<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kurtuluş arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/kurtulus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/kurtulus/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 14:45:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Kurtuluş arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/kurtulus/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sezgisel izleme güncesinde mart: Scarpetta, Rooster, Kurtuluş ve dahası</title>
		<link>https://lavarla.com/sezgisel-izleme-guncesinde-mart-scarpetta-rooster-kurtulus-ve-dahasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Eker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:45:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[dizi önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[Imperfect Women]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[Rooster]]></category>
		<category><![CDATA[Scarpetta]]></category>
		<category><![CDATA[The Plague]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140488</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Sezgisel izleme güncesi bu ay; beklentileri törpüleyenlerle keyif verenlerin yan yana durduğu; yer yer hayal kırıklığı, yer yer sürpriz barındıran, türler arasında dolaşan bir seçki sunuyor. Çok da haksızlık etmeyelim: &#8220;Scarpetta&#8221; Scarpetta ile başlayalım. Ben de her yerde Nicole Kidman ve beleren gözlerini görmekten sıkıldım ama bu diziye de gereksiz bir acımasızlıkla davranıldığını düşünüyorum. Evet [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sezgisel-izleme-guncesinde-mart-scarpetta-rooster-kurtulus-ve-dahasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sezgisel izleme güncesinde mart: Scarpetta, Rooster, Kurtuluş ve dahası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sezgisel izleme güncesi bu ay; beklentileri törpüleyenlerle keyif verenlerin yan yana durduğu; yer yer hayal kırıklığı, yer yer sürpriz barındıran, türler arasında dolaşan bir seçki sunuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.media-amazon.com/images/S/pv-target-images/b1cf342281f956319e14566b661a97b77c82fbbea07e590d816ea21fb2408f90._SX1080_FMjpg_.jpg" alt="Prime Video: Scarpetta - 1. Sezon" /></p>
<h2>Çok da haksızlık etmeyelim: &#8220;Scarpetta&#8221;</h2>
<p>Scarpetta ile başlayalım. Ben de her yerde Nicole Kidman ve beleren gözlerini görmekten sıkıldım ama bu diziye de gereksiz bir acımasızlıkla davranıldığını düşünüyorum. Evet haklısınız, bölüm süreleri uzun ve dolayısıyla dizi, izlerken ufak baygınlıklar geçirtiyor. Altı bölümde toparlanıp tek sezonda bitirilse mis gibi bir iş olacakken ikinci sezona göz kırparak son derece sönük bir finalle bitmesi benim de tadımı kaçırdı. Ama itiraf edelim ki bir olayın 20 yıl öncesini ve sonrasını izlerken başarılı bir cast ile karşılaşmak etkileyici. Özellikle genç Scarpetta’yı çok beğendim; hali, tavrı, styling&#8217;i beni yakaladı.</p>
<p>Dizinin konusunu özetleyecek olursak, Kay Scarpetta bir adli tıp doktoru ve 20 yıl önce bir seri katilin peşine düşüyor. Bu katil birçok genç kadını öldürüyor ve uzun uğraşlar sonucu yakalanıyor. Aradan 20 yıl geçiyor ve aynı tarzda cinayetler yeniden başlıyor. Böylece “Geçmişte yanlış katili mi tutukladık?” endişesi ve korkusu etrafında kendi soruşturmasını yürüten bir amatör dedektif ve bir doktoru izliyoruz.</p>
<p>Bir <em>Mentalist</em> hayranı olarak Patrick Jane’imiz yani Simon Baker’ı özlediğimi itiraf etmeliyim. Bir de abla Dorothy karakterine bayıldım ve çok keyifle izledim. Yeğen Lucy’e maalesef biraz kuruldum; hele finaldeki seçimi, üf gereksiz ki ne gereksiz. Ama genel olarak izlenebilir bir polisiye olduğunu düşünüyorum. Polisiye severler beklentiyi yükseltmeden şans verebilir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.apple.com/tv-pr/articles/2025/12/apple-tv-unveils-first-look-at-imperfect-women-new-limited-series-starring-and-executive-produced-by-emmy-award-winners-elisabeth-moss-and-kerry-washington-and-created-for-television-by-annie-weisman/images/all-news-images/121825_Imperfect_Women_Series_Announcement_news_16_9_regular.jpg.latest_news_og.jpg" alt="Apple TV unveils first look at “Imperfect Women” created by Annie Weisman - Apple TV Press" /></p>
<h2>Devrimden çiçekli elbiseler: &#8220;Imperfect Women&#8221;</h2>
<p>Öncelikle hem Apple TV+ dizisi hem de başrolünde Elizabeth Moss olmasıyla ister istemez beklentimi yükselttiğimi söylemeliyim. Belki de bu yüzden bir hayal kırıklığı yaşadım. Yine de çok başındayız ve sadece üç bölüm yayımlandı, konuşmak için biraz erken olsa da şu bir gerçek ki dizi çok sönük başladı.</p>
