<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lavarla &#8211; Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Sep 2026 07:08:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Lavarla &#8211; Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Son (Bir) Akşam Yemeği: Yıkımın ürettiği eşiği işgal etmek</title>
		<link>https://lavarla.com/son-bir-aksam-yemegi-yikimin-urettigi-esigi-isgal-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Besim Can Zırh]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 07:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Kentsel Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[molektif]]></category>
		<category><![CDATA[Paris Caddesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara’da merkezi semtleri hedef alarak yoğunlaşan kentsel dönüşüm, yalnızca kentin fiziksel dokusunu değiştirmiyor. Kuruluşundan itibaren oldukça özgün bir konut kooperatifçiliği deneyimiyle inşa edilmiş sivil mimari yapıları, bunların oluşturduğu semt dokusunu ve elbette ki bu yapılı mekana ruhunu vermiş kolektif kentlilik bilincini de siliyor. Ankara’nın yaşadığı bu sarsıcı dönüşümü, bir dönemin popüler dizisi Dark üzerinden ele [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/son-bir-aksam-yemegi-yikimin-urettigi-esigi-isgal-etmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Son (Bir) Akşam Yemeği: Yıkımın ürettiği eşiği işgal etmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da merkezi semtleri hedef alarak yoğunlaşan kentsel dönüşüm, yalnızca kentin fiziksel dokusunu değiştirmiyor. Kuruluşundan itibaren oldukça özgün bir konut kooperatifçiliği deneyimiyle inşa edilmiş sivil mimari yapıları, bunların oluşturduğu semt dokusunu ve elbette ki bu yapılı mekana ruhunu vermiş kolektif kentlilik bilincini de siliyor. Ankara’nın yaşadığı bu sarsıcı dönüşümü, bir dönemin popüler dizisi <em>Dark</em> üzerinden ele alan Ceren Gamze Yaşar, dizideki zaman yolculuğu kurgusundan hareketle çarpıcı bir soru <a href="https://medium.com/@geomanteia/darker-than-the-dark-ankara-8734534e67af" target="_blank" rel="noopener">sormuştu</a>: Ankara’da zamanda yolculuk etmek mümkün olsaydı, kişi hangi zamanda bulunduğunu mekana bakarak anlayabilir miydi? Cevabı yazının başlığında gizliydi: “Darker than the Dark: Kara AnKara.” Yaşar, dizinin geçtiği Winden’daki yapılı çevredeki sürekliliğin izleyici açısından zaman dilimlerini birbirinden ayırt etmeyi zorlaştırdığını fakat Ankara’da bunun neredeyse tam tersini yaşadığımıza işaret ediyordu. Binaların, sokakların, kaldırımların, parkların ve donatıların sürekli dönüşmesi bu kentte geçen ömrümüzden kolektif belleğimize attığımız çıpaları da silikleştiriyor kuşkusuz.</p>
<p>Bu açıdan baktığımızda yaşanan dönüşümün, geçmişi ortadan kaldırmaktan ziyade, geçmiş ile bugün arasında ilişki kurulmasını sağlayan maddi referansları seyrelterek kentin kendi tarihini okunabilir kılma kapasitesini ve dolayısıyla kentlilik bilincimizi zayıflattığını söylemek mümkün. Louis Wirth’in yaklaşık bir yüzyıl önce önerdiği biçimiyle kenti yalnızca binalardan ve nüfus yoğunluğundan ibaret olan bir yerleşim ölçeği değil kendine özgü ilişkilerin, karşılaşmaların ve yaşam biçimlerinin kolektif olarak üretildiği toplumsal bir mekan olarak düşünürsek, bu yıkımın yalnızca fiziksel bir eksilme/dönüşme olmadığını düşünmek gerekir.</p>
<p>Son iki yıldır Ayrancı üzerine açtığım bir ders kapsamında bu süreci yakından izledik ve tanıklarıyla mülakatlar gerçekleştirdik. Bu derslerin katılımcılarından Yağmur Hasdemir ve Özge Özkan semtte gerçekleştirdikleri bir keşif yürüyüşünden şunu not etmişlerdi: “Kuzgun Sokak’tan başlayarak yürüyüşümüzün geri kalan teması yıkımlar ve kentsel dönüşümler oldu. Ne kadar çok binanın yıkıldığını ve çok kısa zamanda yenilerinin yapıldığını konuştuk. Hatta yürüyüşümüzü &#8216;Ayrancı’nın Obrukları&#8217; olarak isimlendirmeye karar verdik” (22.04.2024). Son yıllarda Türkiye’de bir çevre sorunu olarak sıkça gündeme gelen, yer altı suyunun aşırı kullanımı ve kuraklık nedenleriyle meydana gelen çökmeler olarak tanımlayabileceğimiz “obruk” hadisesini kentsel dönüşüme uyarlamak oldukça değerli bir katkı. Kentsel rantın aşırı üretim-tüketimiyle mahallerimizin ağaçlarını yiyerek büyüyen “kentsel obruklar.” Ayrancı’daki bu dönüşüm üzerine yazan Cahit Akın’ın <a href="https://ayrancim.org.tr/kent-hakki-odaginda-semti-savunmak/" target="_blank" rel="noopener">haklı uyarısını</a> hatırlayalım: “Ayrancı’daki bir apartman bahçesinin sadece o apartman sakinlerine değil, tüm şehrin ekolojik ve sosyal dengesine hizmet ettiğini bilmeliyiz.”</p>
<p>Kentler tarihi aynı zamanda bir yıkımlar tarihidir. Bir zamanlar gündelik hayatın parçası olan apartmanların, sokakların, dükkanların ve tanıdık köşelerin birbiri ardına ortadan kalkması, bu dönüşüm karşısında çoğu zaman seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayan kent sakinlerinde kendine özgü bir melankoli de üretiyor. Bu yıkımlarla oluşan kırıklarda mayalanan tanıklıklar, bir kuşağın anlatısına dönüşerek o kuşağın tarihini yazar. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’da ortaya çıkan “enkaz/yıkıntı edebiyatı” (<em>Trümmerliteratur</em>) örneğin. 1950’lerde başlayan yoğun uydu-kentleşmesi sonunda 1970’lere kentsel bir çöküş yaşayan New York’ta olduğu gibi örneğin. <a href="https://www.youtube.com/watch?v=yiZxZs4VUo8" target="_blank" rel="noopener">Gordon Matta-Clark</a>’ın da üyesi olduğu kolektifin <em>anarchitecture</em> adını verdiği, sanatı yıkımın içinde yeniden kuran akım gibi şiirlerini kentin duvarlarına grafiti dilinde yazan <a href="https://www.youtube.com/watch?v=m-3vRC4MxbY" target="_blank" rel="noopener">Jean-Michel Basquiat</a> da kentin yıkıntılarından ilham alıyordu.</p>
<p>Ankara’da ise kente doğmuş, kentte büyümüş ya da kentten beslenmiş sanatçılar bu dönüşümün tanıklığında(n) çeşitli işler üretiyor uzun zamandır. Kimi zaman yıkılmış ya da yıkılmak üzere olan yapıları kayda alarak ya da boyayarak, kimi zaman geride kalan malzemeyi yeniden kullanarak, kimi zaman da henüz ortadan kalkmamış bir mekanı geçici olarak başka türlü kullanıma açarak kentin dönüşümüne müdahale etmenin yollarını arıyorlar.</p>
<p>2010’larda ortaya çıkan ve kentin yıkıntılarında <a href="https://www.e-skop.com/skopbulten/avareler/2236" target="_blank" rel="noopener"><em>40 Haramiler</em></a> gibi yaratıcı ve kolektif işlerle bir hayalet gibi gezen <a href="https://www.youtube.com/watch?v=lqbyjO6Wo6w" target="_blank" rel="noopener">Avareler</a> (<a href="https://solfasol.tv/wp-content/uploads/2012/12/solfasol-sayi-020.pdf">2012</a>). Gezi Parkı Protestoları sonunda yıkılmak üzere boşaltılmış Başçavuş Sokak No. 10’da, “Ankara’nın ilk işgal evi” olarak anılan <a href="https://bianet.org/haber/sistemdeki-catlak-157291" target="_blank" rel="noopener">Atopya</a>. <a href="https://www.capak.org/capak-sayi-1/terk-edilmis-mekanlarin-yikik-imajlari/" target="_blank" rel="noopener">Başak Altın</a>’ın Hisar ve Maral Apartmanlarının yıkım sürecine tanıklığını belgelediği işleri ve 2018 yılında Alaçam Sokak No. 18’de yıkılmak üzere boşaltılmış bir binada açtığı “Yıkım Süreci: Açık Alanda Arkeolojik Kazı&#8221; sergisi. 2025 yılında ise Molektif kurucularından <a href="https://lavarla.com/ankarada-rantsal-donusum-yikintilari-arasindan-kacak-bir-yayin/">Özbir Erciyas</a>’ın Ankara’da apartman enkazlarına nakşettiği yazılamalar. Kentin yıkım tarihini yazan bu işlerin son örneklerinden biri geçtiğimiz bir pazar günü Paris Caddesi No. 24’te gerçekleşti: <em>Son (Bir) Akşam Yemeği</em>.</p>
<figure id="attachment_140817" aria-describedby="caption-attachment-140817" style="width: 928px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-140817" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_1_Avareler.jpg" alt="" width="928" height="762" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_1_Avareler.jpg 928w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_1_Avareler-300x246.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_1_Avareler-768x631.jpg 768w" sizes="(max-width: 928px) 100vw, 928px" /><figcaption id="caption-attachment-140817" class="wp-caption-text"><em>SolFaSol</em>’ün 2012 yılı Aralık sayısı için Özgür Ceren Can ile birlikte hazırladığımız Avareler Dosyası.</figcaption></figure>
