<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Caz arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/caz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/caz/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Mar 2026 10:15:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Caz arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/caz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Francesco Martinelli ile Ankara’dan Amerikan Akdenizi’nin başkentine caz yolculuğu</title>
		<link>https://lavarla.com/francesco-martinelli-ile-ankaradan-amerikan-akdenizinin-baskentine-caz-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Karaca Yiğit Pehlivanlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 08:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzuita Sanatsal Dönüşüm Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Caz]]></category>
		<category><![CDATA[Francesco Martinelli]]></category>
		<category><![CDATA[Miles Davis]]></category>
		<category><![CDATA[Öncü Sanat Koruma Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140364</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Geçmişten bugüne birçok değişimle birlikte Ankara’nın kültür-sanat hayatı açısından Kızılay-Çankaya hattından bahsetmeye devam edebiliyoruz. Hattın Kızılay ayağında bazı simgesel mekanların yıllar içerisinde yok olmasından sokaktaki dinamizmin Yüksel Caddesi’nde yaşananlarla özetlenebilecek şekilde değişimine dek düşünülebilecek bir durum söz konusu. Hattın tepeye, Atakule’ye doğru uzayan kısmındaysa Ayrancı’nın küçük sokaklarına kadar yayılan bir kültürel/mekansal değişim var. Eskisi kadar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/francesco-martinelli-ile-ankaradan-amerikan-akdenizinin-baskentine-caz-yolculugu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Francesco Martinelli ile Ankara’dan Amerikan Akdenizi’nin başkentine caz yolculuğu&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişten bugüne birçok değişimle birlikte Ankara’nın kültür-sanat hayatı açısından Kızılay-Çankaya hattından bahsetmeye devam edebiliyoruz. Hattın Kızılay ayağında bazı simgesel mekanların yıllar içerisinde yok olmasından sokaktaki dinamizmin Yüksel Caddesi’nde yaşananlarla özetlenebilecek şekilde değişimine dek düşünülebilecek bir durum söz konusu. Hattın tepeye, Atakule’ye doğru uzayan kısmındaysa Ayrancı’nın küçük sokaklarına kadar yayılan bir kültürel/mekansal değişim var. Eskisi kadar sık vakit geçirmediğim Kızılay ayağında bulunduğumda, ülkeyle birlikte bireysel yaşamımdaki değişimleri düşündüren ve sorgulatan bu hat seyrine bir yenisi, 2025 sona ermeden önce cazla dolu bir şekilde eklendi.</p>
<h2>“Bir Darbenin Soundtrack’i”</h2>
<p>Öncü Sanatı Koruma Derneği ve Ahzuita Sanatsal Dönüşüm Derneği işbirliğiyle üç farklı günde üç farklı mekanda; sırasıyla Samm’s Bistro, New Music Space ve Ahzuita’da düzenlenen ve caz tarihçisi Francesco Martinelli’yi dinleme şansı veren buluşmaların ilki, Büyülü Fener’de İnsan Hakları Film Günleri kapsamındaki bir belgeselin gösterimiyle aynı güne denk gelince, o belgeseldeki yerimi alıp sonraki iki buluşmaya katılmaya karar verdim. Caz müzikle dünya siyasetinin etkileşimini çok başarılı bir arşiv çalışması ve kurgu diliyle beyazperdeye aktaran <em>Bir Darbenin Soundtrack’i</em> filminin ardından gelen günlerde Martinelli’yi dinlemenin birbirini bu kadar tamamlayacağını tahmin etmezdim. Belgeseli heyecanla beklememin sebebi, hem konusu hem de bu konuda yorumlarını ve aktaracağı bilgileri merakla beklediğim Prof. Dr. Alper Maral’ın filmin ardından gerçekleştirilecek söyleşide yer almasıydı. Kendisi, bir yandan filmde ara ara Abbey Lincoln’un sesinden duyduğumuz Max Roach bestesi “Triptych: Prayer / Protest / Peace”in politik bağlamını hatırlatırken diğer yandan dönemin yükselen Black Power Hareketi&#8217;nin Nation of Islam’la ve oradan koparak anti-kapitalist bağlamda enternasyonel ilişki ağını güçlendiren Malcolm X’le olan bağlarından yola çıkarak, dönemin caz müzisyenleri arasında neden Arapça isimlerle daha çok karşılaşıldığını açıklamış oldu. Yanında getirdiği plaklar eşliğinde anlatımı keşke daha uzun sürseydi diye düşünürken, belgeselden aklımda kalanlarla söylediğim şuydu: “caz müzik, ABD dış politikasına uyumlu bir ihraç ürününe dönüştürülmeye ve hatta Kongo’da Lumumba’ya karşı organize edilen askeri darbenin daha kolay gerçekleşmesi için bir araç olarak kullanılmaya çalışılsa bile özündeki arayış hali ve sömürgeciliğin açtığı yaraları ‘yeni’yi doğurmak için her notada tekrar kanatmaya devam etmesiyle her zaman direniş potansiyelini içinde taşır.”</p>
