmalarıyla birlikte gök bilimiyle ilgilenerek güneş takvimi tasarlamıştır. Rubaileri tarihte iz bırakmıştır. Kızıl Goncalar dizisinde Cüneyd’in Zeynep’e okuduğu rubaisi şu şekildedir:</p>
<p><em>Yeryüzünü gül bahçesine çevirmekten</em><br />
<em>Daha sevaptır bir insanı sevindirmek<strong><br />
</strong>Bin kulu azad edenden daha büyüktür</em><br />
<em>Bir hür insanı iyilikle kul edebilen</em></p>
<p>Sonra Zeynep saçlarını açar ve rüzgara bırakır savrulması için. Cüneyd’e sorar “Sen ne isterdin?” Cüneyd “Hiç olmak isterdim ben. Rüzgar gibi, görünmez, tasasız,” diye yanıt verir. Hiçlik felsefesi gerçeklik durumlarının ortadan kaldırılmasıyla varolmayış durumu olarak tanımlanmaktadır. Varoluş aslında Tanrı’nın hiçlikten yarattığı bir şey, kainatın merkezi, hiçliğin bir zıtlığıdır. Buna göre boşluk olmadan hareket olamaz. Yani hiçlik varoluşu yaratır. Sartre’a göre bilinç seviyesindeki varlık yani düşünce somut olmadığı için aslında yokluktur. O yüzden düşünce bizi yokluğa yaklaştırmaktadır. Doğu felsefesinde ise, örneğin Budizm&#8217;de, hiçlik üst bir mertebeye ulaşmak, aydınlık anlamında kullanılmaktadır. Bu görüşe göre tek bir işe, düşünceye odaklanmak, arınmayı, egodan kurtulmayı beraberinde getirir. İslamiyet&#8217;te ise hiçlik kainatın yokluktan yaratılmasıdır. Özellikle tasavvuf felsefesinde hiçlik, dünyevi varlıklardan uzaklaşıp Allah’a ulaşma hali olarak yorumlanır. Cüneyd de geçmişinden, acılarından kurtularak hiçliğe ulaşmak istemektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-131755" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/04/kg2-1024x598.jpg" alt="Kızıl Goncalar" width="1024" height="598" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg2-1024x598.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg2-300x175.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg2-768x449.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg2-250x146.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg2-800x467.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/04/kg2.jpg 1046w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Kızıl Goncalar dizisinin altıncı bölümünde Cüneyd ve tarikatı, Levent’in babasına geçmiş olsun ziyaretine gelir. Cüneyd ateist olan babanın yanına gizlice çıkar ve kendisini öldürmesini isteyip istemediğini sorar. Bunun üzerine ahiret inancı ve ölüm hakkında konuşmaya başlarlar. Cüneyd, filozof Wittgenstein’den alıntı yaparak ölümsüzlük hakkında konuşulabiliyorsa var olabileceğini iddia eder: “Üzerine konuşulmayan konusunda susmalı.” Wittgenstein, Aristo’nun “Dil düşüncenin elbisesidir,” (Boynukara, 2019) fikrinden yola çıkarak “dilin dünyayı resmettiğini&#8221; söyler (Aydoğan, 2015). Aynı zamanda şöyle ifade eder: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” Ona göre dil hem taşıt hem şofördür. Ve son olarak fırtınalı düşüncelerin ancak yaratıcı olabileceğini anlatmak için ekler: ‘’Tanrı beni zihin sağlığından korusun!’&#8217; (Aydoğan, 2015). Konuşmanın ilerleyen kısımlarında Cüneyd ve Levent’in babası ölümün yalnızca metabolizmanın durması olduğu konusunda hem fikir olurlar. Onlara göre atom ve var olan başka hiçbir şey ölmez. Konuşmanın sonunda Levent’in babası misafirlerle oturmaya ikna olur.</p>
<p>Yedinci bölümde Cüneyd, Levent’e “Nasılsın?” diye sorunca “Ben nasılsının cevabını şimdide aramıyorum. İnsan ya geçmişte ya gelecekte yaşıyor kafa olarak,” yanıtını alır. “Bilmediği bir gelecekte nasıl yaşar ki insan?” diye başka bir soru yöneltir. Levent de Albert Camus’dan alıntı yaparak şöyle der, “Pişmanlıklarımız geçmişte yaşadıklarımızın karın ağrısı, tedirginliklerimiz ise gelecek.” Ancak Cüneyd bunu kabul etmez, “Şeytan sizi gelecekle korkutur diyor Allah,” diyerek cevap verir. Geçmiş ve gelecek kavrayışına Camus bir olgunlaşma süreci olarak yaklaşır. Nobel Edebiyat ödüllü, varoluşçu yazar ve filozof Camus’ya göre “İnsan, geçmiş zamanı ve onun gelecek zamanla olan ilişkisini sınamaya başladığında yaşamın akışının ilerleyişini hisseder.” (Altunay Erduvan, 2020). Filozof, bu şekilde zamanın doğrusal ilerleyişine karşı parçalanmışlığını hissettiğimizde gerçeğe yaklaştığımızı vurgulamak istemiştir. Edebiyat alanındaki en değerli kitaplardan olan “<em>Yabancı</em>”da, kişinin yaşadığını dünyaya ve eylemlerine yabancılaşmasını ele alır. Bu durumu şöyle aktarır: “Bazı insanların sırf normal olabilmek için olağanüstü enerji sarf ettiklerini kimse bilmez.” “İnsan mademki ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur,&#8221; sözleriyle de çağdaş nihilizmin “saçma” akımını anlatmaktadır. Kitabındaki en vurucu cümle ise şudur: “Fakat herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir.”</p>
<p>Sonuç olarak, Cüneyd ve Doktor Levent arasında geçen diyalogları felsefi ve edebi alıntıları içermesi bakımından Kızıl Goncalar dizisi izleyiciye keyif vermektedir. Her konu uzun uzadıya irdelenecek başlıklardır. Bu yazıda sözü geçen konuşmalara ışık tutularak temel felsefe akımlarına giriş yapılmıştır. İlgilenenler bu alanlarda detaylı araştırma yaparak derinleşmeyi tercih edebilir. Ancak belki de Kızıl Goncalar dizisinin en önemli kısmı din ile felsefe ilişkisi kurması ve laik kesim ile dindar kesimi ortak paydada buluşturabilmesidir.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>[1] Altunay Erduvan, F. D. (2020). Albert Camus’da saçma ve ölüm ilişkisi. <em><a href="https://doi.org/10.29110/soylemdergi.756146">Söylem Filoloji Dergisi</a>,</em> 5(2), 541-548.</p>
<p>[2] Aydoğan, O. (2015). Üzerinde konuşulmayan konusunda susmalı. <em><a href="https://www.harbiye79.com/?Syf=22&amp;Mkl=840144">Harbiye 79 internet sitesi</a>.</em> (25.02.24 tarihinde alınmıştır.)</p>
<p>[3] Boynukara, H. (2019). Bir tutam Wittgenstein. <em><a href="https://fikircografyasi.com/makale/bir-tutam-wittgenstein">Fikir Coğrafyası internet sitesi</a>.</em> (25.02.24 tarihinde alınmıştır.)</p>
<p>[4] Kınağ, M. (2017). George Herbert Mead’in sosyal ahlak anlayışı. <em>Dini Araştırmalar,</em> 20(51), 87 – 116.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kizil-goncalar-dizisinde-din-felsefesi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kızıl Goncalar dizisinde din felsefesi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/kizil-goncalar-dizisinde-din-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankaralı kadın komedyenler</title>
		<link>https://lavarla.com/ankarali-kadin-komedyenler/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankarali-kadin-komedyenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Feb 2024 11:57:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[adile naşit]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Stand Up]]></category>
		<category><![CDATA[ayça şen]]></category>
		<category><![CDATA[demet akbağ]]></category>
		<category><![CDATA[gülse birsel]]></category>
		<category><![CDATA[kadın komedyenler]]></category>
		<category><![CDATA[oya başar]]></category>
		<category><![CDATA[perran kutman]]></category>
		<category><![CDATA[Stand Up]]></category>
		<category><![CDATA[yasemin yalçın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=131577</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>18 Ocak Perşembe akşamı IF Tepe Prime’da beş kadın komedyen stand-up yaparak hem tabuları yıktı hem de bu aralar en çok ihtiyacımız olan şeyi, gülmemizi sağladı. IF’in sıcak sahne ortamında teker teker sahne alan komedyenler Şirincan Çakıroğlu, Rüya Aslangül, Berna Tuğçe Çil, Leyla Ezgi Dinç ve Uzaylı Zekiye zekice kurgulanmış metinleri, doğal tavırları ve sıra dışı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarali-kadin-komedyenler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankaralı kadın komedyenler&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18 Ocak Perşembe akşamı IF Tepe Prime’da beş kadın komedyen stand-up yaparak hem tabuları yıktı hem de bu aralar en çok ihtiyacımız olan şeyi, gülmemizi sağladı. IF’in sıcak sahne ortamında teker teker sahne alan komedyenler <a href="https://www.instagram.com/sirincan/">Şirincan Çakıroğlu</a>, <a href="https://www.instagram.com/ruya_aslangul/">Rüya Aslangül</a>, <a href="https://www.instagram.com/bernatugcecil/">Berna Tuğçe Çil,</a> <a href="https://www.instagram.com/leylaezgi.d/">Leyla Ezgi Dinç</a> ve Uzaylı Zekiye zekice kurgulanmış metinleri, doğal tavırları ve sıra dışı esprileriyle izleyicilere üst düzey ve etkileşimli bir komedi gecesi sundu.</p>
