Karantina ile beraber korku ve kısılmışlık hissinin yanında bir şükran duygusu da geldi. Daha evvel farkında olmadığımız tüm güzel anlar şu aralar sık sık düşüyor aklımıza, en azından benim aklıma. Son zamanlarda okuduğum bir kitapla, o anların ne olduğunun tanımını yapabildim kendime. Meik Wiking’in Hygge-Danimarkalıların Mutluluk Sırrı adlı kitabı.

Birkaç yıl evvel popüler olmuş bir kitaptı Hygge ancak böyle zırvalara harcayacak vaktim olmadığını düşündüğümden yakınına dahi yaklaşmamıştım. Ne kadar önyargılıymışım. Karantina ile beraber yine elime düştü Hygge, ya da ben kitabın eline düştüm. Kitap, Danimarkalıların dünyanın neden en mutlu insanları olduğunu Hygge kavramı çerçevesinde açıklıyor esasında. Ambiyans, yakınlık ve sıcaklık olguları üzerinden daha geniş bir bakış açısına ulaşıyoruz: anda olma ve anın tadını çıkarma, yakınlığın farkında olma ve bundan keyif alma. Karantinada tüm o özlediğim her şeyin esasında Hygge olduğunu kitabı okurken farkettim. Neydi özlediklerim?

Arkadaş evinde battaniye altında karlı ve güneşli bir Ankara sabahına uyanmak

Ankara yine yapmıştır yapacağını. O kadar kar yağmıştır ki; gel bize, yarın gidersin der arkadaşın. Eve geçersiniz. Salon koltuğu açılır, bir çift battaniye peyda olur. Perdeleri, tülleri çekersiniz iki yana, ikiniz de girersiniz battaniyenin altına. Karı izleyip, sohbet ederken uyuyakalırsınız. Ertesi sabah uyandığınızda kahvaltı etmek bir yüktür. Zaten kırmızı beyaz çatılara ince ince yağan kar doymanıza yeter de artar. Biri cesaret edip pencereyi açar, hazır battaniye dışındayken de bir tütsü yakıp geri gelir. Sabah soğuğunda, yasemin kokusu ile hayallerinizi konuşursunuz. Gözleriniz yine pencerede, Ankara’yı güneş selamlıyordur.

Sonsuz kahve eşliğinde bitmeyen pazar kahvaltıları

Kocaman bir pazar kahvaltısı, artık yemekten nefes alamaz haldesinizdir ancak o masa toplanmaz. Kahve üstüne kahve gelir. Ayaklarınızı bir tabureye uzatmış veya kendi sandalyenizde bir daha muhtemelen deneseniz de beceremeyeceğiniz bir pozisyonda oturmaktasınızdır. Güneş başta tatlı tatlı ısıtır, hafiften bir rüzgâr eser; ancak zamanla sıcak kavurur. İstemeye istemeye o masadan kalkılır. İlginçtir ki kahve içmeye gidersiniz, yeterince kahve içmemiş gibi.

Mütevazı bir çilingir masasında, fonda Türk sanat müziği ve sıcacık bir muhabbet

Rakı, üzerine en çok konuşulan kavramlardan biri. Hepimizin kafasında da ayrı ayrı genellemelere sahip bir gelenek. Belki daha ilk rakımı içmeden Vesikalı Yârim’i görmektendir, rakı bende hep hüznü çağrıştırır. İlginçtir ki çağrışıma tezat, şimdiye kadar oturduğum hiçbir rakı masası kederli olmadı. Kutlama için ya da sebepsizce, sırf uzun süredir oturmadık diye açtığımız yüzlük, imece usulü hazırladığımız mezelerle donalı masamızda yer bulur. İlk duble sonrası âdettendir diye TSM açılır, masada herkes ortaya kültürel birikimini serer. Olmaz ama, olur da biri siyasete girmek isterse “Bırak Allah aşkına onu da, haberin var mı” ile başlayıp bilinmeyen bir muhabbet açar bir başkası. Çilingirde hayatı kutlarsınız, paylaşımlarınızı kutlarsınız, o sıcacık keyifli ortamınızı kutlarsınız. Üstüne de kaynattığınız çorba içilir, herkes usulca yataklara yollanır.

Baharda Atakule’den Kızılay’a yürümek

Genelde Cebeci-Kızılay rotası revaçtadır ancak ben Çankaya ve İran Caddesi üzerinden yollanarak önce Kuğulu’ya, oradan da Güvenpark’a ulaşmayı çok severim. Kışın bu rotayı yürümesi kaygan kaldırımlardan ötürü zordur ancak bir bahar günü kuş sesleri ve yeşillenen ağaçlar eşliğinde inanılmaz keyiflidir.

Güzün akşamüstü, elinizde parkın hemen ilerisindeki zincir kahveciden aldığınız sıcacık kahve eşliğinde Seğmenler’de müzisyenleri dinlemek

Yerler sarı ve kırmızının tonları yapraklarla dolu, pespembe gökyüzü, başınızın yanına devrilmemesi için büyük bir özenle yerleştirdiğiniz sıcacık kahveler ve fonunuzda sanki sizin için her zaman Seğmenler’de hazır bekleyen bir müzisyenin sesi. Çimlerde uzanmışsınızdır ve o an sizden daha huzurlusu yoktur. O kadar huzurlusunuzdur ki, o huzur halinin devam etmeyeceğini bildiğinizden üzülürsünüz. Gökyüzüne, yeryüzüne, yanınızdakine, sahip olduklarınıza ve kendinize teşekkür edersiniz.

Korku filmi gecesi

Başınızı camdan uzattığınızda, neredeyse burnunuzun düşeceği kadar keskin bir soğuk hâkimdir. Ocakta patlamakta olan mısırların sesi eşliğinde, yan odadan hemen kalınca iki yorgan yerde sürünerek salona serilir. Mısırlarınızı ve içeceklerinizi alır, hazırladığınız yer sedirine sosyal mesafelenmeden bihaber sıkışırsınız. Perdeler çekilir, telefonlar koltuk üzerine atılır ve film başlar. Mutlaka filmi baştan sona izlemiş, bu nedenle sizin tepkilerinizi izleyen ve en çok korkan kim ise onu uyaran bir arkadaşınız ortamı yumuşatır. Korku filmi gecesi amacından sapar; gülmekten gevşediğiniz bir gecedir artık.

Ankara’ya yakın yerlere yapılan yolculuklar

İlginç çalma listeleri, müzikten asla memnun olmayan bir güruh, arkada sıkışmaktan can vermek üzere olan arkadaşınız, dikkatini trafikte tutmak için ekstra çabalayan günün şanslısı şoför arkadaşınız, bir daha bu kadar kalabalık gitmemek üzere edilen yeminleri takriben bir önceki yolculuğunuzda ettiğiniz benzer yeminleri hatırlama merasimi, sürekli mola isteyen siz ve asla bitmeyecekmiş gibi gelen yolculuk. Eğer hâlâ göz atmadıysanız Lavarla’nın Uzun yol Şarkıları ve Ankara’ya Yakın Tatil Yerleri yazılarına göz atmayı da unutmayın. Bu günler bitince yapacağınız ilk yolculuğunuza ilham olur belki de, ne dersiniz?

________________________________________________________________________

Bir öneri: Pazartesi sabahlarımın hyggesi de uzun zamandır İncelikler. İncelikler, bir önceki haftanın okumalarını ve keşiflerini içeren bir e-posta servisi. Sağlıklı ve inceliklerle dolu bir geleceğe, hoşça kalın.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here