<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zeynep Naz İnansal, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/zeynepnaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/zeynepnaz/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Nov 2025 09:20:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Zeynep Naz İnansal, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/zeynepnaz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ölümün bizi hazırlıksız yakalayamayacağı şekilde yaşamak mümkün mü?</title>
		<link>https://lavarla.com/olumun-bizi-hazirliksiz-yakalayamayacagi-sekilde-yasamak-mumkun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Naz İnansal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 06:19:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Beter Go Mad in the Wild]]></category>
		<category><![CDATA[Doğada Delirmek Daha İyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139382</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Modern dünyanın stresi ve bitmek bilmeyen bildirimlerin ortasında yer yer aklımıza gelen, her şeyi bırakıp doğada yaşama isteğini bilirsiniz. Elimizde kahvemizle, huzur içinde manzarayı izlerken kulağımızda yalnızca kuş sesleri olduğunu düşleriz. Halbuki her şeyden uzaklaşma dürtüsüyle kurduğumuz bu hayal, etraflıca düşünmediğimiz farklı zorluklarıyla gelir. Doğanın çetin şartlarını tek başımıza göğüslemek, tüm ihtiyaçlarımızı kendimiz gidermek ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/olumun-bizi-hazirliksiz-yakalayamayacagi-sekilde-yasamak-mumkun-mu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ölümün bizi hazırlıksız yakalayamayacağı şekilde yaşamak mümkün mü?&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern dünyanın stresi ve bitmek bilmeyen bildirimlerin ortasında yer yer aklımıza gelen, her şeyi bırakıp doğada yaşama isteğini bilirsiniz. Elimizde kahvemizle, huzur içinde manzarayı izlerken kulağımızda yalnızca kuş sesleri olduğunu düşleriz. Halbuki her şeyden uzaklaşma dürtüsüyle kurduğumuz bu hayal, etraflıca düşünmediğimiz farklı zorluklarıyla gelir. Doğanın çetin şartlarını tek başımıza göğüslemek, tüm ihtiyaçlarımızı kendimiz gidermek ve tabii binbir yöntemle susturmaya alıştığımız kafamızın içindeki seslerle baş başa kalmak gibi. Peki her durumda zorlanacak ve hatta delireceksek, doğada delirmek mi daha iyi?</p>
<p>Yönetmen Miro Remo’nun belgeseli <em>Doğada Delirmek Daha İyi</em> (<em>Beter Go Mad in the Wild</em>) Çekya’nın dağlık Šumava bölgesinde bir çiftlikte yaşayan 60’lı yaşlardaki ikiz kardeşlerin izole ve büyülü hayatına konuk oluyor. Gazeteci Aleš Palán’ın aynı adlı kitabından esinle yola çıkan film, hayatları boyunca aynı çiftlikte yaşamış ve birbirinden hiç kopmamış Ondrej ve Franta kardeşler üzerinden dış dünya, hayat ve doğayla bağlarımızı sorguluyor. Dünya prömiyerini yaptığı Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde Kristal Küre’ye (Büyük Ödül) layık görülen belgesel, İstanbul’daki Filmekimi gösterimlerinin ardından bu kez Ankara Film Festivali programında karşımıza çıkıyor.</p>
<h2>Gerçeküstü bir dünya</h2>
<p>Çek-Alman sınırında, dev ağaçların ortasında, derme çatma bir çiftlikteyiz. Uzun sakallarıyla masallardan fırlamış gibi görünen tıpatıp aynı iki yaşlı adamla tanışıyoruz. Diyalog ve hareketleri birbirini tamamlayan ikili, hem huysuz hem de sempatikler. Onları çevreleyen benzersiz manzaraya, tavukları ve inekleri eşlik ediyor. Seyirci olarak neyin ortasına düştüğümüzü ve bizi ne tür bir hikayenin beklediğini anlamaya çalışıyoruz. İneklerden Nandy, donuk gözlerle anlatıcı rolünü üstlenip ikiz kardeşlerin hikayesini anlatmaya başlayınca, kendimizi bu gerçek üstü dünyaya bırakmaktan başka çaremiz kalmıyor.</p>
