<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahlatlıbel Parkı arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/ahlatlibel-parki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/ahlatlibel-parki/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Mar 2025 06:56:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Ahlatlıbel Parkı arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/ahlatlibel-parki/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sound of Europe Festivali üçüncü yaşını kutlamak için gün sayıyor!</title>
		<link>https://lavarla.com/sound-of-europe-festivali-ucuncu-yasini-kutlamak-icin-gun-sayiyor/</link>
					<comments>https://lavarla.com/sound-of-europe-festivali-ucuncu-yasini-kutlamak-icin-gun-sayiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lizoğlan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2024 06:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlatlıbel Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Çankaya Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sound of Europe]]></category>
		<category><![CDATA[Sound of Europe 2024]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=132032</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Avrupa Birliği Yaratıcı Avrupa programı tarafından desteklenen Avrupa ağlarından EUNIC’ın (Avrupa Birliği Ulusal Kültür Enstitüleri) kültür sanat hayatına ivme kazandırmak amacıyla ilk kez iki sene önce düzenlediği ve geçen senenin ardından bu sene de İzmir Büyükşehir, Kadıköy ile Çankaya belediyelerinin işbirliğinde üçüncü yaşını kutlayacak olan Sound Of Europe Festivali, 14 – 15 Eylül 2024 tarihleri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sound-of-europe-festivali-ucuncu-yasini-kutlamak-icin-gun-sayiyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sound of Europe Festivali üçüncü yaşını kutlamak için gün sayıyor!&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği Yaratıcı Avrupa programı tarafından desteklenen Avrupa ağlarından EUNIC’ın (Avrupa Birliği Ulusal Kültür Enstitüleri) kültür sanat hayatına ivme kazandırmak amacıyla ilk kez iki sene önce düzenlediği ve geçen senenin ardından bu sene de İzmir Büyükşehir, Kadıköy ile Çankaya belediyelerinin işbirliğinde üçüncü yaşını kutlayacak olan Sound Of Europe Festivali, 14 – 15 Eylül 2024 tarihleri arasında yine Avrupa müziğinin onlarca yeni ve başarılı üyesini iki gün boyunca müzikseverlerle buluşturacak.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-132033 size-full" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2024/08/Lavarla-Sound-Of-Europe-2024.png" alt="" width="800" height="385" /></p>
<p>Tür ayrımı gözetmeksizin güzel müziğin ücretsiz konserlerle müzikseverlere ulaşmasını hedefleyen Sound Of Europe Festivali, bu sene yine İstanbul’da Kadıköy’de, Ankara’da Ahlatlıbel Atatürk Parkı’nda ve İzmir’de Bostanlı Seyir Terası’nda eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek ve festivalde 25’den fazla konserde Avrupa’dan ve Türkiye’den 50’yi aşkın sanatçı yer alacak.</p>
<p>Toplamda Avrupa’dan 13 müzik grubunu Türkiye’den yerel sanatçılarla aynı sahnede buluşturarak ortak bir diyalog ve etkileşim platformu oluşturmayı hedefleyen Sound Of Europe Festivali’nin bu sene Ankara ayağı ise Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve EUNIC&#8217;in Ankara üyeleri Goethe Institut Ankara, Fransız Kültür Merkezi Ankara, Romanya Kültür Merkezi ile İtalya, İspanya, Avusturya, Hollanda, Portekiz, Danimarka, Polonya, Lüksemburg ve Malta Büyükelçiliklerinin ortak girişimi ile hayata geçirilecek.</p>
<p>Peki Ankaralıları iki gün boyunca neler bekliyor olacak?</p>