<p>Belgeselde, Kongo özelindeki bağımsızlık mücadelesinin seyrini izlerken Grand Kalle gibi önemli bir ismi de hatırlıyoruz. Karayipler’de doğan Afro-Latin ezgilerin köklere, Batı Afrika’ya dönüşüyle ortaya çıkan müziklerin önemli örneklerine imza atmış bir isim kendisi ve Kongo’nun bağımsızlık mücadelesinin soundtrack’i haline gelen “Independance Cha-Cha”yı African Jazz adlı grubuyla birlikte filmde de seslendiriyor. O yıllarda Batı’dan gelen yeni müzikal etkilerin “caz” başlığı altında toplanması, ülkemiz müziğinde bir dönem orkestra müziği için genel olarak hep “caz” teriminin kullanılmasıyla birlikte düşünüldüğünde bunun yaygın bir tercih olduğunu görebiliyoruz. Ama Kalle’nin grubunun ismi “African Jazz”, sadece bu yaygın alışkanlıkla birlikte düşünülemez tabi. Afro-Latin çatısı altında alışıldık caz etkilerini de şarkılarında görebiliyoruz ve işte tam da burada caz müziğin köklerinde Karayipler’deki kültürel potanın ne kadar önemli olup olmadığı sorusu geliyor aklıma. Bu soru aynı zamanda belgesel/söyleşi ve Martinelli’yle buluşmaların birbirini güçlü bir şekilde tamamladığı noktalardan birisinde duruyor.</p>
<h2>“Amerikan Akdenizi”</h2>
<p><strong> <img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-140368 aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/ahzuita.jpeg" alt="" width="1066" height="1600" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/ahzuita.jpeg 1066w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/ahzuita-200x300.jpeg 200w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/ahzuita-682x1024.jpeg 682w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/ahzuita-768x1153.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/ahzuita-1023x1536.jpeg 1023w" sizes="(max-width: 1066px) 100vw, 1066px" /></strong></p>
<p>Francesco Martinelli, New Music Space’teki söyleşisinde İtalyan operalarıyla caz müziğin, cazın doğum yeri olan New Orleans’ta o dönemde nasıl bir etkileşimde olduğunu anlatırken, aslında Karayipler’e dair aklımdaki soruyu da konu edindi. Kızılay-Çankaya hattındaki güzel yeniliklerden, Şili Meydanı’ndan Üsküp Caddesi’ne doğru uzanan yeni bir hattın deneysel durağı New Music Space’in ev sıcaklığındaki ortamında Martinelli, sunumu esnasında durup dinlettiği şarkılara gözlerini kapayıp keyifle eşlik ederken, New Orleans’ı “Amerikan Akdenizi”nin kuzey başkenti gibi düşünmeye başladık. Sömürge tarihi içerisinde, aynı Akdeniz gibi Fransa, İspanya, İtalya ve Afrika ülkelerinin kültürlerinin harmanlanması için elverişli bir alan olarak Karayipler’i odağa almasıydı bunun sebebi. Başını okyanusa dayamış Portekiz’in kültürel etkisinden bahsedersek de biraz daha güneye, Brezilya’ya doğru gideriz. Martinelli sunumun başında köle ticaretinin olduğu dönemde en büyük Afrikalı köle nüfusunun göç ettirildiği ülkenin Brezilya olduğunu hatırlattı ki bir siyah müziği olarak bilinen caza dair doğumdan bugüne her şeyin ABD merkezli düşünülmesinin ne kadar yeterli olduğunu sorgulamak da bu aşamada devreye girdi.</p>
<p>Caz gibi arayışa ve yeniye açık bir müziğin New Orleans’ın renkli kültürel atmosferinden doğması şaşırtıcı değil. Bu kenti “hem epidemiler hem de kültürel etkileşim için ideal koşulları sağlayan” liman kentlerinden birisi olarak düşünmeye bizi davet eden Martinelli, cazın doğumunda İtalyan operalarının izlerini de yakalamamızı sağlayan kültürel yapı içerisinde İtalyan göçmenlerin varlığını ilginç detaylarla öğrenmeyi sağladı; “Sicilya’da doğan İtalyan anarşist Antonio Maggio’nun 1908’de 12 bar formunda ve melodik çizgide ‘blues’ notası içeren ilk partitürünü yayımlaması” ya da “bir diğer Sicilyalı Nick LaRocca’nın 1917’de ‘jazz’ (etiketteki haliyle ‘jass’) kelimesini taşıyan ilk kaydı içeren Original Dixieland Jazz Band’in liderliğini yapması” gibi.</p>