<p>Nandy’den öğrendiğimize göre bu evde doğan tek yumurta ikizleri Ondrej ve Franta, tüm hayatlarını aynı yerde geçirmişler. Okulda aradıklarını bulamayan kardeşler, gençliklerinde katıldıkları direniş hareketinden de tatmin olmamışlar. İki kişilik evlerine zaman zaman konuk olan kadınlar yüzünden bir duvar inşa etseler de, tüm kadınlar bu hayattan bunalıp evden ayrılmayı seçmiş. Onlara da birbirlerinden başka hiçbir arkadaş kalmamış. Şimdilerde 60’lı yaşlarında olan ikilinin bu saatten sonra da değişme veya yer değiştirme niyeti yok. Kendi çiftliklerinde, baş başa sürdürdükleri hayatlarını devam ettiriyorlar.</p>
<p>Kollarından birini bir kazada kaybeden Franta, kardeşlerden daha iyimser olanı. Kendini sanatçı olarak nitelendiriyor ve şiirleriyle insanlığa bir iz bırakmak istediğini anlatıyor. Uçmasına yardımcı olacak bir alet yapmaya çalışıyor ama şimdiye kadar başarılı olamamış. Ondrej ise geleceğe umutla bakan kardeşinin aksine geçmişte takılı kalan taraf diyebiliriz. Mutsuzluğunu içki ve sigarayla bastıran huysuz ihtiyar, yer yer Ay’a, yer yer de tavuklara serenat yapmaktan ve bol bol küfür etmekten çekinmiyor. Birbiriyle sık sık didişen ikilinin oyunbaz ve muzip bir tarafı da var. Biz de kendimizi bitmek bilmeyen bir oyunun ortasında hissediyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://variety.com/wp-content/uploads/2025/07/MixCollage-12-Jul-2025-03-54-PM-510.jpg?w=1000&amp;h=563&amp;crop=1" alt="Miro Remo Shows Hermit Twins in Doc 'Better Go Mad in the Wild'" /></p>
<h2>Aşina olmadığımız bir zaman dilimi</h2>
<p>Bildiğimiz anlamıyla zamanın önemsizleştiği, dış dünyanın dertlerinin geçersiz olduğu bu dünyada günlere, saatlere ve hatta mevsimlere hakim değiliz. Remo’nun beş yıla yaydığı ve kısa bloklar halinde gerçekleştirdiği çekim süreci de bu zamansızlığı pekiştiriyor. Kardeşlerin doğayla bağ kurdukları, sohbet ettikleri, kırlarda koşup oynadıkları anları izlerken zamanı onlar gibi deneyimlemeye başlıyoruz. Biz de yavaşlıyoruz, dış dünyayı ve beraberinde gelen kural ve zorunluluklarını unutuveriyoruz.</p>
<p>Yönetmen, zaman kullanımıyla olduğu kadar, mekan müdahaleleriyle de belgesel formunu esnetmeyi seçiyor. Konuşturduğu inek ve kardeşlerin oyunbazlığından destek alarak oluşturduğu kompozisyonlarla masalsı ve büyülü bir dünya yaratıyor. Duvara asılı halde veya ormanda taşındığı biçimde karşımıza çıkan ayna imgesi de ikizlerin birbiri için anlamını simgeliyor. Birbirinin aynası olarak kodlanan ikili, aynı zamanda farklı görme biçimlerini de yansıtıyorlar. Biz de yönetmenin farklı yerlerde konumlandırmayı seçtiği aynasıyla alışık olmadığımız yaşam biçimlerine farklı bir yerden bakmayı deneyimliyoruz.</p>
<h2>Kaçınılmaz ayrılığın düşündürdükleri</h2>
<p>İnek Nandy’e göre ikizleri ayırmak, bir aynayı kırma eylemine benziyor. Anne karnından beri birbirinden ayrılmamış kardeşler, sık sık ölümden bahsederken biz de bu ihtimali düşünmeden edemiyoruz. Tüm hayatlarını benzersiz bir bağla, birbirine dolanık halde geçiren ikilinin bozulduğu an, geride kalanın ne yapacağı fikri içimizi ürpertiyor. Kardeşler bu durumdan bizim kadar korkmuyor gibiler. Zira birkaç kez ölümün onları hazırlıksız yakalayamayacağı şekilde yaşamaktan bahsediyorlar. Ölüm geldiğinde hazırlıklı olmanın yolu, onlar için dolu dolu yaşamaktan, oyun oynayıp özgürce varolmaktan geçiyor. İstedikleri biçimde, kimseye hesap vermeden, kendi kuralları ve gerçeklikleriyle sürdükleri hayat, onlara çoğumuzun hissetmediği bir hayat neşesi veriyor gibi.</p>
<p>Bağımsız sinemanın çok sevdiği kırsalda hayat temasını daha önce görülmemiş bir neşe ve oyunbazlıkla işleyen <em>Doğada Delirmek Daha İyi</em>, seyirciye zamanın büküldüğü ve gündelik kaygılarımızın önemsizleştiği bir kaçış vadediyor. Giderek kendimize benzeyenlerle bizi saran algoritmalara inat, farklı hayatların ilham vericiliğini cesaretle gözler önüne seren film, modern zaman bunaltılarımıza birebir.</p>
<p><em>Doğada Delirmek Daha İyi</em>, 20 Kasım Perşembe 21.30 seansında Büyülü Fener Kızılay Sineması Salon 3’te izlenebilir.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/olumun-bizi-hazirliksiz-yakalayamayacagi-sekilde-yasamak-mumkun-mu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ölümün bizi hazırlıksız yakalayamayacağı şekilde yaşamak mümkün mü?&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Twin Peaks’ten Emily in Paris’e: Şehirleriyle özdeşleşen diziler</title>
