Çocuk yaşımda, Yeşilçam filmlerinin ekranlarda yer bulabildiği bir dönemde, kafamda Türkan Şoray ile Hülya Koçyiğit’i karşılaştırdığım, saçını sevmediğim için Tarık Akan’ı yakışıklı bulmadığım, bıyıklı ve bıyıksız haliyle Kadir İnanır’ın iki farklı insan olduğunu zannettiğim günlerde; filmler, ekrandan akıp giden, oyunculardan ve olaylardan oluşan bir eğlenceydi benim için. Türkan Şoray’ın filmde içtiği gazozun markasına bakmak, Ediz Hun ile buluştuğu çay bahçesi neresidir diye düşünmek, Sevmek Zamanı’ndaki boş arsanın bugün İstanbul’un neresine denk düştüğünü araştırmak gibi dertleri ise yıllar sonra okuduğum bir Orhan Pamuk kitabı ile edindim.

Okuduğu kitap ile hayatı değişenlerden oldum mu bilmiyorum ancak baktığım yerde var olanı görmek yerine olmayanı aramak huyunun bende zuhur ettiği başka durumlar da oluştu zaman içerisinde. Bunlardan birisi de, annemin Demetevler’deki lunaparkta oyuncak bir fincanının içerisinde tek başına oturan abimi çektiği fotoğrafın da yer aldığı 400 küsur fotoğraflık aile albümümüzdü. Yeşilçam filmlerini eğlenmek için izlediğim çocuk zamanımda bu fotoğrafa bakar ve abimi hiç bilmediğim bir yerde yapayalnız bırakmışlar diye düşünerek içli içli ağlardım. Abimin orada yapayalnız olamayacağını, fotoğraf makinesinin gerisinde birisinin olması gerektiğini elbette daha erken keşfettim. Oturduğu fincanın nerede olduğu, niye orada olduğu, bugün var olup olmadığı ile alakalı merakım ise kocaman poşeti yatağın üzerine döküp de bir hevesle 5 yaşımdaki halimle Kuğulu Park’ın çitsiz havuzunun kenarında annemin elini tutuşuma yeniden baktığımda oluştu.

Bir aile yadigarı olan “gülünce kısılan” gözlerin bende abimin üzgün olduğu etkisi yarattığını da itiraf etmeliyim.

Aile albümümüzü çoktan ezberledim. Vaktiyle düğünlerde birbirlerini dansa kaldıranların kadınlar olduğunu, damatların kocaman papyonlar taktığını, gelinliklerin pembe veya mavi olabildiğini, askerlik fotoğraflarının albümlerde kıymetli bir köşe oluşturduklarını, şehir dışından gelen misafirlerin Anıtkabir’e götürüldüğünü, bebek fotoğraflarının arkasına “elinizi öpmeye geldim” yazılarak yakın akrabalara postalandığını da çoktan öğrendim. Diğer öğrendiklerim arasında en kıymetli olanı ise kentlerin hızlı değişmesi oldu. Bir bu kadar daha fotoğraf olsa, bir bu kadardan çok daha fazlası olsa, tüm Ankaralılar kendi albümlerini açsa keşke dediğim bir zamanda Antoloji Ankara hesabı ile karşılaşmak ise sanırım evrenin bana benden başka kimsenin farkına varmadığı bir hediyesi oldu.

Hissiyatımı biraz olsun anlatabilmişsem, Antoloji Ankara tüm Ankara’nın hediyesi olabilmiş demektir ve size “Ankara’nın hiç görmediğiniz bilmemkaç ilginç fotoğrafı” olmaktan çok daha fazlasını verecektir.

1960’lı yıllar, Ankara’da bir ilkokul… Öğrenciler, Amerikan yardımı olarak yurda gelen sulandırılmış süt tozlarını içmek için sıradalar…

 

Yıl 1971… Kraliçe II. Elizabeth Ulus’ta…

Bahçelievler Son Durak, 60’lı yılların sonu… Arkada 7. Caddenin girişinde yer alan meşhur Eser Sitesi…

Yıl 1964… Bugünkü TBMM binası önü…

Antoloji Ankara hesabını kimin yönettiğini bilmiyoruz, bu işi görünür olmadan yapmayı tercih etmiş bir Ankara sevdalısı diyebiliriz kendisi için. Çok uzun değil, birkaç yıldır merak saldığı fotoğraf arşivciliğini Ankaralılar ve Ankaraseverler ile paylaşmak için açmış Twitter hesabını.

