<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edirne arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/edirne/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/edirne/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jan 2026 17:35:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Edirne arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/edirne/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eski Türkiye özlemimi dindirdiğim yer: Trakya yazlıkları</title>
		<link>https://lavarla.com/eski-turkiye-ozlemini-dindirdigim-yer-trakya-yazliklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 17:05:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Keşan]]></category>
		<category><![CDATA[Yayla sahili]]></category>
		<category><![CDATA[yazlıkçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140190</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bizim evde yere düşen bir lastik toka, o an kaldırılıp yerine konmazsa günlerce orada bekleyebilir. Yanından geçeriz, üstünden atlarız, hatta ortalığı toplarken süpürmeye üşendiysek orada kalmaya devam da edebilir. Bu, bir süre ihtiyacımız olmayacak herhangi bir minik obje için de geçerli. Kalem pil, broşür, plastik kelepçe, kapıdan girince antreye bırakıverilmiş bir torba… Hepsi aynı anda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/eski-turkiye-ozlemini-dindirdigim-yer-trakya-yazliklari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Eski Türkiye özlemimi dindirdiğim yer: Trakya yazlıkları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim evde yere düşen bir lastik toka, o an kaldırılıp yerine konmazsa günlerce orada bekleyebilir. Yanından geçeriz, üstünden atlarız, hatta ortalığı toplarken süpürmeye üşendiysek orada kalmaya devam da edebilir. Bu, bir süre ihtiyacımız olmayacak herhangi bir minik obje için de geçerli. Kalem pil, broşür, plastik kelepçe, kapıdan girince antreye bırakıverilmiş bir torba… Hepsi aynı anda evin bir yerine dağılmamışsa, görünmezler. Nerede kaldılarsa yerleri de orası olur bir süre, zihnimiz varlıklarını reddeder.</p>
<p>Bugünlerde küçük mutluluklarımızı da yere düşen nesnelere benzetiyorum, sanki artık onlar da daha görünmezler. Yanlarından geçiyor, üstünden atlıyoruz; odanın ortasına bir fil oturmuyorsa, fark etme mekanizmamızı harekete geçirmiyoruz. Küçük mutluluklar art arda sıralanmıyor, üst üste yığılıp büyümüyorsa görünmezler; üstümüze çöken karanlığı aydınlatmalarına izin vermiyoruz.</p>
<p>Küçük mutlulukları gözüm görmemeye başladığında, ağır bir sis gibi çöken onca efkara karşın anda kalmayı bilen, gündelik yaşamı bir kriz haline çevirmeyen ve her küçük mutluluğu heybesindeki en güzel yere koyan Trakya insanına sığındığım çok oluyor. Çünkü Trakya bence hala eski Türkiye’den izler taşıyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140195 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7.jpg" alt="" width="820" height="520" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7.jpg 820w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7-300x190.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7-768x487.jpg 768w" sizes="(max-width: 820px) 100vw, 820px" /></p>
<h2>90’ların kitsch dünyası</h2>
<p>Çocukluğumda çok özendiğim yazlık ritüelini tatmak bana 30’lu yaşlarımda nasip oldu. 2019’dan bu yana neredeyse her ay, bazen iki hafta sonu üst üste Keşan’nın Yayla sahilindeki yazlığımıza kaçıyor, burada küçük mutlulukların ve anın tadını çıkıyoruz. Yazları buz gibi Saros suyunda serinliyor, ayçiçek tarlalarını izliyor, leyleklerin yolunu gözlüyor, bol bol manzaraya çıkıyoruz. Kışa doğru yazlıklar boşalıyor, ortalık bize kalıyor ve bu defa sobamızı kurup odun bulmak için ormanda yıkılmış ağaçların peşine düşüyoruz.</p>
