<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kıvanç Sezer arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/kivanc-sezer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/kivanc-sezer/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Mar 2026 08:54:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Kıvanç Sezer arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/kivanc-sezer/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hep &#8216;Küçük Şeyler&#8217; Bizi Usandıran*</title>
		<link>https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/</link>
					<comments>https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Dec 2019 10:45:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Alican Yücesoy]]></category>
		<category><![CDATA[babamın kanatları]]></category>
		<category><![CDATA[Karlovy Vary Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Kıvanç Sezer]]></category>
		<category><![CDATA[Tolga Karaçelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=40094</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Babamın Kanatları filmiyle tanıştığımız Kıvanç Sezer’in ikinci filmi Küçük Şeyler vizyona girdi. Gezici Festivali kapsamında Ankara’da izlediğimiz filmin akabinde film ekibiyle kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Dünya prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivalinde yapan film, &#8220;56. Altın Portakal Film Festivali&#8221;nde Alican Yücesoy&#8217;a &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü, filmin kurgusunu üstlenen Selda Taşkın&#8217;a da &#8220;Cahide Sonku Ödülü&#8221;nü getirdi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Hep &#8216;Küçük Şeyler&#8217; Bizi Usandıran*&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Babamın Kanatları filmiyle tanıştığımız Kıvanç Sezer’in ikinci filmi <span style="text-decoration: underline;">Küçük Şeyler</span> vizyona girdi. Gezici Festivali kapsamında Ankara’da izlediğimiz filmin akabinde film ekibiyle kısa bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivalinde yapan film, &#8220;56. Altın Portakal Film Festivali&#8221;nde Alican Yücesoy&#8217;a &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü, filmin kurgusunu üstlenen Selda Taşkın&#8217;a da &#8220;Cahide Sonku Ödülü&#8221;nü getirdi. &#8220;9. Malatya Uluslararası Film Festivali&#8221;nde de &#8220;En İyi Film&#8221; seçilen &#8220;Küçük Şeyler&#8221;, &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü Alican Yücesoy&#8217;a &#8220;En İyi Kadın Oyuncu&#8221; ödülünü de Başak Özcan&#8217;a kazandırdı. Ayrıca &#8220;33. Herceg Novi- Montenegro Film Festivali&#8221;nde de filmdeki performansıyla Alican Yücesoy &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülüne değer görüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçleme olarak planlanan serinin ikinci filmi, ilk film olan <span style="color: #00ccff;"><a style="color: #00ccff;" href="https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Babamın <span style="color: #3bc1e3;">Kanatları&#8217;</span></a></span><span style="color: #000000;">nda</span> henüz inşaat halinde gördüğümüz siteden ev almış beyaz yakalı bir çiftin hayatına odaklanıyor. Filmin konusuna kısaca bakacak olursak, Onur gerçeklikten kopuk, sorumluluk almayan bencil bir insan ve büyümemiş bir erkek çocuğu gibidir. Öğretmen olan Bahar ise Onur&#8217;un aksine ayakları yere basan, geldiği sınıfsal konum sebebiyle risk almaktan çekinen bir bireydir. Bu farklılıklar, Onur’un üst düzey yönetici olarak çalıştığı ilaç şirketindeki işinden çıkarılmasıyla beraber; çiftin ev kredilerini ödeyemez hale gelmeleri ve yaşam standartlarındaki değişim sonucu patlak veren kavgalarla gün yüzüne çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, ilk bakışta bir ilişki draması gibi görünürken aynı zamanda kurumsal yaşamın sahte ve saçma yönlerini absürt komedi türünde yüzümüze vurarak izleyiciye kendi hayatını sorgulatıyor. Çalışma hayatına, beyaz yakalılığa ve özellikle plaza dünyasına sıkışmış herkesin filmde kendinden bir şeyler bulması kaçınılmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Keyifli sohbetimize geçerken yazının devamında filmi henüz izlememiş olanlar için ufak tefek spoiler&#8217;lar bulunduğunu hatırlatmak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Küçük Şeyler filmi için Kültür Bakanlığı desteği alamadınız, bu durum yurt dışındaki festivallere katılım ya da kabul sürecini etkiliyor mu? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kıvanç Sezer: Hayır festivallere katılımı etkilemiyor. Eurimages gibi yurt dışından alınan yapım ve dağıtım fonlarında kendi ülkenden destek almış olman gerekiyor. Ama yeni yönetmelikle birlikte bu sorunlar da başka şekilde çözülebiliyor. Kültür Bakanlığı desteği alamadığımızı ilk zamanlarda fazlaca dile getirdik; destek alamadık ama biz bu filmi başka bir şekilde yapacağız, diye duyurduk. Kültür Bakanlığı’na yılda 400-450 başvuru oluyor ve bunların 20-30 tanesine destek veriliyor, yani sadece ben değilim destek alamayan o yüzden bu argümanın üzerinde daha fazla durmadık. Bunun arkasına sığınarak bir mağduriyet durumu yaratmak istemedik. Destek alamamak önemli değil; şu mesajı vermek daha önemli: “Bir filmi gerçekten yapmak istiyorsanız o filmi yaparsınız.”  Tabi önemli olan gerçekten istemek ve yapılabilir bir şeyler yazmak.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Farklı türlerde film yapmak risklidir. Küçük Şeyler de Babamın Kanatları’ndan farklı bir yerde, absürt komedi unsular barındırmakta. Bildiğiniz sulardan çıkıp farklı bir türde film yapmak size nasıl hissettirdi, kaygı mı yoksa heyecan mı uyandırdı, yazım süreci nasıl geçti?</b></p>
<p style="text-align: justify;">K.S: Kaygı olmadı. Bir süre filmi yazarken şuna inandım; bu filmin böyle bir tonu olmalı. Bu film biraz Ionesco&#8217;dan beslenmeli, biraz Mike Leigh&#8217;den esinlenmeli, biraz daha absürt tiyatronun bir takım unsurlarını barındırmalı. Orta sınıfın daldığı yerlerden, Harold Pinter’dan esinlendiğimi, buralarda yüzdüğümü fark ettim ve ne kadar açılıyorsa oraya kadar gittim. Zihinsel olarak kendimi açık bıraktım, herhangi bir kısıtlama koymadım. Bu hikâyenin buna ihtiyacı olduğu için böyle ilerlendi. Bu yüzden hikâyeye göre zihni özgür bırakmak önemli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beyaz yaka hikayelerini çoğunlukla varoluş kaygısı üzerinden anlatan filmler izliyoruz. Aslında dönüp hayatlarımıza, çevremizdeki beyaz yaka yaşantısına baktığımızda genellikle filmle paralel, hayatı anlamlandırma üzerine bir kaygısı olmayan, entelektüel olarak kendini doldurmaya çalışmayan, tüketerek var olabilen bir sınıf görüyoruz. O yüzden filmde yansıtılan beyaz yakalı örneği tam da içinde bulunduğumuz gerçeklik. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">K.S: Evet, varoluş değil bir boşluk kaygısı var, bu filmde de Bahar üzerinden ve Onur üzerinden bunu çok konuştuk. Bu insanlar biraz havada asılı kalmış durumdalar çünkü bazı yönleri ile gerçek değiller. Alt sınıfa baktığınızda gerçektir. Eleştirebilirsiniz, kızabilirsiniz ama gerçektirler. O, o insandır! Üst sınıf da gerçektir. Çıkarları, hedefleri çok nettir, stratejiktir fakat o da gerçektir. Ama orta sınıf ne devedir ne kuştur diyebiliriz. En azından Türkiye özelindeki orta sınıfın böyle bir kültürel boşluk durumu var. Onu da tüketim ile kapatmak istiyor. Dolayısıyla sohbetlerinde de neyi tüketiyorsa onu konuşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Başak Hanım, sizin canlandırdığınız Bahar karakteri Türk sinemasında örneklerini daha sık izlemek istediğimiz bir kadın. Kadınlar sürekli olarak Onur gibi erkeklerle karşılaşıyor ve Onur&#8217;u  besleyen toplumsal zihniyetle çatışıyor. Siz rolünüzü ilk okuduğunuzda ne hissettiniz? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başak Özcan: Ben çok severek oynadım Bahar’ı. Çok güçlü bir karakter ve hikâyede gittikçe de güçlendi Bahar. Kendi kararlarını kendi verebilen ve bana karışma diyebilen gözünü içeri çevirebilen bir kadın oldu. Ben de çok mutluyum bu noktadan baktığımızda. Genelde kadınlar bir şey istediğinden “daha çocuksu” hiç bitmek bilmeyen istekleri olan kişi olarak lanse ediliyor. Burada tam tersini gösterdik, Onur evin ergen çocuğu Bahar ise ayakları yere basan, aklıselim kadın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dikkatimi çeken bir husus da filmde kitap okurken yalnızca Bahar’ı görüyoruz. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bahar başından beri de bahsettiğimiz gibi sosyoekonomik olarak daha makulken, Onur ve Onur’un arkadaş grubu gerçeklikleriyle çelişen samimiyetsiz ve hatta Bahar da bu sahte dünyaya yer yer tahammülsüz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başak Özcan: Evet. Bahar&#8217;ın burada sınıfı da başka, orta sınıfa sıçramış alt sınıftan bir öğretmen ve tam o iki sınıf arasında kalmış. Onur&#8217;un kurduğu ilişkilerin dışında bir ilişki kuruyor. Emekle doğrudan bir ilişkisi var. Daha gerçekçi bir hayatın içinde, daha sahici şeylere temas ediyor. Tabi ki o da orta sınıfın bütün konforundan yararlanmak istiyor ama bu koşullar değişince kendini sorgulayıp geliştiren bir karakter. Onur her şeyi değersizleştirirken Bahar sürekli kendine sahip çıkıp haysiyet savaşı vermek zorunda kalıyor. Filmde erkek karakterin &#8216;küçük şeyler, önemsiz şeyler bunlar&#8217; diye geçiştirdikleri aslında bizim hayatımızı oluşturuyor, gündelik pratiklerimiz var bizim, koca koca şeyler yaşamıyoruz her gün hayatta, o yüzden çok kıymetli Bahar’ın bu savaşı.</p>
<p style="text-align: justify;">K.S: Bahar bu savaşı verdiği için olduğunu sandığı kişi. Ama Onur’un böyle bir dilemması var, olduğunu sandığı kişi ile olduğu kişi aynı değil. Bunu da bir türlü kabul etmiyor zaten Onur’un çelişkisi de burada başlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Babamın Kanatları&#8217;nın müzikleri için Bajar ile çalışmıştınız. Filmin mimarisinin, müziğinin sesiyle birbirine benzemesi gerektiğini söylemiştiniz. İnşaattaki sesleri rock müziğe benzetmiştiniz. Bu filmde de mekan olarak sık sık hiç geçirgenliği olmayan, insan ölçeğinden çok uzak ve çok soğuk kütle yapıları görüyoruz fakat filmde klasik müzik ve daha soft müzikler duyuyoruz. Bu film için müzik seçiminizi ne etkiledi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">KS: Babamın Kanatları için düşündüğümüz bir şeydi o. Tabi ki film mimari ile uyumlu olmalı ama bir taraftan bakınca da hikâyenin duygusunu destekleyen müzikler de kullanılmalı. Bu filmde ben farklı türleri kullanmak istedim; fasıl da var, disco da var farklı farklı ambiyans müzikleri de var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Babamın Kanatları kendine sadece 18 salonda yer bulabilmişti. Küçük Şeyler de ilk seferde 100 salonda gösterime girdi. Bağımsız sinema adına bizleri çok mutlu eden bir gelişme oldu. Bu kapıların açılmasını sağlayan şu an vizyonda salonları bloke eden ana akım filmlerin olmaması mı yoksa film dağıtımcınızın değişmesi mi? Ödüllerin salon sayısına etkisi oluyor mu?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">KS: Beni de çok mutlu etti. Sebebi ödüller değil kesinlikle. Ödüller ters etki yaratır, tam tersi kapıları kapatır, seyirci &#8216;bu çok ödül almış sıkıcıdır, gitmeyelim&#8217; der. Bu sefer çalıştığımız dağıtımcı filmin içindeki mizah duygusu ve anlattığı hikâyenin seyircinin kendisini yakın hissedebileceği etkisiyle bu salonları zorladık. Dünya prömiyerinin gerçekleştiği <strong>Karlovy Vary Film Festivali’</strong>nden bu yana biz de elimizden geldiğince bu filmi duyurmaya çalıştık. Mesele 100 salonda gösterime girebilmek değil 100 salonda kalabilmek. Biz bu 100 salonda 2 hafta kalabilirsek en azından izleyen insanların da bir diğerine söyleyerek kulaktan kulağa yayılması sağlanır. Çünkü bizim reklam, tanıtım yapma şansımız yok. Biz bir Naim değiliz billbordlara afiş asalım. Öyle bir bütçemiz de, imkânımız da yok. Babamın Kanatları&#8217;nı 25.000 kişi izlemişti benim hedefim bu filmi 25.001 kişinin izlemesi. Bir öncekinden bir kişi fazla izlesin benim için yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Son olarak filmden bağımsız merak ettiğim bir sorum var. Bir söyleşinizde, film çekmeyi senaryo yazmaktan daha çok sevdiğinizi söylemiştiniz. Türkiye sinemasında bir filmi yeniden çekecek olsaydınız bu hangi film olurdu?