<h2><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-132035 size-full" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2024/08/Lavarla-Sound-Of-Europe-2024-Sanatcilar-1.png" alt="Lavarla - Sound Of Europe 2024 Sanatçılar" width="800" height="263" /></h2>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>2 GÜN 10 PERFORMANS</strong></span></h2>
<p>Festivalin Ankara ayağında Türkiye dahil 10 farklı Avrupa ülkesinden 10 farklı grup, Çankaya Ahlatlıbel Atatürk Parkı’nda iki gün boyunca Ankaralılarla bir araya gelecek.</p>
<p><strong>Sebastian Burneci Quintet &#8211; Romanya<br />
14 Eylül Cumartesi – 15.30</strong></p>
<p>Trompetçi ve besteci Sebastian Burneci, tenor saksafonda Eugen Mamot, piyanoda Johnny “Scorchy” Bica, kontrbasta Alex Mike ve davulda Andrei Paraschiv’den oluşan çağdaş caz grubu Sebastian Burneci Quintet’in repertuarı swing müzikten çağdaş caza ve doğaçlama müziğe kadar çok çeşitli tarzları kapsıyor. Tüm zamanların en önemli Rumen trompetçilerinden biri olarak kabul edilen Sebastian Burneci, Romanya&#8217;nın en önemli saksafoncularından Eugen Mamot, piyano cazdaki ustalığıyla tanınan Johnny “Scorchy” Bica, Romanya caz sahnesinin önemli müzisyenlerinden Alex Mike ve cazın önemli isimlerinin ilk tercihi Andrei Paraschiv ile bu projede bir araya gelerek enfes bir konser deneyimi vadediyor.</p>
<p><strong>Alexia Micallef &amp; Robert Muscat – Malta<br />
</strong><strong>14 Eylül Cumartesi – 17.00</strong></p>
<p>Sahne sanatlarında zengin bir geçmişe sahip, çok yönlü ve başarılı bir sanatçı olan Alexia Micallef ve müziğe, özellikle de gitar çalmaya karşı derin bir sevgi ve tutku ile bağlı olan Robert Muscat, çok yönlülükleri ve becerileri ile müzik sahnesinde aranan müzisyenler haline geldiler, akustik konserleriyle Malta yerel müzik sahnesinde adlarını duyurdular.</p>
<p><strong>Zuzanna – Polonya<br />
14 Eylül Cumartesi – 18.30</strong></p>
<p>Şarkıcı, söz yazarı ve multi-enstrümantalist Zuzanna piyano, gitar ve akordeon çalıyor. Bazen şiirsel, bazen enerjik ve daima kalpten parçalar seslendiren Zuzanna’nın folk etkisindeki melodileri, kişisel şarkı sözleri ve hikayelerle birleştiriyor. Sesi ve tarzı sıklıkla Zaz&#8217;ınki ve “Amélie” filminin müzikal atmosferiyle karşılaştırılan Polonyalı sanatçı ulusal ve uluslararası birçok müzik festivalinden çok sayıda ödül kazandı.</p>
<p><strong>Triana and Luca &#8211; Lüksemburg<br />
14 Eylül Cumartesi – 20.00</strong></p>
<p>Samimi ve içten parçalarıyla Triana y Luca, diasporik köklerini müzik aracılığıyla keşfeden iki meraklı sanatçının ortak projesi olarak hayat geçti. İbero-Amerikan folkloru ile çağdaş etkileri iç içe geçiren melodileri popüler müzik, doğaçlama ve şiir arasında gidip geliyor. Projeleri, kültürel geleneklerden, yaratıcı özgürlükten, doğadan, şiirden ve mistisizmden ilham alan görsel ve şiirsel öğelerin bir bütünü. Sanatçıların eklektik geçmişlerinden beslenen kompozisyonları, çok kuşaklı göçmen ailelerinin anılarıyla zenginleşen kişisel hikayeler anlatıyor.</p>
<p><strong>Gaidaa &#8211; Hollanda<br />
14 Eylül Cumartesi – 21.30</strong></p>
<p>Sudan asıllı Hollandalı şarkıcı ve söz yazarı Gaidaa, ilk olarak 2018 yılında Full Crate&#8217;in “A Storm On A Summers Day” şarkısıyla sahneye çıktı. 2019’da ilk teklisi “Morning Blue”yu ardından 24 2020&#8217;de Overture EP&#8217;sini yayınlayan Gaidaa, R&amp;B ve soul&#8217;a alternatif bir form kazandırıyor. Sudan asıllı Hollandalı şarkıcı-söz yazarı, müziğine kalbini ve ruhunu koyuyor, akustik enstrümantasyon ve hassas sözleriyle güçlü R&amp;B baladları ortaya çıkarıyor.</p>
