<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AŞTİ arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/asti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/asti/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Oct 2024 20:05:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>AŞTİ arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/asti/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eylül Ayının Edimsel Olduğu Şehir ya da Ankara&#8217;ya Dönmek</title>
		<link>https://lavarla.com/eylul-ayinin-edimsel-oldugu-sehir-ya-da-ankaraya-donmek/</link>
					<comments>https://lavarla.com/eylul-ayinin-edimsel-oldugu-sehir-ya-da-ankaraya-donmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgür Ceren Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 06:10:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörün Seçtikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara'da Sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[AŞTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyevi Zevkler Bahçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eylül Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Eylülde Ankara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=37319</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Döndünüz mü? Gökhun’a hep Bosch’un Dünyevi Zevkler Bahçesi resminin cehennem parçasını anımsatan AŞTİ’den girdiniz mi şehre? Gün doğmuş. İnce bacaklarıyla kaldırımlarda yükselen tezgahlardaki simitlerin susamları ışıldıyor. Bir seğmenin telaşsızlığıyla kurşuni asfaltın üzerinde kıpırdanıyor taksiler ve büyük cam cephelerde kırılıyor gün ışığı hüzmeleri. Döndünüz, çünkü burası Ankara. Eylül ayının şiirsel değil edimsel olduğu şehir. Döner dönmez [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/eylul-ayinin-edimsel-oldugu-sehir-ya-da-ankaraya-donmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Eylül Ayının Edimsel Olduğu Şehir ya da Ankara&#8217;ya Dönmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Döndünüz mü? Gökhun’a hep Bosch’un <em>Dünyevi Zevkler Bahçesi</em> resminin cehennem parçasını anımsatan AŞTİ’den girdiniz mi şehre? Gün doğmuş. İnce bacaklarıyla kaldırımlarda yükselen tezgahlardaki simitlerin susamları ışıldıyor. Bir seğmenin telaşsızlığıyla kurşuni asfaltın üzerinde kıpırdanıyor taksiler ve büyük cam cephelerde kırılıyor gün ışığı hüzmeleri. Döndünüz, çünkü burası Ankara. Eylül ayının şiirsel değil edimsel olduğu şehir.</p>
<p style="text-align: justify;">Döner dönmez şehrin çağrısız davetkarlığı karşıladı sizi ve buyur ederken tereddüt etmedi. Fildişi sof dokumadan uzun bir hırka gibi sarmaladı, bronzlaşmış teninizin üstünden bir kat. Ben henüz beş yaşımdayken Olgunlaşma Enstitüsü kreşinin yüksek duvarlı yemekhanesinde, çelik kupalarda kaymak tutan pastörize süt gibi koktu bir an. Ulus’taki Çiçek Lokantası’nda camekanlı tatlı dolabının içindeki kabak tatlısının üzerine ufalanan ceviz gibi yapıştı yine üstünüze Ankaralılık. Bir zahmet bir kişi uzattı, Seyranbağları dolmuşunda. Kuğulu Park’tan Güvenpark’a kadar yokuş aşağı sızan su gibi aktı damarlarınızda ağır ağır, üzerinde hoyrat ayakkabı izleri dolaştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sevgilim,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sen susun. Bazen yemyeşil yosunların çanağında durulmuş turkuaz bir gölsün, dibine çöküp kıpırtısız soluduğum. Bazen köpükleri çıplak ayaklarıma vuran masmavi bir denizsin girmeye can atarken ürperdiğim. Bazen bir şelalesin bedenimi hırpalayan. Bazen kristal bir kadehten kana kana içip doymadığımsın.