<figure id="attachment_140816" aria-describedby="caption-attachment-140816" style="width: 2048px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-140816 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin.jpeg" alt="" width="2048" height="2048" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin.jpeg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin-300x300.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin-1024x1024.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin-150x150.jpeg 150w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin-768x768.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_2_BasakAltin-1536x1536.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption id="caption-attachment-140816" class="wp-caption-text">Başak Altın’ın Alaçam Sokak No. 18’deki binada açtığı sergiden bir kare.</figcaption></figure>
<figure id="attachment_140815" aria-describedby="caption-attachment-140815" style="width: 1080px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="size-full wp-image-140815" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_3_Cagri.jpeg" alt="Son (Bir) Akşam Yemeği’nin çağrısı." width="1080" height="1350" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_3_Cagri.jpeg 1080w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_3_Cagri-240x300.jpeg 240w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_3_Cagri-819x1024.jpeg 819w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_3_Cagri-768x960.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /><figcaption id="caption-attachment-140815" class="wp-caption-text"><em>Son (Bir) Akşam Yemeği&#8217;</em>nin çağrısı</figcaption></figure>
<p>Bu özgün performans/sergi; yıkılmak üzere boşaltılmış bir apartmanı sanatçıların, mimarların, müzisyenlerin, akademisyenlerin ve izleyicilerin birkaç saatliğine bir araya geldiği bir sofra-mekana dönüştürdü. Ankaralıların hafızasında Fıçı Meyhanesi&#8217;yle çıpalanmış binanın gündelik işlevi çoktan sona ermiş, yeni hali ise henüz başlamamıştı. Tam da bu aralıkta kurulan sofra, gerçekleştirilen performanslar ve binanın kendisini işin malzemesine dönüştüren müdahaleler, yıkımdan hemen önceki bu kısa zamanı görünür kılıyordu.</p>
<figure id="attachment_140810" aria-describedby="caption-attachment-140810" style="width: 1920px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140810 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_4_ParisC24-scaled.jpg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_4_ParisC24-scaled.jpg 1920w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_4_ParisC24-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_4_ParisC24-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_4_ParisC24-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_4_ParisC24-1536x2048.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption id="caption-attachment-140810" class="wp-caption-text">Paris Caddesi No. 24.</figcaption></figure>
<p>Performans/serginin kavramsal çerçevesinde kullanılan “liminalite” (eşiktelik) kavramı bu anlamda yalnızca metaforik bir kullanım değil. Antropolojide toplumsal bir statünün sona erdiği fakat yenisinin henüz kurulmadığı eşik halini anlatan kavram, burada binanın kendisine uygulanıyor: Artık tam anlamıyla bir apartman olmayan ama henüz enkaza, arsaya ya da yeni bir yapıya da dönüşmemiş bir mekan. <em>Son (Bir) Akşam Yemeği</em>, tam olarak bu eşikte, yıkımı temsil etmek yerine yıkımdan hemen önceki zamanı katılımcıları ve izleyicileriyle birlikte deneyimlemeyi öneriyordu. Bu ana tanık olan bizleri ise bu eşikte mekan ve zamanda, dolaysız ve dolayımsız bir birliktelik duygusunda ortaklaştırıyordu (<em>communitas</em>). Tıpkı Ankara&#8217;yla olan ilişkimiz gibi. Tekil bir sanat etkinliği olarak değil, Cumhuriyet boyunca farklı modernleşme evrelerinde yakın geçmişi tekrar ve tekrar yıkılan Ankara&#8217;nın, bu yıkım silsilesiyle örülmüş uzun tarihinin bugün(d)e açılan bir anında ikamet eder gibi.</p>
<figure id="attachment_140811" aria-describedby="caption-attachment-140811" style="width: 1920px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140811 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_5_İzleticilerinGordugu-scaled.jpg" alt="Son (Bir) Akşam Yemeği (2026) - Lavarla" width="1920" height="2560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_5_İzleticilerinGordugu-scaled.jpg 1920w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_5_İzleticilerinGordugu-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_5_İzleticilerinGordugu-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_5_İzleticilerinGordugu-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_5_İzleticilerinGordugu-1536x2048.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption id="caption-attachment-140811" class="wp-caption-text">İzleyicilerin gördüğü</figcaption></figure>
<p>Bu anlamda performans/sergiyi binayı kurtarma ya da yıkımı durdurma iddiasında olmayan bir işgal girişimi olarak düşünmek mümkün. Binanın eski sakinleri gitmiş, yeni bina henüz yok, eski kullanım sona ermiş, yeni ekonomik değer henüz maddileşmemiş. Ve tam bu aralıkta, normalde gayrimenkul döngüsü açısından &#8220;boş&#8221; sayılan zamanın içine bir <em>communitas</em> olarak yerleşiyoruz. Bazı kentlerde yıkım, hatırlamanın başlangıcı olur; Ankara’da ise çoğu kez unutmanın bir biçimidir. <em>Son (Bir) Akşam Yemeği</em> de buna küçük ama somut bir itiraz gibi yerleşiyor binanın iskeletine. Binayı koruyamıyorsa da onun yok oluşunu sessiz ve olaysız bir geçiş olarak kabul etmeye itiraz ediyor, hiç değilse. Artık bildiğimiz anlamda bir mekan işlevi kalmamış olsa da bu eşiktelik mekânını yeniden müşterekleştirmeye ve böylece unutulmasının önüne geçmeye yönelik bir müdahale.</p>
<figure id="attachment_140812" aria-describedby="caption-attachment-140812" style="width: 1920px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140812" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_6_KatilimcilarinGordugu-scaled.jpg" alt="Son (Bir) Akşam Yemeği (2026) - Lavarla" width="1920" height="2560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_6_KatilimcilarinGordugu-scaled.jpg 1920w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_6_KatilimcilarinGordugu-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_6_KatilimcilarinGordugu-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_6_KatilimcilarinGordugu-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_6_KatilimcilarinGordugu-1536x2048.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption id="caption-attachment-140812" class="wp-caption-text">Katılımcıların gördüğü</figcaption></figure>
<p>Yıkımı engelleyemeyen sanat, yıkım ile yeniden yapım arasındaki boşluğu geçici olarak ele geçirerek onu bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. Böylece kentte artık kullanım dışı sayılan bir yapı, son kez kentlilerin kullanımına açılıyor; özel mülkiyete ait bir apartmanın içi, birkaç saatliğine sanatçılar, mimarlar, akademisyenler ve kentliler arasında kurulan yarı-kamusal bir alana dönüşüyor. Yıkım böylece yalnızca seyredilen bir kayıp olmaktan çıkarak konuşulan, deneyimlenen ve birlikte tanıklık edilen bir hadiseye dönüşüyor. Tıpkı Özbir Erciyas&#8217;ın yaşadığımız yıkımı kanıksamamıza izin vermeyen yazılamaları gibi. Bu açıdan <em>Son (Bir) Akşam Yemeği</em>, yıkılmak üzere olan bir binayı kurtarmaktan çok, onun kentle kurduğu toplumsal ilişkiyi son kez harekete geçiren bir müdahale olarak okunabilir. Böylece sanat, yıkımı durduramasa da yıkımın ürettiği boşluğu kentlilik üreten bir sahneye çevirir.</p>
