<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Orhan Veli arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/orhan-veli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/orhan-veli/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 Apr 2025 16:28:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Orhan Veli arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/orhan-veli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Orhan Veli&#8217;nin Ankara&#8217;daki izlerinin peşinde bir yazar: Tolga Aydoğan</title>
		<link>https://lavarla.com/orhan-velinin-ankaradaki-izlerinin-pesinde-bir-yazar-tolga-aydogan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgün Türkeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 16:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli'nin Ankara'daki İzleri]]></category>
		<category><![CDATA[Özgün Türkeli]]></category>
		<category><![CDATA[Tolga Aydoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=136908</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Behçet Necatigil, Kitaplarda Ölmek şiirinde şöyle der: Adı, soyadı Açılır parantez Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti Kapanır parantez. (…) Parantezin içindeki çizgi Ne varsa orda Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci Ne varsa orda. İstanbul’da doğup, İstanbul’da vefat eden Orhan Veli için o parantezin içi hiç şüphesiz 36 yıllık ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Ankara’dır. Ankara, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/orhan-velinin-ankaradaki-izlerinin-pesinde-bir-yazar-tolga-aydogan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Orhan Veli&#8217;nin Ankara&#8217;daki izlerinin peşinde bir yazar: Tolga Aydoğan&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Behçet Necatigil, <em>Kitaplarda Ölmek</em> şiirinde şöyle der:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Adı, soyadı</span><br />
<span style="color: #000000;">Açılır parantez</span><br />
<span style="color: #000000;">Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti</span><br />
<span style="color: #000000;">Kapanır parantez. (…)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Parantezin içindeki çizgi</span><br />
<span style="color: #000000;">Ne varsa orda</span><br />
<span style="color: #000000;">Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci</span><br />
<span style="color: #000000;">Ne varsa orda.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İstanbul’da doğup, İstanbul’da vefat eden Orhan Veli için o parantezin içi hiç şüphesiz 36 yıllık ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Ankara’dır. Ankara, onun aşık olduğu, parasız kaldığı, dostlar edindiği ve en önemlisi şair olduğu şehirdir. Buna karşın Orhan Veli’nin Ankara için taşıdığı anlam üzerinde bugüne kadar pek de durulmamıştır. Şanslıyız ki artık elimizde Orhan Veli-Ankara ilişkisini ayrıntılı şekilde işlemiş bir kitap var: <em>Orhan Veli’nin Ankara’da İzleri</em>. Yazar Tolga Aydoğan’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan bu yıl çıkan kitabının, Orhan Veli’yi Ankara tarihinde hak ettiği yere oturttuğunu düşünüyorum. Kitap vesilesiyle Tolga Aydoğan’a merak ettiğim soruları sordum, kendisi de içtenlikle cevapladı.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Kariyerinizde senaryo yazarlığınızın yanı sıra özellikle Atatürk ve Ankara konusunda kitaplar yazdığınızı biliyoruz. Sizi Orhan Veli hakkında bir kitap yazmaya yönlendiren neydi? </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yirmi yıla yakın bir süredir birçok TV dizisine senaryo yazdım. Yayımlanmış 17-18 kitabım mevcut. Bunların bir kısmı edebiyat alanında; 12 Eylül, 6-7 Eylül gibi toplumsal olayları da ele alan romanlar kaleme aldım, Ankara’da geçen <em>Yalnızlık Mevsimi</em>, <em>Yabancı</em> gibi romanları da&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Öte yandan son yıllarda edebiyat dışında bilhassa Ankara ve Atatürk üzerine araştırmalar yapıyorum. 