<p>“Kadınlardan komedyen mi olurmuş?” diyenlere inat her konuya rahatlıkla değinen komedyenler kadın erkek tüm izleyicilere eğlenceli ve kahkahalı saatler yaşattı. “Kadınlara özel” konulardan cinselliğe, kadın erkek ilişkilerinden yöresel kimliklere uzanan içerikleriyle farklı bir deneyim yaşamak isteyenler için birebir Ankara etkinliği. Üstelik bu geceye özel, bir kadın doktor komedyen de misafir olarak sahnede yer aldı. Gecenin en vurucu kısımları evliliğin sırrı, Doğu Perinçek şakası, çevirmenliğin zorlukları ve Trabzon esprileriydi. Ankaralı kadın komedyenleri ayrıca Fade Stage, Route Stage, Panora AVM Tiyatro Actor Studio, Haymatlos Mekan, Altı Üstü Bar, Granma Pub gibi mekanlarda izleyebilirsiniz.</p>
<figure id="attachment_131578" aria-describedby="caption-attachment-131578" style="width: 477px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131578 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/02/kadin-komedyenler.jpg" alt="Ankaralı kadın komedyenler" width="477" height="517" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/kadin-komedyenler.jpg 477w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/kadin-komedyenler-277x300.jpg 277w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/kadin-komedyenler-250x271.jpg 250w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" /><figcaption id="caption-attachment-131578" class="wp-caption-text">Kaynak: IF Performance</figcaption></figure>
<h4>Bazı tarihsel bilgiler</h4>
<p>Kadın komedyenlerden bahsedince stand-up ve komedinin geçmişine bakmadan geçmek olmaz. Pek çok konuda olduğu gibi komedi alanı da uzun yıllardır erkeklerin tekelinde yer alıyor. Üstelik günümüzde hala “Kadınlardan komedyen mi olurmuş?” diye çıkışanlar görülebiliyor. Ancak dünyada ve ülkemizde kadın komedyen sayısının hızla arttığına tanık oluyoruz. Bu da gün geçtikçe bu önyargının ve tabuların yıkıldığını gösteriyor. Geleneksel olarak neden erkeklerin espriyle özdeşleştirildiği ve kadınların kulvar dışı kaldığını sonraki bölümde akademik olarak inceleyeceğiz. Bundan önce kadın komedyen denince akla ilk gelen isimlerden bahsetmekte fayda var.</p>
<figure id="attachment_131579" aria-describedby="caption-attachment-131579" style="width: 449px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131579 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/02/Phyllis-Diller.jpg" alt="kadın komedyenler: Phyllis Diller" width="449" height="587" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/Phyllis-Diller.jpg 449w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/Phyllis-Diller-229x300.jpg 229w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/Phyllis-Diller-250x327.jpg 250w" sizes="(max-width: 449px) 100vw, 449px" /><figcaption id="caption-attachment-131579" class="wp-caption-text">Phyllis Diller (Kaynak: IMDb)</figcaption></figure>
<p>Dünyaya komedi alanında damgasını vuran en ünlü kadınlar ABD doğumlu. Lucille Ball, <em>The Lucy-Desi Comedy Hour</em> gibi sitcomları ile tanınan komedyen dünyasının ilk kadın komedyenlerinden biri. Ayrıca CBS’te yayınlanan <em>The Carol Burnett Show</em> ile birçok Emmy ve Altın Küre ödülü alan Carol Burnett, komedi albümleri kaydeden ve gazilere gösteri yapan stand-up komedyeni siyahi Moms Mabley, Joan Rivers ve Phyllis Diller komedi alanının öncülerinden.</p>
<p>Ellen DeGeneres de günümüzün en tanınan isimlerinden. Amerikalı komedyen, televizyon sunucusu, oyuncu ve yazar Ellen, uzun süre komedi programları sundu, 1984’te Showtime’ın Amerika’nın en komik kişisi unvanını aldı, yaptığı komedi programlarıyla pek çok Emmy ödülüne layık görüldü. 1997’de lezbiyen olduğunu açıklayan komedyen 2008’de hayat arkadaşı ile evlendi. Ancak ünlü sunucu, son yıllarda konuklarına ve çalışanlarına karşı uygunsuz davranışlarıyla gündeme geldi ve programları sona erdi.</p>
<h4>Türkiye&#8217;de kadın komedyenler</h4>
<p>Türkiye’den örnek vermek gerekirse aklıma ilk gelen isim Adile Naşit. Tam olarak bir komedyen diye çağrılmasa da bizi güldüren isimler arasında çocukluğumuza damgasını vurmuştu. Ayrıca Adile Naşit’in masal saatlerini hatırlayanlar da çıkabilir. Naşit’in yanı sıra <em>domates güzeli</em> lakabıyla bilinen ve oyunculuğuyla Altın Portakal, Altın Koza gibi ödüllere layık görülen Ayşen Gruda, pek çok Yeşilçam komedi filminde yer aldı. Özellikle Gırgıriye’deki “Sabahat” tiplemesiyle ünlü Perran Kutman ise rol aldığı komedi filmlerinin ardından Müjdat Gezen ile birlikte çeşitli komedi oyunları ve parodiler yaptı.</p>
<p>Bir diğer isim kuşkusuz Oya Başar. Eşi Levent Kırca ile 22 yıl boyunca <em>Olacak O Kadar</em> isimli eleştirel güldürü programında hem rol aldı hem de programın yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendi. Komedi alanındaki en ünlü isimler arasında yer alan Demet Akbağ, Yılmaz Erdoğan ile birlikte rol aldığı <em>Bir Demet Tiyatro</em> isimli TV komedi programını hazırladı. Sanatçı ayrıca Altın Kelebek, Altın Portakal, Siyad ve Yeşilçam ödüllerinin sahibi. <em>Yasemince</em> isimli TV komedi programıyla ve “Sürahi Hanım” gibi karakterleriyle hatırlanan Yasemin Yalçın ise en iyi komedyen ödülünün sahibi oldu.</p>
<figure id="attachment_131582" aria-describedby="caption-attachment-131582" style="width: 845px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131582 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit.jpg" alt="kadın komedyenler: Adile Naşit" width="845" height="475" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit.jpg 845w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit-250x141.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit-400x225.jpg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit-600x338.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/02/adile-nasit-800x450.jpg 800w" sizes="(max-width: 845px) 100vw, 845px" /><figcaption id="caption-attachment-131582" class="wp-caption-text">Kaynak: Milliyet</figcaption></figure>
<p>Daha güncel isimlerden Ayça Şen&#8217;i örnek verebiliriz. Aynı zamanda şarkıcı, gazeteci ve yazar olan Şen, esprili radyo programlarıyla öne çıkıyor. Yıllarca çeşitli radyo kanallarında program yapan Şen, güncel olarak kurucusu olduğu Radyo Karavan&#8217;da <a href="https://www.aycaevhali.com">kendi sitesi</a> üzerinden sabahları program yapıyor. Şen, sahne heyecanını “Her seferinde altıma sıçacak gibi oluyorum,” sözleriyle ifade etmişti (Kulzos, 2017). Ve tabii ki <em>Avrupa Yakası</em>, <em>Jet Sosyete</em> gibi durum komedilerinin yanı sıra film ve kitaplarıyla hayli popüler olan oyuncu ve yazar Gülse Birsel de Türkiye’de bu alanının öncülerinden. Sanatçı Altın Kelebek, Elle gibi pek çok ödülün sahibi. Bununla birlikte Instagram, YouTube, TikTok gibi yeni sosyal medya alanlarında komedyenler yer alıyor. Yeni çıkış yapanlar arasından <a href="https://www.instagram.com/whenselensu/">Miray Karabulut</a>, <a href="https://www.instagram.com/aslikaya/">Aslı Kaya</a> gibi isimleri gösterebiliriz.</p>
<h4>Naçizane öneriler</h4>
<p>Kadın komedyenlere ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir diziden de bahsetmek isterim. Rachel Brosnahan’ın başrolünü üstlendiği ve Amy Sherman-Palladino’nun yaratıcısı olduğu Amazon Prime yapımı <em>Marvelous Mrs. Maisel</em> hem 50’li yılların sonunda New York’u hem de o dönemde kadın bir komedyen olmanın zorluklarını anlatması bakımından ilgi çekici. Klasik bir ailede yetişmiş olan ev hanımı Mrs. Maisel, geleneksel evli ve çocuklu bir aile hayatı yaşamaktadır. Ta ki bir gün kendini tesadüfen sahnede stand-up yaparken bulana kadar. Bunun ardından bütün hayatı değişecek ve kendinin hiç bilmediği yönlerini, yeteneklerini keşfederken hayalinin dışında bir dünyaya adım atacaktır. Dizi eski Amerika’da erkek egemen dünyayı anlatması ve kadını özgürleştiren feminist bir bakış açısı sunmasıyla önem taşıyor. Aynı zamanda zeki ve eğlenceli stand-up sahneleriyle izleyiciye keyifli anlar yaşatıyor. Bu alandaki bir diğer dizi olan Lisa Kudrow’un <em>The Comeback</em> adlı yapımını ilgililere tavsiye edebilirim.</p>
<h4>Azıcık akademik bilgi</h4>
<p>Güncel bilgilerin yanı sıra kadın komedyenler konusunda akademik camiada neler yazılıp çizildiğine bakmakta fayda var. Akademik çalışmalar da tarihsel olarak kadınların toplum tarafından komik bulunmaması önyargısıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Freud, kadınların beyin yapıları sebebiyle psikolojik olarak komik olamayacaklarını öne sürmüştür (1905). (Tüm ruhsal durumumuzu cinselliğe bağladığı yetmiyormuş gibi nörolog bu sefer büyük gaf yapmış!) Hatta daha güncel bir düşünür olan Hitchens, kadınların karşı cinsi etkilemek için espri yapmasına gerek olmadığını iddia etmiştir (2007). (Tabii ya, baldır bacak neyinize yetmiyor!) Barecca’ya göre ise kadınlar şaka yaparak geleneksel rolleri yıkmakta ve toplumun beklentilerine uymamaktadırlar (Akt. Kim, 2019). (Kadın dediğin fazla konuşmaz, akıllı uslu oturur, ulu orta gülmez, hele hele asla küfretmez!)</p>