<hr />
<p><strong>Katja Šulc – Slovenya<br />
15 Eylül Pazar – 17.00</strong></p>
<p>Çağdaş çağdaş folk müzik, modern ve geleneksel şiir, nesli tükenmekte olan diller ve kültürler aracılığıyla şiir ve müziği bir araya getiren şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen Katja Šulc, Meksika&#8217;ya yaptığı seyahatlerden ve New York New School&#8217;da aldığı eğitimden bu yana müziği hayatının önemli bir parçası olarak görüyor. Parçalarıyla kimi zaman melankolik kimi zaman durağan hikayeler anlatan Katja Šulc, 2018’de yayınladığı ilk albümü “Mila”dan bu yana farklı kültür ve dillere odaklanan çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Katja Šulc, 2024 baharında Kızılderili şiiri ve kültüründen esinlenen beşinci albümü “West Wind Blow From Your Prairie Nest”i yayımladı.</p>
<p><strong>Mezzotono – İtalya<br />
15 Eylül Pazar – 18.30</strong></p>
<p>Dünya çapında beş kıtada 60&#8217;tan fazla ülkede konserler veren acapella grubu Mezzotono dünyada en fazla ülkeyi ziyaret eden Avrupalı vokal gruplarından bir tanesi. Cazdan pop’a, bossa nova, mambo, tango, folklor, big band ve hatta klasik müziğe uzanan İtalyanca, İngilizce ve İspanyolca şarkılarla birçok müzik tarzını kapsayan repertuarları ile Mezzotono, mizah dolu parçalarıyla dinleyiciyi eğlendiren konserleriyle tanınıyor. İtalyan kültürünün değişmez unsurları eğlence ve kaliteli müziği bir araya getiren Mezzotono konseri geniş bir dinleyici kitlesine hitap ediyor.</p>
<p><strong>Dives – Avusturya<br />
15 Eylül Pazar – 20.00</strong></p>
<p>Dora de Goederen (davul), Tamara Leichtfried (gitar,vokal) ve Viktoria Kirner&#8217;den (bas,vokal) oluşan DIVES, 2015’te tanıştıktan sonra hızla müzik dünyasında kendini duyurdu. Dünyanın önde gelen müzik festivallerinden The Great Escape, Eurosonic, Reeperbahn Festival ve c/o pop’ta sahne alan ekip, 16 farklı ülkede yaklaşık 180 konser verdi, L.A. Witch ve Courtney Barnett ile turneye çıktı. Kısa sürede büyük bir hayran kitlesine ulaşan DIVES, parçalarında 80’lerin titreşimlerini surf pop ve modern indie müzikle buluşturuyor.</p>
<p><strong>Isolation Berlin – Almanya<br />
15 Eylül Pazar – 21.30</strong></p>
<p>2012’de şarkıcı Tobias Bamborschke ve gitarist Max Bauer tarafından kurulan Isolation Berlin, 2013&#8217;ten bu yana kadrosunda davulda Simeon Cöster ve basta David Specht ile ilerliyor. Post-punk, psikedelik rock, Brit-pop ve 90&#8217;ların indie-rock&#8217;ından etkilenen grup, müziklerinin türünü “proto-pop” olarak adlandırıyor. Bugüne kadar üç EP, iki albüm ve bir double-A 7” tekli yayınlayan İsolation Berlin, yıllar boyunca Almanya, Avusturya ve İsviçre&#8217;ye düzenledikleri turneleri ve yer aldıkları uluslararası müzik festivallerinde kendilerine haklı bir dinleyici kitlesi edindiler.</p>
<hr />
<p>Atölyeler ve ustalık sınıflarını, Türkiye’den açıklanacak grupları ve çok daha fazlasını Sound of Europe Festivali &#8216;nin <a href="https://www.soundofeuropeturkey.com/">resmi websitesi</a> ile <a href="https://www.instagram.com/soundofeuropetr" target="_blank" rel="noopener">Instagram</a> sayfasından ve Lavarla <a href="https://www.instagram.com/lavarlaa" target="_blank" rel="noopener">sosyal medya hesaplarından</a> takip edebileceğinizi unutmayın lütfen! Son olarak Sound of Europe Türkiye için hazırlanan Spotify listesine ise <a href="https://open.spotify.com/playlist/3PUnvq6LyEI7EvdF9erNxW?si=c3512f1662574de4&amp;nd=1&amp;dlsi=65f301f0534647ce">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sound-of-europe-festivali-ucuncu-yasini-kutlamak-icin-gun-sayiyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sound of Europe Festivali üçüncü yaşını kutlamak için gün sayıyor!