<figure id="attachment_140814" aria-describedby="caption-attachment-140814" style="width: 1920px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140814" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_7_OzbirErciyasYazilama-scaled.jpg" alt="Özbir Erciyas - Molektif" width="1920" height="2560" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_7_OzbirErciyasYazilama-scaled.jpg 1920w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_7_OzbirErciyasYazilama-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_7_OzbirErciyasYazilama-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_7_OzbirErciyasYazilama-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/GORSEL_7_OzbirErciyasYazilama-1536x2048.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption id="caption-attachment-140814" class="wp-caption-text">Özbir Erciyas’in bina içindeki bir yazılaması</figcaption></figure>
<table style="height: 303px;" width="916">
<tbody>
<tr>
<td width="623">
<h3>&#8216;Son (Bir) Akşam Yemeği&#8217;nin künyesi</h3>
<p>Performans/serginin fikri ve genel kurgusu <a href="https://www.instagram.com/goksu_aydogan/" target="_blank" rel="noopener">Göksu Aydoğan</a>’a ait olmakla birlikte, küratoryal süreçte <a href="https://www.instagram.com/nazonen/" target="_blank" rel="noopener">Naz Önen</a>, organizasyon sürecinde <a href="https://www.instagram.com/bendenizsen/" target="_blank" rel="noopener">Deniz Şen</a> ve prodüksiyonda <a href="https://www.instagram.com/kepcestudio/" target="_blank" rel="noopener">KEPCE</a> Stüdyo ile işbirliğiyle yürütülmüş. Venedik’te kurulmuş bir stüdyo olan KEPCE’nin Ankara’daki ilk işi olan sergide; <a href="https://www.instagram.com/karamustafag/" target="_blank" rel="noopener">Gülsün Karamustafa</a>, <a href="https://www.instagram.com/gokhunbaltaci/">Gökhun Baltacı</a>, <a href="https://www.instagram.com/erdemcolakstudio/">Erdem Çolak</a> ve <a href="https://www.instagram.com/sinanlogie/">Sinan Logie</a>’nin işleri yer alırken, <a href="https://www.instagram.com/kayahan.kaya.l/" target="_blank" rel="noopener">Kayahan Kaya</a> ve <a href="https://www.instagram.com/maraaatt/">Murat Atabek</a> ise özgün üretimler gerçekleştirmiş. <a href="https://www.instagram.com/sinanlogie/" target="_blank" rel="noopener">Sinan Logie</a>, <a href="https://www.instagram.com/misucmaker/" target="_blank" rel="noopener">Alperen Yalçın</a> ve <a href="https://www.instagram.com/abysskissss/" target="_blank" rel="noopener">Ahmet Burak Yiğit</a> müzikleriyle; Gülseren Aydoğan, Deniz Şen ve <a href="https://www.instagram.com/diyojenimsi/" target="_blank" rel="noopener">Doruk Erdal</a> ise sofranın kurulmasıyla performansa katkıda bulunmuş. <a href="https://www.instagram.com/ozbirerciyas/" target="_blank" rel="noopener">Özbir Erciyas</a>’ın yazılamaları ise performansın bir parçasına dönüşmüş. <a href="https://www.instagram.com/nazgenel/" target="_blank" rel="noopener">Elif Naz Genel</a>, <a href="https://www.instagram.com/cagataynn/ü" target="_blank" rel="noopener">Çağatay Yiğit</a> ve <a href="https://www.instagram.com/furkancetinm/" target="_blank" rel="noopener">Furkan Çetin</a> belgelediği performans/serginin geniş künyesine Instagram hesabındaki çağrıdan ulaşılabilir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kapak fotoğrafı: <a href="https://www.instagram.com/olric/" target="_blank" rel="noopener">Olric</a>&#8216;in objektifinden Son (Bir) Fotoğraf.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/son-bir-aksam-yemegi-yikimin-urettigi-esigi-isgal-etmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Son (Bir) Akşam Yemeği: Yıkımın ürettiği eşiği işgal etmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonbahar geleneği: Filmekimi bu yıl 4 şehirde, 15–18 Ekim’de Ankara’da</title>
		<link>https://lavarla.com/sonbahar-gelenegi-filmekimi-bu-yil-4-sehirde-15-18-ekimde-ankarada/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 06:39:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140804</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Paribu sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi, sonbaharda sinemaseverleri yeniden bir araya getirmeye hazırlanıyor. Filmekimi, bu yıl 9–18 Ekim’de İstanbul’da, 15–18 Ekim’de Ankara’da, 22–25 Ekim’de İzmir ve Mersin’de gerçekleştirilecek. Programda bu yıl da Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan, ödüller kazanan ve festivalin farklı bölümlerinde dikkat çeken birçok yapım yer alıyor. Programın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sonbahar-gelenegi-filmekimi-bu-yil-4-sehirde-15-18-ekimde-ankarada/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sonbahar geleneği: Filmekimi bu yıl 4 şehirde, 15–18 Ekim’de Ankara’da&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Paribu sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi, sonbaharda sinemaseverleri yeniden bir araya getirmeye hazırlanıyor. Filmekimi, bu yıl 9–18 Ekim’de İstanbul’da, 15–18 Ekim’de Ankara’da, 22–25 Ekim’de İzmir ve Mersin’de gerçekleştirilecek.</strong></p>
<p>Programda bu yıl da Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan, ödüller kazanan ve festivalin farklı bölümlerinde dikkat çeken birçok yapım yer alıyor. Programın öne çıkan filmlerinden biri de Cannes’ın en iyi filmine verilen Altın Palmiye’yi kazanan Cristian Mungiu imzalı <em>Fjord.</em></p>
<h2>Altın Palmiyeli <em>Fjord </em>Filmekimi’nde</h2>
<p>Romanya sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Cristian Mungiu 2007’de <em>4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün</em> ile kazandığı ilk Altın Palmiye’den 19 yıl sonra, yeni filmi <em>Fjord</em> ile ikinci kez Cannes Film Festivali’nin büyük ödülüne değer görüldü.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://images.euronews.com/articles/stories/09/88/23/39/1536x864_cmsv2_69855082-9359-516a-a1a2-226c4b97cef6-9882339.jpg" alt="Altın Palmiye ödüllü 'Fjord,' hoşgörü ile baskı arasındaki ince çizgiyi  sorguluyor | Euronews" /></p>
<p>Başrollerini <em>The Apprentice / Trump’ın Hikâyesi</em>’nden hatırladığımız Sebastian Stan ile <em>The Worst Person in the World / Dünyanın En Kötü İnsanı</em> ve <em>Sentimental Value / Manevi Değer</em> filmlerinde izlediğimiz Renate Reinsve’nin paylaştığı <em>Fjord</em>, Romanya’dan Norveç’e, fiyortlarda ücra bir köye yerleşen bir çiftin hikâyesini izliyor.Ergenlik çağındaki kızlarının vücudunda morluklar fark edilmesiyle çiftin inançları, değer yargıları ve ebeveynlik tarzları hem köy halkının hem de polisin merceği altına giriyor. Bir aile dramı olduğu kadar sürükleyici bir mahkeme filmi de olan <em>Fjord</em>; kültür çatışması, ebeveynlik, önyargı ve kutuplaşmış toplumları odağına alıyor.</p>
<h2>Cannes’dan Filmekimi’ne</h2>
<p>Mayıs ayında düzenlenen 79. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan, farklı bölümlerde gösterilen ve ödüller kazanan filmlerden oluşan güçlü bir seçki bu yıl Filmekimi programında yer alıyor. Cannes’ın ana yarışmasından Belirli Bir Bakış’a, Cannes Prömiyer’den Yönetmenlerin On Beş Günü’ne uzanan farklı bölümlerde gösterilen filmler Filmekimi’nde izleyiciyle buluşacak.</p>
<p>Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan Zachary Wigon imzalı <em>Victorian Psycho ve </em>Filmekimi’nin vazgeçilmez yönetmenlerinden Pedro Almodóvar, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan <em>Buruk Noel / Bitter Christmas</em> ile bu yıl da programda. <em>Direniş / Moulin</em> ile László Nemes,  <em>En Sevdiğim / The Beloved</em> ile Rodrigo Sorogoyen de bu yılın programında.</p>
<p>Fransız sinemasının iki güçlü oyuncusu Léa Drucker ile Mélanie Thierry, Charline Bourgeois-Tacquet imzalı <em>Bir Kadının Hayatı / La vie d’une femme / A Woman’s Life</em>’ta buluşuyor. Lukas Dhont, <em>Girl / Kız</em> ve <em>Close / Yakın’</em>ın ardından <em>Coward</em> ile Cannes’a geri döndü.</p>
<p><em>The Wailing / Kara Büyü</em>’den on yıl sonra yeni filmiyle sinemaya dönen Na Hong-jin, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan <em>Hope</em> ile Filmekimi’nde. Paweł Pawlikowski, <em>Ata Yurdu / Fatherland</em> ile savaş sonrası Avrupa’nın ahlaki belirsizliklerine dönüyor.</p>
