Ulus ve çevresi, bulunduğumuz dünyadan kaçıp, nostaljiye tutunmak istediğimde sık sık geldiğim duraklardan. Ankara’nın en eski esnafı ile ilgili arşiv çalışmam için de tam bir hazine değerinde Ulus. Çalışmamda eski değerlerin yok olduğu bir dönemde, hayata tutunabilen esnafı, belki biraz daha farkındalık sağlayabilmek amacıyla arşivlemek, tanıtmak istedim. Bu çalışmayı yaparken, “o güzellikleri yok olmadan yakalamam lazım” telaşı içinde hissediyorum kendimi ne yazık ki. Aynı zamanda korkuyorum da yok olurlarsa diye… Onların hikâyelerini, kendi hikâyemde biriktirmek en büyük öğretilerden olacak hayatıma belki de.

Yine bir Ulus gezisinde bir kalaycı dükkanında buldum kendimi. Aytekin Küçük Usta’nın dükkanı, Klas Kalaycı. Kapısının önünde çeşit çeşit bakır güğümler, bakraçlar, siniler, taslar, tencereler yer alıyor. İçeride raflarda da aynı eşyaların birçok örneği mevcut. İster istemez hangi mutfakların raflarında yer almıştı, hangi ailelerin yaşamlarında göz bebeği olmuşlardı diye düşünüyorum. Daha önce, şu an bulundukları yerin tam karşısındalarmış sonra buraya taşınmışlar. Eski dükkanda kalay yapılan bölüm de varmış ama şimdi bu bölümü dükkandan ayırmışlar.

kalaycı ulus dükkan

Kalaycı Aytekin Usta, seksen yıldır bu işle meşgul bir ailenin torunu. Ailenin üçüncü kuşağı. Kendisi ise bu işi kırk yıldır yapıyor. “Kendimi bildim bileli, ilkokul ikiden beri bu işi yapıyorum,” diyor. İnsanların bakıra olan ilgisini soruyorum, “Bakıra ilgi biraz daha arttı ancak bu meslek ölüyor, Ankara’da kalaycı çok az kişi kaldık. Yetiştireceğimiz, ilgi duyan çırak da yok,” diye cevaplıyor. Aslında insanların bakıra yönelmesi gerektiğini, kalaylanmış bakırın en sağlıklı materyal olduğunu dile getiriyor. “Kalaylanmış bir bakır tencerede yemek tutabilirsiniz ama kalaylanmamış bakır tencerede yemek tutulmaz,” diyor ve eskilerin hep kalaylı bakır tencerelerde yemek yaptığını  ve daha sağlıklı olduklarını vurguluyor.  Bir gazete haberinde okumuştum bakırın bakterileri öldürme özelliğinden ve suyu sterilize etme özelliğinden dolayı, bakır kapta su içmek tam bir şifa kaynağıymış. Tabi bir de bu işin lezzet kısmı var: “Bakırda yapılan yemeğin tadına doyum olmaz,” diye de ekliyor Kalaycı Aytekin Usta.

kalaylanmış bakır

Ustayla konuşurken bir noktada ortak bir tanıdıkta buluşuyoruz. Rahmetli büyük amcam (babamın amcası) Kurşunlu Cami’nin yanından yukarı çıkan yokuşta altmış yıl toptancılık yapmıştı. Meğer usta da onun dükkanına gider alışveriş yaparmış. Çok küçük yaşlardan beri tanırmış rahmetliyi. İnsan insanla tanış olunca neler çıkıyor ortaya. Onun anısındaki biri sizin akrabanız olabiliyor.

Bu sohbetten sonra raflara dalıyorum. Tezgahın tam ortasında harika bir sini var. Eskiden yer sofrası olarak da kullanılmış. Hemen yanında kenarları yüksek bir bakır leğen gözüme çarpıyor. Bunun içinde salça da kaynatılabilirmiş. Keyfe keder ister leğen olarak, isterse salça yapımında kullanılabilirmiş. Diğer bir rafta çaydanlıklar var. Sanırım bunlarda demlenen çay da bir başkadır. Kendimi alamıyor dakikalarca inceliyorum her şeyi. Ama artık ayrılma vakti. Kalaycı Aytekin Usta’yla bir başka zaman kalay yaptığı yerde buluşmak üzere vedalaşıyorum.

Eski Ankara Esnafı yazıları devam edecek. Kalaycı Aytekin Usta ve diğer esnaf için Eski Ankara Esnafı instagram hesabına bakabilirsiniz.


Ankara’dan bir başka insan hikayesi için: Selim Sevim ve Kitapları 

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here