<p>Dizi, 20 yılı aşkındır dost olan üç yetişkin kadından birinin ölümüyle açılıyor ve hem “katil kim?” izliyoruz hem de herkesin sakladığı sırlar neler ve nasıl ortaya çıkacak merak ediyoruz. Buraya kadar her şey güzel ama Elizabeth Moss’a inanılmaz domestik bir rol verilmiş ve onu bu haliyle izlemek beni üzdü. Nitekim ben bir <em>The Handmaid’s Tale</em> ve <em>Shining Girls</em> hayranıyım. Bu kadın devrim yaptı be devrim! Nedendir şimdi çiçekli elbiseleriyle iki çocuk peşinden koşması?</p>
<p>Şaka bir yana bu kadının karakterinden kesin bir şey çıkacak diyerek izliyorum ama şimdilik dizi beklentimin altında. Bir değişiklik olursa bir sonraki ayın yazısında güncellerim.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://neupulse.co/cdn/shop/articles/110725-I-Swear-Film-Trailer-Release_768b623c-af61-4cf2-9ada-c6d61af9ae56.jpg?v=1752238178" alt="I Swear Trailer Released: A True Tourette Syndrome Story Featuring Neu – Neupulse" /></p>
<h2>Endişelerinizi silmeye geldim: &#8220;I Swear&#8221;</h2>
<p>Çok yazıldı, çizildi, konuşuldu, BAFTA’yı aldı derken mutlaka denk gelmişsinizdir. “Kesin sıkıcıdır ya, ne gerek var” deyip izlemeyenler varsa, aklından o endişeyi almaya geldim. Çünkü tekdüze akmayan, yer yer sesli güldüğüm yer yer de gözlerimin dolduğu bir film oldu.</p>
<p>Film aslında Tourette Sendromu’nu anlatıyor ve bu açıdan bayağı öğretici. Ama bunu ajite bir tonla yapmıyor. Aksine, İngiliz mizahıyla harmanlayıp kara mizah tadında anlatıyor -ki bu kısmı benim özellikle hoşuma gitti.</p>
<p>Filmin başrol oyuncusu Robert Aramayo, gerçekten muhteşem performansıyla sonuna kadar hak ettiği ödülünü kucaklarken, İskoç aktivist John Davidson’ın hayatından esinlenilerek çektiği zorlukları odağına alan ve farkındalık yaratmayı da amaçlayan bu filmin ödül gecesinde Davidson’ın hayatı altüst oldu.</p>
<p>Belki biliyorsunuzdur; Tourette, insanların istemsiz tikler geliştirmesine ya da istemeden bazı sözler söylemesine neden olabilen nörolojik bir durum.</p>
<p>Ödül töreni esnasında Davidson’ın ağzından ırkçı bir söylemin çıkması ve canlı yayımlanmasa da törenin kaydında buna müdahale edilmemesi büyük tepki yarattı ve tepkiler dünya genelinde inanılmaz bir linç kampanyasına evrildi.</p>
<p>Adamın yıllarca bu sendrom yüzünden yaşadıkları bir anda yeniden başladı ve olay ölüm tehditlerine kadar gitti. Bütün siyası yorumları yayından kesen ama<em> bu istemsizce çıkan ırkçı söylemi yayından kesme gereği duymayan BBC ise “yayında duyulacağını düşünmemiştik”</em> açıklamasını yaptı. Yerseniz.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.hollywoodreporter.com/wp-content/uploads/2025/05/The-Plague-film-still-1-1.jpg?w=1440&amp;h=810&amp;crop=1" alt="The Plague' Review: Joel Edgerton in Tense Drama of Adolescent Angst" /></p>
<h2>Doğum kontrol yöntemi gibi film: &#8220;The Plague&#8221;</h2>
<p>2025 yapımı bu filmdeki veba salgını tamamen psikolojik. Nasıl yani diyenleriniz olabilir, onları baştan uyarayım istedim ki hastalık her yeri sarıyor ve dünya yok oluyor gibi bir motivasyonla bu filmi izlemeye başlamasınlar. Bu bir korku filmi olmayabilir ama beni uzun zamandır psikolojik açıdan bu kadar geren başka bir film olmadı.</p>
<p>Sinematografisi çok iyi ama asıl efsane olan müzikleri. Dümdüz okul koridoru izlerken bile sinir sistemini doğrudan etkileyen müziklerin seçildiği film, sizi biraz boğup boğup duvara atacak, şimdiden söyleyeyim.</p>
<p>Bir sürü çocuk ve tek bir yetişkin olan film, 12-13 yaş oğlan çocuklarının katıldığı bir su topu kampında geçiyor. Çocuk oyuncular inanılmaz yetenekli. Bir nevi tek mekan filmi bu aslında. Akran zorbalığının boyutları ve çocuklar üzerindeki etkisi öyle rahatsız edici bir hal alıyor ki çocuk yapmaktan vazgeçiyorsunuz. Özetle doğal doğum kontrol yöntemi gibi bir filmimiz daha oldu diyebiliriz. Bu film türünün atası da benim için <em>We Need To Talk About Kevin</em>’dır. İzlemeyen kaldıysa ikisini de izlesin.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.hollywoodreporter.com/wp-content/uploads/2025/12/danielle-deadwyler-steve-carell-e1765560241617.jpg?w=1696&amp;h=954&amp;crop=1" alt="Rooster' Review: HBO's Unfocused Steve Carell College Comedy" /></p>
<h2>Bir yalnızlık komedisi: &#8220;Rooster&#8221;</h2>
<p>Hayatımın dizileri listesinde ilk sıralara oynayan bebeklerim <em>Scrubs</em>, <em>Ted Lasso</em> ve <em>Shrinkin</em>g’in yaratıcılarının yeni dizisi <em>Rooster</em>’ı henüz bitiremedim ama daha ilk bölümde beni çoktan tavladı.</p>