<p>Enteresan bir ülke bu Trakya. Hayatı koyvermiş herkesin ve her şeyin mekanı gibi. Burası, yaşamın küçük zevkleri ve mutlulukları için eşyanın feda edildiği bir coğrafya. Yeniçiftlik’ten Erikli’ye hatta Enez’e, yazlık kasabalar sanki 90’larda kalmış. Ferforjeler paslı, yollar çukurlu, bahçeler alçıdan melek figürleriyle dolu, şemsiyeler Algida’dan, limanların hakimi balıkçı tekneleri… Neyin nasıl göründüğü kimsenin pek umrunda değil. Tadilatlar aralıklı ve zaten yazlık evler birer eski eşya deposu. Pek popüler tatil beldelerinden yorularak dönenlerin ve &#8220;tatilin adını yorgunluk koymuşlar&#8221; kılıfına bürünenlerin aksine buradakilerin önceliği rahatlık, biraz huzur ve dinlenmek. Emekliler sabah denizinde, gençler ve çocuklular ise öğlen denizini akşam üzeri rüzgarına bağlıyor. Uzun gecelerin habercisiyse, yetişkinlerin oynadığı okey taşlarının şakşakası ve gençlerin heyecanla süslenip sahile koştuğu yaz aşkları.</p>
<p>Bundan 10 yıl önce bu kitsch dünya, bugünkü kadar cazibeli değildi. Bakımsız sahil kasabalarının hor görüldüğü o uzun yıllarda yazlıklar anne-babalara terk edildi, tatiller Ege ve Akdeniz’deki otellerde yapıldı. Ekonomik darboğazla birlikte son birkaç yıldır ise yazlıklar daha kalabalık, yaş ortalaması giderek gençleşiyor. Ben de birkaç yıldır, kaybolan orta sınıfın izlerini burada sürmenin yarattığı özlemle karışık bir coşku hissediyorum.</p>
<h2>Onlar artık emekli</h2>
<p>Y kuşağının ucundan tattığı, z kuşağının öncekilerden dinlediği o güzel yılları yaşayan kuşak artık emekli ve karı-koca çalışarak ev ile arabalarının ardından rahatça alabildikleri yazlıklarının tadını çıkarıyorlar. Geçen yaz, yan komşumuz Ayşe Teyze’nin söyledikleri hala çınlıyor kulaklarımda:</p>
<p>“Yavrum bu ülkenin en güzel zamanlarını biz yaşadık, gezdik, yedik, içtik, eğlendik.”</p>
<p>Ne kadar haklısın Ayşe Teyze. Biz cep telefonumuzu dahi kredi çekip alabilirken ne iyi ettiniz de bize yazlık bıraktınız. Varlığınız da aynı derecede kıymetli zira siz olmasanız belki yeni nesil, bir zamanlar bu ülkede küçük mutlulukların gücünü, gündelik rutinlerden devşirilen neşeyi bilmeyecekti. En azından bunun, bir zamanlar mümkün olduğunu birinci ağızdan duyuyor, belki o günlere tanık olmasalar da neşenin bir gün geri döneceğine umut besleyebiliyorlar. Bizler ise sadece seninki gibi bir emekliliğin hayalini kuruyoruz artık, o da senin varlığın sayesinde. Senin kuşağın bizi terk etmeden küçük mutluluklarımızın değerini teslim edebileceğimiz günlere kavuşmamız lazım yoksa geriye bir hayal ya da hikayeden başka bir şey kalmayacak.</p>
<h2>Küslüğü de eski Türkiye’de bıraktık</h2>
<p>Trakya’da gündüz balkondan balkona yapılan dedikodusu bol sohbetler, olmazsa olmaz birer öğün gibi. Yazlık kasaba sakinleri, <em>Bizimkiler</em> dizisindeki apartman komşularının mirasını yaşatıyorlar. Çaylar demleniyor, kızartmalar yapılıyor, kekler fırına sürülüyor; güneşin dönüp balkonları terk ettiği saatlerde dedikodu faslı başlıyor. Dedikodu grupları değişken. Her yaz birileri, birilerine küs.</p>
<p>“Komşum bahçemden izinsiz şeftali koparırken bir diğeri uyarmış, küsmüşler.”<br />
“O kadar rica ettim giderken, şu bahçeye bir su tutmak çok mu zordu?”</p>
<p>Dört duvar arasından dışarı sızmasın diye kapıların sıkı sıkı kapatıldığı evlerdeki şehir yalnızlığının aksine burada tüm kapılar hep açık ve kilitsiz. Uzun geçmişe dayalı komşuluklar torunlara miras bırakılmış. İletişim zaruri. Yazlıkçılar bir küser bir barışırken şehirler barışmaktan habersiz, küslükler henüz demini bulmadan yol ayrımlarına dönüşüyor. Yazlıkçılıkta küslükler kulaktan kulağa yayılır, fısıltılar sahil sohbetlerine sızarken anlaşılan bir şey var: Küsmek, bir ayrılık değil bir iletişim biçimi ve biz bunu da unuttuk.</p>