<p>Toplumsal olarak erkeklerin komik olması beklenirken kadınlar komik olduklarını ispatlamak durumundadırlar. (Ne de olsa espri zeka işidir, e zeka da erkeklerde fazlaca bulunur tabii!) Geleneksel anlayışa göre erkeklerin kadınları espri yaparak, güldürerek rakiplerinin arasından tavlaması olağan görünürken erkeklerin espri yapan kadınlara karşı ilgi duymadığı iddia edilmektedir (Greengross, 2019). (Kadınları birer av gibi gören erkekler diğer aslanları bertaraf ederek hedefine ulaşmak için espri silahını kullanır!)</p>
<p>Bununla birlikte erkeklerin düşük özgüvende daha fazla espri yaptıkları tespit edilirken kadınların özgüvenli olduklarında mizaha yöneldikleri ortaya konmuştur (Caldwell &amp; Wojtach, 2019). (Şaka yapmak kadın yüreği ister arkadaş!) Ancak komedi yapan kadınların bazı kalıplaşmış rollere sıkıştığı (hayat kadını, hemşire vb.) veya daha maskülen olmakla itham edildikleri görülmektedir (Kim, 2019). Özellikle açık saçık konuşan (<em>unladylike</em>) kadınlar kadınsı olmamakla damgalanmaktadırlar (Arol, 2017). (Ne de olsa kadın kadın gibi olmalıdır! <em>My Fair Lady!</em> Küfretmek ve argo erkeklere özgüdür.)</p>
<p>Toplumda erkeklerin daha komik olduğu iddiası yaygın olsa da Yunan mitolojisine dayanan tarihsel bulgular, kadınların da komik olabileceğini göstermektedir (Lockyer, 2020). (Sonunda doğru bilgiler!) Günümüzde yaygınlaşan kadın komedyenler, kadını espri anlayışının objesi olmaktan kurtararak öznesi haline getirmektedir. (Yaşasın!) Buna rağmen kadın komedyenlerin sıklıkla yasaklara maruz kaldıkları ve sansüre uğradıkları görülmektedir. (Fazla sevinmeyin hemen!)</p>
<p>Sonuç olarak kadınların komedi alanındaki yükselişi hızla devam ederken Ankara’da alternatif mekanlarda (pub, oda tiyatrosu, küçük sahneler vb.) stand-up gösterilerini izleyebilirsiniz. Kadın görüşüyle mizah anlayışına yaklaşmak, yeni bakış açıları kazanmak ve bolca kahkaha atıp eğlenmek için Ankaralı kadın komedyenler sizi bekliyor!</p>
<h4>Kaynaklar:</h4>
<p>[1] Arol, Z. N. (2017), The Ethics and Aesthetics of Stand-Up Comedy. <em>Bucknell University, Lewisburg, PA.</em> April 5-8.<br />
[2] Caldwell, T. L. &amp; Wojtach, P. (2019), Men Are Funnier than Women under a Condition of Low Self-Efficacy but Women Are Funnier than Men under a Condition of High. <a href="https://link.springer.com/article/10.1007/s11199-019-01109-w">Self-Efficacy</a>. <em>Springer, Sex Roles,</em> 83:338–352.<br />
[3] Greengross, G. (2019), <a href="https://www.psychologytoday.com/gb/blog/humor-sapiens/201910/are-men-really-funnier-women#_=_">Are Men Really Funnier Than Women?</a> <em>Psychology Today</em><em>.<br />
</em>[4] Kim, J. (2019), <a href="https://academicworks.cuny.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=4184&amp;context=gc_etds">Women and Their Struggle to be Considered Funny as Told Through the Study of Female Standup ComicsThrough the Study of Female Standup Comics</a>.<br />
[5] Lockyer, S. (2020), Women and Comedy. John Wiley &amp; Sons.<br />
[6] Sude, E. (2023), Ellen DeGeneres&#8217;in Muhteşem Kariyerinin <a href="https://onedio.com/haber/amerika-nin-en-unlu-talk-show-sunucusu-ellen-degeneres-in-muhtesem-kariyerinin-cokusunun-hikayesi-1179353">Çöküş Hikayesi</a>.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarali-kadin-komedyenler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankaralı kadın komedyenler&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankarali-kadin-komedyenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın bedeninin çığlığı: &#8220;Ölü İkizler&#8221;</title>
		<link>https://lavarla.com/kadin-bedeninin-cigligi-olu-ikizler/</link>
					<comments>https://lavarla.com/kadin-bedeninin-cigligi-olu-ikizler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 07:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[amazon prime]]></category>
		<category><![CDATA[dead ringers]]></category>
		<category><![CDATA[dizi incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Lavarla]]></category>
		<category><![CDATA[ölü ikizler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=131014</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Gerçek bir hayat hikayesinden başlayarak günümüz etik ikilemleri ile feminist tartışmalara uzanan Ölü İkizler, sizi psikolojik sınırlardan kapitalizmin doruklarına taşıyacak. Amazon Prime yapımı olan dizinin orijinal ismi, birbirinin kopyası anlamına gelen “Dead Ringers”, aynı zamanda ölüm kelimesini de bir metafor olarak kullanıyor. Hikaye başarılı jinekolog ikizler Stewart ve Cyril Marcus’un 1975 yılında evlerinde ölü bulunmasının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kadin-bedeninin-cigligi-olu-ikizler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kadın bedeninin çığlığı: &#8220;Ölü İkizler&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek bir hayat hikayesinden başlayarak günümüz etik ikilemleri ile feminist tartışmalara uzanan <em>Ölü İkizler</em>, sizi psikolojik sınırlardan kapitalizmin doruklarına taşıyacak. Amazon Prime yapımı olan dizinin orijinal ismi, birbirinin kopyası anlamına gelen “Dead Ringers”, aynı zamanda ölüm kelimesini de bir metafor olarak kullanıyor. Hikaye başarılı jinekolog ikizler Stewart ve Cyril Marcus’un 1975 yılında evlerinde ölü bulunmasının ardından kaleme alınıyor. İlk önce bilimkurgu ve korku yazarları Bari Wood ve Jack Geasland tarafından 1977’de “İkizler” (<em>Twins</em>) ismiyle kitaplaştırılıyor, ardından 1988 yılında yönetmen David Cronenberg kitabı psikolojik gerilim türünde <a href="https://www.imdb.com/title/tt0094964/">beyazperdeye aktarıyor</a>. Filmde Beverly ile Elliot Mantle ikizlerini canlandıran ünlü oyuncu Jeremy Irons, bu rolüyle pek çok ödül kazanıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl, Alice Birch (<a href="https://www.imdb.com/title/tt9059760/"><em>Normal People</em></a> ve <em><a href="http://Succession">Succession</a>’ın</em> senaristi) tarafından dizi olarak uyarlanan kurguda bu kez jinekologlar kadın olarak tasvir ediliyor ve Oscar ödüllü Rachel Weisz’in usta oyunculuğuyla ikizler can buluyor. Korku sinemasının bir alt türü olan <em>body horror</em> tarzında çekilen dizi, özellikle kadın bedeni üzerindeki baskı, şiddet, kontrolsüzlük ve değişim unsurlarını distopik biçimde ele almasıyla öne çıkıyor. Sinematografi dalında Emmy adayı olan yapım ekranlarda iz bırakacak gibi görünüyor.</p>
<figure id="attachment_131016" aria-describedby="caption-attachment-131016" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131016 size-large" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-1024x768.jpg" alt="Ölü İkizler (Dead Ringers)" width="1024" height="768" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-1536x1152.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-2048x1536.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-250x188.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-180x135.jpg 180w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-400x300.jpg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-600x450.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-800x600.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-1200x900.jpg 1200w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dead-ringers-1600x1200.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-131016" class="wp-caption-text">Kaynak: Amazon</figcaption></figure>
<h4>İkizlerin yin yangı</h4>
<p>Not: Yazının buradan sonraki bölümleri irili ufaklı spoiler içermektedir.</p>
<p>Dizinin konusunu özetleyecek olursak, son derece zeki ve alımlı tek yumurta ikizleri Beverly ve Elliot (Mantle kardeşler), birbirine zıt karakterlere sahip, mesleklerinde hayli başarılı kadın jinekologdurlar. Hayalleri -amaçları birbirinden farklı olsa da- kendi doğum merkezlerini açmaktır ve bunun için zengin yatırımcı Rebecca Parker ve tuhaf ailesi ile anlaşmaları gerekmektedir. Dışa dönük, çapkın, esprili ve uyuşturucuya yatkın olan Elliot, kısır kadınların tedavisinde çığır açmak için sınırları zorlarken; içe dönük, kontrollü, daha muhafazakar olan Beverly, iyi bir doktor olmayı hedeflemektedir. Zaman zaman bu ayrılıklarının birbirlerini dengelediğini görsek de Beverly’nin hastası ve aynı zamanda ünlü bir kadın oyuncu olan Genevieve ile yakınlaşması ikiz kardeşlerin ilişkisinde bozulmaya neden olur. Üstelik Beverly sevgilisinden bir bebek sahibi olmayı planlamaktadır. Hayatındaki her şeyi Beverly için yapmış olduğunu söyleyen Elliot bu yakınlığa tahammül edemez ve psikolojik sorunlar yaşamaya başlar. Beverly ise giderek Elliot’tan ve onun aykırı hayatından uzaklaşmaktadır.</p>