2020 yılında Bilgi Yayınevi’nden <em>Atatürk’ün İzindekiler</em> yine aynı yayınevinden 2021 yılında <em>Bağımsızlık Yolu</em> adında Atatürk ile ilgili kitaplarım çıktı. Yine 2021 yılında Atatürk’ün <em>Nutuk</em> eserini çocuklar ve gençler için uyarlayarak kitaplaştırdım ve Çankaya Belediyesi kitabı Ankaralılara ücretsiz dağıttı. Geçen yıl Milli Mücadele döneminden başlayarak Ankara’ya gelen diplomatik misyonların tarihçesini konu alan bir projenin kitap ve belgesel yazımını üstlendim. Yine Ankara’daki &#8220;Diplomatik Misyonlar&#8221; projesi kapsamında yurtiçi ve yurtdışı sergilerine katkı sağladım. Bunun yanı sıra Ankara’daki meclis binaları, Atatürk’ün Ankara’daki günlerine ilişkin hazırlanan kitaplara yazım ve editörlük desteği verdim.  Orhan Veli ile yolumun kesişmesi ise işte bu Ankara ve Atatürk araştırmaları sırasında oldu. Edebiyat tarihine de meraklı olduğum için Orhan Veli de dahil olmak üzere birçok yazarın Ankara’daki izlerini sürerek edindiğim bilgileri bir kenarda biriktirdim. Zamanla Orhan Veli’ye dair bilgiler çoğaldı ve bu kitap ortaya çıktı.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Kitapta çok sayıda fotoğrafa yer vermişsiniz. Acaba hangi fotoğraf sizi kitabı yazma konusunda daha fazla teşvik etti?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aslında birkaç fotoğraf oldu. Şöyle ki bir müzayedede Orhan Veli’nin 1929 tarihli fotoğrafını fark ettim. Ankara Erkek Lisesi olarak İzmir’e yaptıkları bir seyahatte Orhan Veli toplu öğrenci fotoğrafının içinde belli belirsiz fark edilebiliyordu. Hemen aldım. Bir hafta sonra başka bir müzayedede yine Orhan Veli’ye dair bir fotoğrafa denk geldim. 1931 yılındaki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ilişkin bu fotoğrafta Orhan Veli’nin kardeşi Adnan Veli Atatürk’ün önünden izcilerle birlikte bisikletle geçiyordu. Fotoğrafın arkasında ise Adnan Veli, Orhan Veli’ye imzalı bir not yazmıştı:“Benim ağabeyime! Cumhuriyet Bayramı hatırası 26-11-1931 Perşembe Adnan Veli”</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İşte bunlar beni yazmaya teşvik ederken yine süreç içinde bir başka Orhan Veli fotoğrafını daha buldum. Orhan Veli’nin beşinci sınıfa gittiği zaman çekilmiş bir okul fotoğrafına yine bir başka müzayedede denk geldim. 13 Ekim 1925 tarihinde çekilen fotoğrafta şapkalı öğrenciler arasında Orhan Veli ve Oktay Rifat da yer almaktaydı. Fotoğrafın arkasında ise “Gazi İlk Numune Erkek Mektebinde muallimlerimizle bir grup 13 Teşrinievvel 1341” yazıyordu. Bu görsel malzemelerle birlikte Orhan Veli’nin Ankara’daki hayatına ilişkin bilinmeyen birçok bilgi kitapta ortaya çıktı diyebilirim.</span></p>
<figure id="attachment_128512" aria-describedby="caption-attachment-128512" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-128512 size-full" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2023/08/Ankara-Erkek-Lisesi-3.jpg" alt="" width="1000" height="742" /><figcaption id="caption-attachment-128512" class="wp-caption-text"><span style="color: #000000;">Orhan Veli Ankara Erkek Lisesi&#8217;nde.</span></figcaption></figure>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Kitap için hangi kaynaklardan yararlardınız ve araştırma yönteminiz neydi?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Araştırma kitabı hazırlamanın yorucu ama zevkli bir süreç olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle yeni bilgiler ediniyorsunuz ve bu sizi daha da geliştiriyor. Eğlenceli olduğunu da söyleyebilirim. Öte yandan ciddi bir emek verirken zaman da hızla geçiyor, ayrıca maddi ve manevi olarak her şeyinizi bu araştırmaya döküyorsunuz. Ben bu süreci biraz yorucu ama eğlenceli bir şekilde geçirdim. Kitabı hazırlarken çok sayıda kaynaktan yararlandım. Geçen gün kaynakların listesini çıkardım, kitabı hazırlarken 109 kitap, 45 makale, 1933 ile 1950 arası Ankara telefon rehberleri, 68 dönem dergisi ve gazetesi, 52 internet kaynağından istifade etmişim ve otuza yakın kişiyle görüşmüşüm.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bunun yanı sıra kitapta iki yüzden fazla görsel kullandım. Yıllardır Ankara üzerine fotoğraf, kartpostal ve efemera biriktiriyorum. Zamanla naçizane bir koleksiyon oluştu. Kitapta kullanılan eski Ankara fotoğraflarının neredeyse tamamı kendi arşivimden. Arşivimde olmayan görselleri ise Koç Üniversitesi VEKAM, SALT gibi arşivlerden temin ettim. Ayrıca Devlet Arşivleri, Marmara Üniversitesi Taha Toros Arşivi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Arşivi, İstanbul Üniversitesi Açık Erişim Arşivi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Arşivi, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, İnönü Vakfı Arşivi gibi diğer kamu ve özel arşivlerden faydalandım. Filiz Ali, Aydın Ilgaz, Emin Çölaşan, Ozan Sağdıç gibi pek çok isimle yüz yüze görüştüm ve Orhan Veli’ye dair bilgi aldım. Kitap bu şekilde zenginleşti. Arşivlerden yaralanma, görsel malzeme kullanma, birebir görüşme, dönem kaynaklarını ve anıları okuma kitabın hazırlanışında ana kaynaklar oldu.