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Güzel, hiç düşünmemiştim ilk defa şimdi düşünüyorum. Herhalde Yol’u çekmek isterdim. Müthiş bir hikâye anlatımı var orada ve bambaşka hikâyelerin parçalı gibi görünen müthiş bütünlüklü bir yapısı var. Tabi ki Yol kadar iyi bir film olmazdı ama senaryo üzerinden bakılırsa onu çekmek isterdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta Kıvanç Sezer olmak üzere Alican Yücesoy ve Başak Özcan’a bize vakit ayırdıkları için teşekkür ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-40116 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-scaled.png" alt="küçük-şeyler-kıvanç-sezer-gezici-festival-lavarla" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-scaled.png 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-300x206.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-1024x704.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-768x528.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-1536x1056.png 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-2048x1408.png 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-100x70.png 100w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-218x150.png 218w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-696x478.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-1068x734.png 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-611x420.png 611w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Yazar Notu: Biz bu röportajı yapalı 1 hafta olmadan Küçük Şeyler’in gösterildiği salon sayısı 100’den 4’e düşürüldü. Maalesef, yine seyircinin izleyeceği filmi seçme özgürlüğünü engelleyen tekelleşme problemi yaşıyoruz. Fakat gittiğiniz sinemada görmek istediğiniz film yoksa sinema yönetimine bastırarak bu filmleri gösterime sokabilirsiniz. Nitekim Küçük Şeyler’in gösterimleri seyirci dayanışmasıyla şu an için 9 salona çıkmış durumda. Ankara’da Büyülü Fener ve Kızılırmak&#8217;ta izlenebilir. Daha fazla salonda gösterilmesini sağlamak isterseniz sinema salonlarına istekte ve bir miktar baskıda bulunabilirsiniz. İzleyiciler olarak aslında azımsanmayacak bir gücümüz olduğunu unutmayın. <span style="color: #3bc1e3;"><a style="color: #3bc1e3;" href="https://lavarla.com/bagimsiz-sinemalar-icin-birlesin-giseleri-kapatiyoruz/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bağımsız yapımcı ve yönetmeleri</a></span> desteklemek ve izleyiciler olarak film çeşitliliğimizden olmamak için dayanışmayla kalın.</p>
<p style="text-align: justify;">*Bülent Ortaçgil &#8211; Küçük Şeyler</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Hep &#8216;Küçük Şeyler&#8217; Bizi Usandıran*&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıvanç Sezer: &#8216;Ankara&#8217;da film çeksem kışın çekerdim&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/</link>
					<comments>https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doruk Erdal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2016 09:17:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[babamın kanatları]]></category>
		<category><![CDATA[Kıvanç Sezer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=7828</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Henüz vizyona girmeden yurt içi ve dışından birçok ödül alan Kıvanç Sezer&#8217;in ilk uzun metrajlı filmi Babamın Kanatları&#8216;nın Ankara galası 25 Kasım &#8211; 1 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen 22. Gezici Festival kapsamında yapıldı. Filmin, Ankara doğumlu yönetmen ve senaristi Kıvanç Sezer&#8217;le gösterim öncesi samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisiyle Aspava&#8217;dan Barış Bıçakçı&#8217;ya, Babamın Kanatları ile başladığı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kıvanç Sezer: &#8216;Ankara&#8217;da film çeksem kışın çekerdim&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Henüz vizyona girmeden yurt içi ve dışından birçok ödül alan Kıvanç Sezer&#8217;in ilk uzun metrajlı filmi <em>Babamın Kanatları</em>&#8216;nın Ankara galası 25 Kasım &#8211; 1 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen <a href="http://lavarla.com/seyyar-otobus-22-gezici-festival/">22. Gezici Festival</a> kapsamında yapıldı. Filmin, Ankara doğumlu yönetmen ve senaristi Kıvanç Sezer&#8217;le gösterim öncesi samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisiyle Aspava&#8217;dan Barış Bıçakçı&#8217;ya, <em>Babamın Kanatları</em> ile başladığı üçlemesinden kentlerin betonlaşmasına kadar birçok konuya değindiğimiz sıcak sohbetimiz için sözü kısa kesiyoruz:</p>