<p>Tam bir <em>feel good</em> dizisi. 30 dakikalık bölümleri ve Steve Carell’ın başrolüyle yüzünüzde bir gülümseme bırakacak, yer yer sesli güleceğiniz bir yalnızlık komedisi bu.</p>
<p>Eşinden boşanmış orta yaşlı bir yazar olan Greg, eşiyle ayrılmak üzere olan kızına destek olmak için onun çalıştığı üniversite kampüsüne yerleşir. Bu ikilinin birbirine gerçekten bir faydası olacak mı onu da izleyip öğreniyoruz.</p>
<p>Beklentiyi yükseltmeden izlerseniz çok keyifli vakit geçireceğinize eminim. Öte yandan haklısınız, Steve Carell ve HBO işbirliği görünce beklenti yükseliyor. Henüz diziyi bitiremedim ama hayal kırıklığına uğramadım şahsen.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://cdn.kayiprihtim.com/wp-content/uploads/2026/01/Jo-Nesbos-Detective-Hole-Fragman-Netflix.jpeg" alt="Jo Nesbo's Detective Hole Dizisi Yolda: İşte İlk Fragman" /></p>
<h2>Nordic noir severlere: &#8220;Jo Nesbø&#8217;s Detective Hole&#8221;</h2>
<p>Bir Nordic noir aşığı ve bu uğurda pek çok dizi tüketmiş biri olarak bu türe zaafım olduğunu söylemem lazım en baştan. Bir de Jo Nesbø’yu bilenleriniz vardır, kendisi ünlü bir Norveçli polisiye yazarı. Çok sayıda kitabı var bu türde. Umuyorum ki sırayla hepsini sezon sezon dizileştirirler. İlk sezon, <em>Şeytan Yıldızı</em> adlı kitabından uyarlanan versiyondu, bakalım yeni sezonlarda neler olacak.</p>
<p>Şimdi nedir Nordic noir? İskandinav ülkelerinden çıkan ve suç hikayelerini karanlık, kasvetli bir atmosfer içinde anlatan bir tür. Bu türde olaylardan çok karakterlerin psikolojisine ve toplumun arka planındaki sorunlara odaklanılır; yani “katil kim” değil, “neden böyle oldu” sorusunu sorar. Hikayeler genelde soğuk, izole şehirlerde ya da kasabalarda geçer -ki bayılırım.</p>
<p>Başroldeki karakterler çoğunlukla kusurlu, yalnız ve içsel olarak yıpranmış kişilerdir; klasik kahraman anlayışından uzaktır, ki anti-kahraman hele ki kadın karakterse ona hayranımdır. Aynı zamanda bu yapımlar, İskandinav toplumlarının dışarıdan görünen düzenli ve refah dolu yapısının altında yatan ırkçılık, şiddet ve sosyal eşitsizlik gibi karanlık yönleri de ele alır.</p>
<p>Bu yüzden Nordic noir, sadece bir suç türü değil, aynı zamanda güçlü bir atmosfer ve toplumsal eleştiri barındıran bir anlatım biçimi olarak da öne çıkar.</p>
<p>İşte bu dizi de tam olarak bunun örneklerinden. Baştan söylüyorum: Yavaş bir anlatısı var, olaylar hızlı ilerlemiyor hatta bazı garip detaylara fazla odaklanılıyor ve devamı gelmeyince bunu niye izledik şimdi diyorsunuz. Ama benim için bu hiç sorun değil; tek sorun, dokuz değil de altı bölümde bitebilecek bir hikaye olmasıydı. Yine de sıkılmadan izledim diyebilirim.</p>
<p>Hele sekizinci bölümde bir ters köşe yaşandı ki yamuldum gerçekten. Asla tahmin edemedim. Bu türe yukarıda da anlattığım gibi hayran olduğumdan bazı mantık hatalarını kolayca göz ardı edebildim. Takılmaya kalksanız takılacak epey bir şey çıkabilir, ben uyarımı yapayım ama her şeye de bu kadar takılmamak lazım yoksa tadı kalmaz.</p>
<p>Son olarak Norveç polisinin silah taşıma yetkisinin olmadığını dizide öğrenince şok oldum, değişik bir medeniyet seviyesi.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://static0.polygonimages.com/wordpress/wp-content/uploads/2025/12/ready-or-not-2-here-i-come.jpg?w=1600&amp;h=900&amp;fit=crop" alt="Ready or Not 2: Here I Come's trailer shows the murderous games will continue in 2026" /></p>
<h2>Çok güldüğüm bir saçmalık: &#8220;Ready or Not 2 Here I Come&#8221;</h2>
<p>Ben bunun ilk filmini çok keyif alarak izlediğim için bir iş çıkışı kafayı boşaltmak için ikinci filmi de sinemada izledim. Genel eleştirilere bakılırsa birçok kişi ilk filmin de üzerine çıkıldığını söylüyor. Kendi fikrim hala ilkinin daha iyi olduğu yönünde ama her ikisi de komedi-korku türündeki filmler o kadar saçma ki çok gülüyorum bu saçmalığa. Dolayısıyla ben yine çok eğlendim.</p>
<p>Filmde güzeller güzeli bir gelinimiz var ve çok varlıklı bir ailenin oğluyla evleniyor. Muhteşem bir düğün oluyor, çok eğleniyorlar derken akşam olduğunda bütün aile gelin kızımızı çağırıyor salona. Ona diyorlar ki &#8220;bizim bir aile geleneğimiz var, seninle bir oyun oynamalıyız&#8221;. Koyuyorlar önüne bir alet, bas bakalım diyorlar şansına hangi oyun çıkacak.</p>
<p>Daha üzerindeki gelinliği çıkaramayan kızımız şok oluyor tabii ama “ilk günden çıkıntı olmayalım şimdi, n’apalım idare edeceğiz mecbur, kaç yaşında insanlar” deyip basıyor alete. Ve oyun çıkıyor “saklambaç”. Bütün rahatlığıyla saklambaç oynayacağını düşünen gelinimiz oyunu oynamaya başlıyor ama bu oyunun nasıl bir hayatta kalma mücadelesine dönüşeceğinden habersiz.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://i.gazeteoksijen.com/storage/files/images/2026/02/10/emin-alper-kurtulus-tlwk.png" alt="Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışacak Emin Alper imzalı Kurtuluş'tan fragman" /></p>
