|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
2025 onun için küllerinden doğuş senesi oldu. Hem çello çalmaya yeniden başladı hem yeni şehirler gördü hem de sahnede ve sinemada adından söz ettirdi: Aslı İnandık’tan bahsediyorum. MEB Şura Sahnesi’ne 14 yaşındayken orkestrayla konsere çıkan Aslı, 20 sene sonra 27-28 Ocak tarihlerinde aynı sahneye bu kez yeni oyunu Fora ile çıkacak. Oyuncu Aslı İnandık’la yeni oyunu üzerine konuştuk.
Aslı, nasılsın? Bu aralar ruh halini en iyi hangi kelime özetler?
Emrah, iyiyim diyeyim. Bu aralar ruh halimi özetleyebilecek bir kelime bulamadım ama şöyle bir cümleyle özetleyeyim; elimizden geldiğince yaşıyoruz, akıp gidiyor hayat bizim kontrolümüz olmadan, o kadar.
Nasıl geçti 2025 yılı senin için? Vision board’un (ya da planlarının) ne kadarını gerçekleştirdin?
Kişisel hayatıma bakınca, aslında fena bir sene değildi 2025. Benim için bir küllerinden doğuş senesiydi diyebilirim. Bir kere, kendime çok vakit ayırdım bu sene, 15 sene profesyonel olarak çaldığım çelloyu yeniden çalışmaya başladım, yeniden kitap okuma alışkanlığı kazandım, yeni ülkeler hatta yeni okyanusaşırı ülkeler ve yeni şehirler gördüm. Bir yeni oyun provası ve oyunumuzun farklı salonlarda temsili. Filmimiz Sahibinden Rahmet de festivallerde oldukça ilgi gördü. Yani elbette benim hayallerim ve planlarım bu kadar değildi ama bir sene için bu kadarı bana yetti.
2025 yılındaki işlerinin biri de 29. İstanbul Tiyatro Festivali’yle prömiyer yapan Fora. Oyunla yolun nasıl kesişti?
Nisan Ceren, uzun süredir çalışmak istediğim bir yapımcıydı. Bir gün beni aradı ve oyundan bahsetti, beni Cemre karakteri için düşündüklerini söyledi, çok ilgimi çekti. Oyunu okudum, Hikmet Hükümenoğlu’nun kalemini çok sevdim ve dahil olmak istediğimi söyledim.

Güçlü bir oyuncu kadrosu barındıran Fora ne anlatıyor? Biraz oyundan bahseder misin?
Fora, bir aile yemeği etrafında şekillenen ama aslında hepimizin kendi arka bahçesinden bildiği daha büyük bir alanı açıyor: Aile dediğimiz yapının içinde bastırılanlar, söylenemeyenler, ertelenmiş yüzleşmeler, yaralar, iç içe geçmiş ilişkiler, sınır konamamış yerler…
Masanın etrafında toplanan aile, yalnızca aile rollerini değil; hayatta aldıkları pozisyonları, kaçtıkları gerçekleri ve birbirlerine karşı kurdukları güç ilişkilerini de ortaya koyuyor. Tabii biz bu aileyi, o aileden olmayan bir “öteki” gözünden de izliyoruz. Yani ailenin küçük oğlunun yeni kız arkadaşı Banu. Aile içi çatışmalarla yüzleşilen bir oyun Fora.
Düşündürücü, bir o kadar da komedi barındırıyor. Sen metni okuduğunda ne hissettin?
Ah dedim ne kadar tanıdık! Açıkçası, oyundaki aileyi sosyoekonomik olarak pek kendi aileme benzer bulmasam da konu aile içindeki ilişkiler, anne-kız ilişkisindeki karmaşalar vs. olunca hemen ilgimi çekmişti. Bir oturuşta okuyup bitirdiğimi, ara ara kıkırdadığımı ve ister istemez kendimi oynarken hayal ettiğimi hatırlıyorum.
Oyun için söylenen “Hem bir lütuftur aile hem de bir lanet” sözü sende nasıl bir çağrışım yapıyor?
Bence bu cümle oyunu çok iyi özetliyor. Aile, hayatta tutunabildiğin ilk yer ama aynı zamanda en derin yaraların da kaynağı olabiliyor. “Kim olduğun” konusu da orada şekilleniyor, “kim olacağın” ya da “kim olamayacağın da”. Sonra buna ya mahkum oluyor, hayatın boyunca terapilerde bunu konuşuyorsun ya da kendi kaleminle kendi hikayeni yeniden yazıyorsun. Fora’da Hikmet’in ustalıkla yaptığı şeyi seviyorum. Aileyi ne idealize ediyor ne de tamamen mahkum ediyor. Onu bütün çelişkileriyle, sevgiyle, zarar verme haliyle yan yana koyuyor.
Bu oyunu oynamaya başladıktan sonra senin kendi aile ilişkilerine hiç istemeden dokundu mu? Kendinden ya da çevrenden bir şeyler buldun mu?
Babamı üç sene önce kaybettim; onunla, oyundakine benzer bir baba-kız ilişkimiz vardı. Şerif Abi’yle oynarken her seferinde gözlerim doluyor, sanki kendi babama sarılıyormuş gibi hissediyorum. Anne-kız ilişkisi de bir tarafıyla benziyor benimkine, onunla da her oyun yüzleşiyor gibi oluyorum.

Sezonda 200’den fazla oyun var. Neden Fora’ya gelsinler?
Hepimize çok tanıdık bir masaya oturuyoruz Fora’da: Aile yemeği masası. Ama orada kalmıyoruz. Bir yerden sonra seyirci kendini yalnızca izleyen değil, tanıklık eden biri gibi hissediyor. 6. sandalyeyi çekip seyirciyi oraya oturtuyor bence Fora. Ve bunu yaparken güldürüyor, tam da şu dönemde fazlasıyla ihtiyacımız var diye düşünüyorum.
Oyun, 27-28 Ocak tarihlerinde Ankara MEB Şura Sahnesinde oynayacak. Ankara senin doğup büyüdüğün şehir. Orada seyirciyle buluşacaksın. Nasıl hissediyorsun?
Ankara benim doğup büyüdüğüm yer, memleketimde oyun oynamak bana her seferinde farklı hissettiriyor. Gelmeden uykularım kaçıyor. MEB Şura benim 14 yaşında orkestra ile konsere çıktığım salon bir de. Şimdi oraya 20 sene sonra, bu sefer oynadığım tiyatro oyunuyla gitmek, seyirci karşısına çıkmak müthiş bir his.
Ankara seyircisi ile İstanbul seyircisi arasında bir farklılık var mı?
Ankara seyircisini çok severim. Ayırmak ve genellemek doğru olmaz tabii ki ama Ankara turnelerinden çok güzel hislerle döndüm hep. Sorgulayan, sahiplenen, dikkatle seyreden, güzel sorular soran, entelektüel bir seyirci Ankara seyircisi.
Oyun izleme fırsatın oluyor mu? Bize beğendiğin üç oyunu önerir misin?
Geçen sene izlediklerimden Martı Mıyım?’ı epey sevmiştim. Yine, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Serkan tam manasıyla “döktürüyor”. Emin Alper’in Öteki’si ve Hira Tekindor’un Medea’sı da yine izleyip sevdiğim oyunlar arasında.

