</span></p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;">25 yıl Ankara’da yaşadığı için “Beykozlu” değil “Ankaralı” olduğunu vurgulamak lazım, Ankara kenti ile özdeşleştirmek lazım.</span></p></blockquote>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Orhan Veli’yi Ankara’daki hangi mekanla özdeşleştirirsiniz? </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Örneğin, Yenişehir’de dönemin popüler bir pastanesi var: Özen Pastanesi. Nurullah Ataç ile özdeşleşmiştir. Çünkü sürekli oraya gider. Öte yandan Posta Caddesi’nde yer alan Şükran Lokantası Cahit Sıtkı Tarancı ile özdeşleşmiştir. Çünkü Tarancı anılarda da yer aldığı üzere bu meyhaneden çıkmaz. Çevirilerini bile Şükran’da yapar. Orhan Veli’nin anılarda Özen ve Kutlu Pastanesi’ne gittiği, hatta Kutlu’da <em>Yaprak</em>’ın bazı sayılarını hazırladığı da bilinmektedir. Posta Caddesi’ndeki “Yeni Hayat Lokantası” yani nam-ı diğer “Kürdün Meyhanesi” ve “Şükran Lokantası”ndan hiç çıkmaz. Çankırı Caddesi üzerindeki Emre Palas’ın girişindeki “Yeşil Fıçı” nam-ı diğer “Macar’ın Lokantası”nı da pek sever. “Üç Nal Lokantası” ise lise arkadaşı Şinasi Baray’ın sahibi olduğu bir içkili lokantadır. Orada da sık sık görürüz Orhan Veli’yi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ulus bölgesinde birçok otelde, Yenişehir bölgesinde birçok evde kalmıştır. Ulus ve Yenişehir bölgesinde her yerde anılarını, kaldırımlarında izlerini bırakmıştır. O nedenle Orhan Veli’yi tek bir mekanla değil “Ankara” kenti ile özdeşleştiriyorum ben. 25 yıl Ankara’da yaşadığı için “Beykozlu” değil “Ankaralı” olduğunu vurgulamak lazım, Ankara kenti ile özdeşleştirmek lazım.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Orhan Veli’nin Ankara’daki yaşamındaki en önemli kişiler kimlerdi?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Orhan Veli 1925&#8217;te Ankara’ya babasının görevi nedeniyle gelir ve Gazi-Latife Mektebi’nde okumaya başlar. Oktay Rifat da aynı okuldadır. Asıl arkadaşlıkları Ankara Erkek Lisesi yani Taş Mektep döneminde gelişir. Melih Cevdet ile Ankara Erkek Lisesi’nde tanışırlar ve o da aralarına katılır. Orhan Veli&#8217;nin, şiirinde de belirttiği üzere, en yakın arkadaş Melih Cevdet ile Oktay Rifat’tır. Ankara’daki yaşamında bu iki isim hep ön plandadır, Garip Akımı’nı birlikte kurarlar, hatta kimi zaman aynı kıza aşık olurlar, tiyatro yapar, şiir yazarlar.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bunların haricinde bir de Nahit Hanım vardır. Orhan Veli’nin hayatında çok önemli bir yer tutar. Şiirinde “Bir de sevgilim vardır pek muteber/ ismini söyleyemem / edebiyat tarihçisi bulsun” derken Nahit Hanım’ı kasteder. Nahit Hanım ile olan gönül ilişkisi o dönem herkesin bildiği fakat dillendirmediği bir sevdadır. Nahit Hanım’ın evi ise önemli bir edebiyat durağıdır. Her cuma akşamı evinde edebiyat sohbetleri düzenlerken Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Nurullah Ataç, Necati Cumalı, Cahit Külebi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Hasan Ali Yücel ve daha birçok ünlü isim katılır. Orhan Veli bu sohbetlerde yer alırken Nahit Hanım&#8217;ın onun hayatında en önemli kişi olduğunu görürüz. Çünkü Orhan Veli’yi şair olması için desteklemiş, maddi ve manevi olarak tüm desteği vermiş bir kimsedir. O nedenle Orhan Veli için hem Ankara’da hem de yaşamındaki en önemli kişi Nahit Hanım’dır diyebiliriz. Öyle ki <em>Aşk Resmi Geçidi</em> şiirinde Nahit Hanım&#8217;ı “Ona bağlandığım kadar hiçbirine bağlanmadım. Sade kadın değil, insan. Ne kibarlık budalası, ne malda, mülkte gözü var. Eşit olsak, der, Hür olsak, der. İnsanları sevmesini de bilir, Yaşamayı sevdiği kadar” diye betimleyecektir.</span></p>