<figure style="width: 1360px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://img.festival-cannes.com/eyJidWNrZXQiOiJtZWRpYSIsImtleSI6InVwbG9hZHNcLzIwMjZcLzA1XC8xOTk5OTcuanBnIiwiZWRpdHMiOnsicmVzaXplIjp7IndpZHRoIjoxMzYwLCJmaXQiOiJjb3ZlciJ9fX0=" alt="LE CORSET (IRON BOY) - Festival de Cannes" width="1360" height="765" /><figcaption class="wp-caption-text"><em>Iron Boy / Demir Çocuk</em></figcaption></figure>
<p>Cannes’ın Belirli Bir Bakış Özel Jüri Ödülü’nü kazanan <em>Demir Çocuk / Iron Boy</em>, yönetmen Louis Clichy’nin kendi çocukluğundan esinleniyor. 2018’de İstanbul Film Festivali’nde <em>Western</em> ile Altın Lale kazanan Valeska Grisebach, <em>Düşlenen Macera / The Dreamed Adventure</em> ile yeniden Filmekimi’nde.</p>
<p>Sandra Wollner imzalı <em>Her Defa / Everytime</em>, Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün En İyi Film Ödülü’nü kazandı. <em>Korsaj’</em>da katı kurallar arasına sıkışmış bir kadını konu alan yönetmen Marie Kreutzer, Cannes’da ana yarışmada yer alan <em>Nazik Canavar / Gentle Monster’</em>da bu kez bir annenin hikâyesine odaklanıyor.</p>
<p>İlk kez Cannes Prömiyer bölümünde gösterilen <em>The End of It</em>, yaşlanmanın tedavi edilebildiği ve ölümün isteğe bağlı hale geldiği yakın bir gelecekte geçiyor. James Gray, dört yıllık aranın ardından <em>Kâğıttan Kaplan / Paper Tiger</em> ile Filmekimi’nde.</p>
<figure style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://images.mubicdn.net/images/film/467735/cache-1125341-1775793987/image-w1280.jpg?size=800x" alt="A Man of His Time (2026) | MUBI" width="800" height="450" /><figcaption class="wp-caption-text"><em>Notre Salut / A Man of His Time</em></figcaption></figure>
<p>Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü başta olmak üzere birçok ödül kazanan Emmanuel Marre imzalı <em>Notre Salut / A Man of His Time</em>, İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki faşist Vichy rejimine kendi iradesiyle hizmet eden Henri Marre’ın yaşam öyküsünü anlatıyor. Ryûsuke Hamaguchi, <em>Birdenbire / Soudain / All of a Sudden</em> ile iki kadının yakınlığını ölüm ve yaşam arasındaki yolculukla iç içe geçiriyor.</p>
<p>Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen Rudi Rosenberg imzalı <em>Quelques mots d’amour / Words of Love</em>, aile ilişkilerinin hassas ve kırılgan yapısını mizahla trajediyi yan yana getirerek ele alıyor. Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde prömiyerini yapan <em>Atonement</em>, Irak işgali sırasında ABD’li bir askerin anlık kararla Iraklı bir ailenin hayatında yarattığı felaketi ve yıllar sonra aileyle yeniden temas kurma çabasını anlatıyor.</p>
<p><em>Kadın Davası / L&#8217;affaire Marie-Claire / Women on Trial</em> ise 1972’de Fransa’yı sarsan ve kürtaj hakkı mücadelesinde dönüm noktalarından birine dönüşen gerçek bir davayı beyazperdeye taşıyor.</p>
<p>Filmekimi programında yer alan Cannes seçkisinin yanı sıra programdaki diğer filmlere ve gösterim bilgilerine <a href="https://filmekimi.iksv.org/tr" target="_blank" rel="noopener">filmekimi.iksv.org</a> adresinden ulaşılabilir.</p>
<h2>Biletler 2 Ekim’de satışta</h2>
<p>Filmekimi biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için öncelikli satış döneminin ardından 2 Ekim Cuma günü 10.30’da genel satışa açılacak. Biletler <a href="https://www.passo.com.tr/tr">passo.com.tr</a>, Passo mobil uygulaması, Passo perakende noktaları ve Passo İKSV gişesinde (pazar hariç her gün 10.00-13.00 ve 14.00-18.00 arası açık) satışa açılacak. Öğrenciler bu gösteriler için Eczacıbaşı Genç Bilet ile biletlerini 50 TL’ye alabilecekler.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sonbahar-gelenegi-filmekimi-bu-yil-4-sehirde-15-18-ekimde-ankarada/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sonbahar geleneği: Filmekimi bu yıl 4 şehirde, 15–18 Ekim’de Ankara’da&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burçak Çöllü: &#8216;Oyuncuların müzikle organik ilişki kurduğu oyunlar yapmayı seviyorum&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/burcak-collu-oyuncularin-muzikle-organik-iliski-kurdugu-oyunlar-yapmayi-seviyorum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selma Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 09:10:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Burçak Çöllü]]></category>
		<category><![CDATA[oyun müziği]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatroda müzik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Besteci, oyun yazarı ve yönetmen kimlikleriyle tiyatro sahnesinde adından çokça söz ettiren Burçak Çöllü ile “zorluğu sağaltmak için, paylaşmak için, aktarmak için, dönüştürmek için sanattan daha iyi bir araç yok” diye nitelediği sanat hayatına dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Lisansınızı bestecilik, yüksek lisansınızı ise reji üzerine yapıyorsunuz; üniversite yıllarınızın öncesine gitsek ve sizi başta müzik [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/burcak-collu-oyuncularin-muzikle-organik-iliski-kurdugu-oyunlar-yapmayi-seviyorum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Burçak Çöllü: &#8216;Oyuncuların müzikle organik ilişki kurduğu oyunlar yapmayı seviyorum&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Besteci, oyun yazarı ve yönetmen kimlikleriyle tiyatro sahnesinde adından çokça söz ettiren Burçak Çöllü ile “zorluğu sağaltmak için, paylaşmak için, aktarmak için, dönüştürmek için sanattan daha iyi bir araç yok” diye nitelediği sanat hayatına dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>L</strong><strong>isansınızı bestecilik, yüksek lisansınızı ise reji üzerine yapıyorsunuz; üniversite yıllarınızın öncesine gitsek ve sizi başta müzik sonra da tiyatroyu odağınıza alan üretimlerle buluşturan anları hatırlasak neler anlatırsınız? </strong></p>
<p>Epey eskiye, 5-6 yaşlarıma kadar gidebiliriz sanırım. Telefonun, tabletin olmadığı şanslı bir çocukluk geçirdim. Annem çalışıyordu, tatillerde günün çoğunda evde ablamla yalnız olurduk. En sevdiğimiz oyunlardan biri akşam için gösteriler hazırlamaktı. Kendi yazdığımız hikayeleri oyunlaştırırdık; kostüm, aksesuar, dekor bile hazırlardık. Annem de akşam yemeğinden sonra seyirci sandalyesini salonun ortasına çeker, bizi büyük bir ciddiyetle izlerdi. 7 yaşında Antalya Belediye Tiyatrosu’nun yaz kurslarında tiyatroyla tanıştım, ertesi sene de keman dersleri almaya başladım. Evimizde birkaç Broadway müzikalinin de CD’si vardı. Bunları dinlemek, sahne müziğinin ifade gücünü bana o günden öğretti sanırım. Sonra da hiç kopamadım zaten.</p>
<p><strong>Müziğinizle ilk karşılaşmam pandemi yıllarına denk geliyor, bir açık hava temsilinde çevrimiçi olarak da seyirciyle buluşan <em>Nihayet Makamı</em> oyununa. Sizin imzanız olan bu eşsiz eserde adeta başrol olan müzik, seyirciyi etkisi altına alan gücüyle oyundan sonra da günlerce o besteleri dinlememe vesile olmuştu. Bu oyun özelinde, tiyatro müziğinin sahnedeki rolü hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum.</strong></p>
<p>Ne güzel bir oyunla tanışmışız. <em>Nihayet Makamı</em>, benim kendimi tam olarak ortaya koyabildiğim işlerden biri. Tiyatro müziğinin zorluğu, tasarım dünyanızın yönetmenin vizyonuna bağımlı olmasında. Bu yüzden her zaman aklınızdakini ortaya koyamıyorsunuz. Bu oyunu kendim yazıp yönettiğim için gerçekten gönlümce bir müzik tasarımı yaptım. O güne kadar hiçbir yönetmen benden böyle bir müzik ve müzik kullanımı talep etmemişti, ben kendimden ettim. Sonucu da bizi çok mutlu etti, yıllar boyunca severek oynadık Kumbaracı50’de.</p>
<p>Müziğin bir oyuncu gibi kullanılması fikrini sonra <em>Çember’in Anası</em>’nda da kullandım. Çember’in Anası Semiramis “Müzik!” diye bağırdığında müzik çalmaya başlıyordu ve bu onun özel gücüydü. Oyuncuların müzikle organik ilişki kurduğu oyunlar yapmayı seviyorum. Onlar oynuyor, müzik arkada çalıyor tarzı işleri mecbur kalırsam yapıyorum ama çok da sevmeden.</p>