<figure id="attachment_7875" aria-describedby="caption-attachment-7875" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-7875" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-Roportaj.jpg" alt="lavarla-kivanc-sezer-roportaj" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-Roportaj.jpg 960w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-Roportaj-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-Roportaj-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-Roportaj-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-Roportaj-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-7875" class="wp-caption-text">Kıvanç Sezer, Doruk Erdal, Ahmet Emre</figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><strong>Ankara&#8217;ya geldikçe dışarı çıktığınızda nerelere giderdiniz, gidiyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Nefes’e, Eskiyeni’ye, Sakarya’da bira içilen mekanlara giderdik. İlk geldiğim zamanlarda Tunalı falan yeni yeni canlanıyordu ama son zamanlarda geldiğimde Tunalı’ya da gidiyorum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Aspava’ya gittiniz mi daha önce? Gittiyseniz İstanbul’daki Büfe Kültürü mü Ankara’daki Aspava Kültürü mü?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Evet gittim. Aspava kesinlikle daha iyi. İkramları güzel. Neydi açılımı?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ankara’da çekilen filminiz de dahil kısa filmlerinizi izlemek isteyenler neler yapmalı? </strong></p>
<p style="text-align: left;">O kısa filmler denemeydi aslında, çok da iyi olmayan filmlerdi. Benim açımdan kendimi denediğim filmlerdi. İçinde bulunduğum kısa filmler oldu ama sayarken iki kısa filmim ve bir belgeselim var diyorum. Ankara’da çektiğimiz kısa film <em><a href="https://www.youtube.com/watch?v=6to_G92HNmc">Heykelin Düşü</a> </em>de o saydıklarımdan biri, onu bulabilirsiniz sanıyorum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ankara sinematografik açıdan verimli mi sizce?</strong></p>
<p style="text-align: left;">İstanbul’un büyük bir kısmı ve Türkiye’nin bütün şehirleri artık birbirine benziyor. Ankara’yı da buna dahil edebiliriz belli ölçüde, yani Ankara’nın periferinde sizi belli bir yere koysak orası Malatya da olabilir, Adana da olabilir. Şehirlerin mimarisini özgün olmaktan çıkardılar son 30-40 senedir. Dolayısıyla bütün şehirlerin benzer oranda sinematografik olduğunu düşünüyorum. Tabii Kapadokya, Tarihi Yarımada gibi özgün yerleri ayrı tutuyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Ankara’da mesela Seyfi Teoman<em> Bizim Büyük Çaresizliğimiz</em>’i çekti, sinematografisi oldukça iyidir. Sinematografi benim için tek başına güzel görüntüler, güzel doğa demek değil. Anlatılan öyküyle yakından ilişkili, mesela bürokrasi veya devlet üzerinden bir film çekseydim Ankara’yı düşünürdüm.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Peki Ankara’da bir film çektiğinizi varsayalım, karakterinizi Ankara sokaklarında uzun bir sekansta yürütüyorsunuz. Nasıl bir müzik yerleştirirdiniz ve mevsim ne olurdu?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bir kere Ankara’da kışın çekerdim, yani yazın Ankara’da ışık doğru değil. Yürüme sekansına da kış olduğunu varsayarak, Chopin olabilirdi. Ayzenştayn’ın bir önermesi var ben de katılırım o önermeye; filmde kullandığınız enstrümanlarla filmdeki mimari malzeme birbirine yakın olmalı der. <em>Babamın Kanatları’</em>nda mesela rock müziği kullandık çünkü inşaattaki malzemelerle enstrümanlar benzeşiyor. Dolayısıyla Ankara’ya klasik müzik giderdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-7877" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer.jpg" alt="lavarla-kivanc-sezer" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer.jpg 960w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Türk sinemasının biraz daha sıradan, yani her zaman gördüğümüz ama dikkatimizi yöneltmediğimiz insanların hikayelerine yöneldiğini görüyoruz. Bunun nedeni nedir sizce?