&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/sound-of-europe-festivali-ucuncu-yasini-kutlamak-icin-gun-sayiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Palmiyesi #4: Tren, bisiklet ve sürekli Ahlatlıbel’e bağlanan muhabbetler</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-4-tren-bisiklet-ve-surekli-ahlatlibele-baglanan-muhabbetler/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-4-tren-bisiklet-ve-surekli-ahlatlibele-baglanan-muhabbetler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Solmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2022 07:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlatlıbel Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı tren]]></category>
		<category><![CDATA[mavi tren]]></category>
		<category><![CDATA[Merik Konağı]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Solmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=123269</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Tren çok süper bir şeydir. Medeniyetin zararsız ve estetik olabileceğinin raylı ispatıdır. Keşke ana yurdu hakikaten dört baştan demir ağlarla örebilseymişiz. İzmir’e Antalya’ya kadar bari örülseymiş. Nitekim tren hayattır. Tren muhabbettir. Tren blues’dur. Ben en çok trene (hakikaten demir ağlarla örülü) Hindistan’da bindim. 1992’de Delhi’den Goa’ya (Vasco da Gama) gitmiştim. Gitmeden kiminle konuşsam “uuu çok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-4-tren-bisiklet-ve-surekli-ahlatlibele-baglanan-muhabbetler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Palmiyesi #4: Tren, bisiklet ve sürekli Ahlatlıbel’e bağlanan muhabbetler&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Tren çok süper bir şeydir. Medeniyetin zararsız ve estetik olabileceğinin raylı ispatıdır.</p>
<p dir="ltr">Keşke ana yurdu hakikaten dört baştan demir ağlarla örebilseymişiz. İzmir’e Antalya’ya kadar bari örülseymiş. Nitekim tren hayattır. Tren muhabbettir. Tren blues’dur.</p>
<p dir="ltr">Ben en çok trene (hakikaten demir ağlarla örülü) Hindistan’da bindim. 1992’de Delhi’den Goa’ya (Vasco da Gama) gitmiştim. Gitmeden kiminle konuşsam “uuu çok uzak” deyip duruyordu. Gittim bilet aldım. Tren ertesi gün 15.00 gibi Goa’da olacak. Hesapladım 18 saat filan. İki haftada Türkiye’den gelmiş birisi olarak 18 saat nedir ki? Meğer bir sonraki günden bahsediyormuş gişedeki. Trende fark etmiştim. 42 saat. 3 kere de rötar vardı galiba. 45 saat. Önce dedim yolda takılırım, ara verip iner birkaç gün başka bir yerlerde gezerim. Sonra muhabbet o kadar iyiydi ki, inemedim. Akraba olduk nitekim kompartımandakilerle. İkinci sınıf rezervasyonlu. 3’er kişi karşılıklı oturuyorsun. Sonra akşam koltuklar yatak oluyor. Kuşetli.</p>
<p dir="ltr">İlk oturdum, muz ikram ettiler. Yedim. Elimde muz kabuğu bakınıyorum. Hunharca güldüler bana. Sonra yanımdaki herif muz kabuğunu sırıtarak elimden aldı. Yere attı. Sırıttım ben de, ne yapayım? Sonra kabuklu yemiş yedik. Yere. Elma soyduk. Yere. Kakamızı filan yapmadık Allahtan. Fakat o da ne, her durakta bir başka 9 yaşında çocuk geliyor büyücü gibi hızla temizliyor, bahşişleri topluyor, gidiyor. Çocuk mutlu, biz mutlu.</p>
<p dir="ltr">Sonra kız arkadaşımla -bu sefer bilerek- Trivandrum (sonra Thiruvananthapuram oldu) &#8211; Madras (sonra Chennai oldu) yolculuğumuz efsanedir. 72 saatti. Yarım saat olsun sıkılmamıştık.</p>
<p dir="ltr">Sadece filmlerde olur sanılan o tavuk fışkıran, çatısı dahil dolu trenlere de bindim, papyonlu garsonların servis yaptığına da, askeri olanına da. Selanik’e yataklı da gittim, Lahore’a inekli de.</p>