<figure id="attachment_140796" aria-describedby="caption-attachment-140796" style="width: 2048px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140796" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-2.jpeg" alt="Nihayet Makamı - Lavarla" width="2048" height="1367" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-2.jpeg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-2-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-2-1024x684.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-2-768x513.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-2-1536x1025.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption id="caption-attachment-140796" class="wp-caption-text">Nihayet Makamı</figcaption></figure>
<h2>&#8220;Bizim ülkemizde oyuncular çoğunlukla tedirgin olur şarkı söylerken&#8221;</h2>
<p><strong>Tiyatroda oyuncudan beklenenlerden biri de elbette sesini etkili bir şekilde kullanması hatta bazen müzikal bir oyun olmasa dahi şarkı söylemesi. Siz yaratıcı ekibinde yer aldığınız oyunlarda oyuncuların şarkı söylemeye dair performanslarını ve varsa ön yargılarını nasıl gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizim ülkemizde oyuncular çoğunlukla tedirgin olur şarkı söylerken, bu da doğrudan performanslarına yansır. Bunun, gözlemlediğim birkaç sebebi var. Birincisi, oyunculuk okullarında verilen müzik eğitiminin çoğunlukla oyunculara göre tasarlanmamış olması.</p>
<p>İkincisi, oyunculuk mesleğindeki büyük performans kaygısı ve şarkı söylemek gibi uzman olmadıkları bir işle sahneye çıkmanın yarattığı endişe. Bu biraz bizim ülkemize de ait, genel olarak yargılayıcı bir kültürümüz olduğunu gözlemliyorum. Varoluşunu güvenle yaşayamayan birinin güvenle ses çıkarması zaten zordur.</p>
<p>Ben genelde oyuncularla çalışırken her şeyi çok somut hale getirmeye çalışırım. Çünkü müzik, müzisyen olmayanlara çok soyut gelir. Ele avuca sığmaz, ama etkisi muazzam. Bunu mümkün olduğunca somutlaştırmaya çalışırım. Şarkı söylemeye bedensel bir süreç olarak bakmak ve böyle anlatmak mesela, nota veya farklı görselleştirme araçları ya da imgeler kullanmak… Nihayetinde hedefimiz, oyunucunun şarkıyı bir kostüm gibi, bir aksesuar gibi kendi ifadesinin bir aracı haline getirebilmesi olur.</p>
<figure id="attachment_140795" aria-describedby="caption-attachment-140795" style="width: 1988px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140795 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-1.jpeg" alt="Çemberin Anası - Burçak Çöllü röportajı, Lavarla" width="1988" height="1326" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-1.jpeg 1988w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-1-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-1-1024x683.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-1-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-12.38.02-1-1536x1025.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 1988px) 100vw, 1988px" /><figcaption id="caption-attachment-140795" class="wp-caption-text">Çemberin Anası</figcaption></figure>
<p><strong>Gerek yıllardır ödenekli bir tiyatroda gerek özel tiyatrolarda emek veren biri olarak ortaya konulan eserleri ve seyirci profillerindeki çeşitlilikleri ne şekilde kıyaslarsınız? Sizce kesin ayrımlar yapmak mümkün mü yoksa İstanbul ölçeğinde bunların iç içe geçtiğini ve birbirini beslediğini söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ben hissedilir bir fark olduğunu düşünüyorum. Aslında ikiye değil üçe ayırabiliriz: ödenekli tiyatrolar, özel-ticari tiyatrolar ve bağımsız tiyatrolar. Ve aralarındaki farklar saymakla biter mi, bilmiyorum. Çok kabaca, ödenekli tiyatroların hem bir seyirci okulu olma misyonunu tuttuğunu, hem de ortalama beğeniye hitap etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Bunun ne kadar başarıyla uygulandığı çok uzun tartışılabilir tabii ama çok kabaca söylüyorum. Bilet fiyatları daha uygun, izleyeceğiniz oyun daha az riskli. Özel-ticari tiyatrolar, hani şimdi 3.000 liralara bilet satabilenler var bir de. Star tiyatroları var mesela artık, 5-10 sene öncesinde pek yoktu. Sanırım bu işlerde, o oyunu izlemiş olmak bir prestije dönüştü, o yüzden oyunun iyi olup olmaması herhalde çok önemli değil. Bilmiyorum, 3.000 lira verirsem ve kötü bir iş izlemiş olursam bununla başa çıkamayabilirim ben bir seyirci olarak. Ama “Oo bilmem kimi canlı canlı izledik” gibi bir motivasyonum varsa, belki daha hasarsız atlatırım bu durumu.</p>
<p>Ve tabii, bir de canımız bağımsız tiyatrolar var. Bağımsız tiyatroların hem sanatçıları hem seyircileri ortak bir mücadelenin içinde ve bence bu seyirciyle sanatçı arasında özel bir bağ yaratıyor. Zorluklarda pişerek olgunlaşmış bir ilişki gibi. Sanatçılar inanılmaz zorluklarla, iyi işler çıkarmak için tüm güçlerini ortaya koyuyorlar. Seyirciler de dere tepe demeden oyun neredeyse oraya gelerek ki bu İstanbul gibi bir şehirde başlı başına kahramanlıktır; ödenekli tiyatroların 2-3 katı gibi bilet fiyatlarını da ödeyerek (ama bunlar yine de ticari tiyatrolar kadar pahalı değil), okuyarak, araştırarak, düşünerek, emek harcayarak geliyorlar.</p>
<p>Öte yandan, kurum tiyatrolarıyla ilgili de bir şeyin altını çizmek isterim. Kurum tiyatrolarında “memur sanatçı” tartışmaları çıkar zaman zaman. Bunlar hep tartışılsın elbette, doğruluk payı var ama işin pek konuşulmayan başka bir boyutu da var. Şehir Tiyatroları da Devlet Tiyatroları da bazen haftada arka arkaya 6 oyun oynuyorlar. 3 saatlik bir oyunu 6 kere üst üste oynamak ciddi bir performanstır. Onlara kocaman bir alkış.</p>
<p><strong>Seyirci olarak tiyatrodaki müziği nasıl duyuyorsunuz, eleştirel bir çerçeveden bakarsak varlığıyla yokluğuyla nasıl yorumluyorsunuz?</strong> <strong>Mesela oyuncunun ifade edemeyeceği bir şeyi müzik nasıl söyler? </strong></p>
<p>Oyuncu her şeyi ifade edebilir, iyi oyuncunun yapamayacağı şey yok. Müzik bir tasarım ögesi. Rejinin tasarrufuna kalmış. Hiç olmasa da olur. Kostümsüz, dekorsuz, ışıksız oyun olabileceği gibi, müziksiz oyun da olabilir. O yüzden fazla da havalanmamak lazım. Ama yapıldığı zaman da iyi yapılması beni mutlu eder elbette. Fikirli olması, düşünülmüş olması, dramaturjik sağlamalarının yapılmış olması.</p>
<p>Müziğin bir riski, etki yaratmasının çok çok kolay olmasıdır. Size piyanoda iki akor basayım, hemen bir duygu dayatır. Azıcık darbuka çalayım, hemen oynamaya başlarsınız. O yüzden “Aa yaptım ve güzel oldu” hissine kapılmak çok kolay. Ona kapılmadan, yani kendimizi sanatta sevmeden, ince ince düşünmek lazım yaptığımız işi.</p>
<h2>&#8220;Biz sahne gerisi insanları ise belki biraz daha korunaklıyız psikolojik olarak&#8221;</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140800 aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-14.51.04.jpeg" alt="" width="1600" height="1066" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-14.51.04.jpeg 1600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-14.51.04-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-14.51.04-1024x682.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-14.51.04-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-21-at-14.51.04-1536x1023.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><strong>Sahne müziği dalında aldığınız ödülleri düşündüğümüzde -ki birden fazla Afife Ödülü sahibi olarak- sanatçının görünürlüğüne hizmet etmesi dışında ödüllendirme pratiğine nasıl bakıyorsunuz?</strong></p>
<p>Afife ödülüm bir tane, onun dışında bol bol adaylığım ve diğer ödüllerim var. Ben mesela bu işte profesyonel olduğumda, yani 18 yaşında, ileride bir gün Afife almayı istemiştim. Çünkü o yaştaki Burçak için bu, camia tarafından kabul görmek demekti ve bir ihtiyaçtı. Şimdi? Şimdi o kadar değil, şimdi yaptığım işten kendim memnun olmam en önemlisi. İkinci önemli şey ise seyircide karşılığını bulup bulmadığı.</p>
