Lavarla için ikinci yazımın Berlin hakkında olacağını tahmin edemezdim. Ta ki üçüncü yaka yazı serisini görene kadar. Tabii Berlin hasretinin de bu yazının oluşmasında oldukça büyük payı var. İstanbul’dan ya da Ankara’dan gidenlerin hiç yabancılık çekmediği bu şehir, yoğun Türk nüfusunun yanı sıra onu diğer Avrupa şehirlerinden ayıran benzersiz özelliklere sahip. Özgürlükçü ruhu, duvarın dışına taşan sanat etkinlikleri, uçlardaki gece hayatı ve alabildiğince karışık insan çeşnisi ile bence Avrupa’daki en özel şehirlerden biri Berlin. Bir masal şehri değil belki ama bin masal şehri. İşte bu yazıda size o bin masaldan birini anlatacağım: Kindervilla Waldemar.

Bir kindergarten (anaokulu) düşünün: Ülke, ırk, din, engel ve sosyoekonomik düzey gözetmeksizin içerisinde her çocuğun ve ailesinin bulunduğu bir dünya akvaryumu. Öyle ki başvuru sırasında bekleyen aileler arasında “farklılığa/çeşitliliğe” öncelik veriliyor. Örneğin kurumdaki Türk çocuk sayısı fazlaysa başvuru sırasında bekleyen Polonyalı bir aileye ayrıcalık tanınıyor. (Yalnız şunu belirtmeliyim ki, kurum aşırı talepten dolayı 2021’e kadar öğrenci kabul etmiyor. Mükemmellik seviyesini siz düşünün artık.)

Şen Bey, Kindervilla Waldemar’ı 1982’de kurmuş. Okulun pedagojik felsefesi benlik saygısı ve farklılıklara saygıya dayanıyor. Bir çocuğun benlik algısına zarar veren en büyük blokaj “olduğu gibi kabul edilmemek”. Olduğu gibi kabul edilmeyen birey, hayatı boyunca kendini yanlış yollarla kabul ettirmeye çalışıyor. Bu yüzden kurum dili Almanca olsa da çocukların anadillerinde konuşması yasak değil, Almanca konuşmaları eğitmenlerce teşvik ediliyor sadece. Çalışanlar arasında Türk, Kürt, Arap ve Alman personeller bulunuyor. Gerektiği durumlarda çocuğun kendini ifade etmesine yardımcı oluyorlar. Bunların dışında kaynaştırma sınıfları, eğitim projeleri ve aile merkezi çalışmaları ile çocukların ve ailelerinin kurum içi ve dışında devamlı oryantasyonları sağlanıyor.

Tüm bu güzel uygulamaların yanında size sözlerle ifade etmekte zorlandığım daha soyut bir şeyden söz etmek istiyorum. Oradayken, bir kelebeğin çocuklarca sabırla beklenen koza sürecine ve sonrasında yine çocuklarca bahçede uçurulmasına şahit oldum. Benzer bir örnek olarak, çocukların terasa ektikleri sebzelerin toplanmasından, okul müdürüne ikram edilmesine kadar giden bir fikri takip sürecine de….

Bir tohumdan bir kozaya kadar her şeyde bir devamlılık, bir bütünlük, bir anlam ve en önemlisi sakin bir akış vardı. Kindervilla Waldemar’ı ziyaret etme fırsatınız olursa benden selamlar, sevgiler yollayın lütfen.

Berlin Melekleri ve Çocukluk Şarkısı

Yeri gelmişken benim gibi Ankara’da olup Berlin’i özleyenler için bir film tavsiye etmek isterim: Berlin Üzerindeki Gökyüzü. Wim Wenders tarafından 1987 yılında çekilmiş olan film, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından önceki dönemde şehre ve şehirdeki insanlara dair sosyolojik bakış açısı sunuyor.

Bir melek olsanız ve asırlarca yeryüzüne tanıklık etseniz… Gündelik dertlere, varoluşsal sıkıntılara, bitmeyen bir çırpınmaya… Tüm bunların arasında şefkatle dolaşırken en çok neyin özlemini çekerdiniz? Dünyaya çocuk saflığında bakmanın mı, kahve içerek ve ellerinizi ovuşturarak kendi kendinize ısınmanın mı, bir Türk berberinde tıraş olup parmak uçlarınıza kadar masaj yaptırmanın mı, yoksa âşık olup sarıyı yeşili maviyi ayırt edecek o parlak gözlere kavuşmanın mı?

Filmin kendisi başlı başına bir şiirken, film boyunca duyduğumuz “Çocukluk Şarkısı” adlı şiir bana kalırsa filmdeki en güzel detaylardan biri. Wim Wenders ile birlikte senaristliği paylaşan Peter Handke’ye ait olan şiirden bir bölümü aşağıya iliştiriyorum:

“Çocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü.
Derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel,
bir su birikintisinin de deniz olmasını.
Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi.
Her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi.
Çocuk henüz çocukken hiçbir şey hakkında fikri yoktu.
Alışkanlıkları yoktu.
Bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı.
Saçının bir tutamı hiç yatmazdı
ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi…”


[1] Kapak Görseli: Daks Berlin
[2] Film Görsel: Listemini

“Başka bir okul mümkün” diyerek yola çıkan, Kindervilla Waldemar gibi nevi şahsına münhasır, Meraklı Kedi İlkokulu’nun Ankara’daki hikâyesine göz atmak isterseniz sizi şöyle alalım.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here