Küçükken “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiğim cevap her zaman “Astronot” olurdu. Hatta bir gün gerçekten oturup astronot olmak için ne gerektiğini araştırmış ve sonucunda astronot olmanın çok zor olduğunun farkına varmıştım. Yine de birileri bana bu soruyu sorduğunda aynı cevabı veriyordum. Ancak sahiden istediğim şey bu değildi. Derinlerde daha büyük bir isteğim vardı: Şarkıcı olmak. Dinlediğim her şarkıda gözümü kapatıp binlerce insanın önünde o şarkıyı söylerken kendimi hayal ederdim ve bu benim için astronot olmaktan daha da ulaşılması zor bir şeydi. Müziğini insanlara ulaştırmanın, kendi yazdığın sözleri onların ağzından duymanın o kadar büyülü bir şey olduğunu düşünüyordum ki buna ulaşmamın imkansız olduğunu zannediyordum. Şu an bulunduğum nokta, benim hayallerime çok yakın ve hayallerinin gerçek olacağından habersiz birisinin kendini bu durumda bulunması, çok garip hissettiriyor.

“Müzikle ilgilenmeye ne zaman başladın?” sorusuna cevap veremiyorum çünkü müzik benim için hep vardı. Konuşabildiğim zamandan beri şarkı söylüyorum. İngilizce bilmediğim zamanlarda İngilizce şarkıların Türkçe okunuşlarını kağıda not alır o şekilde söylerdim. Babamın ilkokul karne hediyesi gitar, ortaokul karne hediyesi org olmuştu. Lisede ablam bana ukulele ve ney aldı. Kursa gitmeden, kendi kendime uğraşarak bir şeyler öğrendim. Kendim besteler yaptım ve sözleri “Küçükken kendimi pamuk prenses sanardım, penceremden bakıp da prensimi arardım,” şeklinde devam eden şarkılardı. Kendi kendime yüzlerce ses kaydı alıp, durmadan kendimi videoya çekerdim. Hiçbir zaman bunları internette paylaşıp bu şekilde müziğimi duyurabileceğim aklıma gelmiyordu. Okul korolarına dahil oluyordum, kendi kendime müzik grupları kuruyordum ve bir yandan yazmakla ilgileniyordum.

On dört yaşında, yazmaya olan ilgimi ve sevgimi bilen sınıf arkadaşım açtığı Facebook sayfası için roman yazmamı istedi. Ben de her hafta bir bölüm olacak şekilde, bir adet roman yazmaya başladım. Bir süre sonra romanın okuyucu kitlesi artmaya başladı ve şu an hala internette yayınlanan “Popülerlik Merdiveni” bir milyondan fazla okuyucuya ulaştı. Bu süreçte roman yazmak, yazarlık, müzikle olan uğraşımın önüne de geçmiş oldu. Yine besteler yapıyor, müzikle ilgileniyordum ancak herkes ileride bir yazar olacağımı düşünüyordu. Ben ise gözlerimi kapattığımda kendimi sahnede görmeye devam ediyordum.

İlgi alanlarımın birden fazla yönde olması güzelmiş gibi gözükse de beni tek yöne odaklanıp o konuda geliştirmekten hep alıkoydu. Resim yapmayı çok seviyordum, fotoğraf ve kısa filmler çekiyordum, besteler yapıyor, romanlar yazıyordum ve bir yandan bilgisayar başında saatlerce Photoshop’ta Hannah Montana resimleri editliyordum. Küçükken bana büyüklerim sık sık gelip “Bir ilgi alanı seçmeli ve oraya odaklanmalısın, yoksa elinde hiçbir şeyin olmaz” diyorlardı. Haklılardı, bu şekilde bir ilgi dağılımı beni gerçekten de bir yere ulaştıramazdı.

Lisede babam bana ses kartı ve mikrofon aldı. Onlarla kendi bestelerimi kaydetmeye başladım. Ancak hala internette yayınlamak aklıma gelmiyordu. Arada kendi kendime cover’lar yapıp kanalıma atıyordum ancak kimse izlemiyordu bile. Lisedeki müzik öğretmenime bestelerimi dinletiyordum. O da çok beğendiğini söyleyip beni okulun müzik grubunda solist yapıyordu. Ancak ben çok heyecanlanıp liseler arası müzik yarışmasında heyecandan detone oluyordum. Bu da lisedeki solistliğimin sonu oluyordu. Dolayısıyla müzik konusunda yeteri kadar iyi olmadığımı düşünüp, bestelerimi gizli gizli yapıp, gözlerimi kapayıp ulaşamayacağımdan emin olduğum şeyin hayallerini kurmaya devam ettim.