<p>Martinelli’nin Afro-Amerikan opera denemelerinden ve Afro-Amerikan müzisyenlerin klasik müzikle bağından bahsettiği kısımdaysa, daha önce Latin caza dair araştırma yaparken karşıma çıkan ve caz müziğin doğuşunda Karayipler’in yerini daha çok düşünmemi sağlayan Jelly Roll Morton ismi yeniden karşımdaydı. 1938 yılında kendisiyle gerçekleştirilen ve “cazın ilk sözlü tarihi” gibi düşünülebilecek 9 saatlik bir röportajdan dinlediğimiz kesit, aynı zamanda onun Kreol kökeniyle birlikte cazın köklerindeki Kreol kültürünü daha çok düşünmeyi sağladı. Karayipler’i “Amerikan Akdenizi” olarak adlandırmayı sağlayan kültürel harman işte tam da burada bir başlık buluyor, o da “İspanyolca ‘criar’ (yaratmak) kelimesinden gelen ve İspanyol kolonilerinde Avrupalı, Afrikalı ve Yerli Amerikan nüfusunun karışımdan doğan kültürü ifade eden ‘Kreol kültürü’…”</p>
<p>“Güney’i gelişmemiş ve geri kalmış olarak değerlendiren, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’daki beyaz entelektüeller tarafından yazılan” caz tarihini, bu müziğin doğuşunda Kreol kültürünün etkisinden yola çıkarak sorgulamaya davet eden Martinelli’nin sunumunda yer verdiği Louis Armstrong fotoğrafı ise <em>Bir</em> <em>Darbenin Soundtrack’i</em> belgeseliyle bu etkinliğin birbirini tamamladığı yerde duran şeylerden birisiydi. Belgeselde sürekli gördüğümüz haline, yani cazın köklerindeki acıyı çağrıştırmaktan uzak olduğu ölçüde endüstrinin ve hakim politikaların sevdiği/kabul ettiği güler yüzlü/eğlenceli haline kontrast yaratan ve sahne arkasındaki ırksal eşitsizliklerin bir yansıması gibi duran, yorgun suratlı Armstrong.</p>
<p>Yorgun bir suratın, ünlü bir cazcıyken bile polis tarafından ırkçı şiddete maruz kalıp kanlı bir surata dönüşebileceğini hatırlatan Miles Davis fotoğrafıysa üç duraklı Martinelli buluşmalarının son durağında, Ahzuita’da karşımıza çıktı. Yolları 50’li yıllarda kesişen, ilki çok erken yaşta hayata veda eden John Coltrane ve Miles Davis ikilisine dair gerçekleştirdiği bu sunumda Martinelli, bu kez Ahzuita’nın sokakla hemzemin ama ev sıcaklığını hep koruyan ortamında ikilinin şarkılarına gözlerini kapatıp eşlik etti zaman zaman. İkisi de yaşasaydı şimdi 100 yaşında olacak olan ve hem ekonomik açıdan hem de yaşam tarzı açısından farklı ailelerden gelen Coltrane ve Davis’in birlikte çalıştıkları dönemin her ikisi için de önemini hatırlarken, caz tarihi açısından ilginç anekdotları da Martinelli’den dinlemiş olduk. Miles Davis genç yaşta Charlie Parker’ın ekibinde yer alırken John Coltrane’in ilk kayıtlarını askeri bir grupla birlikte gerçekleştirdiği 40’lı yıllardan geçip 50’lere geldiğimizde, Davis’in kendi kurduğu ekibe Coltrane’i de davet ettiği ve hem kendisinin hem de onun müziğindeki yeniliklerin caz dünyasındaki devrimsel yeniliklere kapı aralayışını da takip etmiş olduk. Plak şirketleriyle olan zorunlu bağlantıların ve dolayısıyla endüstrinin, bağımsız sanatsal üretim için yarattığı zorluklara dair ilginç bir anekdot; Columbia’yla imzaladığı sözleşme sonrası bir önceki plak şirketine olan taahhüdünü yerine getirmek için Davis’in quintet’iyle birlikte iki günlük bir stüdyo maratonundan bir seri albüm çıkarmasıydı. Sınırları zorlayan bu aceleye gelişin albüm kapaklarındaki çeşitliliğe de yansıdığına dikkat çeken Martinelli, Davis’in sonraki yıllarda müzikal anlayışındaki bütünlüklü hali albüm kapaklarındaki belirgin tercihlerden de yakalamamızı sağladı.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://andscape.com/wp-content/uploads/2020/09/miles-davis-assault-01-e1603996202792.jpg?w=600" /></p>
