“Dokunmadın mı Avram? Görmedin mi? Peki hiçbir şey yapamadıysan dahi gözlerini kapatıp koklamadın mı?”

                             (Tevrat, Kutsal Soy Bölümünden Tanrı’nın kuluna zerzenişi)

Yaklaşık 4 aydır bir kokunun peşindeyim. Ulus’ta, Posta Caddesi’nin girişinde; kamu kurumunun olduğu binadan Ulus Hali’ne kadar uzanan kaldırımda sert bir koku yaşıyor. Açık parfüm alırken denemeniz için sağ ve sol kolunuza sıkılan kokuların burnunuza, aynı anda çok güzel ve yine aynı anda çok kötü geldiği bir an vardır. O anın gayreti ile üç dört parfüm aldığınız ya da eliniz boş döndüğünüz olmuştur. Bunu kokunun, yol arkadaşları olan diğer duyu organlarından daha hissiyatlı, hatırlı ve bazen daha acımasız olmasıyla açıklayabiliriz. Aniden burnunuza ilişen saç kremi kokusu eski sevgiliyi, Sıhhiye Köprüsü’nün altından gelen ucuz tavuk döner kokusu da öğrencilik yıllarını hatırlatabilir. Ruhani liderimiz Ankara’nın da kokuları vardır; herkes için farklı anlamlar içeren. Yazıda Ankara’nın bazı kokularına dolmuş kaldıracağız, hissedin!

Bilkent, Çayyolu, Keçiören (since 2005) gibi yeni metro seferleriyle raylara kurulan yakışıklı metrolar ile yılların emektarı, yaşlı Batıkent metrosunun ortak bir muhabbeti vardır. Bir uçlarında başka başka semtlerin varlığı olsa da bir uçları her zaman Kızılay’a uzanır. İşe gidenler, eğitim görenler, sohbete koşanlar, güzel bir hayal kuranlar Kızılay’ın son durak olduğunu, inişler için kenardaki platformları kullanacağını iyi bilir. Kızılay metrosu, bir soğanın katmanları gibidir, bir katında metro, bir katında Ankaray, bir katında metro altı dükkanları ve son katmanda Kızılay bulunur. Metro altı, sabah saatlerinde, Ankara yaşayıcılarının hızlı adımlarına, turnikelerden geçişlerine, çapak dolu gözlerine, somurtan ağızlarına  tanık olur. Bir uğraşı olmasa kim sabah kalkar ki sorusunu soracak olursunuz, velhasıl etrafınız mutsuzluk doludur. O sırada Yeni Karamürsel çıkışının ağzında yer alan Zerdali Pastanesi fırınlarını harlar. Belediyeye biraz para yedirip havalandırma borularından sinsice poğaça kokusu yaydığını düşündüğüm bu pastane ortalığı ısıtır. Oradan oraya koşuşturan, 10 dakika daha fazla uykuyu kahvaltıya tercih eden Ankaralılar, aç karınları, zor açılan göz kapakları ile bu eşsiz poğaça kokusuna kayıtsız kalamaz; inceden yutkunur. Gerçekten poğaçası lezzetli midir? Zeytinli poğaçasının içinde zeytin var mıdır? Bilemem, ancak görüp görebileceğim en lezzetli poğaça kokusu buradan yükselir.

Zerdali Pastahanesi

Koku keşfetmeye çıktığımız için işe güce gitmek yerine Zerdali’den aldığımız iki poğaçayı montun cebine koyup Ulus’a doğru sallandığımızı hayal edelim. Ulus heykelde güvercinlere yem attıktan sonra, Sanayi Caddesinden, Denizciler’den, Konya Sokak’tan geçerken kavrulmuş leblebi kokusunun, hırdavatçılardan gelen plastik eşya kokusunun, yumurta kolisi kokusunun, açık peynir kokusunun, incik boncuk kokusunun, halden gelen meyve-sebze kokusunun, soba isi sinmiş kıyafet kokusunun, yaşlı insan kokusunun, Anafartalar Çarşısı’ndan gelen kokunun karıştığı miras bir koku beliriyor. Ben buna 1998 diyorum. Birçoğumuz adına konuşacak olursak Ulus bariz 90’lar kokuyor. Henüz cep telefonu kullanmayı bilmiyormuş, e-devlet şifresi yokmuş gibi kokuyor. 90’ları bilmiyorsanız ya da 90’ları özlediyseniz Ulus’u görmekten ziyade Ulus’u koklayın. Evlenince mobilyaları İkea’dan alabilirsiniz ama en azından Çıkrıkçılar Yokuşu’nu koklayın.

Mevzu koku olunca artık burada olmayan kokulardan da bahsetmek gerekir. Geçen gün bir sohbette Ankara fedailerinden Doruk Erdal, Mamak çöplüğünün kokusundan bahsetti. Yazın sıcağında, rüzgarın yardımıyla Mamak’tan Çankaya’nın zengin yerlerine doğru uzanan mide bulandırıcı bu kokuyu ne kadar sevdiğinden. Zengine fakiri hatırlatan, elinde avucunda olana olmayanı hatırlatan bu berbat koku Ankara varoşunun isyanıydı. Hatırlayanların hafiften midesi bulanacaktır, şehri ne kadar sevsek de tutarlılığımızı korumamız gerekir.

Bu yazıyı yazmamın nedeni ise Ankara ayazının kapıda olması. Pollyanna kadar yakışıklı değilim, genelde bardağın dolu tarafını da göremem ancak Ankara ayazı mucizedir, görmezden gelemem. Ayazda ilk hastalığı atlattıktan, bünyenin yaman soğuğa karşı direnci arttıktan sonra dikkat kesilin. Burundan nefes alın, ağızdan dumanı üfürün. Belki şehrin kokuları ilginizi çekmez, ancak içindeki insanlara bir şans verin. Bir kadın uçsuz bucaksız denizler gibi kokabiliyor burada. Kuru ayaz, kokuları gönlünüze ulaştıracaktır. Hissedin!

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here