<p>Hikaye bu kurguda devam ederken önemli nokta ikizlerin temsil ettiği toplumsal değerlerdir. Elliot radikal yöntemleri kullanmaktan çekinmeyen, cesur, yenilikçi, eğlenceye düşkün, hovarda, cinselliğini dilediğince yaşayan ve girişken kişiliğiyle teknolojinin üstünlüğü, siborg, mutant ve olası türlerin oluşumuna sıcak yaklaşan fütüristtik görüşleri temsil etmektedir. Özellikle, alaycı bir şekilde “Kapitalizm çok mu kötü?” diye hayli nahif bulduğu kardeşine sorarken, Beverly ise dizi boyunca önemli olanın insanların sağlığı ve etik değerler olduğunun altını çizer. Elliot kadınların doğurganlık şeklini değiştirmek isterken Beverly insanlara yardım amacıyla bu mesleği seçtiğini söyler. Bununla birlikte, Beverly daha insancıl görüşleri temsil ettiği halde, Elliot’un yaklaşımı aslında kadın bedenini özgürleştirecek uygulamalara ışık tutmaktadır. Dizi boyunca hamileliğin, doğumun, doğum sonrasının zorlukları ve kadınlar üzerindeki olumsuz etkileri gösterilir. Elliot ise tüm bunların dışında kalarak, annelik ve doğurganlığı bir deney gibi görmektedir. Beverly ondan uzaklaşana dek halinden gayet memnundur.</p>
<figure id="attachment_131017" aria-describedby="caption-attachment-131017" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131017 size-large" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle-1024x639.jpg" alt="Ölü İkizler (Dead Ringers)" width="1024" height="639" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle-1024x639.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle-300x187.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle-768x479.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle-250x156.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle-800x499.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Beverly-Elliot-Mantle.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-131017" class="wp-caption-text">Kaynak: jacobin.com</figcaption></figure>
<p>Psikolojik açıdan ele almak gerekirse, Freudyen bakış açısına göre Elliot id, Beverly ise süperego olarak temsil edilmektedir. İd bireyin kaba, ilkel tutkuları, cinselliği, arzuları, saldırganlığı yani çocuksu tarafıdır. Elliot dizi boyunca iştahla yemek yerken görülür, cinsel arzuları güçlüdür, tutkuyla dans eder ve zaman zaman saldırganlaşır. Hatta bir sahnede Beverly ve Genevieve seviştikten sonra masaya bir kediyi andırırcasına çıkarak artan yemekleri yer. Bir keresinde de onların kapılarının önüne tıpkı bir köpek gibi kıvrılarak hüzünle yatar. Tüm bunlar ve açık saçları Elliot’un hayvani tarafını temsil eder. Yazar Silas’la sohbet ettiği sahnede ahlaki normların yıkıldığı “Cesur Yeni Dünya” kitabına gönderme yaparak “Bugünlerde kimsenin kimseyle sevişmesine izin verilmiyor,” der.</p>
<p>Süperego ise bireyin ahlaki, doğru, toplumun olmasını istediği şeklidir, ebeveyndir. Beverly de her zaman normlara ve ahlaki değerlere uygun davranır. Arzularını bastırır, öteler, kendini hep kontrol eder. Toplanmış saçları, başarılı olma, hastalara yardım etme, topluma faydalı olma, aşık olma, aile kurma, anne olma isteği de bunu temsil eder. İş yatırımcıları Rebecca ise, yemekte Beverly’nin maddi değil yardım odaklı düşünmesini “çok çok sığ” olmakla eleştirir.</p>
<h4>Daha fazla spoiler içerir</h4>
<p>Dizinin ilerleyen bölümlerinde Elliot, Beverly’nin hayali olan bebeği dünyaya getirmek için bilimin ve etiğin sınırlarını zorlar; bir nevi Frankeştayncılık oynar. Dizide bir can yaratmanın tanrıcılık olup olmadığı fikri sorgulanır. Ancak Beverly, Genevieve ile yakınlaştıkça, kardeşinden uzaklaşmak Elliot’u daha bencil ve mutsuz hale getirir. Babasının kucağına kıvrılıp bir çocuk gibi titreyerek ailesiyle (Genevieve’yi rol yaparken) televizyon izlemesi ve babasının yatağında ona sokularak uyuması kadının içinden geçtiği acıyı anlatmak için yeterlidir. Ancak Genevieve ile Beverly’nin araları bozulduğunda seve seve bebeğe bakmayı kabul eder. İkiz kardeşler normların dışında bir aile olmaya hazırlanıyordur. Mutlu sona doğru yaklaşırken, Elliot kadın bedeninin sınırlarını ihlal eden zengin yatırımcı adam ile itaatkar kızına uyguladığı beden zorbalığına isyan ederek çizgiyi aşar ve Beverly’den hiç olmadığı kadar uzaklaşır. Ancak asıl ilginç olan ise sonunda Beverly’nin Elliot’dan ayrı olmak istemediğini fark etmesidir.</p>
<h4>Aşırı spoiler içerir</h4>
<p>Dizinin sonu gelecekte bizi nelerin beklediği resmetmektedir. Beverly ölmüş, Elliot onun yerini almıştır. Yani muhafazakarlık bitmiş, kapitalizmin dişli çarkları işlemiştir. Bencillik kazanmış ve kadın bedeni doğurganlıktan sonsuza dek kurtulmak üzere özgürleşmiştir. Kadınlık artık yeniden tanımlanmaktadır. Evlilik, annelik, doğurganlık, evcimenlik ve çocuk bakımı ile özdeşleştirilen cinsiyetçi ideoloji Beverly’nin ölümü ile birlikte toprağın altını boylamaktadır. Elliot ise haz, özgürlük, cesaret ile eşleştirilen yeni kadınlık idolünü doğurmaktadır. Dizinin sonunda Beverly istediği her şeye (başarı, aşk, çocuk) sahip olduğu halde mutlu olamadığını, anlam bulamadığını söylerken; kutsallaştırılmış annelik, başarılı süper kadınlık ve idealize edilmiş aşk kavramı alaşağı edilmektedir. Bu çöküşü son bölümde sürekli titreyen ancak hiç açılmayan telefon sesi etkili biçimde anlatır. Bu vaatlerin yerini artık sert gerçeklik, kapitalizm, teknoloji ve haz almaktadır. Özetle, dizi bir yandan kapitalizmi eleştirirken bir yandan da kazanmasının kaçınılmaz olduğunu ve doğurduğu olumlu sonuçları (kadın bedeninin özgürleşmesi vb.) vurgulamaktadır.</p>
<figure id="attachment_131018" aria-describedby="caption-attachment-131018" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131018 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/01/Dead-Ringerss.jpg" alt="Ölü İkizler (Dead Ringers)" width="1000" height="667" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Dead-Ringerss.jpg 1000w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Dead-Ringerss-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Dead-Ringerss-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Dead-Ringerss-250x167.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/Dead-Ringerss-800x534.jpg 800w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption id="caption-attachment-131018" class="wp-caption-text">Kaynak: dizi-mania.com</figcaption></figure>
<h4>Sırları çözen spoiler</h4>
<p>Bütün bunların yanı sıra bence <em>Ölü İkizler</em>&#8216;in en kilit noktası Beverly’nin yas terapi seanslarına katılarak kız kardeşini kaybettiğini ancak bunun hayatı için iyi olduğunu aktardığı sahnelerdir. Bir önceki bölümde anlatıldığı üzere dizinin sonunda Elliot, Beverly’i öldürmüş gibi görünse de benim bakış açıma göre asıl ölen henüz bir çocukken deniz kazasında kaybettikleri Elliot’tur. Dizi boyunca görünen Elliot ise Beverly’nin hayalinde yaşattığı ölü ikiz kardeşidir. Zaten bundan önce de bazı sahnelerde (Beverly hastanenin arka kapısında beklediği sırada Elliot basamaklardan hızla inip çıkarken, ikizler Rebecca ile toplantıdayken, yatırımcılarla aile yemeğindeyken ve yemekten ayrılırken, doğum merkezi açılışındayken) sadece Beverly’nin konuştuğu, Elliot’un arka planda kaldığı (bazen sadece siluet halinde) ve üçüncü kişilerin direkt onunla konuşmadığı görülmektedir. Buna ilaveten, halüsinasyonla alakalı çekimler Elliot’un aslında şizofrenik bir hayal ürünü olduğu fikrini güçlendirmektedir.</p>
<p>Genevieve de bir bölümde en azından kendi partisinde bu ikizler saçmalığını kapatmasını ister. Beverly ve Elliot arasındaki diyaloglar ve fikir ayrılıkları tıpkı bir bireyin iç konuşmasına benzemektedir. İd ve süperego arasındaki çatışmalar sıklıkla resmedilmekte, birbirini dengelemektedir. Burada metinler arası diyalogla sanki “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”a gönderme yapılmaktadır. Hatta doğum laboratuvarı araştırmacısı Tom bile Beverly’nin hayal ve fantezi dünyasının bir parçası olabilir. Dizi boyunca kendisi dışında fazla kimseyle konuşmaz ve Elliot’un bütün gizli işlerini o yapar. Beverly’nin yas terapisine gitme sebebi de kendisine zarar verdiği gerekçesiyle bu şizofrenik iç karakterden kurtulma isteğidir. Onun öldüğünü söyleyerek bunu kabullenmeyi planlar çünkü o artık bir anne olacaktır. Ancak sanılanın aksine nahif Beverly, annelik stresi, hayatının değişimi ve bilinmezliğiyle mücadele edemeyecek ve sonunda kendini yok ederek dizginleri tamamen Elliot’un ellerine bırakacaktır. Zaten Beverly’nin annesi de doğum sonrası depresyon yaşamıştır ve onun iyi bir anne olamayacağını söylemektedir.</p>
<p>Çözülmesi gereken son nokta ise Beverly’nin kardeşini kaybettiğini söylediği teknedeki yüzme olayıdır. Büyük ihtimal doğduğunda gerçekten ikiz kardeşi olan Beverly, bu tekne gezisinde kardeşini kaybetmiş ve ölenin hep kendisi olması gerektiğini (terapide söylediği üzere) düşünmüştür. Bu travmanın ardından da çılgın ikiz kardeşini şizofrenik olarak hayalinde yaratmış ve doktor olup başarılara imza attığı sürece onu içinde taşımıştır. Bir diğer deyişle Elliot, Beverly’nin kurduğu fantezilerin başrol oyuncusudur. Ancak annelik ve Elliot’tan kurtulma isteği Beverly’nin (şizofrenik olarak) sonunu getirmiştir.</p>