<figure id="attachment_128513" aria-describedby="caption-attachment-128513" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="size-full wp-image-128513" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2023/08/GORSEL-104-Nahit-Hanim-fotograf.jpg" alt="" width="720" height="764" /><figcaption id="caption-attachment-128513" class="wp-caption-text"><span style="color: #000000;">Nahit Hanım.</span></figcaption></figure>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Kitapta ilk defa ortaya çıkartılmış bilgiler var. Mesela Orhan Veli bir trafik kazası geçiriyor, ölümden dönüyor, hatta 20 gün komada kalıyor. Bu kazaya dair ne söylemek istersiniz? </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Evet, Orhan Veli Çubuk Barajı’na giderken bir trafik kazası geçiriyor. Şöyle ki Adnan Veli, 1953’te yazdığı <em>Orhan Veli İçin</em> adlı kitapta ağabeyi Orhan Veli’nin bir kaza geçirdiğini ve yirmi gün komada kaldığını söyler. Orhan Veli de bir şiirinde bu kazadan bahseder. Ben bu olayı deşmek istedim. Yine bu da Orhan Veli üzerine yapılan araştırmalarda bugüne kadar es geçilmiş bir konuydu. Dönemin gazetelerini incelerken bu havadise denk geldim. Arabada kimler olduğunu tespit ettim, meğer o gün direksiyonda Melih Cevdet varmış! Melih Cevdet’in kullandığı araba şarampole yuvarlanıyor. Polis, Melih Cevdet’i tutukluyor, öyle ki ehliyeti de yok. Orhan Veli komadan çıkınca Melih Cevdet serbest bırakılıyor, adli tahkikat bir süre sonra sonlanıyor. Buna dair ayrıntılar da kitapta ilk defa ortaya çıkmıştır.</span></p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;">Bir başka yapı ise Orhan Veli’nin yaşadığı ilk evdi. Güçlükle bulduğum bu yapı maalesef birkaç ay önce yıkıldı. Yani Orhan Veli’nin Yahudi Mahallesi’nde yaşadığı ilk ev anılarıyla birlikte tarihe karıştı.</span></p></blockquote>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Orhan Veli’nin Ankara’da izlerini bugün görebiliyor muyuz?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Çalıştığı iki bina bugün ayakta, biri Evkaf Apartmanı yani Küçük Tiyatro binası, diğeri Tercüme Bürosu. Kürdün Meyhanesi ve yanındaki Şükran Lokantası da Kudret Han’ın alt katında boş dükkanlar olarak kiralanmayı bekliyor. Keşke Ankara Büyükşehir Belediyesi bu iki yeri kiralayıp müze olarak Ankaralıların beğenisine sunsa. Ne iyi olur. Posta Caddesi’ndeki bu iki yapı kültürel anlamda oranın yaşamasını, canlanmasını sağlayacaktır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bir başka yapı ise Orhan Veli’nin yaşadığı ilk evdi. Güçlükle bulduğum bu yapı maalesef birkaç ay önce yıkıldı. Yani Orhan Veli’nin Yahudi Mahallesi’nde yaşadığı ilk ev anılarıyla birlikte tarihe karıştı. Bunun haricinde Orhan Veli’nin nadiren de olsa gittiği Ankara Palas da ayakta. Karpiç, Üç Nal, Kutlu, Özen, Macar’ın Lokantası ve gibi nice yapı yıkılıp gitti. Buralar yıkılmış olsa da yine de Orhan Veli’nin izlerini bu kitapta ve Ankara kaldırımlarında görebilmekteyiz.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Orhan Veli’nin Ankara’daki hayatının sizin kitabınıza kadar detaylı araştırma yapılmamasının nedeni sizce ne olabilir?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aynı soruyu ben de sordum kendime. Neden bugüne kadar Orhan Veli ile ilgili bir çalışma yapılmadı, diye düşündüm. Çünkü şair 36 yıllık yaşamının neredeyse 25 yılını Ankara’da geçirmiş ama “Beykozlu” olarak nam salmış! Örneğin, Beykoz Belediyesi Orhan Veli ile Beykoz ilişkisini anlatmak için bir kitap hazırlamış, o kitap benim kütüphanemde de var. Ama Ankara’da ne bir belediye bununla ilgili bir çalışma yapmış ne de bir araştırmacı bunu kaleme almış. En azından 30-40 yıl önce Orhan Veli’nin Ankara’daki izleri araştırılsaydı hayatta olan tanıklardan bilgi alınabilseydi araştırma çok daha derin olabilirdi. Çünkü bilgi verebilecek tanıklar hayatta olacaktı. Örneğin, Üç Nal Lokantası’nın sahibi olan Şinasi Baray hayatta olabilir, o bilgi verebilirdi. Belki Melih Cevdet, belki Oktay Rifat, belki Nahit Hanım… Ama yapılmamış böyle bir araştırma. Ben bu kitapta 92 yaşındaki Sayın Ayten Aygen’den bilgi aldım. Orhan Veli’nin Ankara’daki yaşamına dair çok önemli bilgiler verdi, hatta onu son gören isimlerden biriydi. Son tanıklardan biriydi ve röportajdan 15 gün sonra vefat etti. Huzurla uyusun… Daha birçok isim maalesef yıllar içinde göçtü bu dünyadan, onların vereceği bilgiler çok kıymetli olacaktı ve Orhan Veli’ye dair kim bilir daha ne ayrıntılar çıkacaktı.</span></p>