<p dir="ltr">Avrupa’da tren bir servettir malumunuz. 26 yaş indirimine rağmen çok kaçak bindim gençken. Övünmüyorum.</p>
<p dir="ltr">Hatta tam 37 sene önce kız arkadaşıma &#8220;güle güle&#8221; demeye yetişemediğim için, tren geciksin diye bomba ihbarı vermiş, bütün treni boşalttırmıştım. Övünmüyorum. Ergen cesareti işte.</p>
<p dir="ltr">Velhasıl beni bir tren mütehassısı sayabiliriz. Hiç itiraz etmem.</p>
<p dir="ltr">Ama en romantik tren nedir, diye sorarsanız, ki lütfen sorun, Mavi Tren’dir. Adı güzel, kendi güzel Mavi Tren.</p>
<p dir="ltr">Yüksek Hızlı Tren de fena değil. Ama YHT &#8220;Chicago blues&#8221; ise Mavi Tren &#8220;Mississippi blues&#8221;dur. Biliyorsunuz Chicago blues’u pek Chicago’lular yapmaz. İrlandalı Gary Moore bile yaptı (berbattı). Pek bir garantisi yoktur. Bir öyle bir böyle çıkabilir. Ama Mississippi blues türkü gibidir. En kötüsü bile dinlenir.</p>
<p dir="ltr">Mavi Tren de 20 saatte gitse bile muhabbeti yeter(di). Rahmetli Mavi Tren’i esas güzel yapan yürüyen meyhanesiydi. Bir içkili vagonu vardı, gece rakı servisi de olurdu. Gündüz sadece bira. O masaların dili olsa da anlatsa.</p>
<p dir="ltr">Küçük (33’lük) Tekel Birası servis ederlerdi. Hesap tutmak yerine şişeleri masada bırakırlardı. Öderken boş şişeleri sayarlardı. Ehm. Bizim işgal ettiğimiz masalarda, masa taştığından, arada hesap ödemek gerekirdi.</p>
<p dir="ltr">Saçma sapan ritüellerimiz vardı bir de. Mesela tünele gelince bütün masa ayağa kalkar, Angara havası oynamaya başlardık. Tünelden çıkarken bir şey olmamış gibi oturup ciddi bir sohbetin ortasındaymışız gibi yapardık. Muhakkak sonraki tünellerde diğer masalardan katılım olurdu. Ne arkadaşlıklar kuruldu o Mavi Tren’de.</p>
<p dir="ltr">Bunlar aklıma geldi çünkü şu anda bu yazıyı YHT’den yazıyorum. Ankara’ya geldim geleli hiç gitmediğim kadar çok İstanbul’a gider oldum. Tren sayesinde. YHT bir Mavi Tren değil. Onun gibi ses çıkarmıyor. Lokantasında sadece püskevit var. Ama olsun. Bozkır manzaralı tren, daha ne istiyorum? Ayrıca yine süper muhabbetler oluyor.</p>
<p dir="ltr">Yine de siz bu sayfadaki menü karşılaştırmasına bakın. Mavi Tren eski Türkiye, yavaş ve romantik. YHT yeni Türkiye, hızlı ve kaba saba. Gerçi Mavi Tren menüsü bulamadım, olsun. İdare edin öbürüyle. Bu arada yazılarımı takip edenler iyi bilir eski Türkiye nostaljisinden (ve bilumum nostaljiden) nefret ederim. Ama bu iki menüyü yan yana görünce insan şair olur vallahi.</p>
<figure id="attachment_123276" aria-describedby="caption-attachment-123276" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-123276 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/11/Adsiz-tasarim-9.png" alt="" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/Adsiz-tasarim-9.png 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/Adsiz-tasarim-9-300x169.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/Adsiz-tasarim-9-768x432.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/Adsiz-tasarim-9-400x225.png 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/Adsiz-tasarim-9-600x338.png 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-123276" class="wp-caption-text">Eski Türkiye-Yeni Türkiye. Mavi Tren menüsü bulamadım idare ediverin.</figcaption></figure>
<p dir="ltr">Tren konusunda şunu söyleyeyim. YHT ile Eskişehir 1 saatten biraz fazla sürüyor. Yani trenin asıl hızlı olduğu kısım Ankara-Eskişehir arası. İstanbul&#8217;da ise şehir içi seyahat rutini. Bu yakınlıkla Eskişehir’i Ankara’ya (ya da tersi) katılmış sayabiliriz yani. Mükemmel Odunpazarı Modern Müze’yi (OMM. Çok komik değil mi om çeker gibi? Omm Riders efsanesi var bir de güzel ruhların doktoru Feza Toker’in, onu sonra anlatırım) günübirlik gezebilirsiniz hatta.</p>