<p>John Coltrane’in Davis’in ekibinde yer aldığı dönem içerisinde, 1959 yılında kaydedilen <em>Kind Of Blue</em> albümünün 60’lı yıllar caz müziğinin üzerindeki önemli etkisini hatırlarken, Coltrane’in kendi yolundan devam ettiği ve hayata gözlerini yumduğu bu yıllara, The Beatles’ın <em>Sgt. Pepper&#8217;s Lonely Hearts Club</em> ve The Beach Boys’un <em>Pet Sounds</em> albümlerinin etkisini taşıyan <em>A Love Supreme</em> albümünü anarak dönmüş olduk. Coltrane daha uzun yaşasaydı dünyadaki değişimlerle birlikte müziğinde ne gibi yenilikleri denerdi bilemeyeceğiz ama Davis’in o yıllardan sonra pek çok farklı deneysel çalışma içinde cesurca yer aldığını ve caz müziğin temelinde yer alan arayış halinden hiç kopmadığını yine kendisinin farklı dönemlerden çalışmalarıyla anlayabiliyoruz. İşte bunu yine keyifli anlatımı ve dinlettiği şarkılarla hatırlatan Martinelli, zaman içerisinde elemanları arasında değişimler yaşansa da her zaman yaratıcı bir ekip kurmayı başaran Davis’in güçlü müzisyenliğinin yanı sıra bu özelliğine de dikkat çekti. Böylece Davis’in ekibinde yer alan birçok genç müzisyenin, bazen onun kontrolünden de bağımsız giriştikleri deneyselliklerin, Davis’in müziğine kazandırdığı değişim ivmesiyle bağlantılı olarak müzikte devrimin biçimsel yönünü düşündürmesi de güzeldi. Elektronik ögeleri müziğine kattığı ve funky tınılara daha çok alan açtığı 60’lı yılların sonlarından, müziğindeki en deneysel dönem olarak gösterilen 1970-1975 arasındaki sürece ve müziğe verdiği beş yıllık bir aranın ardından ölümüne dek yine üretmeye devam ettiği 80’li yıllara kadar, Chick Corea, Herbie Hancock ve John McLaughlin gibi Miles Davis’in yol arkadaşı olan birçok müzisyeni de hatırlamış olduk.</p>
<p>Kendisi gibi birçok simge müzisyenle yolu kesişen Miles Davis’in sıkı bağ kurduğu isimlerden birisi de yazar James Baldwin’di. Birbirlerinin sanatsal perspektifine hayran olan ikilinin aynı zamanda kitlelerin takip ettiği iki siyah sanatçı olarak taşıdıkları ortak yükün de farkındalığıyla bağlarını güçlendirdikleri biliniyor. Politik açıdan da önemli bir figür olan Baldwin’le olduğu gibi Davis’in yolu Malcolm X’le de kesişmiş midir diye düşünüp internette bakındığımda buna dair bir bilgi bulamadım. Ama <em>Bir Darbenin Soundtrack’i</em> belgeselinde izlediğimiz şekliyle, BM Genel Kurulu için New York’a gelen Fidel Castro’nun Harlem’de, sokaklarda Lumumba’ya destek pankartlarıyla bekleyenler eşliğinde kalmasını sağlayan Malcolm X’i, yine belgeselde hatırlatılan “Dizzy For President” kabinesinde Davis’le yan yana görmek mümkün. Duke Ellington’ın Dışişleri Bakanı, Louis Armstrong’un Tarım Bakanı, Charles Mingus’un Barıştan Sorumlu Bakan ve Peggy Lee’nin Çalışma Bakanı olduğu o hayali kabinede CIA Şefi Miles Davis ve Adalet Bakanı Malcolm X yan yana. Böyle bilgiler ya da yazıda da bahsettiğim bazı fotoğraflar, çok farklı boyutlarla farklı coğrafyalara taşınsa da ortaklaşılan kökte buluşulunca gücü hissedilen bütünü hatırlatıyor. Parçadan bütüne, bütünden parçaya yolculuk durmadan devam ederken müzik de ona eşlik etmeye devam edecek, bu kesin.</p>
<p>1 &#8211; https://downbeat.com/archives/detail/dizzy-gillespie-the-candidate-meets-the-press</p>
<p>Martinelli fotoğrafları: Yunus Muti</p>
<p><a href="https://lavarla.com/francesco-martinelli-ile-ankaradan-amerikan-akdenizinin-baskentine-caz-yolculugu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Francesco Martinelli ile Ankara’dan Amerikan Akdenizi’nin başkentine caz yolculuğu&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilsak’tan bugüne: Caz festivallerinin özgünlük serüveni</title>
		<link>https://lavarla.com/bilsaktan-bugune-caz-festivallerinin-ozgunluk-seruveni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Karaca Yiğit Pehlivanlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 09:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Caz Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[bilsak]]></category>
		<category><![CDATA[Caz]]></category>
