|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Karagöz’ün gölgesinden bugünün hikayesine uzanan Şebbaz, Tiyatro Hayali’nin bu sezon seyirciyle buluşturduğu en çarpıcı işlerden. Aynı ustanın yanında yetişmiş iki arkadaşın yollarının ayrılmasını anlatan oyun, “Biz ne ara bu kadar uzaklaştık?” sorusunu sahneden seyirciye fısıldayarak soruyor. Şebbaz’ın yolculuğunu, oyuncularından Fatih Koyunoğlu’yla konuştuk.
Tiyatro Hayali her sezon yeni bir oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu sezon da bizi Şebbaz’la buluşturdu. Oyuna giden yolu konuşalım isterim. Nasıl gelişti süreç?
Kasım 2024’te Antalya turnesinde “Karagöz-Hacivat” diye not almışım. Bizim adımız Hayali. Biraz da arkeoloji seven bir tiyatroyuz; kazı yapmayı, bu toprakların hikayelerini kurcalamayı seviyoruz. Hemen Erdem Akakçe’yle paylaştım. Ahmet Sami Özbudak’a gittik. Sonra yönetmen Emrah Eren’le konuştuk. Sami, bir iki ay bu konu üzerine çalıştı. Süreç bambaşka bir hikayeye evrildi. Üç-dört versiyon deneyip şimdiki Şebbaz’ın hikayesine döndük. Biz hikayeye, arkadaşlarımızla kafa yoruyoruz. Süreçte başka serüvene dönüşüyor. Egosu çok yüksek olmayan yazar ve yönetmenle çalışmak büyük bir konfor alanı sağlıyor.
Sizin Şebbaz’la beraber mevcutta dört oyununuz oldu. Nasıl yetişiyorsunuz hepsine?
Sevdiğim bir söz var: “Ne zaman aşk biter o zaman yorulur insan.” Yıldız Kenter de şöyle derdi: “Biz tiyatrocular çalışarak yorulur, çalışarak dinlenirler.” Ben zaten konservatuvar ikinci sınıftayken Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. Bana formasyon böyle yüklendi. Böyle hocalardan. Onların da nasıl yetiştiğini görerek. Turnelerden gelirlerdi sabahın köründe çakı gibi karşımızdalardı. Sistem böyle yüklendiği için de üstesinden gelebiliyorum.

Şebbaz’ın kelime anlamı nedir? Ve oyun ne anlatıyor?
“Şeb” gece demek “Şebbaz” da gececi/geceyi oynatan diyebiliriz. Burada “Karagöz oynatan kişi” manasında kullanılmış. Oyun, aynı mahallede büyümüş, aynı çorbaya kaşık sallanmış, aynı Karagöz ustasının yanında yetişmiş ve çırak olmuş Mehmet ve Turna’nın öyküsünü anlatıyor.
Karagöz-Hacivat aslında iki farklı kesimi temsil eder. Bizim oyunda da Mehmet ve Turna, ülkedeki siyasi olaylardan etkilenen farklı iki kişi. Birbirlerine neden düşman olduklarını tam da kestiremeden düşman olmuşlar. Başlarındaki bir beladan kaçarken de geçmişleriyle yüzleşiyorlar. Hikaye, güncelle büyük paralellik kuruyor. Aynı ailede yetişip birbiriyle konuşmayan kuzenler, aile fertleri gibi ikiye ayrılmış bir topluma mizahla, hicivle, kuklayla ve gölgeyle ayna tutmaya çalışan bir oyun. Tarzı da tavrı da değişik. Ben böyle bir oyunda daha önce oynamamıştım. Son derece matematiği olan, oynaması hiç kolay olmayan bir iş. Seyircide de karşılık buldu. İçimize sinen bir iş oldu.
Tiyatro Hayali’nin seçtiği metinlerde nostaljiyi ve geleneği ön planda görüyoruz. Bu metinleri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Geleneksel tiyatromuzun kültüründe olan gölge oyunu, orta oyunu gibi enstrümanların hepsini farklı şekilde oyunlarımızda kullanmaya dikkat ediyoruz. Güncelledeki dertle de ilgileniyoruz. Gelenekselle ve modern olanın iç içe olmasını önemsiyoruz. Hem tasarımın hem biçimin birbirini tutmasına, bu toprakların hikayesinin bizden olmasına özen gösteriyoruz.
Yıllarca beraber çalışan iki dostun yollarının tekrar kesiştiği bir oyun Şebbaz. Sizce bu hikayenin bugünün seyircisine söylediği en temel şey nedir?
Hayatında ilk defa Karagöz-Hacivat’ı bizim tiyatromuzdan izlemiş olan hatırı sayılır sayıda tiyatro seyircisine ulaşıyor. İlk defa bizden izleyen seyirciler var. “Biz ne ara ayrı düştük, aynı sokakta beraberdik, bir özür dilesek her şeyi halledebilir miyiz?” diye sorguluyor.
Şebbaz hem güldüren hem de düşündüren bir oyun. Seyircinin oyundan çıkarken hangi duyguyla ayrılmasını istersiniz?
Bizim her oyunumuzda amaçladığımız, yapılan her işe saygı duyulsun. Övünmek gibi olmasın ama gerçekten böyle oluyor. Sahnede çalışılmış, hesaplı kitaplı bir iş var. Seyircimize de kendi mesleğimize de saygı duyuyoruz. Şebbaz özelinde de hem herkes kendi yaşadığı mahalleyi, aileleri hatırlıyor hem de unuttuğumuz Karagöz’ü yaşıyor. Duygulara hitap eden, gülmecesi bol bir oyundan çıkıyor.
Oyunun temposu yüksek, enerjisi etkili. Platformun aktif kullanıldığı bir dekor. Bu oyunda sizi en çok ne zorluyor?
Bizim oyunlarda ne kadar prova yaparsan yap oyun temposunu yakalarken zorlanıyoruz. Ama oynadıkça zorlama kalmıyor. Lezzet aldığımız bir hale dönüştü. Perde arkasında da iki hayalimiz var. Onlar sadece dekorun bir tık arkasındalar. Bizim kadar arkada da onların trafiği var. Onların da işleri kolay değil. Çağatay Tok ve Aytek Önal bize eşlik ediyor.

Erdem Akakçe’yle yıllardır beraber çalışıyorsunuz. Birbirini tanıyan iki arkadaşın sahnede olmasının avantajları nedir?
Bir sürü avantajı var. Bir kere, prova döneminde çok daha kısa zamanda yol alabiliyoruz çünkü birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Sahne üzerinde oyun oynarken kaşımızdan gözümüzden birbirimizi yakalıyoruz. Ben sırtımı Erdem’e sorgusuz sualsiz yaslarım. Zorda kalsam bilirim ki bana oradan bir simit atacak ve denizde boğulmayacağım.
Çok turne de yapan bir ekipsiniz. 8 Şubat’ta Ankara’dasınız. Ankara seyircisi nasıldır sizin gözünüzde?
Ankara seyircisi bizim için sınav niteliğinde. Bir kere tiyatro kültürü olan bir şehir. Popülist olana pabuç bırakan bir şehir değil. Ankara seyircisi, üzerine düşünülmüş taşınılmış, hesaplı kitaplı bir oyun ister. Metni takip eder. Güçlü bir metin ister. Şebbaz daha önce Ankara’da seyirciyle çok iyi kucaklaştı. Biz her sene yeni oyun çıkardığımızda Ankara oyunlarından geçer not aldıysak demek ki olmuş deriz.
Fotoğraflar: Ozan Güzelce




