<h2>Ruhumuzu avucuna alıyor: &#8220;Kurtuluş&#8221;</h2>
<p>Tüm filmlerini izlememiş olsam da <em>Abluka </em>ve <em>Kurak Günler</em> sonrası izlediğim <em>Kurtuluş </em>ile birlikte rahatlıkla söyleyebilirim ki Emin Alper’in en iyi yaptığı şey halkın içindeki iktidar, kimlik ve aidiyet mücadelesini anlatmak. Bunu anlatırken de insanların birbirini nasıl etkilediğinden bahsetmek.</p>
<p>Bu filmle birlikte Emin Alper korku filmi çekse de izlesem boyutuna geldim. Berkay Ateş’in oyunculuğunu zaten çok severim ama Caner Cindoruk beni şaşırttı açıkçası. Film gerçek olaylardan esinlenilmiştir cümlesiyle açıldıktan sonra olanları görünce salondan çıkar çıkmaz konuyu araştırdım. Gerçekten de Bilge Köyü Katliamı’nda esinlenilerek çekilen film, izlerken ruhunuzu avucunun içinde kıstırıyor. Toplu paranoya ve psikoz halini çok güzel yansıtan bol taşlamalı bir film olmuş. Ben beğendim.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.media-amazon.com/images/M/MV5BZTczYWMxZmYtZTg3Zi00YmExLThkMmMtNDFjMTAwYjliNDBhXkEyXkFqcGc@._V1_.jpg" alt="Something Very Bad Is Going to Happen (TV Mini Series 2026) - IMDb" /></p>
<h2> Akıyor şimdilik: &#8220;Something Very Bad Is Going to Happen&#8221;</h2>
<p>Dua Lipa’ya kız kardeşiymişçesine benzeyen bir başrol barındıran dizimiz sekiz bölümden oluşuyor. Henüz dizinin yarısını izleyebilmiş olsam da cidden kötü bir şey olacak hissi yakamı bırakmadı. Bütün sıradanlığına ve klişelerine rağmen <em>jumpscare</em> sahnelerine de düşüyorum, elimde değil.</p>
<p>Rachel ve Nicky aile içinde küçük bir törenle evlenmek üzere Nicky’nin karanlık ve karlı bir ormanın içindeki tekinsiz ailesinin evine geliyorlar. Nişanlısının ailesiyle yeni tanışan Rachel, son derece garip bu ailedeki her bir karakterden ürkmeye başlıyor. Düğünden beş gün öncesinde başlıyor dizi ve gün gün ilerliyoruz.</p>
<p>Prodüktörlüğünü <em>Stranger Things</em>&#8216;ten bildiğimiz Duffer Brothers&#8217;ın üstlenmiş olması ister istemez beklentiyi yükseltmiş. Ben bu bilgiyi öğrenmeden son derece düşük beklentiyle başladığımdan mıdır, korku içeriklerine ayrı bayıldığımdan mıdır bilmem gayet keyifle izliyorum şimdilik. Bir de böyle dizilerden ne beklediğimi biliyorum, sanırım ondan. Özellikle damadın sarışın kız kardeşi o konuşma şekli ve ses tonuyla ensedeki tüyleri kabartıyor.</p>
<p>Yağmurlu ve soğuk bugünlere son derece uygun bir seyir zevki içeren dizi şimdilik beni mutlu etse de sonlara doğru sıkıcılaşmasıyla eleştirilerin odağında. Ayrıca finalini beğenen de göremedim. Ama bu yine de benim diziyi bitirmeme engel olmayacak gibi görünüyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sezgisel-izleme-guncesinde-mart-scarpetta-rooster-kurtulus-ve-dahasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sezgisel izleme güncesinde mart: Scarpetta, Rooster, Kurtuluş ve dahası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cebeci-Kızılay Hattının Yarım Asırlık Durağı: Bale Kundura</title>
		<link>https://lavarla.com/balekundura/</link>
					<comments>https://lavarla.com/balekundura/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müge Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 06:30:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Bale Kundura]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Cebeci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=29046</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bale Kundura senelerce önünden geçtiğim, camekan kısmında yazan yazılarla dikkatimi çeken ama her nasılsa bir şekilde kafamı içeri uzatıp bakmadığım bir yerdi. Biraz büyüyüp kendimi şehri şehir yapan şeylere odaklamaya başladığımda fark ettim bu dükkânı. Seren’in attığı bir mailde geçen bir haberle de gerçek anlamıyla merak edip görmek istedim. Kesintisiz 4 yıl Ziya Gökalp Caddesi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/balekundura/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Cebeci-Kızılay Hattının Yarım Asırlık Durağı: Bale Kundura&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Bale Kundura senelerce önünden geçtiğim, camekan kısmında yazan yazılarla dikkatimi çeken ama her nasılsa bir şekilde kafamı içeri uzatıp bakmadığım bir yerdi. Biraz büyüyüp kendimi şehri şehir yapan şeylere odaklamaya başladığımda fark ettim bu dükkânı. Seren’in attığı bir mailde geçen bir haberle de gerçek anlamıyla merak edip görmek istedim. Kesintisiz 4 yıl Ziya Gökalp Caddesi Kurtuluş-Kızılay hattını yürüyerek gidip geldiğim halde “Merhaba!” demediğim Nurettin Cebeci ile tanışma vaktidir!</p>
