|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Ankaralı, piknikten ne anlar? Sekülerse Ahlatlıbel, muhafazakarsa Millet Bahçesi, takılır işte. Elitse hafta sonu Eymir, halksa Gölbaşı takılır. Civarda ne var ne yok bakmaz. Bilmez. Ortamlarda biliyor gibi yapar ama “Hadi Kirmir Çayı vadisinde takılalım” de bakalım. Güdül ya da Bala kelimelerini hiç cümle içinde kullanmış mı? Ayaş’ın domatesten başka işe yaradığını biliyor mu?
Çünkü Ankaralı bireyin işi doğayla kültürle filan değil birbiriyledir. Muhabbet olsun, tamam. Gerisi olmasa da olur. Muhabbet dediğin de ağaçla salıncakla olmaz ki. İnsanla olur.
Bütün bunların yanında acayip yerlerden piknik yeri çıkarmışlığı da vardır.
Cinnah’tan çıktın, Atakule’den sola döndün ya, galiba Çankaya Caddesi, oradan bir miktar gittin mi eskiden tuğla fabrikaları vardı. Bir de küçük dere akardı. Bir yığın da göl muamelesi gören ama bana su birikintisi gibi gelen şeyler vardı. Mogan’dı, Eymir’di oraların prova gölleriydi belki bunlar. 17 göller derdik biz oraya. Daha bilimsel konuşanlar da “Tuğla fabrikalarının orası” derlerdi. Gerçekte adı neydi bilmiyorum. Mühye filan değildi. Yakındı ama değildi. İşte orada çok acayip bir mekan vardı.
Bir kulübe (mutfak diye çağırıyorlardı) ve açık alanda masalar. Orantısız bir şekilde yığınla tuvalet. Dağ başı. En yakın medeniyet kim bilir nerede?
Ben bir başka acayip mekan Pizza Tek’te çalışırdım. Buraya gündüz rakısına gelirdik. Yerdik içerdik, orada çalışan personel de yer içerdi, hesap isterdik. Bir garson sallanarak hesap çıkarırdı: “Yüz mü deseem, az olur. Bin mi deseem çok olur. Siz üç yüz verin abi.” Söylediği hesap maliyetin altında olurdu.
Bizden başka da pek müşteri olmazdı. Bir yığın çalışan vardı. Hepsi erkek. Hepsinin kafası güzel. Kimi çok neşeli, kimi sessiz. Her şey gerçeküstüydü. “Almodovar film çekiyor şu anda” gibi bir durum vardı.
Bir gün sordum: “Olum siz buradan nasıl para kazanıyorsunuz?” Adam “Balık tutuyoruz abi,” dedi. Balık tutmak mı? Sırıttı. “Evet.” Meğer hafta sonları zavallı Ankaram 17 göllere pikniğe geliyormuş. Bunlar da parayla tuvalet hizmeti veriyorlarmış. O kadar tuvalet ondanmış. Kendileri de sürekli bira içtikleri için çişleri geldikçe kuyruk beklemeyip dereye işiyormuş. Bu da balık tutmakmış.
Bizim gündüz rakısı ekibinde İlhami Abimiz vardı. Meşhur mimar, İlhami Özköse. 10 sene önce yitirdik maalesef. Bu mekanı nereden bulmuşsa o bulmuştu. İlhami Abi, buraya bir nizamiye çizdi, bir logo hazırladı, bir de isim taktı: “Villa de Derbo”. Yani dere boyundaki villa. O logo hiç tabela olamadı ayrı mesele ama hayata geçmesi hariç her şey planlanmıştı.
Pizza Tek o vakit aşırı popüler mekan. Bir grup insan haftada iki üç bir yere gidiyor iki üç araba. Soranlara da “Derbo’ya gidiyoruz,” diyoruz. Arkamızdan soruyorlar: Metin nerede? Derbo’da. Derbo ne? Villa de Derbo yahu. Asla yer tarif etmiyorduk. İnsan bindiği dalı keser mi? Herkes Ankara’da bu isimde asortik bir mekan var sanıyordu.
Sürekli komik bir şeyler oluyordu. Bir gün Derbo’dayız. Birisi geldi, elinde çevirmeli telefon, telefona bağlı uzun kablo kement gibi omza asılmış. Telefonu masaya koydu: “Tilifon geldi Metin tilifon.” “Olm tilifon ne?” “Abi tilifon geldi işte tilifon.”
Adam dağ başında ağaca fırlattı kabloyu, sonra öbür ağaca direğe bir yerlere yok oldu. Bir saat sonra filan telefon çaldı masada. Açtım: “Tilifon geldi Metin tilifon.” Öyle yani. Telefonu bile vardı Derbo’nun.
Hüzünlü hikaye de ekleyelim mi? Bir gün ben gitmedim. Bizimkiler de dönmedi bir türlü. O zaman cep telefonu filan yok tabii. Neyse çıktık, yol boyu arıyoruz bir arkadaşla. Karakollara sorduk filan. Bulduk. Bizim Bilgehan ile Kerim, sen giderken kamyonetle bir kaza yap, yan. Ama nasıl kaza, araba yanmış bitmiş, hurda olmuş. Araba olduğu bile belli değil. GATA Yanık servisinde yatmışlardı. Ben refakatçi kalmıştım. Neler çekmişlerdi. Akşamları halüsinasyon şovları vardı neyse ki. Bilgehan sürerdi araba sandığı sedyeyi. Mal boşaltırdık, kavgalar ederdik. Uzun bir tedavi sürecinden sonra çok şükür yırttı ikisi de. Bilgehan da İlhami Abi gibi yaşamıyor şu anda. Toprağı bol olsun. Bilgehan, Tunalı’nın Esat Dörtyol tarafındaki Ege Deri’nin sahibiydi. Sonra battı galiba. Kerim, Çimenciler’de baletti. Kerimin şimdi dans edebildiğini sanmıyorum ama sapasağlam çok şükür.
Ara ara yoklayacağım bu “acayip mekanlar” serisine, Yaprak Sokak’taki yine eski “Huzuru ve Sakinliği Sevenler Derneği” ve şimdilerde kendine asortik bir isim bulmuş Bağlayan’daki Akvil’i yazmayı düşünüyorum. Önerileriniz varsa lütfen sosyal medyadan bildirin. Ya da [email protected] adresini yoklayın.
Kapak fotoğrafı: Çıtır Metin Solmaz, Pizza Tek-1986



