<p>Ama mesela, bir oyuncu arkadaşımın aktarımıyla şöyle bir hikaye duymuştum: Yıldız Kenter’e bir Yaşam Boyu Başarı Ödülü veriliyor, kim bilir kaçıncı ödülü. Ve Yıldız Kenter bu ödülü alırken “Çok teşekkür ederim, buna gerçekten ihtiyacım vardı,” diyor. Belki tiyatro sanatçılarının bu dış onaya ihtiyaç duyması halini bir gerçeklik olarak kabul etmeli ve bununla barışmalıyız. Şu ya da bu sebeple bir görülme arzuları olmasaydı zaten sahneye çıkmak için bu kadar emek harcamazlardı.</p>
<p>Biz sahne gerisi insanları ise belki biraz daha korunaklıyız psikolojik olarak. Değerlendirme yöntemleri, ödüllerin genelde İstanbul odaklı oluşu, jürilerin sanatsal yeterliği gibi pek çok şeyi tartışabiliriz ama onun yerine işimizi yapalım derim ben. Bence ödül alan da veren de zarafetini koruduğu sürece sorun yok. Bunlar yetişkinlerin oyun alanları, isteyen oynasın istemeyen oynamasın.</p>
<p><strong>Müziğini yaptığınız pek çok tiyatro oyununun yanı sıra kendi yazıp yönettiğiniz oyunlar da var. Sizce, mevcut bir metne müzik yapmak mı yoksa zihninizde yarattığınız oyunda müziği içinizde duyarak onu kaleme almak mı?</strong></p>
<p>En iyi sonucu her zaman kendi yazdığım oyunlara müzik yaparken alırım. O bambaşka bir organik bağ. İkinci en iyi sonucu kendim yazmamış olsam bile Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunlara müzik yaparken alıyorum. Yiğit çok iyi bir oyun arkadaşıdır, hatta en iyisidir.</p>
<p><strong>Bir röportajınızda dediğiniz gibi: “Her şeyin günün birinde bir hikayeye dönüşebileceği, başkalarının yüreğine dokunabileceği, onlara ilham verebileceğini bilmek iyi geliyor.” Besteciliğiniz yanında oyun yazma yolculuğunuzda en büyük motivasyon kaynağınız bu “hikayesi kalır” gerçekliğinin kendisi midir?</strong></p>
<p>Büyük motivasyonlardan bir tanesi. Diğerleri yalnızlık, yas, öfke, hayatla başa çıkma çabası. Hayat bence çok zor, en kolay haliyle bile zor, şanslı bir zümredeyseniz bile zor. Özü zor yani. Zor ve müthiş derecede güzel, mucizevi bir hediye. Zorluğu sağaltmak için, paylaşmak için, aktarmak için, dönüştürmek için de sanattan daha iyi bir araç yok. Seyirciye “bak, yaşadığın ama adını koymadığın acının, zorluğun adını senin için koydum ve bunu sana anlatıyorum, seni görüyorum ve anlıyorum, yaşadığında yalnız değilsin” diyebilmek en büyük motivasyon.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/burcak-collu-oyuncularin-muzikle-organik-iliski-kurdugu-oyunlar-yapmayi-seviyorum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Burçak Çöllü: &#8216;Oyuncuların müzikle organik ilişki kurduğu oyunlar yapmayı seviyorum&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinema ve felsefe buluşuyor: 3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali</title>
		<link>https://lavarla.com/sinema-ve-felsefe-bulusuyor-3-uluslararasi-felsefi-filmler-festivali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:10:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Kavaklıdere]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Felsefi Filmler Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140780</guid>

					<description><![CDATA[<p>3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali (UFFF), 23-27 Eylül tarihlerinde Ankara Kült Kavaklıdere’de düşünce ve sanat tutkunlarını bir araya getirecek. SineFilozofi Dergisi ve Sinema ve Felsefe Derneği organizasyonu ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle hayata geçirilen 3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali (UFFF), 23-27 Eylül 2026 tarihlerinde Ankara Kült Kavaklıdere’de kapılarını açıyor. Dünyanın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sinema-ve-felsefe-bulusuyor-3-uluslararasi-felsefi-filmler-festivali/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sinema ve felsefe buluşuyor: 3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali (UFFF), 23-27 Eylül tarihlerinde Ankara Kült Kavaklıdere’de düşünce ve sanat tutkunlarını bir araya getirecek.</strong></p>
<p><em>SineFilozofi Dergisi</em> ve Sinema ve Felsefe Derneği organizasyonu ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle hayata geçirilen 3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali (UFFF), 23-27 Eylül 2026 tarihlerinde Ankara Kült Kavaklıdere’de kapılarını açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce yapım arasından özenle seçilen felsefi derinliğe sahip filmler, beş gün boyunca sinemaseverlere ve felsefe meraklılarına hem görsel hem de zihinsel açıdan zengin bir şölen sunacak.</p>
<h2>Festival tarihinde bir ilk: Kısa Metraj Film Yarışması</h2>
<p>Bu yıl üçüncüsü düzenlenen festival, programında çok özel ve heyecan verici bir yeniliğe yer veriyor. İlk defa düzenlenen Kısa Metraj Film Yarışması ile sinemanın en özgür ve vurucu formlarından biri olan kısa film alanı destekleniyor. İnsan doğasına, varoluşa, ahlaka ve estetiğe dair derin soruları odağına alan yarışma seçkisi, genç ve bağımsız sinemacıların felsefi bakış açılarını beyaz perdeye taşırken izleyicilere de yoğun bir düşünsel deneyim vaat ediyor. Festival, sürecinde finalist filmler ve yarışma dışı özel seçki kısa filmler ile dünyanın dört bir yanından kısa filmcilerin filmlerini seyirciyle buluşturması için alan açacak.</p>
<h2>Usta Sinemacılar ve Uluslararası Akademisyenlerden Oluşan Jüri Kadrosu</h2>
<p>Yarışma seçkisinde yer alan filmleri değerlendirmek üzere sinema ve felsefe dünyasının saygın isimleri bir araya geliyor. Festivalin Ana Jürisinde Türk sinemasının usta yönetmenleri Yeşim Ustaoğlu ve Eylem Kaftan’ın yanı sıra uluslararası alanda sinema-felsefe ilişkisi üzerine önemli akademik çalışmalara imza atan akademisyenler Daniel Fairfax ile Christina Adamou yer alıyor. Jüri kadrosunu tamamlayan isim ise tecrübeli festival direktörü Gjorgi Pulevski oluyor. Bu güçlü jüri, felsefi sorgulamasını sinematik dille en yetkin şekilde harmanlayan yapıtları belirleyecek.</p>
<h2>Yapay Zeka sinemasından usta yönetmenlerin son yapıtlarına</h2>
<figure style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://images.mubicdn.net/images/film/460186/cache-1097990-1763658142/image-w1280.jpg?size=800x" alt="Backstage Madness (2025)" width="800" height="450" /><figcaption class="wp-caption-text">Backstage Madness (2025)</figcaption></figure>
<p>Festival, beş gün boyunca sinemanın farklı estetik ve teknolojik arayışlarına ev sahipliği yapacak. Festivalin açılışı, Amanbek Azhymat’ın dikkat çekici yapımı <em>Backstage Madness</em> filmi ve ardından film ekibinden katılımla gerçekleşecek özel soru-cevap söyleşisiyle yapılacak. Programın en merak uyandıran alanlarından biri ise Alkan Avcıoğlu’nun tamamen yapay zeka teknolojileriyle ürettiği, Moskova, Varşova ve Altın Portakal film festivallerinde büyük yankı uyandıran <em>Gerçek Ötesi</em> filminin gösterimi ve ardından düzenlenecek yönetmen söyleşisi olacak.</p>
<p>Ayrıca usta yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun derin felsefi katmanlara sahip <em>İdea</em> filmi, 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülüne layık görülen Emre Sert ve Gözde Yetişkin imzalı <em>Sahibinden Rahmet</em> ile Murat Düzgünoğlu’nun dikkat çeken yapımı <em>Köpekle Kurt Arasında</em> izleyiciyle buluşacak yapımlar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Uluslararası kültür diplomasisi ve kurumsal ittifaklar</h2>
<figure style="width: 1920px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.thepartysales.com/wp-content/uploads/2022/04/ashkal-cover-image.png" alt="Ashkal by Youssef Chebbi - The Party Film Sales" width="1920" height="800" /><figcaption class="wp-caption-text"><em>Ashkal</em> (2022)</figcaption></figure>
<p>Festival, sinema ve felsefeyi uluslararası bir kültür platformuna dönüştürme misyonunu güçlü kurumların işbirliğiyle sürdürüyor.</p>
<p>Ankara Rus Evi desteğiyle, dünya sinemasının dev ismi Aleksandr Sokurov’un yetiştirdiği yeteneklerin filmlerinden oluşan “Sokurov’un Öğrencileri” özel tematik seçkisi ve Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi İstanbul’un katkılarıyla gerçekleştirilecek Budapeşte Kısa Film Festivali’nin Yankısı da programın öne çıkan diğer başlıklarını oluşturuyor.</p>