		<link>https://lavarla.com/twin-peaksten-emily-in-parise-sehirleriyle-ozdeslesen-diziler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Naz İnansal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 07:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk 101]]></category>
		<category><![CDATA[diziler]]></category>
		<category><![CDATA[Emily in Paris]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>
		<category><![CDATA[New York]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirler]]></category>
		<category><![CDATA[Stars Hollow]]></category>
		<category><![CDATA[The Studio]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138358</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Havalar yavaştan serinleyip okullar açılırken beliren; şehre, sorumluluklara ve gerçek hayata dönüş hissi sonbahardan önce kendini gösterdi. Yazın rehavetini üstümüzden atmaya çalışırken herkesin bizimle birlikte tatil dönemini geride bıraktığını bilmek de etkili tabii. Ofisler ve okullar kadar, şehrin etkinlik listesi de epey dolu. Tüm bu koşturmacaya rağmen, kişisel olarak bu zamanlar bende kanepeme kıvrılıp bayıldığım [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/twin-peaksten-emily-in-parise-sehirleriyle-ozdeslesen-diziler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Twin Peaks’ten Emily in Paris’e: Şehirleriyle özdeşleşen diziler&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Havalar yavaştan serinleyip okullar açılırken beliren; şehre, sorumluluklara ve gerçek hayata dönüş hissi sonbahardan önce kendini gösterdi. Yazın rehavetini üstümüzden atmaya çalışırken herkesin bizimle birlikte tatil dönemini geride bıraktığını bilmek de etkili tabii. Ofisler ve okullar kadar, şehrin etkinlik listesi de epey dolu.</p>
<p>Tüm bu koşturmacaya rağmen, kişisel olarak bu zamanlar bende kanepeme kıvrılıp bayıldığım dizileri tekrar tekrar izleme isteği uyandırıyor. İlk yağmur tanesi düştüğü an hırkasını giyip kahvesini koyan klişe olmayı göze alarak hem de. Benim gibilerin işine yarayacağını düşünerek evimizin konforundan bizi buluşturduğu şehirleri birer ana karaktere dönüştüren dizilere birlikte bakmak istedim.</p>
<h2>New York ve Sex and The City</h2>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138359 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/satc-magnolia-bakery-6447465a8266466bb94a0dbb19ebc680.jpg" alt="" width="2000" height="1333" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/satc-magnolia-bakery-6447465a8266466bb94a0dbb19ebc680.jpg 2000w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/satc-magnolia-bakery-6447465a8266466bb94a0dbb19ebc680-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/satc-magnolia-bakery-6447465a8266466bb94a0dbb19ebc680-1024x682.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/satc-magnolia-bakery-6447465a8266466bb94a0dbb19ebc680-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/satc-magnolia-bakery-6447465a8266466bb94a0dbb19ebc680-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 2000px) 100vw, 2000px" /></p>
<p>Otuzlarının ikinci yarısında, New York’ta yaşayan dört bekar kadının hayat ve ilişki problemlerini anlatan <em>Sex and the City</em>’i çok da tanıtmaya gerek yok. Zira dizi, devamında çekilen eklentileriyle neredeyse otuz yıldır hayatımızda. Dizinin ana karakteri Carrie, New York Star gazetesinde Sex and the City adında haftalık bir ilişki köşesi yazıyor. Kendi deneyimlerinin yanı sıra en yakın üç kız arkadaşının da ilişki hüsranlarını köşesine dahil etmeyi ihmal etmiyor.</p>
<p>HBO ekranında belirdiği ilk günden beri tartışmalara konu olan dizi, bağımsız ve bekar kadınların temsili açısından devrimci bir iş. Çoğu eleştirinin aksine erkek veya ilişkileri değil, kadınların bir metropolde varolma biçimlerini irdeliyor. Hem de bunu yaparken kendinden önce gelen dizilerin aksine, bu kadınlara hata yapma, bekar olma ve kendilerini keşfetme alanı tanıyor.</p>
