Menu Kapat
Kapat

Seramik ile akademinin buluşması: Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Türkiye’de seramik sanatına önemli katkılar sunan Hamiye Çolakoğlu’nun mirasını yaşatan ve bir sanatçı adına açılan ilk seramik müzesi olma özelliği taşıyan Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi, arşiv niteliğindeki koleksiyonu ve akademik çalışmalara sunduğu olanaklarla öne çıkıyor. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nden, aynı zamanda Hamiye Çolakoğlu’nun öğrencisi de olan Prof. Dr. Candan Terviel ile sorumlusu olduğu bu müzeyi etraflıca konuştuk. Bu röportajda ayrıca, Çolakoğlu’nun sanat anlayışı ve başkente katkıları ile üniversite müzelerine dair değerlendirmeler de bulabilirsiniz.

Candan Hocam merhaba, ilk olarak sizi tanıyabilir miyiz?

1960 yılında Ankara’da dünyaya gelmiş beş çocuklu bir ailenin ikinci kızı olarak neredeyse tüm ömrünü okumaya, öğrenmeye adamış Ankara sevdalısı bir akademisyenim. Çocukluk ve gençliğim Kavaklıdere ve Küçükesat semtlerinde geçti. 1979 yılında ise Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksek Okulu’nda başlayan öğrenciliğimle Hacettepeli oldum. 1988 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde -öğrencilikle birlikte- 41 yıldır çalışıyorum. Seramik sanat ve eğitim alanında aktif rol aldığımı söyleyebilirim. Bu büyük serüvenin temel kişisi tabii ki rahmetli Hocam Hamiye Çolakoğlu olmuştur.

O halde odağımıza geçecek olursak, Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi’nin öyküsü nedir?

Hamiye Hocamız yaşamını çok iyi planlayan, ne yapmak istediğini çok iyi bilen sanatçı kişiliğiyle sonsuza kadar kalmayı arzu eden, bu nedenle de kendi yaşam öyküsünü daha yaşarken belgelemeyi başarmış bir sanatçıydı. Bölümümüzün en az Hamiye Hoca kadar kıymetli ve uzağı gören hocalarından rahmetli Sıtkı M. Erinç, Toprağın Erki Hamiye Çolakoğlu isimli kitabı, geleceğe kalacak en önemli miras diye düşünerek Hamiye Hoca ile haftalarca çalışarak hazırladı. Müze oluşumunda baş kaynağımız bu kitap olmuştur.

Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi; Cumhuriyet Türkiye’sinde doğmuş bir kadın sanatçının ismini yaşatmak için kurduğu bir hayali gerçekleştirmek, çağdaş sanatı seramik aracılığı ile evrensel eserlere dönüştüren ve bu uğurda çalışarak büyük birikime sahip olan Hamiye Çolakoğlu’nun  eserlerini tüm dünyayla buluşturmak arzusu ile doğdu.

Sanat ve eğitimin iç içe olduğu üniversitemizde bu büyük müzeyi kurma çalışması, başta Seramik Bölümü’nün ısrarı ve çabası, üniversitemizin ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle 10 yıldan fazla süren yoğun uğraşlar sonucunda başarıldı. 3 Mart 2020’de resmi törenle halka açılan müzemiz, dünya tarihinde bir kapanmanın öncesine, pandemiye denk geldi. Açılışından bugüne binlerce izleyici müzeyi ziyaret etti.

İlk olarak, müze onayı alınması amacıyla yerli ve yabancı seramik sanatçılarının yer aldığı “Uluslararası Macsabal Seramik Sempozyumu” koleksiyonundan seçilen eserlerle bir sunum yapıldı, onay sonrası ise 100 civarında Hamiye Çolakoğlu duvar panosu ve formlardan oluşan bir seçki müzede sergilendi.

Kültür Yolu Festivali kapsamında belli başlı eserler ile video gösterisi Ahmet Göğüş Sanat Galerisi’nde izleyici ile buluşturuldu. Üçüncü kez yapılan teşhir ise sadece seramik eserleri değil biyografik bilgileri de içerecek şekilde hazırlandı.

Tabii size sormadan geçemeyeceğim bir konu var ki o da Hamiye Hocamız. Onun önce öğrencisi, sonra aynı kurumda meslektaşı ve hatta şimdi de müzesinin başında olmak nasıl bir duygu?