		<category><![CDATA[caz festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Çekirdek Sanat Evi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139249</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Müziğin tarihsel seyrini izlemek; toplumsal bir isyanın sesinin endüstriye içerilmesiyle dönüşümünü görmekten, daha kitlesel olabilecekken elit bir kitleye sıkışmasına kadar çeşitli süreçlerini de yakalamayı sağlıyor. İşte tam da burada müziğe bakmak, sadece müziğe bakmak değil; hegemonya mücadelesinin kültürel ayağında farklı dönemlerde farklı coğrafyalarda nelerin yaşandığına da bakmak anlamına geliyor. Ülkemiz özelinde, caz müziğin bize ulaşmasından [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/bilsaktan-bugune-caz-festivallerinin-ozgunluk-seruveni/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Bilsak’tan bugüne: Caz festivallerinin özgünlük serüveni&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müziğin tarihsel seyrini izlemek; toplumsal bir isyanın sesinin endüstriye içerilmesiyle dönüşümünü görmekten, daha kitlesel olabilecekken elit bir kitleye sıkışmasına kadar çeşitli süreçlerini de yakalamayı sağlıyor. İşte tam da burada müziğe bakmak, sadece müziğe bakmak değil; hegemonya mücadelesinin kültürel ayağında farklı dönemlerde farklı coğrafyalarda nelerin yaşandığına da bakmak anlamına geliyor. Ülkemiz özelinde, caz müziğin bize ulaşmasından bugün farklı boyutlarıyla algılanan parçalarını kapsayan çatısının çatılmasına kadar geçen sürece bakınca, Türkiye-ABD ilişkilerinden ekonomik ve kültürel sermayenin etkisine dek birçok unsurun izlerini görmek mümkün. Bu izlerin takibi konusunda caz festivalleri de yıllar içerisinde önemli veriler sunar hale gelmiş durumda. ABD’yle ilişkilerin kültürel yansımalarından resmi politikaların Batı müziğiyle olan dansında dönem dönem değişen koreografilere dek yolculuğun farklı duraklarında etkisi hissedilen şeylerle birlikte bu müziğe yönelimin değişiminde belki de en çok odaklanılması gereken, özgünlük arayışına verilen yanıtların boyutu.</p>
<h2>80’lerin özgünlük arayışı</h2>
<p>“Özgünlük” ve “arayış” yan yana durunca, Türkiye özelinde aklıma ilk gelen isimlerden birisi Erkan Oğur. Kendisinin Çekirdek Sanat Evi’nde kaydedilip el çizimi kapağıyla sınırlı sayıda üretilen kasetlerle dağıtımı yapılan albümünün ismi de “Perdesiz Gitarda Arayışlar”. Tam da o yıllarda, yani 80’lerde, darbe sonrası büyük bir sarsıntı geçiren ülkemiz sosyo-kültürel atmosferindeki “yeni”nin arayışı sanatsal form özelinden ilerlediğinde bile başka dönemlere göre çok daha kolay bir şekilde politik olana içerilebiliyor, en azından o arayışların sonucu ortaya çıkan üretimlerle buluşan insanlarda o boyutta bir heyecan yaratabiliyordu. İşte, Anadolu ezgilerinden caz müziğe, şarkı yazarlığı ekolünden deneysel çalışmalara kadar farklı tarzları harmanlamayı “özgünlük” temelinde önceleyen Çekirdek Sanat Evi’nden, aynı dönemde cazı bir müzikten çok bir kültür olarak algılama imkanını hatırlatan festivallere kadar birçok farklı kültür-sanat odağı bu sebeple alternatifliği ve yol açıcılığıyla birlikte anılıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://muziknotlari.wordpress.com/wp-content/uploads/2013/08/erkan-oc49fur.jpg?w=500&amp;h=309" alt="Çekirdek Sanat Evi | Müzik Notları" width="500" height="309" /></p>
<p>80’li yıllarda düzenlenen ilk uluslararası caz festivali, sonradan devamı gelmeyen bir girişim. İstanbul Filarmoni Derneği’nin öncülüğünde düzenlenen festivalin broşüründeki ilk sayfada yer alan şu ifadeler dikkat çekici: <em>“Bu olağanüstü müzik şöleninde yer alacak usta icracıların, yaratıcıların, dünyanın ortak sesine katılma yolunda arayışlar içinde bulunan Türk Hafif Müziği’ne de katkıları olacağı açıktır.” </em>(1) Batı’nın popüler müziğinin etkisiyle ülkemizde gelişen “pop müzik” için, her ne kadar bu müzik çok farklı tarzları kapsasa da o dönemlerde tek bir ifade olarak kullanılan “Türk Hafif Müziği”ndeki arayışın, 12 Eylül askeri darbesi öncesi ülkenin toplumsal dinamiklerinin etkisiyle ve özellikle Anadolu pop/rock damarından ilerlerken politikleşmesi akla geliyor bu noktada. Darbe sonrası bu yönelimin durdurulması için doğrudan baskıyla uygulanan politikalar sonucu Anadolu pop/rock’ın sönümlenmesi ve aranjmandan “Türkçe Hafif Müzik” dışında kalan arabeske dek etkisi hissedilen politikleşmenin bu alanlarda da engellenmesi ise açıkça ifade edilse de edilmese de bu arayışın önemli sebeplerinden biri. Böyle bir atmosferde bakanlıkların desteğiyle gerçekleşen festivalde Doğu Bloku ülkelerinden ekipleri görmek de ayrıca ilginç bir detay.</p>