<p>Dizinin beşinci ana karakteri de adından anlaşılacağı üzere New York’un ta kendisi. Carrie’nin en büyük aşkı olan şehrin mevsim değişimleri, karakterlerin hayatlarındaki dönüm noktalarıyla eşleşiyor. Dizide sık sık ziyaret edilen restoran ve barlar, şehrin o yıllardaki gastronomi rehberine dönüşüyor. Hiç gitmeyen bir izleyici bile diziyi bitirdiğinde New York’un detaylarına hakim oluveriyor. Belki de bu yüzden dizinin final sahnesi; Carrie’nin tüm diziye yayılan büyük aşkı Big’le mutlu sona kavuşmasındansa New York sokaklarında kendine güvenle yürümesi oluyor.</p>
<h2>Stars Hollow ve Gilmore Girls</h2>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-138360 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/autumn-festival.webp" alt="" width="1024" height="574" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/autumn-festival.webp 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/autumn-festival-300x168.webp 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/autumn-festival-768x431.webp 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Sonbahar estetiği denince ilk akla gelen dizilerden <em>Gilmore Girls</em>, kurmaca bir kasaba olan Stars Hollow’da geçiyor. On altı yaşında hamile kalıp ailesinin evinden ayrılan Lorelai’ın sığındığı ve kızı Rory’i yetiştirdiği bu kasaba, Pinterest’ten fırlamış gibi. Aslen Warner Bros’un Kaliforniya’daki stüdyolarında çekilmiş olsa da kasabanın New England’dan, özellikle Connecticut’tan esinlendiğini söyleyebiliriz. Herkesin birbirini tanıdığı, yer yer birbirlerine destek olup yer yer birbirlerinin hayatlarına burnunu soktuğu, bayramların birlikte kutlandığı, mevsimlerin masalsı biçimde değiştiği güvenli ve tertemiz bir kasaba burası.</p>
<p>Dizi, Rory’nin doğup büyüdüğü yerden çıkıp başka bir şehirdeki yeni bir okula başlamasıyla yani konfor alanından çıkıp gerçek dünyaya adım atmasıyla başlıyor. Bambaşka maceralara atılan karakterimiz, ne olursa olsun her zaman Stars Hollow’da kendini evinde ve güvende hissediyor. Kasabanın esnafı ve yerlisi olan yan karakterler de Rory’le Lorelai’ın seçilmiş ailesi olarak konumlanıyor.</p>
<h2>Los Angeles ve The Studio</h2>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-138362 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/apple-tv-the-studio-what-classic-car-is-this-v0-fzeecxjy65re1.webp" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/apple-tv-the-studio-what-classic-car-is-this-v0-fzeecxjy65re1.webp 1920w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/apple-tv-the-studio-what-classic-car-is-this-v0-fzeecxjy65re1-300x169.webp 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/apple-tv-the-studio-what-classic-car-is-this-v0-fzeecxjy65re1-1024x576.webp 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/apple-tv-the-studio-what-classic-car-is-this-v0-fzeecxjy65re1-768x432.webp 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/apple-tv-the-studio-what-classic-car-is-this-v0-fzeecxjy65re1-1536x864.webp 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>Bu yılın en sevilen dizilerinden <em>The Studio</em>, sinema sektörüne dinamik ve eğlenceli bir bakış atıyor. Seth Rogen’ın başrolü üstlendiği ve Evan Goldberg’le birlikte yaratıcılarından olduğu dizi, son zamanların en eğlenceli komedilerinden. İşi için her bakımdan yetersiz Matt Remick, şans eseri Hollywood’un en büyük film stüdyolarından birinin başına geçiyor. Hayallerini gerçekleştirmek ve stüdyoyu batırmamak için çok çabalasa da başı bir türlü beladan kurtulmuyor.</p>
<p><em>The Studio</em>, Los Angeles’a bir şehirden çok film stüdyosu olarak yaklaşıyor. Zaten Matt ve iş arkadaşlarının tüm hayatları işlerinden ibaret. Büyük bütçeleri yönettikleri için her daim strese girmek için bir sebepleri var. Bu yüzden şehre dair gördüklerimiz gündelik hayattan çok stüdyolar, gala ve parti mekanları, kırmızı halılardan oluşuyor. Sürekli koşturmaca halindeki karakterleri takip ederken şehre dair bazı detaylar yakalarsak şanslı hissediyoruz. Dizinin cazibesi, film endüstrisi ile özdeşleşmiş bu şehri, sinefillere layık bir halde yanstıması olabilir. Martin Scorsese, Bryan Cranston, Zoe Kravitz ve Charlize Theron gibi konuk oyuncular da cabası.</p>