<p>Üniversitede birinci sınıfa başladığım ilk hafta, İngilizce 101 dersinde “iyi ki yanıma oturmuş” dediğim biri var. Dostluğumuzun 15. yılını dolduruyoruz ve geçenlerde yazışırken, o yıllarda ettiğimiz kavgalar için şükranlarımızı sunduk. Sebepler hep sudandı ama gençlikten sanıyorum, yangına körükle giderdik. Fakat dönüp kendi yolumuza gitmek, dostluğumuzu bitirmek aklımıza bile gelmezdi. Hatta iki takıntılı sosyal bilimci olarak küçücük sorunun her bir zerresine büyüteç tutar, dibini eşeleyip köküne kadar iner, iyice idrak etmeden rahatlamazdık. Şimdi, o kavgalardan farkında bile olmadan aldığımız güçle birbirimizle çekinmeden dalga geçebiliyoruz, absürt şakalar yapabiliyor, duyar dünyasına birbirimizi kurban vermiyoruz. Artık pek küsmüyoruz da gerçi ama olası bir küslüğün daha büyük sarılmalara dönüşeceğini biliyoruz. Bunca yalnızlığın ve kırılgan egonun ortasında bu dostluk bir vaha gibi.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://scontent.fist2-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/196556506_4421825184515778_8740145477901990817_n.jpg?_nc_cat=103&amp;ccb=1-7&amp;_nc_sid=833d8c&amp;_nc_ohc=pwCe2fMIi_4Q7kNvwEeD3K0&amp;_nc_oc=AdnC5PWZexyWdhVjQPcIgsbPjx3Mt03mgcQJJbPRpyZLVq11PiNSsBuG1dZI4DP63RPzWUUe306vjbxxFg_S_YTV&amp;_nc_zt=23&amp;_nc_ht=scontent.fist2-1.fna&amp;_nc_gid=_W18I6_FqKqx8JH9273JFg&amp;oh=00_AfqZe1EzlEmlGlVL4trSfVn60JKJlcoT33aOqTS_DHRhMQ&amp;oe=69A0724F" alt="Fotoğraf açıklaması yok." width="552" height="414" /></p>
<h2>Mekanlar ve müzikler</h2>
<p>Trakya’da yazlık yerleri zaman tüneline çeviren iki şey daha var: mekanlar ve müzikler. Bizim yazlık sitenin çay bahçesinde mesela hiç değişmeyen bir 90’lar şarkı listesi çalıyor. Yazın burada kaldığımız günlerin hiçbirinde Aşkın Nur Yengi’yi dinlememe şansımız yok. Sitenin bittiği noktada yıllara savaş açmış Barni Çay Bahçesi, limana tepeden bakan ve salaşlığın kitabını yazan, koca bir tabak ev patatesiyle meyhaneden bozma Güverte Restoran, Kokoreççi Mekdanılts Metin, mevsimlik kurulan oyun parkı, peyzajıyla 90’larda geçen bir diziye rahatlıkla set olabilecek ufak çarşı, çocukluğumuzun dondurmasını ve külahını beş yıl öncenin fiyatıyla aldığımız dondurmacı ve envai çeşit ikinci el bisikleti ve tamir yetenekleriyle bir bisikletçi.</p>
<p><span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">Plastik masa ve sandalyeler, 30 yıllık hunharca kullanıma karşın kırmızısı direnen çay tabakları, kağıttan masa örtüleri, oradan buradan toplanmış garip nesnelerle dolu duvarlar,</span><span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none"> oradan buradan fışkıran eski Pepsi logoları ve çirkin tabelaların insana rahatlığı öğütleyen, onu ana doğru iten bir yanı var. Bu mekanların en güzel yanlarından biri de, kadın erkek demeden, rahatsız etmeden ve edilmeden, bunları aklına bile getirmeden istediğin gibi girip çıkmak, oturmak ve vakit geçirmek. Her yer herkesin. Ve veresiye var. Resmen 90&#8217;lar.</span></p>
<h2>Bir güzellemeye düzelti</h2>
<p>Bir parantezi de açmadan gitmek istemedim, bu da bu dönemin laneti. Gözlem ve deneyimlerden ibaret bu yazının amacı nedenlere ve nasıllara inmek değil, bir hissiyatı dile getirmek. Neden ve nasılları kenara koyalım peki hissiyat nasıl tamamen olumlu olabilir diye sorarsanız, bunlar da var:</p>
<p>Türkiye’yi asfalt ağlarla örmesiyle övünen bir iktidarın sırtını çevirdiği bu coğrafyadaki toz toprak ve tek şeritli yollar, para etmeyen ayçiçeğiyle ortada kalmış çiftçiler, çöp kamyonunu haftada birkaç gün lütfeden belediyeler, sürekli gidip gelen elektrik, kışın çöken kömür kokulu kirli hava da 90’lardan miras. Halk plajına çöken mafya, şehirlerden toplanıp bırakılmış aç sokak köpekleri, kendi kendini temizleyebilen körfezi cezalandıran atık su, birkaç yazdır görülen orman yangınları, birileri tarafından imarlı imarsız fark etmeksizin toplanan arsalar ise yeni Türkiye’ye ait.</p>
<hr />
<p>Kapak fotoğrafı: Ceyhun Yıldızoğlu</p>
<p><a href="https://lavarla.com/eski-turkiye-ozlemini-dindirdigim-yer-trakya-yazliklari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Eski Türkiye özlemimi dindirdiğim yer: Trakya yazlıkları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehirden Kaçış: Trakya Bağ Rotası</title>