Kumrular Sokak… 1981 ve bugün..

Yıl 1956…Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Atatürk Bulvarı’ndan Kuğulu Park istikametine iniyor. Arkadaki arazi bugün Seğmenler Parkı.

Sene 1959… Dönemin ABD Başkanı Dwight Eisenhower Ankara ziyareti kapsamında Atatürk Bulvarı’ndan geçiş yapıyor…

Hesabı açmasının üzerinden henüz 3 ayı geçmesine rağmen takipçi sayısı 10 bini geçti, içerik sitelerine konu oldu, Ankaralının en sevdiği sosyal medya hesaplarından biri haline geldi bile. Bu ilginin sebepleri nedir diye sorarsanız yekten bir Ankara sevgisi olabileceğini söyleyebiliriz en genel haliyle.

Polatlı 1921 Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından Mehmetçik, kazanılan büyük zaferi kutlarken 

Ancak hesabı gerçekten farklı kılan ilk kez gördüğümüz fotoğrafları paylaşmasının yanı sıra bu fotoğrafların günlük yaşama dair olması.

1960’lı Yıllar… Ankara’da bir Kurban Bayramı arefesi… Yer Opera Kavşağı…

İran Caddesi, 60’ların sonu… Sağ taraf bugünkü Seğmenler Parkı, yokuşun tepesindeki yapı ise Cumhurbaşkanlığı Köşkü…

Sene 1962… Gençlik Parkı’nı ziyarete gelen misafirler için üretilen Mehmetçik adlı lokomotif yolcularını gezdiriyor.

Gündelik yaşamın arka planını oluşturan anlardan ise şehrin kıyısını köşesini yakalayabiliyorsunuz. Hesabın sahibi siz yakalayamazsanız bile bomboş bir arazinin bugünkü Emek’e denk düştüğünü söyleyip sizi ekran karşısında bir anlığına sabitleyebiliyor.

Gençlik Parkı, Sene 1976… Ankara’da sıradan bir öğle yemeği

Sakarya Caddesi – Yıl 1981

 

Kızılay, Yıl 1992… Kızılay-Batıkent Metro hattının ilk istasyonu inşa ediliyor…

Şimdilik Twitter üzerinden devam etmek niyetinde hesabın sahibi; ancak bu hızla giderse daha sağlam bir platforma geçmeyi de düşünmüyor değil.

1930’lu yılların hemen başları… Ankara Urayı (Belediyesi) Otobüslerinden biri I. TBMM binası önünden yolcularını alıyor.

Sene 1957… Bahçelievler’de yer alan Renkli Sinema ve onun küçük misafiri… Sinemanın yerinde bugün Telekom Müdürlüğü bulunuyor.

 

Et Balık Kurumu (Şimdiki Ankamall) kavşağı… Yıl 1971… Yön tabelalarına dikkat

Lavarla’nın gri Ankara için bir renk olduğunu düşünüyor. Gri kısmına her ne kadar katılmasak de Lavarla’nın tıpkı Antoloji Ankara gibi bu şehre bir renk olduğunu bizler de savunuyoruz.

Yıl 1962… Zeki Müren, Kızılay’da bir mağazada hayranlarına mendil imzalıyor.

Yıl 1959…Yazar Ayşe Kulin ailesi ile, “Adı Aylin” romanında da bahsi geçen Kızılay Soysal Apartmanı’ndaki evlerinde.

1960’lı yıllar… TRT Ankara Radyosu spikeri Ülkü Kuranel Kızılay Meydanı’nda canlı yayında.

Son olarak, Antoloji Ankara’nın elinde daha 5 yıl boyunca paylaşabileceği kadar çok fotoğraf bulunuyor.

Yer: Ulus Meydanı, Tarih: 10 Kasım 1969 Saat:09:05…

Antoloji Ankara’nın tüm fotoğraflarını paylaştığı Twitter hesabına buradan ulaşabilirsiniz; yazıda kullanılan fotoğraflar ve açıklamaları bu hesaptan alınmıştır. Belki bu yazı, albümlerinizi açıp Ankaralılar ile paylaşmanız için bir fırsat olur. Elinizdeki Ankara fotoğraflarını antolojiankara@gmail.com adresine atabilirsiniz.

 

 

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here