<h2>Paris ve Emily in Paris</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138363 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-scaled.avif" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-scaled.avif 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-300x200.avif 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-1024x683.avif 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-768x512.avif 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-1536x1024.avif 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Emily_in_Paris_n_S4_E1_00_01_05_16RC-2048x1365.avif 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><em>Sex and the City</em>’nin yaratıcısı Michael Patrick King’in elinden çıkan <em>Emily in Paris</em>, çokça nefret edilse de izlenme rekorları kıran bir romantik komedi. Bir son dakika gelişmesiyle iş için Paris’e taşınan optimist ve hafif saf Amerikalı Emily, Paris’in büyüsü ve Fransızların huysuzluğunu dengelemeye çalıştığı bir hayat sürüyor.</p>
<p>Emily’nin, Paris’i ilk kez gören hali ve tüm klişeleri sırayla deneyimlemesi, Netflix’in dev prodüksiyon bütçesi ve efsanevi kostüm tasarımcısı Patricia Field’in vizyonuyla birleşince ortaya hafif abartılı ama keyifli bir Paris tanıtımı çıkıyor. Anlayacağınız klişeler bazen işe yarıyor. Öyle ki dizinin sezon finalinde Emily, Roma’ya taşınınca, Fransa cumhurbaşkanı Macron, konuya el atmak zorunda hissetti. Dizinin şehrin tanıtımı için önemini vurgulayarak Emily’i Paris’e geri çağırdı.</p>
<p>Emily’nin deneyimi yalnızca turistik bir geziden ve mükemmel hamur işleri yemekten ibaret değil elbette. Paris, karakterimizi hem sınıyor hem de kendiyle tanıştırıyor. Şehirle birlikte, Emily de hayattan keyif almayı, riskten korkmamayı, işi hayatının odağına koymamayı, plansızlığı ve tutkuyu öğreniyor.</p>
<h2>Twin Peaks ve Twin Peaks</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138364 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Twin_Peaks_sign.webp" alt="" width="1401" height="788" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Twin_Peaks_sign.webp 1401w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Twin_Peaks_sign-300x169.webp 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Twin_Peaks_sign-1024x576.webp 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/Twin_Peaks_sign-768x432.webp 768w" sizes="(max-width: 1401px) 100vw, 1401px" /></p>
<p>David Lynch’in efsanevi dizisi <em>Twin Peaks</em>, aynı adlı bir kasabada geçen bir cinayet soruşturmasını konu alıyor. FBI ajanı Dale Cooper, Laura Palmer adında genç bir kızın cinayetini çözmesi için dışardan sorunsuz ve görünen bu kasabaya gönderiliyor. Zamanla hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ve burada hiç kimsenin masum olmadığını anlıyor.</p>
<p><em>Twin Peaks</em> üzerinden Lynch, kusursuz görünen klasik Amerikan hayatının ardındaki gizli vahşeti görünür kılıyor. Tüm gizemi ve bir bir ortaya çıkan sırlarıyla bu kasaba, her detayıyla zihnimize kazınan, büyülü bir deneyime dönüşüyor.</p>
<h2>İstanbul ve Aşk 101</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138366 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/img_4684-e1757935151621.webp" alt="" width="997" height="534" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/img_4684-e1757935151621.webp 997w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/img_4684-e1757935151621-300x161.webp 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/img_4684-e1757935151621-768x411.webp 768w" sizes="(max-width: 997px) 100vw, 997px" /></p>
<p>İstanbul denince akla çok dizi geliyor, biliyorum: <em>İkinci Bahar</em>, <em>Yeditepe İstanbul</em>, <em>Süper Baba</em>, <em>Kulüp</em>,<em> Şahsiyet</em> şehrin sokaklarını başrol haline getiren yapımlardan bazıları. Ama kişisel favorim–belki de pandeminin tam kapanma dönemine güneş gibi doğduğu ve bana ergenliğimi hatırlattığı için–<em>Aşk 101</em>. Doksanlı yılların sonunda bir grup liselinin hayatını izlerken şehrin ve tabii kendimizin özgür ve tasasız zamanlarını hatırlamamak imkansız.</p>