<figure id="attachment_128514" aria-describedby="caption-attachment-128514" style="width: 5448px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="size-full wp-image-128514" src="https://www.lavarla.com/wp-content/uploads/2023/08/GORSEL-184-Ayten-Aygen-Tolga-Aydogan-copy.jpg" alt="" width="5448" height="6825" /><figcaption id="caption-attachment-128514" class="wp-caption-text"><span style="color: #000000;">Ayten Aygen ve Tolga Aydoğan</span></figcaption></figure>
<p><span style="color: #000000;">Röportaj için kendisine teşekkür ediyorum. Kitabı incelemek için <a style="color: #000000;" href="https://www.yapikrediyayinlari.com.tr/orhan-velinin-ankaradaki-izleri.aspx" target="_blank" rel="noopener">tıklayın</a>.</span></p>
<p><a href="https://lavarla.com/orhan-velinin-ankaradaki-izlerinin-pesinde-bir-yazar-tolga-aydogan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Orhan Veli&#8217;nin Ankara&#8217;daki izlerinin peşinde bir yazar: Tolga Aydoğan&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzbaşıoğlu Apartmanı orta katı</title>
		<link>https://lavarla.com/yuzbasioglu-apartmani-orta-kati/</link>
					<comments>https://lavarla.com/yuzbasioglu-apartmani-orta-kati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Didem Gündü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2022 09:20:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Hakan]]></category>
		<category><![CDATA[Gaffar Güney]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüme Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşıoğlu Apartmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=123713</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Ulus’ta Posta Caddesi ile Sanayi Caddesi’nin kesiştiği köşedeki apartman Yüzbaşıoğlu Apartmanı. Şimdi üstünde “Yüzbaşıoğlu İş Hanı” yazıyor. Yaşadığımız yerde her gün önünden geçtiğimiz ve fark etmeden içine girip dolaştığımız bazı binaların tarihini çoğumuz pek merak etmez; bir hikayesi olup olmadığını düşünmeyiz genelde. Yüzbaşıoğlu Apartmanı da o binalardan biri. Lise yıllarında, tam karşısında bulunan PTT başmüdürlükte [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yuzbasioglu-apartmani-orta-kati/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yüzbaşıoğlu Apartmanı orta katı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulus’ta Posta Caddesi ile Sanayi Caddesi’nin kesiştiği köşedeki apartman <u>Yüzbaşıoğlu Apartmanı</u>. Şimdi üstünde “Yüzbaşıoğlu İş Hanı” yazıyor.</p>
<p>Yaşadığımız yerde her gün önünden geçtiğimiz ve fark etmeden içine girip dolaştığımız bazı binaların tarihini çoğumuz pek merak etmez; bir hikayesi olup olmadığını düşünmeyiz genelde. <u>Yüzbaşıoğlu Apartmanı</u> da o binalardan biri.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-123724 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-scaled.jpg" alt="Yüzbaşıoğlu Han" width="1920" height="2560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-scaled.jpg 1920w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1-1-2-800x1067.jpg 800w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>Lise yıllarında, tam karşısında bulunan PTT başmüdürlükte staj yapmıştım, altında bir börekçi vardı; az kır pidesi yemedik orada. Yaklaşık 15 yıl sonra her gün yüz yüze geldiğim Yüzbaşıoğlu Apartmanı’nda o sıralarda henüz yeni yeni okumaya başladığım yazarların bu apartmanda çalıştığını, o çok severek okuduğum kitapların çevirilerini bu binada yaptıklarını maalesef yeni öğreniyorum. Meraklısı için Ankara’da 1930-1980 yılları arasında Sivil Mimari Kültür Mirası Araştırma alanında Koç Üniversitesinin dijital koleksiyonunda apartmanın dönem temsili eski fotoğrafları mevcut. Merak edenler bakabilirler.</p>
<p>Peki neden bu kadar önemli bir bina, biraz bahsedeyim. Bina yapıldıktan 1 yıl sonra Milli Eğitim Bakanlığı binayı kiralıyor ve her katta farklı birimler açıyor. Zemin kata Neşriyat Müdürlüğü ve kitap satış yeri açılıyor (şu an bir börekçi var yerinde ve o kısım kitap satış yeri; ayrıca ders kitapları, MEB’in çeviri kitapları satılıyormuş), orta kata ise <a href="https://netreklam.net/1940li-yillarin-ankarasinda-posta-caddesi-bir-apartman-ve-tercume-burosu/" target="_blank" rel="noopener">Tercüme Bürosu</a> açılıyor. Milli Eğitim Bakanlığının çevirdiği tüm klasik eserlerin tercümelerinin yapıldığı büro işte orası. Dünyaya açılan kapı gibi bir orta kat. En üst kata da Talim ve Terbiye Dairesi açılıyor. Bu binanın bana göre en önemli katı kuşkusuz orta kattaki tercüme bürosu.</p>
