Çocukluğunda karne hediyesi olarak bisiklet alınan bir neslin, üniversiteyi kazanınca da ödül olarak araba beklemesi kaçınılmaz oluyor. Bu durum için sadece gençleri suçlamak olmaz tabi ki. Bu klişeye sebep olan şey aslında ailelerin çocuklarını motive etmek adına bir arabayı gözden çıkartmasıdır. Üniversite sınavına hazırlanan bir gencin matematik denklemlerinden sonra en çok duyduğu şey şüphesiz ki ailelerinin araba vaatleridir. Yıllarca okula ve dershaneye giderken aşırı dozda toplu taşımaya maruz kalan gencimiz için araba adeta bir lütuftur ve böylece gencimizin araba alma hayalleri başlar. Hayallerden gerçeğe doğru bir gencin araba macerasını gelin evre evre inceleyelim:

1.Evre: Ailelerimizin ardı arkası kesilmeyen vaatleri!
Üniversiteye hazırlanan gencimiz belirli aralıklarla şu sözleri duymaktadır “sen üniversiteyi bir kazan, araban hazır”. İyi bir üniversiteyi kazanma ve araba hayaliyle dolu bir sene çok çalışarak geçip gidiverir.


2. Evre: Fırtına öncesi sessizlik!

Gencimiz nihayet üniversiteyi kazanmıştır ve ailesinden bir araba beklemektedir. Ailemiz başlarda biraz direnir, birinci sınıf geçer ikinci sınıf da geçecek derken tutkulu gencimizin karşısında bu direniş çok uzun sürmez. Gencimizin ayaklarını yerden kesecek o araba sonunda alınır fakat başına geleceklerden habersizdir…


3. Evre: Is this the real life? Is this just fantasy?*
Arabasına kavuşan gencimiz çok mutludur. Artık duraklarda bekleme, otobüs-metro saatine göre hareket etme gibi bir derdi yoktur. Arkadaşlarına verdiği, “hafta sonu kahvaltı için Beypazarı’na gidelim”, “bir Yedigöller kaçamağı yapalım” sözlerini de tek tek yerine getirir. Bu mutluluk sarhoşluğuyla benzine/mazota ne kadar çok para harcadığının farkına varmaz, ta ki ay sonuna doğru harçlığının sadece kaşarlı kare tosta yettiğini fark edene kadar!

*Queen – Bohemian Rapsody


4. Evre: İbrahim Tatlıses Sendromu
Farkındalık evresidir. Arabası vardır ama huzuru yoktur. Tek kişi benzin/mazot giderini karşılamakta zorlanan gencimizin araba hayali bir kabusa dönüşmüştür. Yakıta her gün bir yeni zam gelmektedir. Arabasına tüp taktırma hayalleri kurar ama o da kar etmeyecektir. Benzinden daha fazla zamlanan bir şey olamayacağını düşünürken yeni  okul döneminde araba sticker’ına gelen zammı görür ve gencimiz acı bir gerçekle daha yüzleşir. Her dönem okula araba sticker’ı için ödediği para da yüreğini dağlamaya başlamıştır, İbrahim Tatlıses misali “kaç para bir sticker!!!” diye isyan eder ama boşunadır…


5. Evre: Benzin, zam ve gidilen yol denklemini kurarken Da Vinci’nin şifresi bile çözülür.
En sancılı evredir, artık tüm acı gerçekler gün yüzü gibi ortadadır. Arabasına yakıt yetiştirme derdiyle boğuşurken bir yandan da hayatı sorgular: “gittiğimiz yer aynı ama yollarımız neden ayrı?”. Arkadaşlarıyla arası açılır çünkü artık onlardan kaçar olmuştur. Yakıt derdi üzerine kafa yormak gencimizi adeta küçük bir filozof haline getirmiştir. Her gün aynı yere giden sayısız aracı ve içlerindeki aynı dertten muzdarip insanları düşünmeden yapamaz.

 


6. Evre: “Yemin ederim ben bunu daha önce düşünmüştüm” anı.
Hem yakıt masraflarını azaltmak, hem de arkadaşlarını geri kazanmak için harekete geçilen evredir. Bu evrede gencimiz ortak ulaşım uygulamaları ile tanışır. Bunca zamandır kafasında dönüp duran yakıt paylaşımı fikrini gerçekleştirebilecektir. Arabasıyla barışır, özlemini çektiği sosyal ortamına geri döner. Artık onun için güneş daha parlak, gökyüzü daha mavidir.

Eğer siz de bu gencimizle aynı dertlerden muzdaripseniz ve bir çözüm yolu arıyorsanız tek araba giderek yakıt masraflarını paylaşabileceğiniz TAG uygulamasını buradan indirebilirsiniz.

Gördüğünüz üzere Ankara’da ulaşım zor, toplu ulaşım daha da zor! Ankara’daki toplu taşımayla ilgili hislerinize tercüman olacak yazımıza da şuradan göz atabilirsiniz.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here