“Issız bir adaya taşınsanız yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?”
“Börek fırını, yufka ve beyaz peynir!”

Yeni bir yere gittiğimde ilk yadırgadığım şeylerden birisi oranın yemekleri oluyor. Bu nedenle bir yere ilk kez giden birine hep “Orada yemekler nasıl?” diye soruyorum. Belki de yüzeysel bir soru, bilemiyorum.

Düşününce, dünyanın en zengin mutfaklarından birine sahip ülkemizden yabancı bir memlekete gidince zorlanmak haliyle kaçınılmaz… Berlin bu açıdan istisnai bir şekilde rahat yerlerden birisi olsa da konuşmaların ana konularından bir tanesi, yemek. 

Kebapla Dünyayı Ele Geçireceğiz

… ya da geçirmişiz de, haberimiz yok! Milli yiyeceğimizin döner olduğunu kabul etmek istemiyorum aslında. Ancak kaçış yok, böyle tanınıyoruz. Aslında bir mutfaktan hangi yemek sokakta rahatça satılabiliyorsa, o ülkenin marka yiyeceği de o oluyor. Pizza, noodle, currywurst, falafel ve döner veya kebap… Nereye giderseniz gidin, en basit “uluslararası mutfak” örneklerini teşkil ediyor.

Berlin’de her mahallede, kimi mahallede de her sokakta bir dönerci bulmak mümkün. Avrupa’da yaşadığım “cevelan” sürecinde gitme fırsatı bulduğum Malmö ve Kopenhag’da da durum aynı. Herkes döneri biliyor, herkes döneri seviyor. Devletimiz dev projeleri arasına, döner ustası yetiştirmeyi dahil etmeli. Kültür ataşeleri, dönercilerimizden ders almalı. Döner, sadece ülkemizin değil; coğrafyamızın temsilcisi!

Türkiye’den pek çok insanın yaşadığı Berlin’de de metrekareye düşen döner büfesi popülasyonu oldukça yüksek. Bunlar arasında bir tanesi var ki, yeri gerçekten özel: Mustafa’s Gemüse Kebab (Mustafa’nın Sebzeli Kebabı). Kreuzberg’de Mehringdamm Sokağı 32 numarada bulunan Mustafa’s Gemuse Kebab, önünde insanların çılgınlar gibi sıraya girdiği bir kebapçı. 5 metrekarelik bu seyyar büfede; tavuk döner ve sebze sotesi ile beyaz peynir kullanarak bir dürüm yapan Mustafa, gerçek bir efsane.

Sebze-sever Cenneti

Et tüketmeyen biriyseniz, Türkiye yaşaması gerçekten çok zor bir yer. Kesinlikle yiyecek bulmak anlamında değil bu… Mutfağımız zeytinyağlısından hamur işine, çorbasından tatlısına hem vejetaryanlar hem de veganlar için lezzetli seçeneklerle dolu! Sorun, bir kavram olarak et yememenin ülkemizde insanların kafasında yarattığı soru işaretlerine dayanıyor. “Ben et yemiyorum” ifadesine verilen “O zaman tavuk verelim” cevabının komikliğinden tutun da “Sen nasıl besleniyorsun peki?” sorusunun müdahaleciliğine kadar uzanan bir yelpazede yanıtlanıyor.

Berlin bu konuda gerçekten müthiş bir yer. Et tüketmiyorsanız ya da genel olarak sebze seviyorsanız, Berlin’de seçenekleriniz sonsuz! Burada vegan bir şekilde yapılabileceği aklıma bile gelmeyen şeylerin vegan hallerini gördüm. Herhangi bir yemek organizasyonunda yiyecekler standart olarak etsiz servis ediliyor. Neredeyse hiçbir zaman hatırlatmak zorunda kalmıyorsunuz ve yemek bulmakta sorun yaşamıyorsunuz.

Beyaz Peynir Bilmecesi

Gelelim Üçüncü Yaka serisinin bu yazısına başlığını veren konuya. Bu aslında benim fikrim değil. “New Wave in Berlin Facebook” grubunda gördüğüm bir gönderiden aklımda kalan bir konu. Zira vatanından ayrılıp gurbet ellere çalışmak, akademik kariyer yapmak, görgüsünü bilgisini arttırmak isteyen kişilerin bir numaralı derdi, en kaliteli beyaz peynirin nereden alınacağı. 1960’larda gelen işçiler de böyleydi, 2010’larda gelen öğrenciler de böyle. Beyaz peynir, bu toplumun bel kemiği.

Almanya’ya süt ve süt ürünlerini uçakla getirmek yasak. Kara yolunda durum nedir bilmiyorum… Buna rağmen tabii ki bizde çare tükenmiyor. Almanya’da yaşamış akrabası olanlar, gelirken çikolata dönerken peynir dolu bavulların yolculuklarını yakından takip etmişlerdir. Hava alanında peyniri kaptıran -özellikle yaşı büyük- Türkiyelilerin maceraları da yine herkesin malumu… Benim uçağa bindiğim her seferde de Türkiye’de havaalanı çalışanları, teyzeleri amcaları bavulda peynir varsa çıkartmaları konusunda uyardılar.

İster 60 yaşında, hayatının yarısından fazlasını Almanya’da geçirmiş işçi emeklisi olsun; ister 30 yaşında doktora için ülkenin en iyi okullarına kalkmış gelmiş akademisyenler olsun, herkesin derdi aynı: Beyaz peynir nereden alınır, çökelek nerede bulunur, tulumun iyisi nerede satılır? Hatta arada coşup kokoreç nerede yenir, Kemalpaşa tatlısı bulunur mu, en iyi tantunici hangi sokakta gibi çılgın sorular da görüyorum grupta. Ama aslında güzel bu, özümüzü reddetmiyoruz. Bütün gün evde suşi yiyip belgesel izlediğimizi düşünmüyordum ben de.

Yani herkesin yurt dışında aradığı bir şeyi, bir “beyaz peynir”i oluyor. Yine Berlin’de şanslıyız bence. Hayatımda ilk defa burada muhlama yedim, Ankara’da gittiğimden daha fazla rakı içmeye gittim. Gerçekten aradığım tek şey çay, o da burada kaçak çayın popülerliğinden kaynaklanıyor. Türk mutfağının en güzel örneklerini tatmak için bir ara Berlin’e bekleriz!


“Üçüncü Yaka nedir?” sorusunun yanıtını öğrenmek ve serinin ilk bölümünü okumak için bu bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Kapak görseli buradan alınmıştır.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here