Der Süreya, Oteller Hanlar Hamamlar için Sürekli Şiir’de:
İnsan Ankara’da kendine, içine, insana bakar, ondan herhalde.

Her Ankaralının mütemadiyen maruz kaldığı bir klişe vardır. Çoğunlukla İzmirli ve İstanbullular tarafından sarf edilir, cümlenin devamını okumanıza gerek yok gerçi ama yazının anlam bütünlüğü bozulmasın: “Ankara mı? Denizi bile olmayan şehrin nesini seviyorsun ki?”

Sevgili Ankaralı dostlarım, öncelikle belirtmeliyim ki İstanbul’da her gün metrobüse türlü taktiklerle kendini atabilme uğraşıyla geçirilen bir haftanın ardından, hafta sonu bir üç saatini de Boğaz’a ulaşabilme uğruna feda eden, 12 TL verdiği ajda bardakta çayla, kapağını açma tenezzülünde bulunmadığı Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını Boğaz manzarasını arkasına koyup Instagram’da paylaşan birisinin Ankara sevdalısı olmasını zaten bekleyemezsiniz. Ankara’nın ruhuna dokunmak için bir insanın “-mış” gibi yapmaktan çok daha fazlasına ihtiyacı vardır. Çünkü Ankara’da dostlarının her biri denizdir ve kişinin öncelikle o derin sularda yüzmeyi öğrenmesi gereklidir.

Dostluğun harman olduğu, o harmanın giderek bereketlendiği şehirdir Ankara. Ankara’da buluşmaların gözde adresi, Karanfil’in emektar kitabevinin ismi bile “Dost”tur. Ankara, dostunla daha hızlı buluşabilmek adına, semt isimlerini kısalttıran şehirdir. Doğalgaz zamları arttıkça, Cebeci’de, Esat’ta, Dışkapı’da bir hanede çay eşliğinde artan nefeslerdir. Ankara’nın dik yokuşlarını birlikte çıkarken, “Benim nefesim kesildi, biraz da sen konuş,” dediğin dostundur. Ankara onu sevmek isteyen herkese kucak açar. Ankara’da buluştuğun mekânın değil, o mekânda kimle olduğunun bir önemi vardır.

Ankara’da aşk acısı çeken herkesin, başını omzuna koyup ağlayacak bir dostu, dertleşip efkar dağıtacak bir meyhanesi vardır. Ankara’yı koynuna alıp şehri terk eden her kişinin bir gün dönüp sarılacağı bir dostu vardır Ankara’da. Otobüs de kullansa metroya da binse bir şekilde Kızılay’a varacağını kabullenmiştir Ankaralı ve mevzu derin olduğunda Karanfil’in liseli bebelere hitap eden, modernize edilmiş pavyonu andıran rüküş kafelerine bile gitmekten çekinmez.

Ankara’da uzun sessizlik sonrası muhabbeti açmak için çok fazla konu vardır. “Melih Gökçek’in belediye başkanlığı yaptığı Ankara”, “Protokol Konvoyu’nun trafiği felç etmesi”, “Atatürk Orman Çiftliği” ve “Bu yaz su sıkıntı çeker miyiz, barajlar suyla doldu mu?” muhabbetleri ile bütün Ankaralılar ilk konuşmalarında aradıkları samimiyeti yakalar. Bunun yanı sıra takım elbisesine rozeti iliştirilmiş Mülkiyeliler, Bilkentliler, “Hocam burdan bi’ ODTÜ”cüler,  “Cebeci’den şurası iki dakikacı”lar, “ah evet canım ben de TEDliyim”ciler kendi aralarında oluşturdukları gruplarda uzun zamanlı dostluklar yakalarlar.

Her kim olursanız olun, Ankara’yı sevin veya sevmeyin, buraya okumaya ya çalışmaya gelmiş ya da baba evine dönmüş olun, siz istediğiniz müddetçe Ankara size bir kucak, bir dost olacaktır.

En derin dostluklarını Ankara’da edinmiş dostlara ve biricik dostum Hamdi’ye…

Son olarak Haydar Ergülen’den mis kokulu dizeler:

“Ankara: Benim şiirim,
İstanbul: Herkesin şiiri.”

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here