<p dir="ltr">***</p>
<p dir="ltr">Peki, A noktasından B noktasına hızlı giden en haysiyetli götürgeç tren ise, A noktasından B noktasına yavaş giden en haysiyetli götürgeç nedir?</p>
<p dir="ltr">Bisiklet elbette.</p>
<p dir="ltr">Önce Kurtuluş’taki çocukluğumda Pinokyo’m vardı. 1. Dedeefendi üssünde şimdi hukuk profesörü olan Erkan, kim bilir ne yapmakta olan Haluk ve kocaman Kobra’sı olan Ercan başta, bir yığın çocukla her türlü soytarılığı yapardık. <em>Beyaz Gölge</em> sayesinde hepimiz basketçiydik. Basket oynamadığımız zamanlarda misket, çivi, lik, kukalı saklambaç filan oynardık. Üstelik Pinokyo marka atlarımız vardı. Akrobasinin bin türlüsü. Bir de benim hatırladığım, herkes bisiklet sürebilirdi. Şimdiki gibi değildi. Küçücükken kocaman bisikletlerin orta demirinin altından bacaklarımızı geçirir, o kocaman bisikletleri sürerdik. Selenin üzerinde ayağa kalkardık. Ellerimizi bırakıp beceriksizce de olsa jonglörlük yapardık. Bir bisiklete dört beş kişi sığardık. İnşaat kumuna dalarak çarpmak suretiyle biten yarışlar yapardık.</p>
<p dir="ltr">Daha 11-12 yaşındayken Hacettepe üzerinden Yahudisiz Yahudi mahallesinde, Kurtuluş Parkı’nda, Cebeci’nin, Dikimevi’nin her köşesinde, arada Beşevler’de ve Bahçeli’de gezmiştim. O Pinokyo&#8217;mu seyrek olarak Nuri Kuş’a götürdüm. Ama genellikle kendim tamir ettim. Her seferinde parça arttırdım. Arttırdığım parçaları hep attım. Pinokyo’m hiç kızmadı bana. <em>Blues Brothers</em> filminin sonunda iflas eden araba gibi iflas edene kadar fiyakalı Polo’lara filan da nal toplattı hep. Polo ortadan 3 vitesli, yaslanma yeri olan chopper bisiklet. Pinokyo ise işte Pinokyo. Zaten o zamanlar en küçükler Hüdaverdi’ye binerdi. Bizler, yani halk Pinokyo’ya. Polo’ya da elit binerdi. Esem Sport-Mekap tartışmasındakinden daha sınıfsal bir durumdu.</p>
<p dir="ltr">Sonra biraz bisikletsiz yıllar geçirdim. 18-22 arası neredeyse sadece bisikletle gezdim. Üstelik kasetçi dükkanı işletiyordum. Sık sık Modern Çarşı’ya, toptancıya filan giderdim Seyran’dan bisikletle.</p>
<p dir="ltr">Ankara tam olarak bisiklet için yaratılmış sayılmaz. Şimdi nasıl yumuşattıklarını bilmediğim o Akay yokuşu, Cinnah, Reşit Galip filan üzer insanı. Nispeten yumuşak başlı Bülbülderesi bile git git bitmez.</p>
<p dir="ltr">Fakat bisiklet muhabbetperver bir cihaz olduğu için insanın uzvu haline geliyor bir süre sonra. Bir de tabii biz bisiklet üzerindeyken böyle tayttı, kasktı filan yoktu da. Ankara Tıp dünyasının duayen marketing eksperi doktorlarından Korhan An kardeşimle bir gün Engürü Kahvesi’nin (Ya da daha eskisi Aspava’nın, tam hatırlamıyorum) oraya geldik bisikletle. Bir kardeşimiz tam takım giyinmiş, böyle aynalı gözlükler taytlar filan. Oğlana “Hacı sen niye kendini böyle yaptın?” diye sormuştuk. Hatırladıkça hala utanırım. Belli ki o zaman da yanlış bir şey yaptığımı biliyordum ki hiç unutmadım.</p>
<p dir="ltr">Sonra Kıbrıs’ta bisiklet kullandım. Fırsat buldukça kullandım. Nepal’de açılan bir kapıya çarpıp uçtum. Amsterdam’da bol kanlı bir sokak kavgasının ortasına bisikletle düştüm, bisikletle kaçtım. Sonrası çocuklarla gezinti düzeyine kadar indi. Bir kere Atina’da ve yakındaki bir adada pandemiden hemen önce, son bisiklete binişimden yıllar sonra, iki gün üst üste 60’ar km’den fazla bisiklet kullanıp da Alexio, Seçil, Mehmet Ali ve Ulaş gibi bisiklet tutkunu sportmen arkadaşlarımın şapkasını uçurmam sayılmazsa yıllardır pek kullanmıyorum.</p>