<figure id="attachment_131019" aria-describedby="caption-attachment-131019" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-131019 size-large" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2024/01/dringers-1024x565.jpg" alt="Ölü İkizler (Dead Ringers)" width="1024" height="565" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-1024x565.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-300x165.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-768x424.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-1536x847.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-2048x1129.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-250x138.jpg 250w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/01/dringers-800x441.jpg 800w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-131019" class="wp-caption-text">Kaynak: Amazon</figcaption></figure>
<h4>Bedeninden özgürleşen kadınlar</h4>
<p>Sonuç olarak gerilimli ve kanlı sahneler, yükselen tansiyon, çarpıcı görseller ile farklı hayatlara ayna tutan bu çalışmanın vurucu noktası kadın bedenine odaklanması. Üstelik 2023 versiyonunda doktorların kadın olması farklı eğilimleri vurgulaması bakımından diziyi daha ilginç ve anlamlı hale getirmiş. İkiz kadın kardeşlerle dolu aileye ait sahneler yapay döllenme biçimlerini yansıtırken yakın gelecekte bizi nelerin beklediğinin habercisi niteliğinde. Güçlü kadın başrol oyuncularının yanı sıra, dizinin kadın yapımcısı, yatırımcı ve sevgilisi rolündeki kadın karakterler; olayların hep güçlü kadınlar etrafında dönerek kadın bakış açısını yansıtması ve ekranları erkek egemenliğinden kurtarması bakımından önem taşıyor. Weisz’in muhteşem oyunculuğu, etkileyici sinematografik sahneler, zekice tasarlanmış bir kurgu ve teknolojinin getirdiği etik felsefeyle birleşince ortaya lezzetli bir eser çıkmış. <em>Ölü İkizler</em>, feminist, aykırı, isyankar ve bir o kadar iz bırakan, yeni nesil üreme biçimlerinin getirdiği etik ikilemleri sorgulatan ve sonu itibarıyla yoruma açık bir yapım olmasıyla geçtiğimiz yıla damga vuran yapımlardan biri.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kadin-bedeninin-cigligi-olu-ikizler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kadın bedeninin çığlığı: &#8220;Ölü İkizler&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/kadin-bedeninin-cigligi-olu-ikizler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grinko ile masal yolculuğu</title>
		<link>https://lavarla.com/grinko-ile-masal-yolculugu/</link>
					<comments>https://lavarla.com/grinko-ile-masal-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2022 09:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konser]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[ATO Congresium]]></category>
		<category><![CDATA[Evgeny Grinko]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=122587</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>17 Ekim Pazartesi akşamı saat 21.00’de ATO Congresium’da “Müsait olan boş yerlere oturabilirsiniz,” anonsu ile salonun arkasından önüne doğru bir insan seli akmaya başlıyor. Herkes onu biraz daha yakından görebilmek için çabalıyor. Salon hayli kalabalık olmasına rağmen kalan tek tük yerler de hızla doluyor. Seyirciler koltuklarına yerleşince on beş dakikalık bir beklemenin ardından alkış temposu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/grinko-ile-masal-yolculugu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Grinko ile masal yolculuğu&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>17 Ekim Pazartesi akşamı saat 21.00’de ATO Congresium’da “Müsait olan boş yerlere oturabilirsiniz,” anonsu ile salonun arkasından önüne doğru bir insan seli akmaya başlıyor. Herkes onu biraz daha yakından görebilmek için çabalıyor. Salon hayli kalabalık olmasına rağmen kalan tek tük yerler de hızla doluyor. Seyirciler koltuklarına yerleşince on beş dakikalık bir beklemenin ardından alkış temposu eşliğinde beş kişilik ekibiyle <u>Evgeny Grinko</u> içeri giriyor.</p>
<p>16 yaşında rock müzikten etkilenerek gitar çalmaya başlayan sanatçının kimi eserlerinde bu rock etkisi hissediliyor. Bu sürede bir punk grubunda sahne alan besteci, 24 yaşında piyano çalmaya ve minimalist müziğe ilgi duymaya başlamış. Grinko’nun müziği klasik, caz, rock, elektronik ve bando türlerinin tatlı bir karışımı denilebilir. Sanatçının 2010 yılında bestelediği ilk video klip parçası <em>Valse,</em> YouTube’da 38 milyon kere izlenmiş. Klipte Grinko ağzındaki sigarayı bitene kadar bir an bile bırakmadan şarkıyı baştan sona çalıyor. Yönetmen boş bir arazide deneme olarak yaptıkları bu spontane çekimden memnun kalınca video YouTube’da paylaşılıyor. Grinko bu video klipten sonra hayli ünleniyor. Bir röportajında sanatçı bu besteyi aşk ve hayat hakkındaki sorulara cevap ararken yarattığını belirtiyor. <em>Jane Maryam, Once Upon A Time, Dusty Room, Epilogue, Field, Faulkner’s Sleep</em> ve <em>Carousel</em> sanatçının diğer ünlü besteleri.</p>
<p>38 yaşındaki Rus piyanist özellikle Türkiye’de hayli meşhur. O derece ki kimileri ülkemizde Rusya’da olduğundan daha tanınmış olduğunu iddia ediyor. Eserlerinin Türkiye’de beğenilmesinin  ezgilerimizin benzerliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. İkisi de şark kültürü: sıcak, çetin ve romantik. Grinko’ya göre ülkemizde popüler olmasının sebebi Türklerin de kendisi kadar derin duygulara sahip ve duygusal olması. Röportajlarında müziğin onu kendisi gibi hisseden insanlarla buluşturduğunu söylüyor. Grinko özellikle müzik sanatının, kelimeler veya dokunuşlar olmadan bizi derinden etkilediği için büyülü olduğuna ve bizi başka bir dünyaya götürdüğüne inanıyor.</p>
<p>Genç besteci aynı zamanda gitar ve davul çalıyor. Joy Division’ın <em>Love Will Tear Us Apart</em> şarkısını bir ordu bandosuna uyarlayarak orkestrasyon (topluluk için eser yazma veya besteleri orkestraya uyarlama) alanında da çalışmış. Özellikle 2009’daki “Cinematic Melodies” ve 2010’daki “Winter Sunshine” adlı albümleriyle ün kazanmış. Ardından 2014’te “Ice for Aureliano Buendia”, 2015’te “Silent Like Water”, 2018’de “Tiny Mouse Tales”, 2019’da “Naive Album” ve 2021’de “Orange Marmalade” adlı albümleri yayınlanmış. Minimalist müzik tarzıyla tanınan sanatçı, konserlerinde sahne ışıkları ve ses efektlerinden faydalanıyor. Ekibinde iki keman, bir viyola, bir viyolonsel ve bir saksafon yer alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-122593 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/10/Resim6.jpg" alt="Evgeny Grinko Congresium" width="624" height="832" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/10/Resim6.jpg 624w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/10/Resim6-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 624px) 100vw, 624px" /></p>
<p>Serin bir ekim akşamı Ankara’daki konseri sırasında uzun bacaklarına kısa bir pantolon giyen sanatçı, sakalından dolayı onu çıkaramazsak diye kırık Türkçesiyle kendini tanıtıyor. Grinko, besteleriyle izleyicilere masalsı bir hava yaratmayı hedeflerken aynı zamanda onları nostaljik zamanlara götürüyor. Çocukluğumuzdaki müzik kutularını anımsatan tınıları, sahne ışıkları ve ses efektleriyle birleşince bizi uzak diyarlara taşıyor. Adeta bir <em>La Fontaine</em> masalının içine veya sadece bizim bildiğimiz gizli bir yere gidiyoruz. Perili bir orman, sihirli bir atmosfer… Aklımda <em>Amelie</em> ve Ferzan Özpetek filmleri. Kimilerine hüzün veren şarkıları bana çocuksu bir masumiyeti anımsatıyor. Sanki Grinko, 2014’ten beri Rusya’da yaşadığı küçük orman evinden bize manzaralar sunuyor. Elfler gibi atın üstünde ormanda geziyoruz. Minimalist ezgiler caz tınılarına karışıyor. Folk müzik bir Ukrayna parçasıyla canlanıyor. Ses efektleri yardımıyla enstrümanlar büyülü bir biçimde sahnede yankılanıyor. Çağdaş ve nostaljinin uyumlu birlikteliği doğuyor.</p>
<p>Bir saat süren konser boyunca bir atlı karıncadayım; ışıklar parlak ve renkli, her şey dönüyor, sesler yankılanıyor. Saydam ve geçici bir mutluluğun içindeyim. Konser bitene kadar bunun keyfini çıkarıyorum. Grinko davula geçtiğinde ışık efektleriyle birlikte emprovize post-rock tarzında elektro-akustik ezgiler çalıyor ekip, hem de dans ederek. O sırada canlanıyorum, bitişe yaklaştığımızı biliyorum. Masalın sonu mutlu bitiyor, umut veriyor. Büyülenmiş bir halde evime dönüyorum. Kalbimde bir huzur.</p>
<p>Kapak fotoğrafı: Habertürk.com</p>
<hr />
<h2><strong>Kaynaklar</strong></h2>
<p><a href="https://mekandergi.com/evgeny-grinko-mekanda/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Evgeny Grinko Mekan&#8217;da!&#8221;</a>, Mekan Dergi.<br />