<figure style="width: 750px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" src="https://bizimcaz.com/content/festivals/posters/BilsakCazFestivali_02.webp" alt="Bizim Caz - Festival - Bilsak Caz Festivali" width="750" height="1000" /><figcaption class="wp-caption-text">Kaynak: Bizim Caz</figcaption></figure>
<h2>Bilsak Caz Festivali’nin arayıştaki rolü ve sürdürülebilirlik</h2>
<p>Yenileri yapılmayan bu festivalden birkaç yıl sonrasında düzenlenmeye başlayan ve 80’lerin alternatif kültür-sanat mekanlarından birisinin de ismini taşıyan Bilsak Caz Festivali ise toplumsal arayışa çok boyutlu/disiplinli bir yaklaşımla cevap vermeye çalışan bir inisiyatifin elinden çıkan bir işin, özgünlüğü ve alternatifliği önceleyen bir bakışla cevap üretebilmesinin güzel bir örneği. Zaten bu yüzden “Türkiye’de caz” deyince birçok kişinin bu festivali benzer heyecanla hatırlaması boşa değil. Onlardan birisi de Orhan Tekelioğlu. Bilsak’ın kurucusu Mustafa Kemal Ağaoğlu’nu andığı yazısında bu mekanın aslında Ağaoğlu’nun daha önce kurucusu olduğu yazar ve çevirmen kooperatifi Yazko’nun bir devamı gibi düşünülebileceğini söylüyor ve caz festivali hatırlanırken hissedilen benzer heyecanın sebeplerini de daha anlaşılır kılıyor:</p>
<p><em>“Yine de Bilsak Caz bir festival olmaktan çok öte, tipik bir Bilsak projesi ürünüdür, bu nedenle başka türlü ‘okunması’ gerekir.” </em></p>
<p><em>“MKA, sadece kişisel tercihi olan caz müziğine odaklanmaktan çok, var olan ama pek de duyulmayan müziklerin, özellikle gençlerin dinlediği müziklerin Bilsak&#8217;ta bulunmasına özel bir önem veriyor.” </em></p>
<p><em>“Bir ‘köprü-mekân’ olarak düşünülebilir Bilsak, ‘sol’ ile solcuların ‘burjuva’ diye küçümsedikleri ama pek de bilmedikleri kültürün kesiştiği ve giderek melezleştiği bir ‘kültür merkezi’. Solun ‘şehir kültürü’ ile tanışması, onun sadece ‘burjuva’ olmadığını, içinde muhalif unsurlar (rock müziği, cazın kölelik ile ilişkisi) da taşıyabildiğini fark ettirmesi ve bence daha da önemlisi, o ‘burjuva’ denen kültürün özellikle genç mensuplarına da ‘sol’ kültürü açması.” </em>(2)</p>
<p>Üzerinden 45 yıl geçse de etkisi günümüzde hala hissedilen ve “bitmiş bir süreç” gibi bakamayacağımız 12 Eylül gerçekliği içinde kendisine yeni formlar arayan kültürel arayışların Bilsak çatısı altındaki yolculuğu, bir ekonomik modelle hareket edilmesi gerektiğinde ortaya konabilecek alternatifleri de hatırlatıyor. Yine bu konuda Tekelioğlu’nun yazısına bakabiliriz:</p>
<p><em>“Tabii ki maliyet, hem festival gibi bir organizasyonda hem de Bilsak gibi bir merkezde en önemli meselelerden biri. Bu noktada da MKA önemli bir dizi çözüm üretiyor. O dönemki asistanı Zeynep Yerdelen&#8217;den öğrendiğim kadarıyla, sürekli sponsorluk arayışında MKA, sanırım hâlen bazı solcular için &#8220;sinir bozucu&#8221; bir çaba ama artık &#8220;normalleşmiş&#8221; bir pratik. İkinci gelir kaynağı ise daha da ilginç: Catering. Elinde Tuğrul Şavkay gibi bir danışman da olup nitelikli yemek işini öğrendikten sonra, Bilsak Catering ciddî bir gelir kaynağı olarak merkezi desteklemeye başlıyor. MKA, bu konularda da işbilir biri olmalı ki, örneğin AKM Fuaye alanının catering işini alabiliyor.”</em></p>
<p>90’lardan bugüne dek uzanan sürece baktığımızda, İstanbul merkezli ve kurumsallaşmış festivallerde bankalar başta olmak üzere önemli bir sermaye desteğiyle sürdürülebilirliğin sağlandığını görüyoruz. Bir “köprü-mekân” olan Bilsak ve bağlantılı olarak Bilsak Caz Festivali’nden bahsederken köprünün iki ucundaki sanatsal yaklaşımlar/toplumsal kesimlere ve onların etkileşimlerine dair düşünülebildiği gibi, bu kurumsallaşmış festivaller için de düşündüğümüzde varılabilecek sonuçlar, cazın da bir parçası olduğu güncel kültür-sanat atmosferinin dönüşümüne dair yeni adımlar atmayı kolaylaştıracaktır. Bu düşünceler ve sonuca ulaşma çabalarına olanak sağlayan panellerin ya da atölyelerin festival programlarında yer alması ise sevindirici. Bir başka deyişle, birbirinden farklı görünen konuların/sorunların daha çok kesişime uğrayacağı başlıklar altında farklı alanlardan daha fazla insanı da bir araya getirebilecek “köprü-etkinlik”lerin çoğalmasının doğuracağı imkanlar.</p>