<p>Institut Français (Fransız Enstitüsü) işbirliğiyle Jean-Claude Barny&#8217;nin <em>Fanon</em>, Youssef Chebbi&#8217;nin <em>Ashkal</em> ve Medhi M. Barsaoui&#8217;nin <em>Un fils</em> filmleri özel gösterimlerle izleyiciye sunuluyor.</p>
<p>Festival biletlerini <a href="https://biletinial.com/tr-tr/etkinlikleri/3-uluslararasi-felsefi-filmler-festivali" target="_blank" rel="noopener">Biletinial</a> üzerinden alabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sinema-ve-felsefe-bulusuyor-3-uluslararasi-felsefi-filmler-festivali/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sinema ve felsefe buluşuyor: 3. Uluslararası Felsefi Filmler Festivali&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Davet&#8217;: Birlikteliğin sokakları</title>
		<link>https://lavarla.com/davet-birlikteligin-sokaklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:57:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Davet]]></category>
		<category><![CDATA[Olivia Wilde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otobüsten SSK İşhanı önünde mi indin? Yoksa metrodan hangi çıkıştan çıkacağına mı karar veremedin? SSK İşhanı artık belediye binası olmuş. Ziya Gökalp Caddesi’nden karşıya geçerken kullanmadığın, belki de sabaha karşı merdivenlerinde oturduğun üst geçidin son izleri de silinmiş. Karanfil’den çıkmayı tercih ettiğinde Dost’un önünde bekleyen birilerini görüp tebessüm etmişsin. Ömrümüzün T harfi sokaklarından Meşrutiyet’e, oradan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/davet-birlikteligin-sokaklari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;&#8216;Davet&#8217;: Birlikteliğin sokakları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otobüsten SSK İşhanı önünde mi indin? Yoksa metrodan hangi çıkıştan çıkacağına mı karar veremedin? SSK İşhanı artık belediye binası olmuş. Ziya Gökalp Caddesi’nden karşıya geçerken kullanmadığın, belki de sabaha karşı merdivenlerinde oturduğun üst geçidin son izleri de silinmiş. Karanfil’den çıkmayı tercih ettiğinde <a href="https://lavarla.com/dostun-hikayesi-1-bolum-zafer-carsisi/" target="_blank" rel="noopener">Dost</a>’un önünde bekleyen birilerini görüp tebessüm etmişsin.</p>
<figure id="attachment_140772" aria-describedby="caption-attachment-140772" style="width: 1182px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140772 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/Ziya-Gökalp-20260607-scaled-e1788710366761.jpg" alt="" width="1182" height="1758" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/Ziya-Gökalp-20260607-scaled-e1788710366761.jpg 1182w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/Ziya-Gökalp-20260607-scaled-e1788710366761-202x300.jpg 202w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/Ziya-Gökalp-20260607-scaled-e1788710366761-688x1024.jpg 688w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/Ziya-Gökalp-20260607-scaled-e1788710366761-768x1142.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/Ziya-Gökalp-20260607-scaled-e1788710366761-1033x1536.jpg 1033w" sizes="(max-width: 1182px) 100vw, 1182px" /><figcaption id="caption-attachment-140772" class="wp-caption-text">Ziya Gökalp Caddesi üst geçit (Haziran 2026)</figcaption></figure>
<p>Ömrümüzün T harfi sokaklarından Meşrutiyet’e, oradan Hatay Sokak’a girmişsin. Büyülü Fener’in önünde seni filme davet eden arkadaşlarınla selamlaşmış, gösterimdeki diğer filmlerin afişlerine hızlıca göz atmışsın.</p>
<p>Sonra mısır ve kolanı alıp 10. Salon’a girmişsin.</p>
<p>Salı günü olmasına rağmen salonun neredeyse yarısı dolu. Çarşamba indirimi de yok. Açıkçası mahalle sinemasında bu kadar seyirci görmeyi beklemiyordun. O an film izlemenin hala bir şenlik olduğunu hatırlatan o tanıdık hisle doldun.</p>
<p>Sonra film başladı.</p>
<h2>Tek mekan, dört beden</h2>
<p>Olivia Wilde’ın hem yönettiği hem başrolünde oynadığı <em>Davet (The Invite)</em>, Cesc Gay’in 2020 tarihli İspanyol filmi <em>The People Upstairs</em>’ın<em> (Sentimental)</em> Amerikan uyarlaması. Ben filmin bir uyarlama olduğunu salonda, açılış jeneriğindeki yazılardan öğrendim. Fragmanını bile izlemediğim için filme dair ön bilgim olmadan gitmiştim.</p>
<p>Rashida Jones ve Will McCormack imzalı senaryo, evliliği çatırdayan bir çiftin &#8211; Joe (Seth Rogen) ve Angela’nın (Wilde) &#8211; üst kattaki eksantrik komşuları Hawk (Edward Norton) ile Piña’yı (Penélope Cruz) akşam yemeğine davet etmesiyle başlıyor.</p>
<p>Sofra kurulduğunda önce nezaket, sonra oyun, en sonunda da itiraflar devreye giriyor.</p>
<p>Filmin tamamı tek bir dairede geçiyor. Wilde da metnin tiyatro köklerinden gelen yapısını kamerayla derinleştirme yoluna gidiyor. Sahneler bir oyun metninin perdeleri gibi kuruluyor; kamera oyuncuları kovalamak yerine onlara alan açıyor. Dört oyuncunun komedi zamanlamasındaki keskinlik, müzik kullanımının da etkisiyle bu sınırlı mekanı, gerilimi büyüten bir anlatıya dönüştürüyor.</p>
<p>Joe’nun rahatlığı burada bilinçli bir kırılganlığa evriliyor. Norton ise Hawk’ı, izleyiciyi hem güldüren hem de huzursuz eden bir belirsizlikte tutmayı başarıyor. Her ne kadar mimikleri kaybolmuş olsa da.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.oscarboy.com/wp-content/uploads/2026/08/The-Invite.jpg" alt="The Invite | Sinemanın Unuttuğu Yetişkinler - Oscar Boy" /></p>
<h2>Bir akşam yemeğinin siyaseti</h2>
<p><em>Davet</em>’i ilginç kılan, dört karakterin birbirine ayna tutmasına izin veren yapısı. Evlilik, burada çözülmesi gereken bir problem yerine ortaya çıkarılması gereken bir gerçek olarak ele alınıyor. Komşuların tuhaflığı, aslında ev sahibi çiftin kendine söylemeye cesaret edemediği şeylerin dışavurumu haline geliyor.</p>
<p>Wilde’ın uyarlamasının başarısı, bu hikayeyi Amerikan orta sınıfının kendine özgülüğüne taşıyabilmesinde. Filmde Hawk’ın ağzından çıkan tek bir cümle var ki bütün akşam yemeğinin altındakini bir anda görünür hale getiriyor:</p>
<p>“Amerika’da artık kim ev sahibi olabiliyor ki!”</p>
<p>Sadece esprili bir yan cümle değil bu. Filmin evlilik krizini bir de ekonomik sıkışmışlık üzerinden okumamızı sağlıyor. Dört kişinin aynı dairede bu kadar uzun süre kalması, birbirlerine bu kadar mecbur hissetmeleri biraz da kimsenin kolayca çıkıp gidemediği bir hayatın hikayesi.</p>
<p>Bunu Kızılırmak Caddesi’nden Selanik Caddesi’ne dönerken daha geçen hissettiğin bir gerilim olarak dinliyorsun salonda. Kira. Ev. Her masaya aynı sessizlikle giren “Nereye taşınsak?” hesapları.</p>
<p>Kızılay’daki salonda filmin en gerilimli anlarında yükselen tedirgin kahkahalar, bu ayna oyununun ne kadar isabetli çalıştığının kanıtı. Kimse ekrandaki çiftle arasına tam olarak mesafe koyamıyor. Bir noktadan sonra onların konuştuğu, yalnızca onların evliliği olmaktan çıkıyor.</p>
<p>Filmin sıcaklığında, cinselliği açıkça konuşabilmesinin de payı var. Mahremiyeti evliliğin kenarında duran bir konu olarak değil, doğrudan bileşenlerinden biri olarak ele alıyor. Önümüzde oturan çiftin tepkilerine ve aralarındaki enerjiye göz ucuyla tanık olmaktan da kendimizi alamıyoruz.</p>
<p>Finale gelince, orada biraz tereddüte düşüyorum. Film, ilişkiyi ustaca deşip masaya yatırdıktan sonra, son on dakikada bandı geriye sarmaya çalışıyor gibi hissettiriyor. Bu kadar sert bir yüzleşmenin ardından her şeyi derli toplu bir yere bağlama isteği, filmin kendi cesaretine biraz ihanet ediyor.</p>
<h2>Davet yerine</h2>
<p>Işıklar yandığında önümüzdeki çiftin birbirlerinden nasıl ayrılacağını artık biliyoruz. Evet, aynı eve gitmediler. Biz ise Hatay Sokak’tan çıkıp bu ağustos akşamını sürdürmek için Mülkiyeliler Birliği bahçesine geçiyoruz.</p>
<p>Aynı sofrayı izlemiş olmanın verdiği rahatlıkla laf dönüp dolaşıp kendi ilişkilerimize, kendi masalarımıza geliyor. Film, salondan çıkınca başka bir biçimde devam ediyor.</p>
<p>Belki <em>Davet</em>’in benim için Ankara’da karşılık bulduğu yer tam da burası. Filmde dört insan bir sofranın etrafında birbirlerine bakıyor, birbirlerinden bir şeyler saklıyor, sonunda da kendilerine bakmak zorunda kalıyor.</p>