<a href="https://yellowbos.com/evgeny-grinko-ozel-oldug%CC%86umu-du%CC%88s%CC%A7u%CC%88nmu%CC%88yorum/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Evgeny Grinko: Özel olduğumu düşünmüyorum&#8221;</a>, Yellowbos.<br />
<a href="https://www.bikahvebikeyif.com/evgeny-grinko-benim-gibi-hisseden-insanlari-muzigim-sayesinde-buldum/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Evgeny Grinko: &#8216;Benim Gibi Hisseden İnsanları Müziğim Sayesinde Buldum'&#8221;</a>, bikahvebikeyif.<br />
<a href="https://www.kampustenevar.com/kategori-kultur-ve-sanat/minimalist-muzigin-buyucusu-evgeny-grinko-" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Minimalist Müziğin Büyücüsü: Evgeny Grinko&#8221;</a>, Kampüste Ne Var.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/grinko-ile-masal-yolculugu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Grinko ile masal yolculuğu&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/grinko-ile-masal-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahlat Ağacı, Yaşam Ağacı</title>
		<link>https://lavarla.com/ahlat-agaci-yasam-agaci/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ahlat-agaci-yasam-agaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2021 15:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlat Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Simay Özlü Diniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=61434</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliği haricinde senaryo ve kurgusunu da üstlendiği 71. Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan Ahlat Ağacı filmi, Akın Aksu’nun Bir Taşra Köpeği kitabından ilham alıyor. Taşra kültürü, gençlik idealleri ve kahramanların içinde yaşadığı ülkenin koşullarını işleyen film, bir yandan da ana karakterin nefret ettiği babasının kendisine ne kadar benzediğini fark etmesini ele [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ahlat-agaci-yasam-agaci/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ahlat Ağacı, Yaşam Ağacı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliği haricinde senaryo ve kurgusunu da üstlendiği 71. Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan <span style="text-decoration: underline;"><em>Ahlat Ağacı</em></span> filmi, Akın Aksu’nun <em>Bir Taşra Köpeği</em> kitabından ilham alıyor. Taşra kültürü, gençlik idealleri ve kahramanların içinde yaşadığı ülkenin koşullarını işleyen film, bir yandan da ana karakterin nefret ettiği babasının kendisine ne kadar benzediğini fark etmesini ele alıyor. Çanakkale’de sınıf öğretmenliği bölümünü bitirip kasabasına dönen genç Sinan, babası İdris’ten edindiği entelektüel birikimini “yaşam kültürü üzerine sayıklamalar” ve “yalnız bırakıldıklarında öyküler, denemeler ancak bir araya geldiklerinde kendi üzerine kilitlenmiş oyuncaklı bir metaroman” olarak nitelendirdiği bir kitaba aktarıyor. Metaroman, yani üstkurmaca tekniği sadece kitapta değil aynı zamanda kitap aracılığıyla filmde de kullanılıyor ve gerçek ile kurgu arasında çok boyutlu bir ilişki kuruluyor. Dram olarak sınıflandırılan filmde ana karakterin hicivli konuşmaları karamsarlığı aralarken, sahnelerin estetiği ve aydınlığı umut ışığını yansıtıyor.</p>
<p>Filmin özeti ise sanki bu cümlede saklı: “Anlamayacak bir şey yok. Hayatın saçmalığına karşı bir tür başkaldırı onunki aslında.” <em>Tutunamayanlar, Öteki</em> veya <em>Dönüşüm</em>’e de gönderme yapan ana karakterler, istekleri ve toplumun gerçekleri arasında sıkışıyorlar. Filmin başında neden kumarbaz ve düşkün hale geldiğini anlayamadığımız İdris’in, sonunda ideallerini ve entelektüel sanatçı kişiliğini gerçekleştiremediği için ziyan olduğu görülüyor. Kimse tarafından anlaşılamayan İdris, sıklıkla köye gidip köy işleri ile meşgul oluyor ve azimle kazdığı kuyudan su çıkarmayı ümit ediyor. Ancak bu çabaları dahi babası tarafından takdir görmüyor. Hayatta bağ kurabildiği yegane varlık köydeki köpeği. Hatta İdris’in eşi “Neymiş, dünyada onu suçlamayan tek ama tek canlı oymuş,” diyerek durumu açıklıyor. İdris üzerinden izlenen anlatılarda sosyolojik bir irdelemeyle kötünün kişilik analizi yapılıyor. İdris’in köye dönmedeki arzusu ve emekli olunca köyde yaşamaya başlaması da bir yerde geçmişe, yeniden başlamaya ve şehir ile kapitalizmin vahşetinden kaçıp doğaya dönme isteğine işaret ediyor.</p>
<p>Filmde yönetmenin öne çıkan özelliği olan sanatsal ve estetik sahneler izleyiciyi etkiliyor. Nuri Bilge Ceylan, diğer filmlerinde oldu gibi <em>Ahlat Ağacı</em>’nda da doğayı ve yerel mekanları görsel açıdan vurguluyor. Filmde diyaloglar hep yürürken geçiyor. Üstelik film, yönetmenin en fazla diyalog içeren eseri olarak öne çıkıyor. Yörenin doğası içinde geçen konuşmalar aynı anda yerel mekanları da tanıtıyor. Sinan köyde, taşra yollarında gezerken yörenin kültürü gözler önüne seriliyor ve bu biçimde film aynı zamanda bir belgesel tadı veriyor. Bir tek Sinan’ın köydeki arkadaşı Hatice ile olan romantik karşılaşmasında ikili ağaç altında durarak konuşuyor. Sanki Adem ve Havva günah ağacının altında buluşuyor ve o öpücük ilk günahı simgeliyor. Farklı çekim açılarıyla da pekişen bu sahnede yoğun anlarda zamanın ağırlaşması ve durması vurgulanıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-70041 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/01/ahlat-agaci-kopru-sahnesi-elestiri-yazisi.png" alt="ahlat agaci kopru sahnesi elestiri yazisi" width="1000" height="665" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/01/ahlat-agaci-kopru-sahnesi-elestiri-yazisi.png 1000w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/01/ahlat-agaci-kopru-sahnesi-elestiri-yazisi-300x200.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/01/ahlat-agaci-kopru-sahnesi-elestiri-yazisi-768x511.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/01/ahlat-agaci-kopru-sahnesi-elestiri-yazisi-800x532.png 800w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>Yazar olmak isteyen idealist genç Sinan, kitabını bastırmak adına belediye başkanı, iş adamı gibi kasabanın ileri gelenlerine sponsorluk için başvuruyor ancak olumlu bir sonuç alamıyor. Film boyunca Sinan üzerinden, idealleri olan yazar olmanın zorlukları ve para, mevki, inanç gibi toplumsal kurumların eziciliği anlatılıyor. Bir sahnede Sinan kasabanın meşhur yazarı ile sohbet etme fırsatı buluyor. Yazar ile konuşması sırasında destek aradığı sponsorlara veremediği cevapları tüm ukalalığıyla ona sıralayınca yazar ile arasında gergin anlar yaşanıyor. Sinan kendini ispatlama arzusu ve gençliğin verdiği toylukla yazara yönelttiği gereksiz çıkışları ve sivri dili sebebiyle aradığı desteği ondan da bulamıyor. Yazar ile aralarında geçen diyaloglara örnekler ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p>“Ben yerel olayları yazmam. Olgular yoktur yalnızca yorumlar vardır üstadın tabiriyle.” (Nietzsche)</p>
<p>“Okuduğu her romandan kıssadan hisse manasında bir cümle çıkaramazsa kendini kaybolmuş hisseden, o nedenle de romanı olmamış sanan o güruha dahil olduğunuzu bir an için bile düşünmüş değilim.”</p>
<p>“İlk kitap heyecanını bilirim. İnsan dünyadan soyutlanır. Zanneder ki herkes benim kitap çıkarmamı bekliyor. Ama sonra…” diyor yazar.</p>
<p>“İnsanın kendini tanıtması kendi imgesiyle imtihanı. Alıcı bekleyen köleler gibi meziyetlerini ortaya dökmeye çalışan birini okusam ne olur okumasam ne olur diyorsun.”</p>
<p>“Kendi gerçeğini göremeyen bir yazarın başakları hakkında söyledikleri ne kadar inandırıcı olabilir ki?”</p>
<p>“O mektup diğer yazarların yazmasaydım delirecektim demek için fırsat kollayan o etkinlikçi kültür kumkumaları gibi görünmelerine neden oldu.”</p>
<p>“At izinin it izine karıştığı bu ortamda sanatın en temel motivasyonu olarak mutlak yalnızlığı öne süren birinin varlığı size de umut verici gelmiyor mu?”</p>
<p>Sinan’ın yazarlık hakkındaki yargıları doğru olup izleyiciyi düşündürse de karakterimiz filmde fevri üslubu yüzünden yazardan beklediği cevapları alamıyor ve kendi biçare yazgısına doğru yol almaya devam ediyor.</p>
<p>Diğer bir can alıcı sahne ve diyalog ise köyün imamları ve Sinan arasında geçiyor. Bir dünyevi ve bir Sufi imam ile agnostik Sinan maneviyat, mülkiyet konularına değiniyor. Dinin varlığı ve gerekliliği üzerinden bir sorgulama yapan Sinan’a karşı dünyevi imam mutlak cevaplarını veriyor. İlk sahnede imamlar ağaçtan elma çalarken Sinan karşılarına çıkıveriyor. Yasak ağaçtaki meyveleri yiyerek ilk günahı işleyen Adem ve Havva’yı simgeleyen imamlarla Sinan arasında etik ve ahlak kavramları sorgulanıyor. Ancak konuştukları konular her etik mevzuda olduğu gibi göreceli ve çelişkili. Konuşmalar ahlak ve dürüstlükten başlayıp özeleştiriye, özgür iradeye, düzen oluşturmaya, hakikate ve kadere ulaşıyor:</p>
<p>“Evet ama önemli olan niyettir, dürüstlüktür,” diyor dünyevi imam. “Özeleştirimizi yapmadan bunu nasıl dile getirebiliriz ki? Kolaycılık olmaz mı? … Özeleştiri yapması gereken dürüstlüğü senin gibi kolaylıkla dile getiren herkes.”</p>