<p dir="ltr">Hiç spor olsun diye (ya da bisiklet kullanmış olayım diye) kullanmadım ama. Böyle bir iki istisna hariç hep bir ulaşım aracıydı benim için.</p>
<p dir="ltr">***</p>
<p dir="ltr">İşte o günlerin hatırına bu pazarı bisikletle doldurdum.</p>
<p dir="ltr">Çok isteyerek olmadı. Son dakika yaratıcılığı.</p>
<p dir="ltr">Bu Ankaralılara bir rehavet basmış. Kastamonu veya Kızılcahamam diye başlıyorlar hafta sonu gezmesi için. Fakat konu hep Ahlatlıbel Parkı&#8217;na bağlanıyor. Alternatifi de Eymir. Fiks. Şu satırları okuyan bir on arkadaşım “Aha bak bana laf dokunduruyor” diye düşünmüştür. Evet. Hepinize laf dokunduruyorum. Armutbeli ya da Eymir’e lafım yok. Ama aynı katlanır bez sandalyelere sahip bu kadar insan, bu kadar omuz omuza bir araya festivalde filan gelmeli. Gerçek piknik bu değil.</p>
<p dir="ltr">Nitekim bu pazar Nallıhan diye başlayan konu eşimin de iş birliğiyle Ahlatlıbel Parkı&#8217;na bağlandı. Fakat beni kesmeyecek bu, belli. Hemen icat yapmalıyım, dedim ve yüksek teknoloji bilgimle Google Maps’i açıp elimi çeneme koydum.</p>
<p dir="ltr">O da ne? Ahlatlıbel Parkı, Çayyolu’ya 12 km filan ve yol üstünde 7&#8217;nci km’de adını bile duymadığım bir mimarlık müzesi var. Hazır vasistas.net’i de yapmışız, mimar arkadaşlarıma hava atmak için bir eşsiz fırsat bulmuşum, oh. Senaryoyu hemen yazdım. Bizimkiler arabayla gidecek. Ben bisikletle müzeye gideceğim. Müzede hoşça vakit geçirdikten sonra biraz terlemiş, gezmiş ve marine olmuş bir Metin Efendi olarak parkta sevdiğim arkadaşlarımla iki lafın belini kıracağım. Bir taşla kuş sürüsü.</p>
<p dir="ltr">Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Sağolsun Melih Gökçek’in katkılarıyla 12 km’lik yol için yokuşlarla renklendirilmiş 30 km bisiklet kullandıktan sonra Ahlatlıbel’e ancak 1 km yaklaşabildim ve karım beni dönüş yolunda arabasına aldı sağolsun.</p>
<p dir="ltr">***</p>
<p dir="ltr">İlk hedefim Merik Konağı idi. Kendisi Türkiye’nin ilk mobilya ve mimarlık müzesiymiş. Ben de hep belgesel, caz ve müze bir insan olarak çevirdim pedalları. Ankara yokuşlarını hatırlayarak vardım müzeye. Dediler 200TL. Dedim gazeteciyim. Gösterdim taş gibi IFJ basın kartımı. Dediler 7 ile 65 arasındaysanız Pulitzer alsanız da bedava yok. Şöyle bakınca anladım 200TL etmez diye ama bonkörlüğüm tuttu. Kıydım paraya girdim içeri.</p>
<p dir="ltr">Güzel yer. Siz yine gidin. Güzel bir on dakika geçirirsiniz. Ama ben içinde hayat olan evleri seviyorum. Bu evin -eminim kıymetli- sahipleri yurt dışında mukimlermiş. Buraya da ancak yılda bir iki hafta gelirlermiş. Ev 11,5 ay boş kalırmış yani. Onda da kocaman evin bir odasında geçirirlermiş zamanı. Sonra müzayedelerden servet ödeyerek aldıkları padişahların filan koltuk takımlarını koyup müze yapmışlar.</p>
<figure id="attachment_123274" aria-describedby="caption-attachment-123274" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-123274 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20.jpeg" alt="merik konağı abdülhamit han" width="1024" height="768" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20-300x225.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20-768x576.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20-180x135.jpeg 180w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20-400x300.jpeg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20-600x450.jpeg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.45.20-800x600.jpeg 800w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-123274" class="wp-caption-text">Bunu Abdülhamid bizzat yapmış.</figcaption></figure>