Hamiye Çolakoğlu yaşamıma yön veren belki de en önemli figürlerden biri. Öğrencisi olduğum günden bugüne sanat ve kültür ile ilgili farkındalıklarımda hep onun izi olduğunu bilirim. Çevresini etkileyen, görgü, bilgi ve insan ruhuna dokunan kişiliğiyle liderimiz olan bir hocaydı. Onunla ilgili konularda gönüllü olarak aldığım sorumluluklar beni hiç yormamıştır. İnanın, bu müzenin kurulmasında da karşılaşılan tüm zorluklar benim için bir yılgınlık sebebi olmadı. Bütün aşamalarında büyük bir gururla, ismini yaşatmak arzusuyla keyifle çalıştım. Halen eğitim alanımız olarak müze bizlere ev sahipliği yapıyor ve bence Hamiye Hocanın ruhu da bizimle. Böylesi bir değerle çalışmış olmaktan ve halen onun için yapacaklarımız devam ediyorken söyleyeceğim tek şey onunla bu yaşamı paylaştığımız için çok şanslı olduğumuz.

Peki, müzenizi ziyaret edenleri nasıl bir atmosfer bekliyor?

Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi, Cumhuriyet’in önemli kazanımlarından biri olan ve 1936 yılında kurulup 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Ankara Devlet Konservatuvarı’nın girişinde yer alan bir müze. Beytepe yerleşkesinin ana giriş kapısına yakın olan konservatuvar binası ve müze, sanatı kucaklayan bütünsel bir sanat ortamı olarak görülebilir. Müze, bir anlamda sahne sanatları ve plastik sanatların bir araya geldiği bir atmosferde izleyiciyi karşılar. Konservatuvarın konser salonunda düzenlenen etkinliklerde de (konser, gösteri gibi), çok sayıda izleyicinin geldiği zamanlar, açık tutulur. Tek kapıdan girilen müzemizin dış duvarları Hamiye Çolakoğlu’nun yaşamından seçilmiş önemli kişi ve etkinliklere ait siyah-beyaz fotoğraflardan oluşturulmuştur. Bu dış duvar daha çok geçmişi çağrıştıran bir film şeridi olarak tasarlanmış ve bir belgesel gibi izleyiciyi kendine çekmesi amaçlanmıştır. Geçmişin izlerini ve kişilerini merak edenlere açıklamalar genellikle o dönemlere tanıklık etmiş seramik bölümü hocaları, asistanları ve öğrencileri tarafından yapılmaktadır.

Yan dış duvarda Hamiye Çolakoğlu’nun son dönem çalışmalarından olan büyük panellere giydirilmiş resimsel seramikleri yer alır. Müze içi ise izleyiciyi beyaz, aydınlık, ışıklı ve zamansız bir dünyaya taşır. Bir ömre sığdırılan eserlerden seçilmiş seramikler, kazanılmış ödüller, Hamiye Çolakoğlu’nu yansıtan bir atmosfer taşır.

Teşhirde bulunan eserler ve sergileme düzeninde zaman zaman değişiklikler olduğu gibi karma sergiler de olmaktadır.

Bağlantılı olarak, müzenin bir seramik müzesi olmasının yanı sıra biyografi müzesi olarak da kurgulanmasının amacı nedir?

Seramik Müzesi, Hamiye Çolakoğlu’nun çalışma alanını ve kurucusu olduğu Seramik Bölümü’nü vurgulamak bakımından önemli. Ayrıca bir sanatçı adına açılan ilk seramik müzesi. Ancak esas olarak çağdaş sanatın, 1950’ler sonrası Türkiye Cumhuriyeti kültür anlayışı ve sanat politikalarına dair izlerin de görülebildiği bir sanatçı biyografisi üzerinden okunmasına fırsat tanır.

Oldukça renkli ve çokyönlü becerileri olan bir kadın sanatçının varoluş öyküsünün en az eserleri kadar önemli olduğu düşüncesindeyiz.

Yeni kuşakların sanat eğitimi almalarında sadece eserleri değil, sanatçıların içinde yaşadıkları dönemsel koşulları da bilerek değerlendirme yapabilmelerini sağlamak açısından sanatçının biyografisi anlam kazanmaktadır.

Sizin akademik yanınızı da bildiğim için sormak isterim, öğrenciler veya araştırmacılar için müzenizde nasıl bir alan sunuyorsunuz? Müzenizin akademiyle ilişkisi nasıl?

Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi bir üniversite sanat müzesi kimliğindedir. Üniversite müzeleri ister bilim ister sanat içerikli olsun içinde bulunulan eğitim ve araştırma misyonundan uzak değillerdir. Çok sayıda akademisyenin ve öğrencinin yararlandığı ortamlardır.