<h2>Başkentte caz</h2>
<p>Kültür-sanatta “yatırım ve desteğin başkenti”nin İstanbul olması gerçeği ortada ve ne yazık ki bu durum çok fazla değişmezken başkent Ankara’da uzun yıllardır devam eden Uluslararası Ankara Caz Festivali’nin <a href="http://29.su">29.su</a> gerçekleştiriliyor bu yıl. Festival programında yer alan <em>Disiplinlerarası Bir Bakışla Caz Yazıları</em> kitabının tanıtım etkinliği ise tam da “köprü-etkinlik” tanımını aklıma getiren bağlamda bir fikir alışverişine ortam yaratır mı diye merak ediyorum. Müzikal dünyasına dahil olunduğunda nasıl hissedileceği merak edilen sanatçılarla ve dolayısıyla konserlerle birlikte bu etkinlik de ajandaya not ediliyor. Böylesi etkinliklerin çoğalmasına dair düşünürken de aklımın köşelerinde şunlar duruyor; caz odaklı olsun ya da olmasın başkentin alternatif kültür-sanat mahfillerinin işin içine daha çok katılması ve cazın doğası gereği etkileşimde olduğu farklı müzik türlerinin de kendisini “yeninin arayışı” bağlamında bir harmanla hatırlatması. Çünkü bu arayış, başkentin kültür-sanat yaşamını tazeleyen birçok yerde sese dönüşmeye devam ediyor.</p>
<hr />
<h2>Dipnotlar</h2>
<ul>
<li><a href="https://cazkolik.com/icerik/ozel-haber-turkiyenin-ilk-caz-festivali-hangisi-kaynaklar-bizi-18-30-mayis-1982-beyoglu-dunya-ve-fitas-sinemalarina-geri-goturuyor">https://cazkolik.com/icerik/ozel-haber-turkiyenin-ilk-caz-festivali-hangisi-kaynaklar-bizi-18-30-mayis-1982-beyoglu-dunya-ve-fitas-sinemalarina-geri-goturuyor</a></li>
<li><a href="https://t24.com.tr/yazarlar/orhan-tekelioglu/mustafa-kemal-agaoglu-ile-yeni-bir-hayat-tarzinin-insasi-bilsak-ve-otesi,28468">https://t24.com.tr/yazarlar/orhan-tekelioglu/mustafa-kemal-agaoglu-ile-yeni-bir-hayat-tarzinin-insasi-bilsak-ve-otesi,28468</a></li>
</ul>
<p><a href="https://lavarla.com/bilsaktan-bugune-caz-festivallerinin-ozgunluk-seruveni/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Bilsak’tan bugüne: Caz festivallerinin özgünlük serüveni&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemanın Caz Hali &#8216;La La Land&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/sinemanin-caz-hali-la-la-land/</link>
					<comments>https://lavarla.com/sinemanin-caz-hali-la-la-land/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 07:37:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Caz]]></category>
		<category><![CDATA[La La Land]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=10668</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>2016’nın en çok konuşulan filmlerinden biri olan Damien Chazelle’nin yönettiği La La Land, müzik ve sinemanın  mükemmel bir birleşimi olarak beyaz perdede karşımıza çıkıyor. Film izleyiciyi, parlak renklerin var olduğu ve herkesin mutlu bir şekilde dans ettiği bir dünyaya sürüklüyor. Bu dünyada  sizin de kendinizden bir parça bulmamanız işten bile değil. Çünkü film her insanın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sinemanin-caz-hali-la-la-land/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sinemanın Caz Hali &#8216;La La Land&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">2016’nın en çok konuşulan filmlerinden biri olan Damien Chazelle’nin yönettiği La La Land, müzik ve sinemanın  mükemmel bir birleşimi olarak beyaz perdede karşımıza çıkıyor. Film izleyiciyi, parlak renklerin var olduğu ve herkesin mutlu bir şekilde dans ettiği bir dünyaya sürüklüyor. Bu dünyada  sizin de kendinizden bir parça bulmamanız işten bile değil. Çünkü film her insanın içinde bulunan o küçük umut ışığına ve hayallerine dokunuyor. Film bittikten sonra biraz durup düşünmeye ve hayalini kurduğunuz yaşamın neresinde olduğunuzu sorgulamaya başlıyorsunuz. Bir de buna ek olarak film size harika bir caz dinleme imkanını bonus olarak veriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-10672 aligncenter" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/01/la-la-land-lavarla-yorum-ankara.jpeg-2.jpg" alt="" width="721" height="418" /></p>