<p style="text-align: justify">Birkaç kez kendisini ziyaret ettiğimde orada yoktu. Civardaki esnafa sorduğumda da kesin şeyler duyamayınca haliyle umudu kestim. Lavarla’da bir yazısı olmalı diye düşündüğüm Bale Kundura’ya bir süre boyunca ulaşamadım. Aklımda bir sürü soru vardı, kendisinden öğrenecek çok şey vardı fakat bu soruları askıya almak durumunda kaldım haliyle.</p>
<p style="text-align: justify">Ankara’nın kaldırımlarında keklik gibi seke seke yürüdüğüm bir akşamın sonunda, evimin bulunduğu semt olan Gölbaşı’na gitmek suretiyle Ego otobüsüne bindim. Ankara kartımı okutup koltuğuma oturdum, otobüs biraz doldu ve hareket etmeye başladık. Oturduktan 3 dakika sonra sağlam bir hapşırıkla otobüsün sessizliğini noktaladım ve yanımdaki amca “Çok yaşa evladım,” dedi. “Siz de görün,” dedim. Çok utanmıştım. 10 dakika önce kaldırımda duyulur bir sesle Çanakkale Türküsü söyleyen ben değilmişim gibi, hapşırığıma utanmıştım. “Dışarısı sıcak otobüsler klimalı, şaştık kaldık…” dedi amca sonrasında. “Evet gerçekten de…” diyebildim. Diyaloğa hiç açık değildim ama kırmak istemiyordum çünkü sonuçta yaşlı biriydi. Yaşlıları kıramayız.</p>
<p style="text-align: justify">Ve beklenen soru geldi: “Nerelisin evladım?’’ “Artvinliyim,” diyerek gülümsedim. Umarım uzatmaz, kafam da zaten dolu, kısa kısa cevap vereyim diye içimden geçirirken, “Ben de Artvinliyim, neresinden?” dedi… Dehlize girmiştik, çıkış yoktu. 40 dakikalık yol sohbet ile geçecekti ve ben kulaklığımdaki şarkılarla yola bakarak hayaller kurmak istiyordum. Neyse dedim… Başladık artık bari eşlik edelim.</p>
<p style="text-align: justify">Artvin’den konuşuldu, memleketin ne kadar uzak olduğundan bahsedildi. Güzel bir sohbet dönmeye başladığı için hoşuma gitti, hayallerimden uzaklaşmama pek aldırmadan katılmaya başladım. “Nerede okuyorsunuz?” dedi. “Ben Ankara Üniversitesi’nden mezun oldum 4 sene önce,” dedim. “Ha bir de 4 sene önce… Hangi bölümdü?” dedi… “İletişim Fakültesi’ndeydim,” deyip yine gülümsedim. “Aaa komşu sayılırmışız o zaman, benim de kundura dükkanım var sizin okula doğru giderken yol üstünde, Ziya Gökalp caddesinde,” deyince şöyle bir sola döndüm, adamcağızın gözünün içine 3-4 saniye kadar dikkatli dikkatli bakıp “Bale Kundura,” dedim. “Evet, Bale Kundura!” diyerek gülümsedi.</p>
<p style="text-align: justify">Bu bir yandan hem küçücük hem de kocaman bir rastlantı gibi geliyordu ama ne olursa olsun heyecanımı asla saklayamadım. Çok uzun süre kendisini aradığımı ama bir türlü ulaşamadığımı söyledim. O dönemler sağlık sıkıntısı olmuş, kalbi rahatsızmış bu yüzden dükkanına uğramaz olmuş. Bana bir kartvizit verdi, daha fazlasını konuşmak için randevulaştık, söz verdiğim gün ve saatte ziyaretine gittik.</p>
<p style="text-align: justify">Kapıda sizi “54 yıldır buradayım” yazısı karşılıyor. Daha o an sorular sorasınız geliyor beyefendiye. Kendisi Artvinli. Nasıl oldu da Ankara’ya düştü yolu, önce bunu merak ediyoruz.</p>
<figure id="attachment_29116" aria-describedby="caption-attachment-29116" style="width: 767px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29116 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0.jpg" alt="" width="767" height="575" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0.jpg 3984w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/20181003_091049_0-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 767px) 100vw, 767px" /><figcaption id="caption-attachment-29116" class="wp-caption-text">Nurettin Cebeci, Bale Kundura Önünde</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify">“Gürcistan’a sınırı olan bir köyde yaşardık, babam Batum’da yaşardı. Çocukluğumda hep düşünürdüm; bu köyde mi yaşayacağım, bu köyün şartlarını zorunlu olarak kabul edecek miyim?” Düşünmüş ve karar vermiş, Artvin’de yaşamak zor, okumak da pahalı. Başka bir yere gitmek istiyorsa muhakkak bir zanaat öğrenmeli. İstanbul’da kunduracılık yapan bir yakınının yanına düşmüş yolu ve çırak olarak bu mesleğe başlamış. Uzun zamanlar ücretsiz çalışmış ama yılmamış tahmin edersiniz ki. Bu yıllarda daha da vizyon kazanabilmek için dergilere üye olmuş, kendi tabiriyle “haftalık ve aylık mecmuaları” roman okur gibi okumuş. “Şehir hayatının ne olduğunu bu mecmualardan öğrendim,” diye anlatıyor bu süreci. Abisi Ankara’da yüksek öğrenimine devam ederken Ankara’ya gelip birkaç ay burada meslek öğrenmeye devam ediyor. Bu kısa Ankara macerasından sonra İstanbul’a tekrar dönüyor.</p>