<p dir="ltr">Hemen çalışanları sorguya çektim merakla. Hafta sonları günde 10, hafta içleri 5’er ziyaretçisi oluyormuş. Yani güzelim mülk yıllarca boş tutulmuş, şimdi de pek bir trafiği var sayılmaz. Gelinler damatlar şekilli düğün fotoğrafları çektirmeye geliyorlar bir de. Bu da ayrıca komik ama neyse. Susacağım.</p>
<p dir="ltr">Devrimden sonra orayı kamulaştırır, mesela konservatuar sipsi bölümü yaparız. Her köşesi hayat dolar. Abdülhamit’in koltuk takımı da doğru Beylerbeyi Sarayı’na. Aynılar aynı yere.</p>
<p dir="ltr">Neyse. Asıl macera Merik’ten çıkınca başladı. Google reise yazdım Ahlatlıbel Parkı. Bastım yürüme modunda haritaya. Sonra da pedala bastım. O da ne? Öyle bir yol yok. Çıktım biraz kilometre harcayıp yeni bir yol buldum. O da ne? O da yok. Sonra yeni bir tane… Yine yok.</p>
<p dir="ltr">Haritada “aha şurası” Ahlatlıbel. Ama bir türlü gidemiyorum. Arada dağ var. Orman var. Askeriye var. İnşaat var. Yol yok.</p>
<p dir="ltr">En son yüksek teknolojiyi bir kenara bırakıp konvansiyonel yöntemlere başvurmaya karar verdim ve bir bakkala girdim. Önce merakımı giderdim. Abi bi&#8217; bak gözünü seveyim bu sokaklar nerede? Kim yedi bunları?</p>
<p dir="ltr">Adam güldü. Dedi ki o sokaklar hiç olmadı. Melih Gökçek yapmadan işletmiş haritaya. Ah be Google aferin sana. Bir tanesinde tabela bile var.</p>
<figure id="attachment_123271" aria-describedby="caption-attachment-123271" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-123271 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16.jpeg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16-300x225.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16-768x576.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16-180x135.jpeg 180w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16-400x300.jpeg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16-600x450.jpeg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-14.46.16-800x600.jpeg 800w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-123271" class="wp-caption-text">İşte tabelası olan kendi olmayan Google sokaklarından birisi. Gerisinde tabela da yoktu.</figcaption></figure>
<p dir="ltr">Sonra yolu tarif etti. Dedi ki Beytepe Köyiçi’ne gideceksin, mezarlığın oradan İncek’e doğru dön, biraz yol var ama. Baktım 13-14 km filan. Dedim bu ne? Biraz şansımı deneyip, olayı gezmeye vurup güzelce bir yorulduktan sonra normal güzergaha ikna oldum. Asfalt ağladı be.</p>
<p dir="ltr">Yolda alternatifler buldum aslında. Mesela belediye otobüsüne binebilirdim bisikletle. Ön tekeri çıkarıp taksiye atabilirdim. Ama bakalım bu Ahlatlıbel macerası nasıl bitecek dedim.</p>
<p dir="ltr">Sonuç, bir yığın acayip yer gördüm. Değişik muhabbetler yaptım. Dizlerim ağrıdı. Ve iki tekerde, bisikleti zirvede bırakabileceğimi, motosikletimi nasıl da aşkla sevdiğimi hatırladım. Bisiklet guruları Aydan Çelik, Seçil ve Alexio başta olmak üzere bütün bisikletçi arkadaşlarımdan özür dilerim.</p>
<p dir="ltr">Ha, Aydan’a bir de sözüm var zaten motosiklet ya da yürüme/ayakkabı manifestosu yazacağım (Adam acayip. Süper bir bisiklet manifestosu yazdı. Çok okundu. Yetmedi bir de rakip manifesto istiyor kendisine.)</p>
<p dir="ltr">Haydi kalın sağlıcakla. Ben İstanbul’a biraz fitne fücur sokup döneceğim. Gerçi sonra da Bodrum görünüyor. Hayırlısı.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-4-tren-bisiklet-ve-surekli-ahlatlibele-baglanan-muhabbetler/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Palmiyesi #4: Tren, bisiklet ve sürekli Ahlatlıbel’e bağlanan muhabbetler&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-4-tren-bisiklet-ve-surekli-ahlatlibele-baglanan-muhabbetler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