<p style="text-align: justify;">Karakterler, giydikleri ayakkabıdan tuttun da olaylar karşısında verdikleri tepkilerine kadar her şeyiyle caz müziğin vücut bulmuş haline dönüşüyor. Kamyonetin arkasından çıkan bir müzik grubuyla ya da ayakkabıdan çıkan seslerle bir anda kendinizi cazın içinde buluyorsunuz. Bir yandan filmi izlerken bir yandan da elinizle ya da ayağınızla ritm tutmaya başlıyorsunuz. Buna ek olarak yıllardır özlemini duyduğumuz müzikal film türüne yakışan danslar da ekranda belirmeye başlayınca, filmi yüzünüzde bir gülümsemeyle hayran bir biçimde izliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Film tıpkı caz müziği gibi klasiklerden beslenerek hareket eden bir yapıya sahip. Nasıl ki caz, klasik Amerikan blues’undan etkilenerek tamamiyle Amerika’ya ait bir müzik türü olarak ortaya çıkmışsa, film de Hollywood film endüstrisinin ortaya çıkardığı birçok film klişelerini bir arada bulunduruyor, bu durum bazen rüzgarla uçan bir fötr şapkayla, bazen eski müzikal filmlerdeki dansların varlığıyla kendini gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-10671 aligncenter" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/01/lalaland-girldancers-lavarla.jpg" alt="" width="727" height="303" /></p>
<p style="text-align: justify;">Tabi ki film, cazı sadece klasik bir müzik türü olarak içinde barındırmıyor. Caz müziğinin içinden gelen farklı enstrümanların ahenkli yapısı filmde tamamıyla iki farklı karakterin ahenkli ilişkisinde de kendini gösteriyor. Birbirinden farklı iki karakter, farklı sanat dallarından, farklı bakış açılarıyla tıpkı cazda olduğu gibi bir araya geliyor. İkisi birlikte tıpkı caz gibi zorlu fakat mutlu bir sonsuzluk içinde ilerliyorlar. Cazı dinleyen insanların mutluluğu gibi onları izleyen insanların mutluluğu da kaçınılmaz oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Caz müziğinin filme olan etkisi yalnızca filmin senaryosuna has bir şey olmayarak yönetmenin görüntülerle konuştuğu teknik bölümde de varlığını koruyor. Filmde renk olarak caz müziğinin olmazsa olmazı mavi ve kırmızı her daim izleyiciye aktarılıyor. Kurulan atmosferde genellikle caz müziğinin yapıldığı o sıcak ve samimi ortamlar başarılı bir şekilde aktarılıyor. Buna ek olarak filmin kurgusu, tıpkı caz müziğinde olduğu gibi bazen parça içinde solo atılan bir yer gibi sakinken, bazen de tüm enstrümanların coşkulu bir şekilde çaldığı gibi hareketli bir yapıya sahip.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10673 aligncenter" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/01/la-la-land-lavarla-yorum-ankara-1-1024x705.jpeg" alt="" width="708" height="487" /></p>
<p style="text-align: justify;">Klasik Hollywood filmlerinde müzik, yer yer ön plana çıkan bir unsur gibi var olurken, Damien Chazelle filmotografisinde sanırım sıkça görmeye alışık olacağımız bir başrol olarak karşımıza çıkacak. Yönetmen ilk filmi  Whiplash’de tamamen davul enstrümanını  ön plana çıkartırken, La La Land’da ise konuyu caz müziğinin olmazsa olmazı piyano üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Gelecek filminde  hangi enstrümanı hangi müzik tarzıyla vereceğini görmek güç olsa da, filmlerinin temel derdi olan müzik kültürünün korunmasını ve insanın müziğe olan bağlılığını göstereceğini tahmin edebiliriz. Nitekim yönetmen La La Land ‘ta geçen bir diyalogda bunu açıkça dile getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“İnsanlara cazın ne olduğunu anlatmak ve onu sevdirmek istiyorum”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer hayallerinizden uzakta bir yerdeyseniz ve yaptığınız işi çok da sevmiyorsanız; buna ek olarak müziksiz ve özellikle de cazsız yapamam diyorsanız bu filme bir göz atmalısınız. Hakkında yapılan iyi ya da kötü bütün her şeyi bırakarak düşünüldüğünde gerçekten insanın içini ısıtan ve kulağınızın pasını temizleyen bir görsel şölen olarak karşınızda duruyor La La Land.</p>
<p><em><strong>Yazar:</strong> Oğuzhan Öztürk</em></p>
<p><a href="https://lavarla.com/sinemanin-caz-hali-la-la-land/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sinemanın Caz Hali &#8216;La La Land&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/sinemanin-caz-hali-la-la-land/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