<p style="text-align: justify">Biz sohbete devam ederken, civardan sık sık geçtiğini tahmin ettiğimiz bir kişi kapıyı tıklatıyor Nurettin Bey’e selam vermek için, içerideki röportaj halini fark ettikten sonra mahcup bir şekilde özür dileyerek ve tekrar uğrayacağına söz vererek çıkıyor. Röportaj halindeyken birkaç kez yaşadık bu durumu. Bale Kundura&#8217;nın uğrayanı, selam vereni eksik olmuyor anlayacağınız.</p>
<p style="text-align: justify"><img decoding="async" class=" wp-image-29125 aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj.jpg" alt="" width="709" height="532" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj.jpg 3984w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/bale-kundura-röportaj-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 709px) 100vw, 709px" /></p>
<p style="text-align: justify">Mesleğini daha derinlemesine öğrenebilmek için birkaç kez yurt dışına çıkıyor. Özellikle İtalya’da gözlemlediği birçok şeyin kendisi için çok büyük adımlar olduğunu söylüyor. Araba seyahati olması nedeniyle bu yolculuğu yaparken birçok ülkeye de yolu düşüyor. Batı insanının işini en iyi şekilde yapmak için çabalayan tarafıyla karşılaşıyor. Ülkelerin, dönemin siyasi karışıklıklarına rağmen bıkmadan çalıştığını ve en iyisini üretmek için canla başla mücadele ettiğini anlatıyor.“Neden Bale Kundura ismi?” diye soruyoruz. Yıllar sonra iş kendi yerini açmaya gelince isim konusunu bir hayli düşünmüş:</p>
<p style="text-align: justify">“Soyadım Cebeci, semt de Cebeci, o yüzden Cebeci ismini istemedim,” diyor. Daha sonra dönemin Tiyatrolar Genel Müdür Yardımcılığından bir beyefendi “Türkiye’de bale ayakkabısı yapılır mı?” diye soruyor. Londra’dan gelen bir örneğin aynısını yapabildiğini ve bu şekilde Bale Kundura isminin oluştuğunu söylüyor. ‘Bale ve müzik yani kısacası sanat insana nezaketi, terbiyeyi öğretir, güzelliği simgeler. Bunun için Bale Kundura isminden de hiçbir zaman vazgeçmedim,’ diyor. Bir müddet işler bu konseptte ilerlese de bu şekilde devam etmiyor ama isim baki kalıyor.</p>
<div>
<p style="text-align: justify">“İş tam oturmadan, sermaye oluşmadan ikinci bir işe başlayınca ikisi de yarım kalıyor, bunu yapmamak lazım,” diyor. Yaşadıklarından çıkardığı en büyük derslerden biri bu galiba, biz de bu cümleyi atıyoruz cebe.</p>
</div>
<p style="text-align: justify">Tabii her an başarılarla, güçlü adımlarla geçmiyor hayat. Yanlış adımlar da atmış, hatalar yapmış. Yaşadığı gastrit rahatsızlığını “Karadeniz hastalığı” olarak nitelendiriyor.</p>
<p style="text-align: justify">Ankara Radyosu ses sanatçıları, Zeki Müren, Bülent Ecevit, Kenan Evren gibi kendi döneminin siyasi kişilikleri başta olmak üzere bir sürü önemli kişi için ayakkabılar tasarladığını söylüyor. 27 Mayıs darbesiyle hatırladığımız Milli Birlik Komitesinin ayakkabıları Nurettin Amca’nın ellerinden çıkmış. “O darbeyi benden iyi bilen olmaz,” deyince “Bir de bunları konuşmak için uğramak lazım,” diye düşünüyoruz. Ürünlerinin kesim işlerini, model çizimini ve işçilik aşamasındaki birçok işi tek başına yaptığını söylüyor. Nurettin Amca’nın zanaatkar tarafının yanında ciddi bir yaratıcı tarafı da var. Bir gün zor bir müşteriden ilginç bir sipariş geldiğini anlatıyor. Tek parça bir ayakkabıyı hemencecik çıkartıyor yerinden. “İki bağlı olsun, tek bağlı olsun, bağcığı gözükmesin… Lastikli yapalım ama lastiği de gözükmesin&#8230;” şeklindeki çelişkili isteklerini üst üste sıralayan bir müşterisi kafasını bir hayli karıştırmış ama bir gece ansızın aklına gelen bir fikirle bu işin de üstesinden gelebilmiş.</p>
<figure id="attachment_29127" aria-describedby="caption-attachment-29127" style="width: 704px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class=" wp-image-29127" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1.jpg" alt="" width="704" height="1060" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1.jpg 2988w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1-199x300.jpg 199w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1-768x1157.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1-680x1024.jpg 680w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1-696x1048.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1-1068x1608.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/2018-11-21-12.15.40-1-279x420.jpg 279w" sizes="(max-width: 704px) 100vw, 704px" /><figcaption id="caption-attachment-29127" class="wp-caption-text">Bahsedilen tek parça ayakkabı, solda</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify">Ziya Gökalp Caddesi’nde olduğu süre boyunca başına gelen en garip olayı sorduk. Bir komedyenin siparişi üzerine tasarladığı fakat bir şekilde satamadığı beyaz bir ayakkabıdan söz ediyor. Ayakkabı uzun süre satılamamış, hem bir an önce satabilmek için vitrinde tutuyor, hem de vitrin görüntüsünün estetiğini bozduğu için biraz arkalara koyuyormuş. Bir gün bir mucize olmuş:</p>