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kızılay’da yürürken, kaldırım taşları ayağınızın altında oynaştıkça tedirginlik sardı bedeninizi, sabah serininden önce bir kat. Cansız mankenlerin, ölü sokak hayvanlarının, kapalı pasaj kepenklerinin yanından geçtiniz. Gidilecek yerleriniz vardı, göreceğiniz kimseler. Söylenecek sözleriniz vardı. Dinleyeceğiniz dertler, niyetler… Çekeceğiniz eziyetler vardı. Gireceğiniz sınavlar ve alınacak çıktılar. “Spiral yapalım mı abla?” diye sordu ozalitçide çalışan adam. Helezon, sarmal, yılankavi…  Siz “Başladığı yere geri döner mi insan?” diye soramazdınız. “Yapalım,” dediniz cevaben ama o ciltleme makinesinin başına geçip işini tek başına yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sevgilim,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sen rayihasın. Bazen yayla sütünden kızıl toprak çanaklar içinde pişirilmiş, üzerine tarçın ve biraz da kavrulmuş fındık serpilmiş kıvamlı bir sütlaçsın. Bazen yeni soyulup dilimlenmiş, çekirdek çeperinde yaşam mucizesi açığa çıkmış altuni bir armut. Bazen dallarından yağmur süzülen bir ıhlamur ağacı. Bazen ferahlığı göz bebeklerimizin arkasında hissedilen bir avuç taze nane. Bazen, bazen, bazen&#8230;</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bitti. Bedelini ödediniz. Dükkânın kapısından çıkıp, sokağın grisine karıştınız koyu renk giysilerinizle. LED tabelalarda, yönlendirme levhalarında, afişlerde, pankartlarda, ağaç gövdelerine zımbalanmış özel ders ilanlarında, büfe raflarında bekleşen gazetelerin ve dergilerin kapaklarında, seyyar tezgahlarda tozlanmış sahte akıllı telefon aksesuarı ambalajlarında, market poşetlerinde, etiketlerde, kapı zillerinde, şarkı sözlerinde ve günlük burç yorumlarında belirip belirip kayboldu kelimeler. İçinizde saklı bir mektupta ise katılaşıp kaldı bir kristal gibi.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sevgilim,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sen gecenin peri ipeğinden bir battaniye olup içine dolduğu bir ağaç kavuğusun. Tam göbeğinde kıvrılıp uyuduğum.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Telefonun kulaklığının uçlarını tıkıştırdınız kulak deliklerinize. Müzik veri akışı ve podcast servisi uygulamasında “premium” üyeliğinize şükrettiniz sanki kutsal bir güçmüş gibi. Paylaşıma kapalı, keder ve zaaf dolu şarkıları birbiri ardına sıraladığınız utanç verici çalma listenizi kaç bin kez baştan sona dinlemiş olduğunuzu hatırlamaksızın yeniden başlattınız. Yürüdünüz, otobüs beklediniz, dolmuşta tüm gücünüzle havalandırma kapağını itelediniz, metroda peronun zeminindeki sarı çizginin tam üstüne basıp öyle ya da böyle gideceğiniz yere cehennem olup gittiniz. “En son dinlediklerim”, en son diledikleriniz, en son dinmedikleri, bitmek bilmedileri birikti, birikti, birikti&#8230; Çeşitlemelerini bizden esirgeyen yazgımızın başkentinde.</p>
<p style="text-align: justify;"> “Günaydın.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ege’deki sahil kasabasında bir kamelya altına adım atmış olsanız samimi bir karşılık alabilirdiniz bu sabah selamına. İlaveten boyoz, çingen pilavı ya da ev yapımı patates kızartması; çünkü onlar kahvaltıda ne yeneceğini sizden iyi bildiklerini düşünürlerdi. Simit, karper peyniri ve demli çay akıllarına bile gelmezdi.  Belki de İstanbul’un köhne ve devrik bir sokağında mutenalaştırılmış yeni nesil bir “mekan”da selamınız nazik bir tebessümle karşılık bulabilirdi. Dudakta asılı kalmış… Siz ise havada asılı kalmış wireless şifresi, filtre kahve ve kruvasan kokusu sipariş ederdiniz bir çırpıda. Çok işiniz varmış gibi davranırdınız. Prizin yakınına oturur oturmaz dizüstü bilgisayarınızı açardınız ve kulaklığınızı takardınız. Dudağınıza yavan bir tebessüm de siz asardınız. Yapılacak işleriniz yoktu. Orada fazla kalamazdınız, Ankara’ya dönerdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">“Buyurun.”</p>