<p>Hasan Ali Yücel&#8217;in Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde, bu binada Nurullah Ataç başkanlığında bir ekip oluşturuluyor. Ekip de ekip, amiyane tabirle “şampiyonlar ligi”. Dünya klasik eserlerinin çevrilmesi görevi veriliyor bu ekibe. Peki efendim, kimler var bu ekipte? Nurullah Ataç, Saffet Pala, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Bedrettin Tuncel, Nusret Hızır, Yaşar Nabi Nayır, Vedat Günyol, Erol Güney, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli, Gaffar Güney, Oktay Rifat ve daha niceleri.</p>
<p>Bu büroda ne hikayeler konuşulmuştur, diye durup düşünmeden edemiyorum. Aralarındaki konuşmalar, çıkan tartışmalar küçük odalara sığmaz, başka mekanlarda da sürermiş. Gecenin ilerleyen saatleri, aynı caddede bulunan Yeni Hayat, Şükran, Şen Ankara lokantalarında geçermiş. Şair, yazar, ressam ve gazeteciler buralarda buluşurlar; yeni şiirler okunur, dergiler hazırlanır, tartışmalar, kavgalar yaşanırmış. Peyami Safa bir yazısında, “Asıl edebiyat tarihini yapan, fakat onun içinde yer almayan toplantılar ve zapta geçmemiş konuşmalar…” diyerek, bu buluşma noktalarının önemini vurgular.</p>
<p>Büro ile ilgili bir Ankara aşığı olan Yavuz İşcen Hoca’nın anlattıklarına istinaden iki isim dikkatimi çekiyor. Biri Orhan Veli, diğeri Gaffar Güney.</p>
<h2><strong><em>Yaprak </em>dergisi, Ankara yılları</strong></h2>
<p>1944’te askerlik görevini tamamladıktan sonra Ankara’ya gelen Orhan Veli, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’na girer. Bahsettiğimiz şampiyonlar ligi orta katı. Orhan Veli bu katta diğer ekip arkadaşlarıyla çalışır. Hasan Ali Yücel’den sonra Reşat Şemsettin Sirer bakan olunca, Milli Eğitim’de tutucu, baskıcı bir hava eser. Orhan Veli buna uyamayacağını anlayarak 31 Ekim 1946’da Tercüme Bürosu’ndaki işinden ayrılır. Bakanın değişmesiyle beraber aynı durumdan muzdarip olduğu Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Necati Cumalı, Sabahattin Eyüboğlu, Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile 1948 yılı sonunda <em>Yaprak</em> dergisini çıkarırlar. Derginin yazı işleri müdürü Orhan Veli’dir. Masraflarını Mahmut Dikerdem&#8217;in karşılamasına rağmen zorlandıkları derginin çıkmasına devam edebilmesini sağlamak amacıyla Orhan Veli paltosunu, hatta Abidin Dino’nun ona hediye ettiği resimleri bile satmak zorunda kalır. <em>Yaprak</em> dergisi 1950 Haziran ayına kadar ancak 28 sayı çıkabilir. Dergi yayımlanamaz olunca Orhan Veli, Ankara’dan ayrılarak İstanbul’a gider. Ancak Ankara’dan ayrılmasının başka bir nedeni daha vardır. Mehmed Kemal’den okuyalım:</p>
<p>“Başkent, sakal koy veren bir şaire dayanmadığı içindir ki Orhan Veli çekip İstanbul’a gitmişti. Sıkı polis baskısı vardı. Siyasal dalgalanmaları izlemeye güçleri yetmediğinden sakal makal gibi ıvır zıvır şeylerle uğraşıyorlar, şairleri, aydınları tedirgin ediyorlardı. (…) Orhan&#8217;ı, şimdi yıkılan İstanbul Pastanesi yakınındaki otelinde sıkıştırıyorlar, yokken odasına giriyorlar, kitaplarını karıştırıyorlar, otelciye gözdağı veriyorlardı. Otelci bir gün dayanamamış: &#8216;Orhan Bey, otel parasını bile veremeyen fakir bir insansınız. Polisler ne isterler sizden?&#8217; diye sormuştu. Orhancık bu ne desin, verecek cevap bulamamış, boynunu bükmüş: &#8216;Ne bileyim ben&#8230;&#8217; demiş. Gerçekten de polislerin ne istediğini bilmiyordu. Gelip sorsalar, öğrenmek istediklerini polislere Orhan kendisi anlatırdı.” (Kemal, 1996: s. 21).</p>
<p>İstanbul&#8217;a dönüşüyle aynı yıl 10 Kasım&#8217;da bir haftalığına geldiği Ankara&#8217;da belediyenin kazdığı bir çukura düşer ve başından hafifçe yaralanır. İki gün sonra İstanbul&#8217;a döner. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırılır. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamaz ve Orhan Veli’ye alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulanır. Ancak beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşılan şair aynı akşam saat 8’de komaya girerek gece komadan çıkamaz ve Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;nde hayata veda eder.</p>