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Türk sinemasının içinde yaşadığımız sistemi, zorlukları, mücadeleleri karşılayacak bir noktaya geldiğini düşünmüyorum hala. Yaşadıklarımıza kıyasla çektiğimiz filmler çok küçük bir alanı oluşturuyor. Ama sanat filmi dediğimiz filmlerde bireyin yalnızlığı, sanatçının buhranları falan gibi meselelerin hala daha yoğun işlendiğini görüyorum. Ama zıttı örnekler de var; bizim film, <em>Toz Bezi, Kalandar Soğuğu, Zerre</em> gibi. Türkiye’de emeğin ve emeğin karşılaştığı zorlukların Belçika’da Dardenne’lerin, İngiltere’de Ken Loach’un, Fransa’da Laurent Cantet’in anlattığı biçimde görünürleşmediğini ve çok daha açık bir şekilde görünürleşmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bir röportajınızda İran sinemasına selam çakıyorsunuz. Sizce hikayenin coğrafyası olur mu? Doğu hikaye konusunda daha mı bereketli?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Genelleme yapmayı sevmiyorum ama Batı insanı, yani Batı kültüründe yetişen insan, özellikle Avrupa merkezli konuşuyorum, daha rasyonel hareket ediyor. Hayatında daha rasyonel kararlarla hareket ediyor. Doğu insanıysa, Türkiye&#8217;den başlayıp Doğu’da istediğimiz yere kadar götürebiliriz, daha duygusal hareket ediyor.  Bu bir fark yaratıyor. Ve bu farkı sinemada Doğu insanını ele alma biçimi anlamında baktığımızda tam karşılanamadığını düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Doğu sineması kendi karakterlerini insanının o duygusallıkları üzerinden yaratıyor. Batı kültürüne yetişmiş sinema eleştirmenleri, seyircisi onu izlediğinde anlayamayabiliyor. Halbuki biz izlediğimizde anlıyoruz, hissediyoruz. İşte bu perspektifte İran sinemasının içinden Kiarostami gibi, Farhadi gibi ve Mecidi&#8217;yi de katabiliriz buraya, böyle yönetmenler çıkıp doğu insanını anlatma meselesini çok iyi üstleniyorlar. Onun için İran sinemasını hem seyirci olarak çok seviyorum hem de kendime örnek olarak alıyorum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Üniversite öğrencisiyken çalıştığı inşaattan düşerek vefat eden Ömer Çetin’in  anısına yapılan filmin senaryosunu yazmaya nasıl karar verdiniz? Ne zaman yazmaya başladınız?</strong></p>
<p style="text-align: left;">2010 yılında gazetede Ömer Çetin&#8217;in haberini okudum, bu haber beni çok etkiledi. İstanbul&#8217;da bir üniversite öğrencisi hem de edebiyat öğrencisi harçlıklarını çıkartmak için şantiyede çalışırken düşüp ölüyor. Bir yoksulluk hikayesi, inşaat işçilerinin çoğu yoksul. Haberi okuduktan sonra inşaat işçileri üzerine araştırma yapmaya başladım ama film yapma fikri 2012 yılında kafamda oluşmaya başladı. İlk başta bu konuda film yapmaya cesaret edemedim, onlardan birisi olmadığım için iyi yapabilir miyim, bana mı düşer bunu yapmak tedirginliklerini yaşadım. Sonra fark ettim ki çok farklı değil hikayeleri, set işçileri, maden işçileri aynı şekilde istihdam ediliyor, aynı güvencesizlikle, aynı risklerde. 3 yıllık bir çalışma sonucunda 2015 Kasım ayında filmi çektik.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7873" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-2.jpg" alt="lavarla-kivanc-sezer-2" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-2.jpg 960w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-2-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-2-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-2-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-2-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>İlk uzun metrajlı filminizden bu kadar büyük başarı bekliyor muydunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Evet, festivallerden bazı ödüller aldık ve mutluluk verici. Ama benim için asıl başarı bu hikayeyi insanlara ulaştırabilmek. Bunu yapabilirsek şayet asıl başarının bu olduğunu düşünüyorum. Gişe geliri anlamında da söylemiyorum bu arada. Geniş kitleye ulaşmak şu açıdan önemli.</p>