<p style="text-align: justify;">Manzarası gün yüzü görmemiş umutlardan bir ormanın kıyısı… Belki kıyının gerisinde serilen hayal kırıklıkları denizi olan o kafede, sıcacık elma çayının buğusundan nemlendi burnunuzun ucu, sızladı. Geri döndüğünüz yerde koşulsuz kabul edilmek, bıraktığınız yeri bomboş bulmak, kaldığınız yerden devam etmek inciticiydi. Yeniden başlamak yoktu. Politik doğruculuklar sürdürülebilir olmayı öğütleyip duruyordu. İçiniz daralırken yan masalardan birinin sipariş ettiği havuçlu kek yaklaştı, göz hizanızdan size doğru; büyüdü, büyüdü, büyüdü. Yanlışlıkla masanıza bırakıldı. Geri alındı. Hevesiniz kursağınızda kaldı. Fakat hemen sonra bir parçası size ikram edilerek geri döndü. Gülüşmeler, teşekkürler, huzurlu sessizlikler oldu. Sonra önünüze dönüp havalandırma boruları, elektrikli ısıtıcılar ve cam levhalar arasında biraz okudunuz. Kitap kokusundan şifa buldunuz Ankara Eylülü’nde. Nihayet yazdan kalma bir gün yükselirken yalnızlığınız ısındı ve cümleler peşinde koştuğundan terledi. Bu şehirde daha çok içeri girilirdi aslında ama bu kez mecburen dışarı çıktınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sevgilim,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sen rüyasın, umutsun, hayatsın.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ben hep senin içindeyim. Belki de sen benim içimdesin. Hem içimdesin hem ben senin içindeyim. Böyle kıpır kıpır, kelebekli, iplik iplik bir şey&#8230;</em></p>
<p style="text-align: justify;">Sendelemeleriniz, akıl tutulmalarınız, zaaflarınız, acılarınız, çıkmazlarınız ve çaresizlikleriniz de dışarı çıktı. İlgiler, meraklar, tatlı telaşlar ise içinize girdi serin bir solukta. Vakti geldi ve yazlıkları kaldırdınız. Kitaplığınızın raflarını ve çekmecelerini düzenlediniz. E-postalarınızı yanıtladınız. Bir oyuna bilet aldınız. Arkadaşlarınızı aradınız. Randevular verdiniz. Kitapları değiştirdiniz. Seramik kursuna başladınız. Öğle yemekleri sipariş ettiniz. İsimleri birbirine karıştırdınız.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ben senin olduğumu sandığın kişi değilim.”<br />
“Hiç kimse olduğunu sandığımız kişi değildir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Hayata karıştınız, Eylül ayının şiirsel değil edimsel olduğu bu şehirde.</p>
<p>Özgür Ceren Can</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Bir zamanlar Meşrutiyet kadınları trenlerle geldiler bu şehre. Şimdi VEKAM’ın arşivinde bacak bacak üstüne atıyorlar. Biri Samanpazarı dolaylarından taze çekilmiş kahve alsa, bakır cezvede pişirse diye bekliyorlar.&#8221; </em>Yazarın bütün bir yaz bekleyen, Tunalı&#8217;da maziyi adımlayan <a href="https://lavarla.com/tunaliyi-eskisi-kadar-tanimiyorum/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">diğer bir yazısı</a> da sizi bekliyor.</p>
<hr />
<p>Kapak Görseli: <a href="https://www.instagram.com/mkdGR/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">MKDGR</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/eylul-ayinin-edimsel-oldugu-sehir-ya-da-ankaraya-donmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Eylül Ayının Edimsel Olduğu Şehir ya da Ankara&#8217;ya Dönmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/eylul-ayinin-edimsel-oldugu-sehir-ya-da-ankaraya-donmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrin Hüzünlü Durumları</title>
		<link>https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/</link>