<p style="text-align: justify">“Yine bir gün işe geliyordum, pazartesi günü kapıyı açtım. Bir siyah Amerikan arabası, içinden de bir zenci, boylu poslu bir adam&#8230; Pazar günü yandaki benzincide arabasını yıkatmaya gelmiş ve dolaşırken vitrindeki o beyaz ayakkabıyı görmüş. Pazartesi günü geldi, diğer ürünlere hiç bakmadan ‘Şu ayakkabı!’ dedi. Vitrinden çıkardım, denedi ama ayakkabı bol geliyor bir parmak kadar. &#8216;Okey&#8217; dedi, &#8216;how much?&#8217; Söyledim parasını ve başka hiçbir ayakkabıya gözünü bile değdirmeden ayakkabıyı alıp gitti. Aslında hiç de şık bir ayakkabı değildi yani. Her malın mutlaka bir alıcısı var yani muhakkak bir isteyeni oluyor,&#8221; diye bitiriyor cümlelerini.</p>
<p style="text-align: justify">Sohbete konu olan ama röportaja sığdıramadığımız çok şey konuşuldu. Tanıştığımıza çok memnun olarak ve zarafetine hayran kalarak ayrıldık yanından. Uzun uzun anlatmayı ve yeni insanlarla tanışmayı çok seviyor. Kent hafızasının en önemli noktalarından biri olan Bale Kundura’yı ziyaret etmek ve Nurettin Cebeci ile tanışmak keyifli bir deneyim olacak. Dükkan 21:00’a kadar açık.</p>
<p style="text-align: justify">Röportajın tamamı için <a href="https://vimeo.com/302160026" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buraya</a> tıklayabilirsiniz. Katkıları ve desteği için Emre Şahinkaya&#8217;ya teşekkür ederim. İyi ki var!</p>
<p><a href="https://lavarla.com/balekundura/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Cebeci-Kızılay Hattının Yarım Asırlık Durağı: Bale Kundura&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/balekundura/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara&#8217;da Yürümenin Sözlüğü</title>
		<link>https://lavarla.com/ankarada-yurumenin-sozlugu/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankarada-yurumenin-sozlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Umut Durmuşoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2017 07:49:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Flanör]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[Yürümek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=15518</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Kurtuluş: Yürümelerin, gidip gidip gelmelerin, ben aslında demenin kısa tarihi. Karşıdan gelenlerin, bir şeyin içinden, rahminden çıkıyormuşçasına telaşlı, hareketli ve sabırsız olduğu. Hadi, kalkalım da yürüyelim demenin, belki de zararsız gelen bir yürümenin giderek bir sıkıntıya dönüşmesi. Yazın, sözcüklerin de iyi gelmediği, kendini sokağa atmanın, bir yol, bir iz aramanın iyi geleceğini düşünülerek çıkılan, tuzaklarla [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-yurumenin-sozlugu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara&#8217;da Yürümenin Sözlüğü&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Kurtuluş:</strong> Yürümelerin, gidip gidip gelmelerin, ben aslında demenin kısa tarihi. Karşıdan gelenlerin, bir şeyin içinden, rahminden çıkıyormuşçasına telaşlı, hareketli ve sabırsız olduğu. Hadi, kalkalım da yürüyelim demenin, belki de zararsız gelen bir yürümenin giderek bir sıkıntıya dönüşmesi. Yazın, sözcüklerin de iyi gelmediği, kendini sokağa atmanın, bir yol, bir iz aramanın iyi geleceğini düşünülerek çıkılan, tuzaklarla dolu uzun yolculuk.</p>
<figure id="attachment_15570" aria-describedby="caption-attachment-15570" style="width: 718px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15570" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/Kurtulus_Parki_-_Ankara_yuruyus.png" width="718" height="478" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/Kurtulus_Parki_-_Ankara_yuruyus.png 650w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/Kurtulus_Parki_-_Ankara_yuruyus-300x200.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/Kurtulus_Parki_-_Ankara_yuruyus-630x420.png 630w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /><figcaption id="caption-attachment-15570" class="wp-caption-text">Kaynak: turkiyedogarehberi.blogspot.com.tr</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Fakülteye, tüm o tarihi dokuya bakarak, belki de dalgın dalgın yürüyenleri, bakmaktan ibaret olan tüm o geçişleri, beklenenleri, beklenmeyenleri hesaba katarak yürümek. Parkın yanında havuzun çağrısına, serin serin gelen suyuna kapılarak, ortasında bir masaya oturmak. Sorunlar yumağına bir yenisini eklemek, tam da masanın ortasına bırakmak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atatürk Bulvarı:</strong> Aslında burası bu kadar uzun muydu, büyük müydü? Kim bilir, belki. Akşam acele acele tiyatroya gitmenin, Kuğulu Park&#8217;ta henüz bitmemiş, daha taze olan bir karşılaşmanın üzerinden defalarca geçerek, adım adım yürümek.</p>