<p>Rahatsızlandığı sırada üstünde bulunan ceketin cebinden bir diş fırçasının sarılı olduğu kağıda yazılmış “Aşk Resmi Geçidi” isimli şiiri çıkar. 1 Şubat 1951&#8217;de arkadaşları tarafından anısına <em>Son Yaprak</em> çıkarılır. Tek sayı olarak basılan bu dergide Orhan Veli&#8217;nin daha önce yayımlanmamış “Aşk Resmi Geçidi” şiiri de yer bulur.</p>
<h2>Rus klasiklerinden çıkmış bir çevirmen</h2>
<p>Yüzbaşıoğlu Apartmanı’nda ayak izi olan bir diğer şaşırtıcı isim ise Gaffar Güney.</p>
<p>Asıl adı Abdullah Gaffar Çıtanak. Bu meşhur orta katta görevli çevirmenlerden biri Güney.  Anlatılanlara göre Gaffar Bey o kadar yakışıklı biriymiş ki sokaktan geçerken dönüp bakmayan kimse yokmuş. Azerbaycan’dan kaçarak geldiği Türkiye’de Rus edebiyatından yaptığı çevirilerle tanınırmış.   İstanbul’da, Balıkesir’de ve Ankara’da öğretmenlik yapmış, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Rusça dersleri vermiş. Onu yakından tanıyan Samet Ağaoğlu, Ankara’daki çalışma yaşamıyla ilgili şunları söyler:</p>
<p>“Bakanlık rahmetli Yusuf Akçura’nın devlete bıraktığı kütüphanede kitapların, vesikaların tasnifine, konularına göre sıralanıp defterlere yazılmasına bu arkadaşımı memur etmiş, o da benden çalışırken yardım istemişti. Tatlı, biraz kalın sesi, biraz değişik şivesi esmer yüzünün sevimliliğini artırıyordu. Ama bakışları hep hüzünlü idi. Az konuşuyordu. Konuşmak için aradığı konu da hemen hep çocukluk yıllarının hatıraları. Akçura’nın 1935’te vefat ettiği düşünüldüğünde, söz konusu çalışmanın bu yılın ardından gerçekleştiği söylenebilir.” (Ağaoğlu, 2013: s. 22).</p>
<p>Ağaoğlu, Gaffar Güney’in yaşadıklarından, son yıllarında geçirdiği değişimden öylesine etkilenir ki ileride sözünü edeceğimiz “Öğretmen Gafur” öyküsünü yazar; aslında onu en yakından tanıyan ismin de Samet Ağaoğlu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu süreçte, Gaffar Güney’in Bunin, Gorki, Lermontov, Puşkin, Turgenyev gibi yazarlardan Türkçeye çevirdiği öyküler, <em>Seçme Rus Hikâyeleri</em> adıyla ve Ülkü Basımevi’nce 1940’ta basılır. Bu yıllar Gaffar Güney’in hem öğretmenliği hem de çevirmenliği başarıyla yürüttüğü yıllardır. Fakat sonra gizemli, birçok söylentiye yer verecek ve sebebi hiç anlaşılamayan bir şekilde bu başarılı ve yakışıklı çevirmen tabiri caizse delirip sokaklara düşer, üstü başı pejmürde halde sokaklarda gezmeye başlar.</p>
<p>Gaffar Güney’i, Yaşar Nabi’yle birlikte hatırlayanlardan biri de Melih Cevdet Anday. Anday, Gaffar Hoca’yla sık sık, özellikle de Yaşar Nabi Nayır’ın evindeki cuma akşamı toplantılarında karşılaştıklarını söyledikten sonra şöyle der:</p>
<p>&#8220;Giyimine kuşamına özenli, güler yüzlü, tatlı konuşan yakışıklı bir adamdı. Sonra nasıl oldu, ne oldu bilemiyorum. Gaffar Güney, işini gücünü yüzüstü bırakıp, yalın ayak, göğüs bağır açık, elinde bir sopa ile sokaklara düştü. Eski arkadaşlarını artık tanımıyor, ya da görmezlikten geliyordu. Biz de onunla karşılaştığımızda, üzüntüden başımızı önümüze eğiyorduk.” (Anday, 1994: s. 98).</p>
<p>Samet Ağaoğlu da “Öğretmen Gafur” adlı öyküsünde benzer bir betimlemeyle şunu söyler: “Gafuru o günden sonra her defasında biraz daha perişan biraz daha sefil gördüm. Saçları omuzlarına kadar uzadı. Sakal ve bıyıkları bütün yüzü sardı. O zaman başı muzip bir manzara aldı. Bir arslan başına benziyordu. Sokaklarda terliklerini sürükleyerek avare avare dolaşıyor, kendisine para vermek isteyenlere dikkatle bakarak uzaklaşıp gidiyordu.” (Ağaoğlu, 1953: s. 11)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-123720 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316.jpg" alt="Samet Ağaoğlu Öğretmen Gafur" width="1926" height="2259" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316.jpg 1926w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-256x300.jpg 256w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-873x1024.jpg 873w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-768x901.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1310x1536.jpg 1310w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-1746x2048.jpg 1746w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110316-800x938.jpg 800w" sizes="(max-width: 1926px) 100vw, 1926px" /></p>