<p style="text-align: left;">Diyelim ben bir film yaptım 5 bin kişi izledi ve 5 bin kişi de festivallerde izledi. Belki sonradan 20 bin kişi de korsandan izledi diyelim. 80 milyonluk Türkiye’de 30 bin kişi izleyince yönetmen kendisine “Ben niye yapıyorum o zaman bunu? “ diye sorar ve bu çok umutsuzluk verici bir şey. O yüzden benim için başarı sayılabilecek şey insanlara ulaşmak. Bekliyor muydum kısmına gelecek olursak, evet bekliyordum. Çünkü her yönetmen yaptığı filmin iyi olduğunu düşünür ve her zaman başarı bekler.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Filmin ilk gösterimi Avrupa’da yapıldı. Türkiye’ye göre oradaki işçilerin daha güvenli koşullarda çalıştığını söyleyebiliriz. Yurtdışındaki gösterimlerde anlatılan hikayeyi anlayabildiklerine inandınız mı?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Evet, filmin ilk gösterimi Karlovy Vary Film Festivali’nde yapıldı. Karlovy’de, Brezilya&#8217;da Fransa&#8217;da hep aynı soru soruldu diyebilirim. “Sizde iş yasası yok mu?”  Var ama denetlenmiyor ve düzgün uygulanmıyor, diyorum. Aslında baktığımızda Türkiye&#8217;nin yasaları oldukça ileri. Karlovy Vary&#8217;de izleyicinin bir kısmında bu adam da abartmış bu kadar da olmaz düşüncesinin uyandığını hissettim. Ama baktığımızda Güllük’te 6 işçinin zehirlenmesi, Davutpaşa,  Marmara Park burada olanlar akıl alır gibi değil. Çok küçük önlemlerle ölmeyecek insanlar ölüyor. Bu durum, bende insan hayatının değerinin olmadığı düşüncesini uyandırdı. İşçiler de kan parası meselesi üzerinden kendi değerlerini, &#8216;ben ne kadar ederim&#8217;i düşünüyorlardır. Geldiğimiz noktada bir insan olarak değil ederi kadar davranılıyor. Türkiye&#8217;de bu konular bilindiğinden film daha çok ilgi gördü.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Üçlemeniz bu yoldan mı devam edecek?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Tam bu yoldan devam etmeyecek. <em>Babamın Kanatları</em> konutlaşmayla ilgili, mesela Esenboğa’dan gelirken bina görüyorsun ve başka bir şey yok. O zaman şu soruyu soruyorsun kendine; kim bu insanlar? İstanbul’da Halkalı’ya, Beylikdüzü’ne gittiğim zaman bu soruyu soruyorum. Ve cevabını bilmiyorum. Sadece o evler için uzun süreler kredi ödediklerini biliyorum. Ama o evlerin yapımında nelerin döndüğünü de biliyorum. Bu perspektifi genişletebilecek bir üçleme tasarladım; <em>Babamın Kanatları</em> konut inşaatındaki inşaat işçisinin hikayesiydi. İkinci film o konutlardan ev alan beyaz yakalı bir çiftin hikayesi olacak. Üçüncü film ise o konutları yapan müteahhittin hikayesi olacak. Böylelikle de 2010’ların Türkiye’sindeki bu konut rantını ve ekonomik çarkı üç filmde birbirinin içine geçirerek göreceğiz.</p>
<p style="text-align: left;">İkinci film bir yönüyle de Barış Bıçakçı’nın <em>Sinek Isırıklarının Müellifi </em>kitabını hatırlatan bir film olacak. O da Ankara’daki toplu konutlarda yaşayan bir çiftin hikayesini anlatıyordu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bu üçlemeden sonra da toplumsal sorunlar üzerine film çekmeye devam edecek misiniz? Bu konuda etkilendiğiniz başka bir konu oldu mu?  </strong></p>
<p style="text-align: left;">Greif direnişi beni çok etkilemişti. İstanbul’da çuval üreten bir fabrika ve fabrikanın içerisinde 50’ye yakın taşeron şirket var. İşçiler baya kötü koşullarda çalışıyor. İşten atılan bir işçiyi, geri aldırabilmek için başlayan hareket giderek organize bir hale geliyor ve taşeron sistemini kaldırmak için fabrikayı ele geçiriyor. Fabrikada farklı siyasi görüşte işçiler komiteler kurmuşlar ve müthiş bir dayanışma örneği vardı. Birkaç defa oraya gidip gelmiştim. Onlara destek videosu filan da çekmiştim. Beni çok etkilemişti. Hani onunla ilgili bir film çeker miyim derseniz bilemiyorum. Türkiye’de konu olarak baktığınızda zibil gibi konu var diyebilirim. Şu an da tam kestiremiyorum şu konuda filmler yapacağım diye. Önceliğim üçlemeyi bitirmek.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Filmin festivallerde çok ses getiren müziklerine de değinecek olursak Bajar ile bir geçmişiniz var mıydı? Sizce neden bu kadar ses getirdi?