<p>“Mümin ahlaklı hissetmesi söylendiği için öyle hisseder. Ben ne yapayım öyle tabakta sunulmuş mesuliyeti? Tam tersi hiç kimse vicdanıyla, özgür iradesiyle baş başa kalan biri kadar güvenilir olamaz. … Bu da herkesin harcı değil. O yüzden bu cesareti gösteremeyenler de var olmayı değil, kul olmayı tercih etmiyorlar mı zaten?”</p>
<p>“Düzen diyorsun da bugüne kadar kemiklerden dağ ve tepeler oluşturanlar hep inananlar olmamış mı?”</p>
<p>“Sorunca ‘Hakikatin İslam’ın dışında olduğunu ispatlasalar bile İslam’ın yanında olmayı tercih ederim,’ demişler,” diyor diğer Sufi imam.</p>
<p>“O zaman inanç doğruyu bilmeme isteğidir lafının da doğruluğunu da ispatlamış oluyorsun hocam.”</p>
<p>“Hepimiz bir bardak suda çalkalanıp duruyoruz işte. Kader diyelim,” diyor dünyevi imam.</p>
<p>“Hatalar, suçlar günahlar kader mi olmaya başladı gene?”</p>
<p>“Teknolojik oyuncaklar o kadar güzelleşti ki kutsal kaynaklarla tatmin olunamıyor artık sanki.”</p>
<p>“Din kişinin kendi hakikatine ulaşmasında bir engel olmamış mıdır aynı zamanda?”</p>
<p>“İnsanın hakikati falan bulmak istediği yok ya! Nerden çıkarıyorsun bunları? Tersine millet realitesinden kaçmaya çalışıyor,” diye sonlandırıyor dünyevi imam.</p>
<p>Hikayenin sonlarına doğru Sinan değer yargılarını sorgulayarak içsel bir hesaplaşmadan geçiyor ve parayı etik olmayan yollardan bularak kitabını bastırıyor. İlk imzalı örneğini annesine verdiğinde aralarındaki ilişki ve Sinan’ın aykırılığı iyice netleşiyor. Annesi şöyle diyor: “Bazen ileri geri konuşanlar oldu senin hakkında. … Senin için normal değil diyenler hatta deli olduğunu ima edenler bile oldu. Şimdi görsünler bakalım.” “Anlaşılmayana deli demek adettir zaten. Boş versene…” diye yanıtlıyor Sinan.</p>
<p>Son sahnede Sinan askerden döndükten sonra babası İdris ile köy evinde oğlunun yazdığı ve en iyi arkadaşım dediği <span style="text-decoration: underline;"><em>Ahlat Ağacı</em></span> adlı kitap üzerine konuşuyorlar. İlk ve tek okuyucusu olan babası kitapta yer yer onu da eleştirdiği ve bunun gelecek nesillerin görevi olduğunu, ilerlemenin bu şekilde gerçekleşeceğini vurguluyor. Ayrıca bir zamanlar okul müfredatında farklı hikayelere yer verildiğini ve Ahlat Ağacı hikayesini öğrencilerine anlattığını söylüyor. Burada aynı zamanda toplumsal değişimin ve İdris’in hayal kırıklığının da altı çiziliyor. Esasında Ahlat Ağacı’nın hikayesi Sinan’ı, babasını ve dedesini birbirine bağlıyor. Tam da bu anda izleyici İdris’in idealleriyle ve gerçeklerle çarpıcı biçimde yüzleşiyor ve onu anlamaya başlıyor. Aynı anda Sinan da babasıyla özdeşleşerek ondan aldığı idealist ve entelektüel mirası kuyuyu kazarak devam ettireceğini gösteriyor. Sinan kuyuyu kazarken kendi gerçeğiyle yüzleşiyor ve yerinden, çevresinden, ailesinden bağımsız olamayacağını fark ediyor. Bununla birlikte insanın idealleri ile çatışması yalnızca taşrada gerçekleşmiyor. Büyük  kentlerde yaşayan yüzlercemiz de düşlerimiz ile hayatın gerçekleri arasında kalıyor. Kimi zaman bir kısmımız İdris gibi hayallerimizi gerçekleştiremeyeceğini fark ettiğinde boşluğa düşerek yanlış yollara sapıyor. Aslında filmin sonunda vurgulandığı gibi şu unutuluyor; önemli olan ideallerin gerçekleşmesi, kuyudan su çıkması veya kitabının okunması değil bu yolda kazanılan deneyim ve birikimin tümü. Bazen de gerçekleri kabullenip bir şeylerden vazgeçmek asıl değişimin kendisi. Değişim için ise iki değil üç nesil geçmesi gerekse de ilerleme her zaman adım adım gelmekte. İdris’in dediği gibi “Unutuşun bile bir cazibesi var. İnsan biraz da zamanın içinde süzülmeli; iyi ve kötü anıları birbirine karışıp belirsizleşmeli ve silinip gitmeli.”</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ahlat-agaci-yasam-agaci/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ahlat Ağacı, Yaşam Ağacı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ahlat-agaci-yasam-agaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soytarılar 2024</title>
		<link>https://lavarla.com/soytarilar-2024/</link>
					<comments>https://lavarla.com/soytarilar-2024/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 13:24:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Tiyatrolar]]></category>
		<category><![CDATA[Sahne 367]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=41747</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Soytarılar, sahne sanatçılarının hayatlarındaki zorlukları anlatan, savaş karşıtı, acıklı bir güldürü: Yaşamın ta kendisi.” Ppavelkıç’ın yazıp Kara D.’nin yönettiği Soytarılar 2024 adlı oyun Ankara’da, Sahne 367’de sahneleniyor. Üç soytarının günümüz sisteminin içinde bocalamasını konu alan oyunda karakterlere Naz Göktan, Alper Çankaya ve Faysal Can Dakni hayat veriyor. Bu trajikomik hikâye aslında hayatta hepimizin içine düştüğü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/soytarilar-2024/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Soytarılar 2024&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>“Soytarılar, sahne sanatçılarının hayatlarındaki zorlukları anlatan, savaş karşıtı, acıklı bir güldürü: Yaşamın ta kendisi.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Ppavelkıç’ın yazıp Kara D.’nin yönettiği <span style="text-decoration: underline;"><em>Soytarılar 2024</em></span> adlı oyun Ankara’da, <a href="https://lavarla.com/sahne-367-sehrin-dumani-uzerinde-sahnesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sahne 367</a>’de sahneleniyor. Üç soytarının günümüz sisteminin içinde bocalamasını konu alan oyunda karakterlere Naz Göktan, Alper Çankaya ve Faysal Can Dakni hayat veriyor. Bu trajikomik hikâye aslında hayatta hepimizin içine düştüğü karmaşayı ve insanın nihayetinde yok olacağını bildiği sona doğru çaresizce ilerleyişini anlatıyor. Daha önce farklı tiyatrolarda sahnelenen oyun, bu sefer Sahne 367’de <em>Soytarılar 2024</em> adıyla post-modern uyarlaması ile izleyiciyle buluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Hatta bir soytarının ne evi ne de yurdu vardır. O bütün dünya insanlarının dilleriyle konuşur…”</p>
<p style="text-align: justify;">Hakiki kimlikleri belirsiz üç soytarının hikâyesini anlatan oyunda, hayatın göz ardı ettiğimiz ironik gerçekleri sunulurken mekan dünya, zaman döngüsel, olay ise hep aynı seçiliyor. Ne yazıktır ki, insanoğlu yaşadığı hatalardan ders çıkarmama ve sorumluluk almama konusunda inatçı davranıyor. Üstelik maalesef bu durum gelecekte de değişmiyor. Soytarılar güldürürken düşündürüyor, çok düşünenleri ise ancak şanslıysak ağlatabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Dünyanın artık doğrulara ihtiyacı var… Korkmadan çekinmeden doğruları söyleyecek soytarılara ihtiyacı var herkesin… Birçoğu doğruları söylerken işini ailesini ve mevkini kaybedebilir ama soytarılarınsa günlerinden ve makyajlarından başka kaybedecek hiçbir şeyleri yoktur. İnsanların gülmeye ihtiyacı var, yıkılmış kentlerin ve ağlayan çocukların gülmeye ihtiyacı var.”</p>
<p style="text-align: justify;">Daha evvel başka tiyatrolarda da sergilenen oyun insanların ekmek kavgası uğruna olmadık hallere düşmesiyle inceden inceye alay ederken esasında yaşamın gerçeklerinden bir kesit sunarak bizleri kendimizle yüzleştiriyor. Soytarılar yer yer büyük laflar etmelerinin ardından hayatlarını değiştirmeden ve hiçbir sorun yokmuşçasına yollarına devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Riki dünyanın en meşhur sinek yetiştiricisidir. Veee Papi, aptalların şampiyonuuu&#8230; Veee Buko, hayatında hiç gülmemiş insanı bile güldürür&#8230; Burayaaa&#8230; Burayaaaa&#8230; Sevgili seyirciler, burayaa, burayaaaaaa&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Oyun, esasında kapitalist düzene karşı mücadele eden günümüz aydınlarının savaşını konu alıyor. Gerçeğin peşinde koşup düzene teslim olmayan üç arkadaşın hazin ancak bir o kadar azimli çırpınışı işleniyor. Günümüzde soytarılarla temsil edilen medya sektörünün eğlence âleminde ve ekonomik çarklar içinde sistem tarafından kullanılanların hikayesi aktarılıyor. Günün sonunda eleştirel düşünce gücüne sahip olanların kendi toplumuna nasıl yabancılaştığının acıklı anlatısı ele alınıyor. Esasında politik bir eleştiri olan Soytarılar, gerçekleri soyut, dolaylı ve alışılagelmişin dışında bir yöntemle anlatarak izleyiciyi düşündürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Her an her dakika yabancılaştığınız ülkenizde yaşamaya gayret edin. Arsızlığın, hırsızlığın kol gezdiği topraklarınızda ‘erdem’ kavramını kendinizle tartışın. Geceler boyunca uyumadan ‘acaba nasıl değiştirebilirim’ sorusuyla beyninizi meşgul edin. Susun. Konuşmayın. Sabitlendiğiniz küçük ekranın içine başka dünyalar eklemeye çalışın. Küfredin. Sabredin. Şiiiişttt!&#8230; Şimdi Uyku Vakti!”</p>