<p>Öğrencisi olanların saygı ve minnetle andığı, çevirmenliğiyle birlikte eğitimciliğinin de takdirle karşılandığı ve giyimine özeniyle dikkat çektiği yıllardan sonra geldiği nokta, Gaffar Güney’in daha öncesinde bıraktığı izlenime bütünüyle aykırıdır. Şair Halil Soyuer, arkadaşı Yaşar Altınışık’la Atıfbey Mahallesi’ndeki kahvelerin birine gittiğinde, Gaffar Hoca’nın Sabri Dönmez adındaki ev sahibiyle sohbet etme fırsatı bulur. Dönmez’in “Eşyalarından çok sandık sandık kitapları vardı,” dediği Gaffar Hoca’yla ilgili anlattıklarından notlar alır:</p>
<p>“Arada sırada Fikret adında bir oğlan çocuğu gelirdi eve. Bu benim oğlum derdi. İlk karısındanmış. Sonra bir gün bir adamla birlikte eve geldiler. O adam evdeki kitaplarını sandıklara doldurup götürdü. Gaffar Hoca galiba kitaplarını bu adama satmış. Bazı akşamları kendisine biz yemek verirdik bazı akşamları da sefertasıyla kendisi dışarıdan yemek getirirdi. Yıllar geçti eve gelmez olmuştu. Sanırım 1950 seçimlerinden sonraydı eve gelmez olmuştu. Neredeydi ne yapıyordu bilemedik. Arayıp sorduk tanıyan olmadı. Biz de üç dört ay odasını kilitli tuttuk. Baktık ki gelen giden yok. Zaten içerde bir yatağıyla bir battaniyesi vardı. Onları dışarıya çıkarıp odayı boşalttık. Onun eşyalarını senelerce muhafaza ettik ama bir daha Gaffar Hoca bize görünmedi.” (Soyuer, 1994: s. 24-25)</p>
<p>Gaffar Güney 1955’te yaşamını yitirir. 1940’ların son yıllarından ölümüne dek yaşadıkları, gizemli ve sıra dışıdır. “Rusça ile ilgisi nedeniyle izlendiğinden ürktüğü” ve “bunalıma düştüğü” söylenir, ki “komünist” olduğu gerekçesiyle soruşturmaya maruz kalması, kaygılarının yersiz olmadığını gösterir. Fahir Aksoy, “saldırılar, baskılar sonucu yaşadıkları zor günlere, fizyolojik ve psikolojik darbelere dayanamayarak delirdiğini” söyler. Karşılıksız bir aşka tutulduğu da söylenenler arasındadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-123721 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532.jpg" alt="Tellak Ali" width="1742" height="2346" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532.jpg 1742w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532-223x300.jpg 223w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532-760x1024.jpg 760w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532-768x1034.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532-1141x1536.jpg 1141w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532-1521x2048.jpg 1521w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/11/IMG_20221023_110532-800x1077.jpg 800w" sizes="(max-width: 1742px) 100vw, 1742px" /></p>
<p>Buraya kadar okuduğunuz hikayedeki Gaffar Güney esasen oyuncu Fikret Hakan’ın babasıymış. Hocam Yavuz İşcen anlatınca çok şaşırmıştım. Gerçek adı Bumin Gaffar Çıtanak; adını sinemaya başlayınca mahkeme kararıyla Fikret Hakan olarak değiştirmiş. Yıllar sonra Bumin Kağan Güney yani Fikret Hakan, <em>Tellak Ali</em> adlı bir kitap çıkarıyor ve ilk sayfasında “Babam&#8217;a” yazıyor.</p>
<p>İşte böyle. Yüzbaşıoğlu Apartmanı’ndan geçip giden bir şair ve çevirmenin hikayesini kaynaklardan derleyerek kısaca anlatmaya çalıştım. Hala yerli yerindeyken ve yıkılmamışken, önünden geçerken bu apartmanı görmezden gelemem sanırım. Kafamı kaldırıp şöyle orta kata baktığımda en azından Orhan Veli, Gaffar Güney ve daha nicelerinin buradan geçtiğini biliyorum.</p>
<p>Yazar: Didem Gündü</p>
<p>Kapak fotoğrafı: Ankara Apartmanları</p>
<hr />
<h3><strong>Kaynaklar</strong></h3>
<p>Ağaoğlu, Samet. (1953). <em>Öğretmen Gafur</em>. İstanbul: Varlık Yayınları.<br />
Ağaoğlu, Samet. (2013). <em>İlk Köşe</em>. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.<br />
Anday, M. Cevdet. (1994). <em>Akan Zaman Duran Zaman I</em>. İstanbul: Adam Yayıncılık.<br />
Dervişoğlu, Efnan. (2018). “Kurgu ile Gerçek Arasında Bir Çevirmen Gaffar Güney”. <em>Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi</em>. Sayı: 61, s. 83-88.<br />
Kemal, Mehmed. (1996). <em>Acılı Kuşak</em>. Ankara: Çağdaş Yayınları.<br />
Soyuer, Halil. (1994). <em>A. Gaffar Güney’den Anılar</em>. Kıyı, S. 96, 24-25.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yuzbasioglu-apartmani-orta-kati/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yüzbaşıoğlu Apartmanı orta katı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/yuzbasioglu-apartmani-orta-kati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