<p>Okulun en yaramaz dörtlüsü ve tertemiz inek öğrencisinin ortak bir belaya bulaşıp hep birlikte okuldan atılmamak için çabalamalarını izliyoruz. Tabii bolca ergen draması, aşk çabaları, nostaljik şarkılar ve İstanbul sokakları eşliğinde. Boğazda kayıkla bira keyfi, heyecanla gidilen rock konserleri, okul öncesi ayakta yenen su börekleri, köprüden geçerken arabadan kafayı çıkarıp atılan çığlıklar… Nostaljik her detayıyla <em>Aşk 101</em>’in İstanbul’u, seyircinin suratında kalıcı bir gülümseme bırakıyor.</p>
<h2>Pawnee ve Parks and Recreation</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138367 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/welcome-to-pawnee-sign-with-leslie-knope-parks-and-rec.avif" alt="" width="1400" height="700" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/welcome-to-pawnee-sign-with-leslie-knope-parks-and-rec.avif 1400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/welcome-to-pawnee-sign-with-leslie-knope-parks-and-rec-300x150.avif 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/welcome-to-pawnee-sign-with-leslie-knope-parks-and-rec-1024x512.avif 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/welcome-to-pawnee-sign-with-leslie-knope-parks-and-rec-768x384.avif 768w" sizes="(max-width: 1400px) 100vw, 1400px" /></p>
<p>Hayali bir kasabanın Park ve Bahçeler departmanında yaşananları anlatan <em>Parks and Recreation</em>, önemsiz görünen bir işi hayatının odağına alarak gerçek bir değişim yaratan bürokrat Leslie Knope’un hikayesi. Rakun istilasından obezite krizine türlü sorunlara sahip Pawnee kasabası, Leslie dışında herkes tarafından berbat bir yer olarak görülüyor.</p>
<p>Pawnee’de zaman geçirdikçe kimsenin bu kasabayı sevmemesi daha da mantıklı hale geliyor. Irkçı ve vahşi geçmişi, kasabalıların huysuz ve değişime direnen halleri, bütçe kısıtlamalarından sebepli görsel felaketler bizi de ikna ediyor. Leslie’nin bitmeyen çabaları sayesinde Pawnee, günün sonunda yaşanılası bir yere dönüşse de her daim dünyanın en absürt ve komediye müsait kasabası olarak aklımızda yer ediyor.</p>
<h2>Londra ve I May Destroy You</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-138369 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/i_may_destroy_you_-_publicity_still_-_h_2020_.webp" alt="" width="1296" height="730" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/i_may_destroy_you_-_publicity_still_-_h_2020_.webp 1296w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/i_may_destroy_you_-_publicity_still_-_h_2020_-300x169.webp 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/i_may_destroy_you_-_publicity_still_-_h_2020_-1024x577.webp 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/09/i_may_destroy_you_-_publicity_still_-_h_2020_-768x433.webp 768w" sizes="(max-width: 1296px) 100vw, 1296px" /></p>
<p>Michaela Coel’in yazıp yönetip başrolünü üstlendiği <em>I May Destroy You</em>, tecavüz sonrası yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışan Arabella’yı odağına alıyor. Bir akşam dışarı çıkan ve ertesi sabah uyandığında olanları hatırlamayan karakterimiz, zaman geçtikçe o gece uğradığı cinsel saldırının detaylarını hatırlamaya başlıyor.</p>
<p><em>I May Destroy You</em>, hem ritmi hem de yaratıcı seçimleriyle insan hafızasını taklit ediyor. Arabella’nın hatıraları ve vermiş olmayı umduğu tepkiler, gündelik hayatıyla birleşiyor. Londra’da geçen dizide şehir, bahsettiğim diğer dizilerdeki gibi bir role sahip değil. Daha çok ana karakterin deneyiminin arka planı olarak işliyor. Ancak Londra’nın Arabella’da yarattığı baskı ve yetersizlik hissi, seyircinin de hissettiği tekinsizliği besleyen bir araca dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/twin-peaksten-emily-in-parise-sehirleriyle-ozdeslesen-diziler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Twin Peaks’ten Emily in Paris’e: Şehirleriyle özdeşleşen diziler&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