<p style="text-align: justify;">Taze bir gülüşe, kimlik soran bir bakışa, geç olmadı mı diyen bir göze, hayır benimle kalacaksın diyen bir ele, seni tanımlayamıyorum diyen dudakların izinde, Ankara&#8217;nın kalbine gidiyormuş gibi yürümek. Öylece.</p>
<figure id="attachment_15571" aria-describedby="caption-attachment-15571" style="width: 726px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15571" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-1024x682.jpg" width="726" height="483" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-1024x682.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-768x511.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-696x463.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-1068x711.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla-631x420.jpg 631w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/ankara-lavarla.jpg 1077w" sizes="(max-width: 726px) 100vw, 726px" /><figcaption id="caption-attachment-15571" class="wp-caption-text">Fotoğraf: <a href="http://lavarla.com/author/mevzubasit/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Işıl Selen Çiçek </a></figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;"><strong>Meşrutiyet:</strong> Bakma bana, ben aslında şehirden değilim diyen onlarca otobüsün arasından geçerek, bir yerden bir yere varmak. Bu insanların hep mi acelesi var, yoksa her zaman böyleler mi? Bilinmez. Ama sen bakma böyle aceleyle yürüdüklerine, güneşin önündeki rüzgar bir gün onlara da döner.</p>
<p style="text-align: justify;">Gittikçe yollara taşan, simitçilere, kuruyemişçilere kızarak yürümek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konur:</strong> Güneş, bu sokağa hep bu saatte mi doğar? İnsanlar hep bu çizgiler arasında gidip gelir, yorulmak nedir bilmeden. Dışarıya taşan gülüşlerin, çatal bıçak seslerinin, çay kaşıklarının, öksürmelerin, bir bakışın başka bir bakışla karşılaştığında uzaklara bakmasının tuhaf sesinin yankısı kalır. Bir de güneşin çekilmesine yakın, bir pişmanlık gibi birbirini izleyen insanların arasındaki karşılaşmaların, tamamen tesadüfi gibi bir anlam kazanması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Karanfil:</strong> Kararsız kalmış bir sokak. Sert mi bakacak, yoksa yumuşak mı bilememiş. Bu bilinmezliğin içinde ikilemde kalmış. Daha çok bir seyir yeri, bir yere giderken geçmelik. Asla daha ötesini istemeyen, kanaatkar. Şimdi, bulunduğun yerden bak, yolun ilerisini bile görebilirsin bu saatler de.</p>
<figure id="attachment_15572" aria-describedby="caption-attachment-15572" style="width: 747px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15572" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-1024x768.jpg" width="747" height="560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara-560x420.jpg 560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/05/yuksel-caddesi-ankara.jpg 1600w" sizes="(max-width: 747px) 100vw, 747px" /><figcaption id="caption-attachment-15572" class="wp-caption-text">Kaynak: turkiyedogarehberi.blogspot.com.tr</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;"><strong>Selanik:</strong> Konur&#8217;un sırtına baktığın için, seviyoruz seni belki de.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hatay:</strong> Bir sınırdan ayrılıyormuş da, yeni bir yere geliyor olmanın sevinci ya da korkusu içinde, hem Kızılay hem Kocatepe.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yüksel:</strong> Burada mücadeleyi öğrendin sen, dik durmayı, dayanmayı. Zaten buradan alsalar seni, biraz daha yürüsen, kendini köprüde bulursun. Ondan ilerisi nedir ki ?</p>
<hr />
<p><em>Kapak fotoğrafı için <a href="http://lavarla.com/author/mevzubasit/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Işıl Selen</a>&#8216;e teşekkürler. </em></p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-yurumenin-sozlugu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara&#8217;da Yürümenin Sözlüğü&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankarada-yurumenin-sozlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