		<link>https://lavarla.com/sehirden-kacis-trakya-bag-rotasi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/sehirden-kacis-trakya-bag-rotasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eliçe Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 07:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Kanola]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya Bağ Rotası]]></category>
		<category><![CDATA[Vino Dessera]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=36093</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Sabah serinliğinde erkenden yola koyulmak, çocukken ailecek gittiğimiz yaz tatilleriyle özdeşleşmiştir benim için. Şehir henüz uyuyorken evden çıkardık, arabada uyuklamaya devam ederdim. Ankara’dan Ege’ye giden yol boyunca gökyüzünün rengi, bitki örtüsü ve dağların denize uzanış şekli değişirdi. Radyonun artık çekmeyip cızırdamaya başladığı yerlerde annem hemen bir kaset takardı. Ekmek arası kahvaltımız ve termostaki çayımızla maviliklere [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehirden-kacis-trakya-bag-rotasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehirden Kaçış: Trakya Bağ Rotası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sabah serinliğinde erkenden yola koyulmak, çocukken ailecek gittiğimiz yaz tatilleriyle özdeşleşmiştir benim için. Şehir henüz uyuyorken evden çıkardık, arabada uyuklamaya devam ederdim. Ankara’dan Ege’ye giden yol boyunca gökyüzünün rengi, bitki örtüsü ve dağların denize uzanış şekli değişirdi. Radyonun artık çekmeyip cızırdamaya başladığı yerlerde annem hemen bir kaset takardı. Ekmek arası kahvaltımız ve termostaki çayımızla maviliklere son hız ilerlerken, hepimizde erken uyanmanın mahmurluğu ve uzun geçmiş bir kışın yorgunluğu olurdu. Epey uzun geçmiş bir kışın daha yorgunluğunu hafifletmek için, bir nisan hafta sonunda, sabah serinliğinde yola koyulduk ve hedefte bu kez Trakya vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’da Edirne okunu takip ederek, kıtaları birbirine bağlayan bir köprü ve sayısız gökdeleni geride bırakıp şehrin öbür ucundan çıkış yaptık. Şimdi ben de İstanbul’da yaşıyorum, bu insanlar da İstanbul’da yaşıyor, öyle mi diye düşünmekten alamadım kendimi. Bitki örtüsü değişti, deniz gözden kayboldu. Radyonun çekmediği yerlerde kaset takamadık, telefonlarımızdan uzun yol şarkıları açtık. Çok değil, evden ayrılışımızdan bir saat sonra İstanbul’u ve sorumlulukları geride bırakıp sağlı sollu kanola tarlalarının arasından Trakya sınırlarına girdik.</p>
<figure id="attachment_36096" aria-describedby="caption-attachment-36096" style="width: 3872px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="size-full wp-image-36096" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584.jpg" alt="" width="3872" height="2592" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584.jpg 3872w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584-300x201.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584-768x514.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584-1024x685.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584-696x466.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584-1068x715.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0584-627x420.jpg 627w" sizes="(max-width: 3872px) 100vw, 3872px" /><figcaption id="caption-attachment-36096" class="wp-caption-text">Yol boyu kanola tarlaları</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Hafta sonu kaçamağındaki hedefimiz, <a href="http://www.trakyabagrotasi.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Trakya bağ rotası</a>nda bulunan on iki bağ evinden birine gidip şarap tadımı eşliğinde hiçbir şey yapmamanın tadını çıkarmaktı. Bir önceki yıl Tekirdağ yakınlarındaki <a href="https://www.barbarosbagevi.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Barbaros Bağ Evi</a>’ne gittiğimiz için bu sene direksiyonu Kırklareli’ne çevirdik ve kendimizi rotanın sonundaki <a href="http://www.desserabagevi.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Vino Dessera</a>’da bulduk. Verimli Trakya topraklarında büyük bir özenle yetiştirilen üzümler kadehlerde minik soframıza taşınırken bize bölgenin taze peynirleri, canlı caz müzik ve yeşilliklere uzanan bir manzara eşlik etti. Manzaranın az ötesi Bulgaristan&#8217;dı ama dünyada sınırlar vardı… Gün batımında yaptığımız yürüyüşün ardından eve götürmek için aldığımız bir şişe şarap ve kendimizi doğa ile şarj etmenin verdiği motivasyonla Vino Dessera’dan ayrıldık.</p>