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Vallahi neden bu kadar ses getirdiğini bilemiyorum. Beğeniyor insanlar ne güzel. Ben filmin senaryosunu yazarken sürekli Bajar’ın iki albümünü dinliyordum. Mesela onların <a href="https://www.youtube.com/watch?v=BglLZBxXrKI"><em>Amele (Emele</em><em>)</em></a> diye bir şarkısı vardı. Doğrudan bu meseleyi anlatıyor. Filmin müzikleri ile ilgili birgün dedim ki ya aslında rock soundu benim filme çok uyar. Bajar da Kürtçe rock yapan bir grup. Sonra Vedat (Yıldırım) ile konuştuk. Sıcak karşıladılar. Çünkü aslında onlar da bu tür hikayeleri önemseyen bir grup. Filme bir şekilde duygu ve coşku kattı. Kafamızda devamı için güzel bir proje var ama ne zaman yapabiliriz bilemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İnşaat işçilerine bir gösterim yapmayı düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Düşünüyorum. İstanbul’da vizyon sırasında da ve vizyon sonrasında da gösterimleri yapacağız. Biz mesela kurgu aşamasında da şöyle bir şey yaptık. Kurguyu bitirdikten sonra ofiste bir halk günü yaptık. Toplumun farklı kesimlerinden oluşan 20-25 kişilik bir gruba ham kurguyu izlettik ve devamında filmle ilgili bir anket dağıttık. Oradan gelen eleştiriler üzerine kurguda bazı küçük değişikliklere gittik. Belki de seyirci ödüllerinde onun da etkisi olmuştur. Çünkü ben seyircinin fikirlerine önem veriyorum. Ana akım bir sinema yapmıyorum ama seyirci benim için her zaman çok önemli. Benim için hedef insanların yüreklerine ulaşmak.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7874" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-3.jpg" alt="lavarla-kivanc-sezer-3" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-3.jpg 960w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-3-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-3-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-3-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2016/12/Lavarla-Kivanc-Sezer-3-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gezici Festival hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">İzmir’de okurken Gezici Festival’in getirdiği filmlerle sinemayı tanıdım ben. Şimdi çok sevdiğim yönetmenleri, Françoiş Truffaut, Jean-Luc Godard, Ingmar Bergman’ı… O zamanlar bu tür filmleri bulabileceğimiz imkanlar yoktu. İzmir Sanat’ta sabaha kadar süren gösterimler oluyordu. Benim için sinema coşkusunu aşılayan şeylerden bir tanesi olmuştur. Ayrı bir yeri ve önemi var. Yarışmasız bir festival olması, öte yandan bir ağırlığının olması ve her sene illerin değişmesi de güzel bir şey. Ankara’nın başlangıç noktası olması da hoş. Ama umarım festivallerin ötesinde Ankara, İstanbul’un tekelindeki diyebileceğimiz bu sinema düzenini de yıkabilir. Diziler çekiliyor gerçi fakat devamı da gelmeli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sizce Ankara için ışık var mı?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Tabii ki var. Bence İstanbul’un dışına çıkmalı artık. Bu Ankara olabilir. İzmir, Antalya, Bursa&#8230; Ama kitle olarak baktığımızda sanki Ankara bu diğerlerine göre bir tık öne geçiyor gibi. Hem sanatı talep eden hem de onu üretmek için gerekli ekipmana ulaşım açısından. Nitelikli insan anlamında…</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Son olarak tek bir kelime veya cümle ile Ankara size neyi ifade ediyor? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sonbaharı.</p>
<hr />
<p style="text-align: left;">Bu samimi röportaj için Kıvanç Sezer&#8217;e tekrar teşekkür edip, <em>Babamın Kanatları</em>&#8216;nın 2 Aralık 2016 (Bugün) vizyona gireceğini hatırlatalım. Ayrıca Gezici Festival&#8217;de gösterimini kaçırıp üzülenler için de güzel bir haberimiz var. Kıvanç Sezer, 4 Aralık 2016 Pazar günü Ankara Büyülü Fener Sineması&#8217;nda seyirci gününe katılacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Fotoğraf desteği için Gezici Festival&#8217;e teşekkürler. Ayrıca Gezici Festival ekibine de teşekkür ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Söyleşiyi gerçekleştirenler: <a href="http://lavarla.com/author/lizoglan/">Ahmet Emre</a> ve <a href="http://lavarla.com/author/doruk-erdal/">Doruk Erdal</a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kapak fotoğrafı içinse <strong>ink.84</strong>&#8216;e teşekkürler. Çizimlerine <span style="color: #ff9900;"><a style="color: #ff9900;" href="https://www.instagram.com/ink.84/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>instagram</strong></a></span> hesabından, kendisine ise mail adresinden (<strong>arkakapak@hotmail.com</strong>) ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p><a href="https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kıvanç Sezer: &#8216;Ankara&#8217;da film çeksem kışın çekerdim&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