Üniversite müzeleri için kültürün ve gelişmişliğin bir ölçütü demek yerinde olur. Köklü üniversiteler verdikleri eğitim ve birikimleri ile ön plandadır. Bu birikimlerin gösterildiği yerler olarak müzeler ve kütüphaneler sayılabilir.

Kampüsün şehirden uzak oluşu halkın ulaşımı konusunda bir dezavantaj gibi görülse de randevulu ziyaret her zaman mümkün.

Merak ettiğim bir başka konu, müzenin bulunduğu bina ve çevresi düşünüldüğünde, Beytepe Kampüsü’nde yer alan Derman Çeşmesi ve Soyut İnsan Anıtı gibi eserler üzerinden Hamiye Çolakoğlu’nun Ankara’nın kamusal hafızasındaki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Hamiye Çolakoğlu özellikle mimariye kattığı eserleriyle ön planda olan sanatçılarımız arasında yer alır. Ankara’da Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi duvarında yer alan ve Evrende Barış Senfonisi isimli 1985 yılına ait eseri, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yer alan 1984 tarihli Kurtuluş Savaşı Destanını konu alan çalışmaları, içinde bulunduğu toplum ile olan bağını, sevgisini ve sanatçı duyarlılığını yansıtan eserlerden birkaçıdır. Derman Çeşmesi ise Hacettepe Üniversitesi’ne olan sevgi bağını göstermek amacıyla yapılmış, oldukça anlamlı ve kıymetli bir eserdir. 1987 yılında Yarımca Porselende yaptığı çeşmeyi Beytepe Kampüsü’nün girişinde sağ tarafta kendiliğinden akan küçük bir dereyi içine alacak şekilde monte eder. Bu çeşme üç kuşak Çolakoğlu ailesinin bir arada olduğu törende, dualarla açılır. Çeşmenin açılmasından iki gün sonra kardeşi Derman’ın ani kaybı ile tüm aile büyük bir acı yaşar. O günden sonra çeşmenin adı Derman Çeşmesi olarak anılır.

Üniversitemizin kurumsal kimliğini gösteren Soyut İnsan Anıtı ise Seramik Bölümü’nün çok kıymetli hocalarından sanat tarihçi Prof. Kaya Özsezgin’in Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı sırasında ricasıyla hayata geçirildi. O dönem merhum Rektörümüz Prof. Dr. Tunçalp Özgen üniversitemizi temsil eden bir ödül heykelciği için dekanlıktan istekte bulunur. Kaya Hoca bu arayışını dile getirdiğinde Hamiye Hoca elinde bir çalışmasının olduğunu ve görmek isteyip istemediğini sorar. Hemen görelim demesi üzerine bu heykelcik Beysukent’deki kültür evim dediği evden alınır ve rektöre sunulur. Soyut kadın ve erkeğin birlikte olduğu bu çalışma çok beğenilir ve öncelikle Beytepe’ye Anıt şeklinde Prof. Turhan Çetin tarafından inşa edilir. Sonrasında bilim ve sanat ödülleri de artık bu heykel olmuştur. 1997 yılından bugüne her yıl başarılı sanat ve bilim insanları Hacettepe Üniversitesi tarafından bu heykelcik ile ödüllendirilir. Hamiye Çolakoğlu’nun tüm eserleri içinde bu iki eser Hacettepe ile bütünleşmiştir denilebilir.

Röportajımızı bitirirken Hamiye Çolakoğlu Seramik Müzesi’nin geleceğe yönelik planlarını da öğrenmek isterim. Dijitalleşme, geçici veya paydaşlı sergiler gibi projeleriniz var mı?

Öncelikle tüm üniversitemizin müzelerini içine alan kapsamlı bir web sayfası ve dijital arşiv çalışmasının kamuya açık hale getirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Belgeleme ve sunmanın ardından seramik sanat alanını kapsayıcı, çok çeşitli çalışma ve etkinliklere ev sahipliği de yapılabilir. Teşhir sadece sabit eser yerleştirilmelerinden çıkarılıp, görsel, işitsel vb. çağdaş teknolojilerle yeniden ele alınabilir. Çağdaş müzecilik anlamında bu müze, her türlü yeniliğe açık yaratıcı gençlerin olduğu bir okuma, öğrenme ve keyif alanı olarak düşünülebilir. Paydaşlı sergiler, koleksiyonlar ve ortak projeler, farklı yaş gruplarını da içeren çalışmalar yapılmaktadır.

Bu röportaj vesilesiyle başta Hamiye Çolakoğlu olmak üzere Sıtkı M. Erinç ve Kaya Özsezgin Hocalarımı da anma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

 

Pusula Banner

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.