Üniversitenin ilk yılında telefonuma müzik uygulaması olan Garageband’i indirip, onu kurcalarken yeni besteler yaptım. Yaptığım besteleri de kaybolmasın diye Soundcloud’a attım. Soundcloud’da takipçim yoktu, birilerinin dinleyeceğini düşünmüyordum. Okulda arkadaşlarımı “Yeni beste yaptım baksana” diye darlamak dışında birilerine dinletmiyordum.

Sonra bir gün, yaptığım tüm uğraşları bir araya getirmek aklıma geldi. Evet, birden fazla uğraşım olursa ve hepsiyle az az ilgilenirsem bu beni bir yere götürmeyecekti. Ancak ben tüm uğraşlarımı bir araya getirerek hem kendimi mutlu edebilir hem de daha iyi şeyler ortaya çıkarabilirdim. Resim yapmayı, fotoğraf ve video çekmeyi, yazı yazmayı, beste yapmayı ve editle uğraşmayı seviyordum. Bunların hepsini bir araya getirecek şey ise bestelerime klip çekip, çizip, onları düzenlemek olacaktı. Ben de kendi kendime yaptığım bestelere kendim klipler çekmeye, Paint’te çizgi filmler çizmeye ve editlemeye başladım. Saatlerce telefon, bilgisayar başında yaptığım kayıtlar ve uğraşların beğenilme kaygısı yerine beni mutlu eden bir uğraştan ibaret olması onları sanırım daha değerli kılıyor. Bana “Bestelerin olmamış, çok basitler, çok duygusallar, insanın içini bayıyor, profesyonel kayıtlar almalısın, kliplerini profesyonel kişilere çektirmelisin” şeklinde çevremden gelen tepkileri umursamıyordum bile. Çünkü ben bunu yapmak istediğim için, olanaklarımın el verdiği kadarıyla yapıyordum. Bir telefonla bütün kayıtları alıyor, Paint ile klip yapıyordum. Zaten bundan en fazla ne kadarı beklenebilirdi ki?

Sonra beklemediğim şekilde, yaptığım şeyler ilgi görmeye başladı. Odamda kendi kendime yaptığım besteler, bir yerlerdeki insanlara da dokunuyor, onların da hikayelerine ortak oluyordu. İnsanlar, şarkılarımın sözlerini biliyor, onlara eşlik edebiliyorlardı! Bu beni oldukça şaşırttı çünkü hiçbir zaman bu şekilde dinleneceğimi düşünmüyordum. Bir şarkı yapıp bir başkasının yarasına dokunmanın büyüsünü tadacağımı da bilmiyordum. Bu açıdan kendimi çok şanslı hissediyorum.

Kayıt almak için, klip çekmek için pahalı ekipmanlara ihtyacım olmadığını anladığımda, albüm çıkarmak için de kendim adım atabileceğimin farkına vardım. İnternetten nasıl online albüm çıkartılır araştırarak, kendi albümümü kendim çıkardım. Kendim yazdım, kendim söyledim, kendim çektim, kendim editledim, kendim albüm yaptım… Müzik konusunda hayatım boyunca attığım adımlara baktığım zaman, ulaşmamın imkansız olduğunu sandığım hayale gidebilmek için kendimden habersiz oraya doğru yol aldığımı görüyorum.

Evde kendi kendime, düşük bütçeyle yaptığım işleri sahneye taşıyacak olmak, insanları benim şarkılarıma eşlik ederken göreceğim düşüncesi beni inanılmaz bir noktaya ulaştırıyor. Kendi kendime “Hayallerim gerçek oluyor!” diye durmadan tekrar ediyorum, yaşadığım hayat için sürekli şükrediyorum. Şu an milyonlara konser vermiyorum, adım herkesçe bilinmiyor, bestelerimi herkes ezbere söylemiyor ama birileri benim hissettiklerimi alabiliyor, onlara müziğimle hislerimi aktarabiliyorum. Tek istediğim bu aktarımı devam ettirebilmek. Müzik büyülü bir şey, bu büyüye ortak olmak da beni yaşatıyor.


Editörün Notu: Sevgili arkadaşımız Beyza’nın 22 Nisan’da Ankara IF Perfomance Hall’da konseri var, kendisini bir de canlı dinlemenizi şiddetle öneriyoruz.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

1 Yorum

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here