					<comments>https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 May 2017 06:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[AŞTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=14453</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Eğer bir şeyi seviyorsan, onun seni mutsuz da edeceğini bilmen gerekir. Çünkü bu hayatta her zaman mutlu olunmaz, ama sevmekten vazgeçmemelisin çünkü sevilmenin ilk koşuludur sevmek!” (Yüksel Caddesi simitçisi Selçuk Abi’nin, zeytinli poğaçadan zeytin çıkmadığını söylediğimde verdiği cevap) Yekta Kopan’ın röportajında okumuşsunuzdur. Ankara’da denizin olmayışını “Haklılar. Ankara’da deniz yok. O yüzden ömrümüz denize değil, birbirimizin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehrin Hüzünlü Durumları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>“Eğer bir şeyi seviyorsan, onun seni mutsuz da edeceğini bilmen gerekir. Çünkü bu hayatta her zaman mutlu olunmaz, ama sevmekten vazgeçmemelisin çünkü sevilmenin ilk koşuludur sevmek!”<br />
</strong><em>(Yüksel Caddesi simitçisi Selçuk Abi’nin, zeytinli poğaçadan zeytin çıkmadığını söylediğimde verdiği cevap)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yekta Kopan’ın röportajında <a href="http://lavarla.com/yekta-kopan-neredeysem-oranin-merkezinde-ankara-vardir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">okumuşsunuzdur</a>. Ankara’da denizin olmayışını <strong>“Haklılar. Ankara’da deniz yok. O yüzden ömrümüz denize değil, birbirimizin gözlerine bakarak geçti”</strong> cümlesiyle açıkladı. Ben bu yazıyı okuduğumda iş yerindeydim, yumruk yaptığım elimi havaya kaldırıp istemsizce “goool” diye bağırmışım. Sanki deplasmanda, İzmirspor’a ya da İstanbulspor’a rövaşatayla gol atmış Ankaraspor’un bir taraftarı gibi. Öyleyiz, bu şehri taraf olacak kadar çok seviyoruz. Yaşattığı ve bahşettiği onca güzelliğin ardında mutsuz da oluyoruz. Bu yazıda şehrin hüzünlü zaman dilimlerinden bahsedeceğim.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14457 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/FILISTIN-CADDESI.jpg" width="679" height="452" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/FILISTIN-CADDESI.jpg 620w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/FILISTIN-CADDESI-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 679px) 100vw, 679px" /></p>
<h6><strong>114 Otobüsünün 23:00’da Filistin Caddesinden Geçtiği Zaman</strong></h6>
<p style="text-align: justify;">23:00 bahsi geçen otobüsün son seferidir. Gün boyunca Ankara sokaklarında ralli yapar gibi savrulan otobüs günün o saatlerinde yorulmuştur. Ulus’tan son yolcularını alıp Kırkkonaklar&#8217;a doğru yavaş yavaş yol alır. Kırkkonaklar, Ankara’nın eski gecekondu semtlerinden biridir. Eski diyorum çünkü gecekondularının yerinde şimdi 4 ya da 5 katlı, inşaat tozu henüz gitmemiş binalar bulunur. Ancak eski bir alışkanlığı silmek o kadar kolay değildir. Alelade bir ormanın içine saklanmış Şirinler Köyü gibi Kırkkonaklar&#8217;ın derinliklerinde de gecekondular sayıca fazladır. 114 otobüsünün 23:00 seferinde bulunan yolcular, bu derinliklerin sakinleridir. Ulus, Sıhhıye ve Kızılay’dan binen sakinler genellikle özel sektörün en özellerinde çalışan, beden gücüyle para kazanan eşimiz dostumuz, kardeşlerimizdir. Bütün günün yorgunluğunu  oturduğu otobüs koltuğunda, ağır ağır kapanan göz kapaklarının altında sergiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Otobüsün güzergahı açılımı zor bir paradokstur. İran Caddesi&#8217;nden devrilip Filistin Caddesi&#8217;nin girişinde belirir, film bundan sonra başlar. Filistin