<p style="text-align: justify;">Post-modern bir açıyla yorumlanmış olan Sahne 367’nin <em>Soytarılar 2024 </em>oyunu ise geçmişi olduğu kadar geleceği de eleştiriyor. Alışılmış oyunların aksine ışıklar, müzikler, tüplü bir televizyon ekranı anonsları ve dansları ile soyut bir biçimde gerçekliği ve düzeni sorgulatıyor. Özellikle ışık ve koreografi etkileyici biçimde öne çıkıyor. Her geçen gün kayıplar vererek ve sona yaklaştığını ve mücadelesinin çaresizliğini bile bile ilerlemeye devam eden idealistlerin savaşını izlemek seyircinin içini acıtıyor ve neredeyse yerinden kalkıp müdahale etme arzusu uyandırıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç kişilik oyunda oyunculuklar öne çıkarak izleyiciyi etkiliyor. Rol arkadaşları da &#8216;Madam&#8217; adlı rolüyle yine Sahne 367’de canlandırdığı tek kişilik oyunuyla Sadri Alışık Genç Yetenek, Sanat Kurumu Övgüye Değer Kadın Oyuncu, Arman Talay Tiyatro ödüllerine layık görülen Naz Göktan’dan aşağı kalmıyor. Oyunculuklar senaryonun ve küçük sahnenin de verdiği etkiyle izleyicinin içine dokunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Soytarılar var olduğu sürece güldürmeye devam edecekler. Gülen insan kötülük düşünmez…” (Belki de hiç düşünmez.) – <a href="https://lavarla.com/sahne-367-sehrin-dumani-uzerinde-sahnesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sahne 367</a></p>
<p style="text-align: justify;">Reşit Galip Caddesi’nde yer alan <a href="https://lavarla.com/sahne-367-sehrin-dumani-uzerinde-sahnesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sahne 367</a>, sınıf arkadaşlarından meydana gelen ve “Anlatılacak çok hikaye, az zaman var,” düşüncesiyle yola çıkan bir ekipten oluşuyor. Adını ekibin öğrencilik yıllarında buluştuğu 367 no’lu derslikten alan oda tiyatrosu, toplumsal eşitlikten yana duruyor ve deneysel işlere imza atmayı amaçlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda özellikle İstanbul’da daha çok gündemde olan oda tiyatroları küçük mekânların ufak bir sahne kullanarak oyun sergilenmesinden meydana geliyor. Esasında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yersizlikten dolayı dar yerlerin tiyatro olarak kullanılmasıyla doğmuş. Seyircisi ve oyuncusu az kişiden oluşan oda tiyatrolarında ayrıntılar ve diyaloglar önem kazanıyor. Günümüzde oda tiyatroları yalnızca maddiyatla çalışan zihniyetlere karşı paranın birinci sırada yer almadığını gösteren en güçlü duruşlardan birini temsil ediyor. Deneysel tiyatro ise yeni oyun biçimlerini deneyen tiyatro alanı, özgür ve yaratıcı bir deneyim olarak ortaya çıkıyor. “Deneysel” sanat kavramı ilk olarak 1880’de Emile Zola tarafından natüralizm akımı altında tanımlanmış. Deneysel oyunlar, belli bir metinden yola çıkarak veya tamamen özgün çalışma olabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki de oyuncu Demet Evgar’ın dediği gibi “Sadece iktidardakilerin değil, hayatta herkesin bir soytarıya ihtiyacı var.” Eğer izlemediyseniz gidip <span style="text-decoration: underline;"><em>Soytarılar 2024</em></span>&#8216;ü <a href="https://biletinial.com/tiyatro/soytarilar-ikibinyirmidort" target="_blank" rel="noopener noreferrer">görmekte</a> fayda var. İçinizdeki vicdanın sesi ve isyancıyla yüzleşmeye cesaretiniz varsa tabii.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/soytarilar-2024/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Soytarılar 2024&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/soytarilar-2024/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da Muş Havası: Kar Revan</title>
		<link>https://lavarla.com/ankarada-mus-havasi-kar-revan/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankarada-mus-havasi-kar-revan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Simay Özlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 06:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf Sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Muş]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Amerikan Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=39922</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Kar Revan fotoğraf sergisi 2 Aralık’ta Türk Amerikan Derneği’nde (TAD) Emin Hekimgil Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu. İkisi de Muş doğumlu olan fotoğrafçı Sezgin Yalçıner ve serginin küratörü Canol Balkaya sergide Muş’un güzelliklerini sergilerken aynı zamanda kışın zorluklarını da anlatmaya çalışıyor. Yağdığında dört metreye varan kar yolları kapatıyor, okullara ulaşımı imkânsız kılıyor. Ancak bahar geldiğinde şehrin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-mus-havasi-kar-revan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’da Muş Havası: Kar Revan&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><em>Kar Revan</em></span> fotoğraf sergisi 2 Aralık’ta Türk Amerikan Derneği’nde (TAD) Emin Hekimgil Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu.</p>
<p style="text-align: justify;">İkisi de Muş doğumlu olan fotoğrafçı Sezgin Yalçıner ve serginin küratörü Canol Balkaya sergide Muş’un güzelliklerini sergilerken aynı zamanda kışın zorluklarını da anlatmaya çalışıyor. Yağdığında dört metreye varan kar yolları kapatıyor, okullara ulaşımı imkânsız kılıyor. Ancak bahar geldiğinde şehrin bambaşka bir yüzü ortaya çıkıyor. Etraf yeşilleniyor, endemik bir bitki türü olan “Muş lalesi” çıkıyor. Muş’u ziyaret için en güzel zaman aralığı da bu lalenin açtığı nisanın son haftası ile mayısın ilk haftası arası.</p>
<p style="text-align: justify;">Serginin tanıtım metninde de şu sözler yer alıyor: “Sezgin Yalçıner, Muş’ta çok bilindik portre ve doğa fotoğrafçılığının o ezber bozan alışılmışlığını bozup kendisinin de bir parçası olduğu Muş’un kara kışını fotoğraflayarak kara kışı bambaşka bir boyuta taşımış. <a href="https://lavarla.com/events/kar-revan-mus/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><em>Kar Revan</em></a>; her yanı ile kara bulanmış ve neredeyse derde dönüşmüş bu iklimsel muhteşemliğin farkına varmış.”</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://twitter.com/sezgonaz">Sezgin Yalçıner</a> Almanya Köln Üniversitesi’nde Grafik Tasarım bölümünü bitirmiş. 2016 yılında “Yılın Tasarımcısı ve Yılın Tasarımı” ödülünü almış. 2018’de Almanya Demont Uluslararası Film Festivali’nde fotoğrafları sergilenmiş. Başkanlığını yaptığı Muş Fotoğraf Sanatı Derneği ile birlikte Muş’un tanıtımı için çaba harcayıp köy okullarına destek oluyor ve her sene laleler açtığında kentin tanıtımı için fotoğraf sergisi düzenliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-39926 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-1536x1152.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-2048x1536.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kar-revan-ankara-sergi-csm-lavarla-1-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Serginin küratörü <a href="https://www.instagram.com/canolbalkaya/">Canol Balkaya</a> ise yaşamının büyük bir bölümünü Ankara’da geçirmiş. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun olduktan sonra Hollanda Kraliyet Akademisi’nde okumuş. Ardından New York Institute of Technology’de sinema alanında yüksek lisans yapmış. Amerika’da özel ve yerel kanallarda çalışmış. Ulusal ve uluslararası pek çok sergi yönetmiş, birçok yerli ve yabancı uzun metraj film projesinin yapımcılığını ve koordinatörlüğünü üstlenmiş. Balkaya, 2019 yılında yayınlanan <em>Kompartıman</em> adlı ikinci kitabı ve edebiyat hakkında söyleşisini 6 Aralık saat 19:00’da TAD’da gerçekleştirecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Muş kentinin karlı manzaralarını bize sunan ve açılışına katıldığım sergi, bana Orhan Pamuk’un Kars’ta geçen <em>Kar </em>romanını hatırlattı. Galeride en beğendiğim parça ise sislerin içinden yükselen cami fotoğrafı. Alçalmış buğunun arasından çıkan bu cami sanki hayal ile gerçeği birbirine katıyor. Her zaman bir umut olduğunu, görünenin arkasındakini vurguluyor. Üstelik, sanatçı bu fotoğrafı dağda kayak yaparken çekmiş. Bir ânda karşılaştığı bu manzarayı çantasından çıkardığı kamera ile ölümsüzleştirmiş ve bu ânı bir fotoğraf karesine hapsetmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Hafta içi 11:00-19:00, hafta sonu 10:00-16:00 saatleri arasında açık olan <em><span style="text-decoration: underline;">Kar Revan</span> </em>fotoğraf sergisi 16 Aralık 2019 tarihine kadar ziyaret edilebilir.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-mus-havasi-kar-revan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’da Muş Havası: Kar Revan&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankarada-mus-havasi-kar-revan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