<figure id="attachment_36095" aria-describedby="caption-attachment-36095" style="width: 3024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-36095" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera.jpg" alt="" width="3024" height="4032" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera.jpg 3024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera-696x928.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera-1068x1424.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/vino-dessera-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 3024px) 100vw, 3024px" /><figcaption id="caption-attachment-36095" class="wp-caption-text">Vino Dessera Bağ Evi&#8217;nde gün batımı</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Trakya’ya gidip de bol tahinli Hayrabolu tatlısı yememek, Ankara’ya gidip simit yememekle eş değerdir benim için, imkansızdır. Trakya seyahatimizin ikinci gününde favori şehir-lezzet ikililerime Edirne ciğerini de ekledim. Radyoda Yunan kanalları çekecek kadar sınıra yaklaştığımız, uzun uzun Meriç Nehri&#8217;ni seyrettiğimiz <span style="background-color: #ffff00;"><span style="background-color: #ffffff;">günün ardından beyaz yakalıların şehre dönüş vakti geldi…</span></span> Badem kurabiyeleri İstanbul’a götürülecek bir şişe şarabın yanındaki yerini aldı ve biz pazar akşamüstü, istikameti mecburen İstanbul yaptık.</p>
<figure id="attachment_36097" aria-describedby="caption-attachment-36097" style="width: 2592px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-36097" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989.jpg" alt="" width="2592" height="3872" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989.jpg 2592w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989-201x300.jpg 201w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989-768x1147.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989-685x1024.jpg 685w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989-696x1040.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989-1068x1595.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/07/DSC0635-e1562012461989-281x420.jpg 281w" sizes="(max-width: 2592px) 100vw, 2592px" /><figcaption id="caption-attachment-36097" class="wp-caption-text">Selimiye Cami, Edirne</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Güneş gökdelensiz ve berrak gökyüzünde batarken kanola tarlalarıyla bu senelik vedalaştık. Bir sonraki görüşmemizin önümüzdeki baharda, kışın yorgunluğunu atmak için Kıyıköy ve İğneada’da Karadeniz ile kucaklaşmaya giderken olmasını temenni ettim. Gün batımından sonra hava bir anda serinledi, omzuma bir hırka aldım. Radyo kimi zaman çekmedi, hemen sabırsızlanıp <a href="https://www.youtube.com/watch?v=yKNxeF4KMsY" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bu seyahate en çok yakışacak şarkı</a>yı açtım. Üstümde Ege’den Ankara’ya dönüşlerimizdeki o keyifli yorgunluktan vardı. Şoför ben değildim nasılsa, biraz uyukladım. Kış bitmişti ancak artık yetişkindim, önümde uzun geçecek bir de yaz vardı.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;">Sınırı geçip Yunan adalarına doğru yol almak isteyenler için küçük bir öneri: <a href="https://lavarla.com/sakiz-adasi-ve-lirik-hikayeleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sakız Adası.</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehirden-kacis-trakya-bag-rotasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehirden Kaçış: Trakya Bağ Rotası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/sehirden-kacis-trakya-bag-rotasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