Caddesi, bahsettiğimiz saatlerde tabiri caizse yanıyordur. Ankara’nın en canti caddelerinden biri olan ismiyle tezat Filistin Caddesi, birçok barı, meyhaneyi, diskoyu, ışıl ışıl mekanları bünyesinde barındırır. Saatler 23:00’ı geçtiğinde sanki gün yeni başlıyormuş gibi bir havası vardır. Meyhanelerde kim arar söyle kim arar vefasız olanı kim ararlar yükseldiğinde, ışıl ışıl mekanlarda gözü alan, yanar döner kokteyler diplendiğinde, diskolarda eğlencenin sokaklara taştığı sırada; yorgun 114 otobüsü en az onun kadar yorgun yolcuları ile Filistin Caddesi&#8217;ne giriş yapar. Son model arabaların park etme savaşında ufak çaplı oluşan trafikte caddenin bitmesi hayli uzun sürer. İşte hüzün budur. Otobüs camlarından, Fashion Tv’nin yılbaşı özel programını izliyormuş gibi izleyen yolcular, caddenin bitmesini belki günün bitmesinden daha çok istiyorlardır. Çünkü otobüs camının diğer tarafından yolcular da gayet net görülmektedir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-14458 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-1024x755.jpg" width="696" height="513" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-1024x755.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-300x221.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-768x566.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-696x513.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-1068x788.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-570x420.jpg 570w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<h6><strong>Kocatepe Camii&#8217;nden Sabah Ezanı Yükseldiği Zaman </strong></h6>
<p style="text-align: justify;">Sabah ezanı, saba makamından okunur. Halk arasında ya da sohbetlerde derbeder makamı olarak bilinir. İnsana dertli, hüzünlü bir duygu sevk ettiği; ezandan sonra yavaş yavaş yükselen güneş kadar gerçektir. Bu güçlü duyguyu Türkiye’de bulunan 84 bin camiinin tamamı her sabah rahatlıkla verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Kocatepe kadar olduğunu sanmıyorum. Kızılay’ın tepesinde, en az Mordor Kulesi kadar görkemli bekler sizi. Her gün ve her koşulda Kızılay’da beliren milyona yakın ayak izini izliyor gibi ancak pek de umurunda değilmiş gibi bekler. Sabah ezanı saatinde, otobüs seferlerinin çoktan bitmiş olması, bahsi geçen milyona yakın insanın renkli rüyalar safhasında olması, gündüz vakti yürümekte zorlandığınız sokaklarda, bir başınıza kalmanıza neden olur. O saatlerde Kızılay’da bulunuyorsanız çok güçlü bir nedeniniz vardır diye düşünüyorum. Büyük bir eğlencenin sonu, orta halli bir günahın ortası ya da bir hüznün başındasınızdır. Bu hüzün Derbeder makamından giriş yapar, önce Konur ve Selanikler&#8217;in ikincisine, Kızılırmak’a, Olgunlar’a dolduktan sonra sizi bulur. Asıl amacı namaz kılmaya davet etmek olsa da eski sevgiliyi, kötü giden aile bağlarını, gelecek kaygısını akla getirir.</p>
<h6><strong>Aşti Giden Yolcu Peronlarında Beklendiği Zaman</strong></h6>
<p style="text-align: justify;">Hareket saati gelen otobüs kaptanlarının dikkatine anonsu ile başlayan hüzün, göz yaşına kadar varabilir. Aşti’nin, şöyle güzel yıkansa geçecek kirli bir havası vardır. Uykulu ve asık suratlı yolcular, bir o kadar mutsuz yastık ve çay satıcılarının arasında insanın kendini iyi hissetmesi hayli güçtür. Ancak asıl darbe sevdiğin bir insanın gitmesi ya da sevdiklerini bırakıp gitmektir. Bu gibi durumlarda, koltuk arkası ekrandan ulaşabileceğiniz Vega-Ankara şarkısından uzak durmanızı tavsiye edebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehrin Hüzünlü Durumları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