<p>Biz de filmden çıkıp başka bir masaya oturuyoruz.</p>
<p><em>Davet</em>, büyük bir sinema hamlesi yapmadan dört oyuncuya, iyi yazılmış bir sofraya ve birbirine bakmak zorunda kalan insanlara güvenerek yolunu bulan bir film. Ama onu Kızılay’da, Büyülü Fener’in 10. Salon’unda, bir ağustos akşamı seyircilerle birlikte izlediğimde bende kalan yalnızca film olmuyor.</p>
<p>Birlikte gülmek, birlikte gerilmek, birlikte susmak ve sonra sokağa çıkıp film hakkında konuşmak&#8230;</p>
<p>Belki sinemaya gitmenin hala küçük bir şenlik olmasının anlamı da burada. Birinin seni filme davet etmesiyle başlayan gece, filmin kendisinden daha uzun sürüyor.</p>
<h2>Bir başka davet</h2>
<p>Ankara’da birlikteliğin sokakları yalnızca sinemadan çıkınca başlamıyor.</p>
<p>Bazen Beşevler’de, Emek’te bir mekandan kalkıyorsun. 19 Mayıs Stadyumu’na doğru yürümeyi düşünüyorsun. Sonra hatırlıyorsun: 19 Mayıs hala inşaat halinde. Şehrin kalbinde, maçtan çıkıp kalabalığa karışabileceğin o eski günler şimdilik yalnızca hafızada.</p>
<figure id="attachment_140773" aria-describedby="caption-attachment-140773" style="width: 2048px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140773" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/19-Mayis-Ahmet-Ay.jpg" alt="" width="2048" height="1536" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/19-Mayis-Ahmet-Ay.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/19-Mayis-Ahmet-Ay-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/19-Mayis-Ahmet-Ay-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/19-Mayis-Ahmet-Ay-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/09/19-Mayis-Ahmet-Ay-1536x1152.jpg 1536w" sizes="(max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption id="caption-attachment-140773" class="wp-caption-text">19 Mayıs Stadyumu inşaatı. Etlik Şehir Hastanesi&#8217;nden görünüm ( Ahmet Ay, Ağustos 2026)</figcaption></figure>
<p>Ama Ankara biraz da böyledir. Kentsel dönüşen binaların, kapanan mekanların, sökülen üst geçitlerin ve inşaat halindeki stadyumun arasında bazı yolları hafızanda yürümeye devam edersin. Üstelik o yolların çoğundan hala her gün geçiyorsun. Yabancısı olduğun şey sokaklar değil; o sokaklarda eskisi gibi birlikte olamamak.</p>
<p>Sinemadan çıkıp sokağa karışmak, maçtan sonra kalabalıkla birlikte yürümek, bir masada geceyi uzatmak&#8230;</p>
<p>Hepsi aynı şeyi hatırlatıyor: Birlikte geçirilen zamanın kendisi, şehrin hafızasında bir iz bırakıyor.</p>
<p>Belki <em>Davet</em> filmini birlikte izlemenin bende bıraktığı asıl duygu da bu.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/davet-birlikteligin-sokaklari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;&#8216;Davet&#8217;: Birlikteliğin sokakları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinopale’nin 10. edisyonu başladı</title>
		<link>https://lavarla.com/sinopalenin-10-edisyonu-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:27:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinopale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu’nun ilk bienali Sinopale – Uluslararası Sinop Bienali, 10. edisyonuyla 2 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor. “Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi” başlığını taşıyan Sinopale 10, 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçıyı Sinop’ta bir araya getiriyor. Sanat üretiminin sergi açılışından çok önce başladığı süreç odaklı yapısıyla öne çıkan bienalde bu yıl sanatçılar, 2 Eylül itibarıyla kentte, yerel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sinopalenin-10-edisyonu-basladi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sinopale’nin 10. edisyonu başladı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="GeneralContainer">
<div id="ContentWrapper">
<div id="ContentContainer">
<div id="GundemDetailWrapper">
<div class="GundemContainer">
<div class="GundemDetailText">
<div class="ContentText" data-type="ContentText">
<p><strong>Anadolu’nun ilk bienali Sinopale – Uluslararası Sinop Bienali, 10. edisyonuyla 2 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor.</strong></p>
<p>“Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi” başlığını taşıyan Sinopale 10, 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçıyı Sinop’ta bir araya getiriyor. Sanat üretiminin sergi açılışından çok önce başladığı süreç odaklı yapısıyla öne çıkan bienalde bu yıl sanatçılar, 2 Eylül itibarıyla kentte, yerel zanaatkarlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte eserlerini üretmeye başladı. Sinop’ta üretilen eserlerden oluşan ana sergi ise 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak.</p>
<p>Yerel katılımı, imece temelli üretim modeli ve ulusal ve uluslararası sanatçılarla kurduğu iş birlikleri sayesinde Sinop’u, çağdaş sanatın önemli buluşma noktalarından biri hâline getiren bienal, onuncu edisyonunda da bu mirası geleceğe taşımayı hedefliyor. İlk günden bu yana tek bir başküratör belirlemek yerine farklı isimlerin eşit düzlemde birlikte çalıştığı yatay küratöryel modelini benimseyen Sinopale’nin 10. edisyonunun eş-küratörlüğünü Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve bienalin kurucusu Melih Görgün üstleniyor.</p>
<p>​Sinopale 10, çağdaş sanatın ağırlıklı olarak Avrupa merkezli dolaşım ağlarına dayanan yerleşik yapısına alternatif, daha kapsayıcı ve çok merkezli bir yaklaşım benimsiyor. Avrupa’nın yanı sıra Gürcistan, Güney Kore, Kazakistan, Venezuela gibi farklı coğrafyalardan sanatçıları programına dahil eden bienalde, Gürcistan’dan Mariam Natroshvili’nin eş-küratör olarak katılımı da bu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu tercih, Sinopale’nin farklı coğrafyalar arasında yeni ilişkiler kurma ve çağdaş sanatın dolaşım kanallarını çeşitlendirme yönündeki iradesini yansıtıyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="ContentBottomSection">
<div class="LoveItBtn" data-category="news" data-id="35225"></div>
</div>
<p><a href="https://lavarla.com/sinopalenin-10-edisyonu-basladi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sinopale’nin 10. edisyonu başladı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Kültür Sahne Buluşmaları: Sahne Seğmenler&#8217;de kuruluyor</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-kultur-sahne-bulusmalari-sahne-segmenlerde-kuruluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:45:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara Kültür Sahne Buluşmaları 2–6 Eylül tarihleri arasında tiyatrodan söyleşilere, atölyelerden çocuk etkinliklerine uzanan programıyla Seğmenler Parkı’nı beş gün boyunca sahne sanatlarının buluşma noktalarından birine dönüştürecek. Beş gün boyunca Seğmenler Parkı, Ankara’nın farklı tiyatro toplulukları ve sanat kurumlarına ev sahipliği yapacak. 20’ye yakın tiyatro topluluğu ve sanat kurumu etkinlik programında yer alırken, 30’dan fazla etkinlik [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-kultur-sahne-bulusmalari-sahne-segmenlerde-kuruluyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Kültür Sahne Buluşmaları: Sahne Seğmenler&#8217;de kuruluyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ankara Kültür Sahne Buluşmaları 2–6 Eylül tarihleri arasında tiyatrodan söyleşilere, atölyelerden çocuk etkinliklerine uzanan programıyla Seğmenler Parkı’nı beş gün boyunca sahne sanatlarının buluşma noktalarından birine dönüştürecek.</strong></p>
<p>Beş gün boyunca Seğmenler Parkı, Ankara’nın farklı tiyatro toplulukları ve sanat kurumlarına ev sahipliği yapacak. 20’ye yakın tiyatro topluluğu ve sanat kurumu etkinlik programında yer alırken, 30’dan fazla etkinlik ücretsiz gerçekleştirilecek.</p>
<p>Katılımcılar arasında ABB Şehir Tiyatroları, Ankara Üniversitesi D.T.C.F Tiyatro Bölümü Mezunları Derneği, Aralık Sahne, Arçura Tiyatro, Boş Sahne, Covo Müzikal Kumpanyası, Çankaya Sahne, Fareler Tiyatrosu, Fuaye Ankara, Genç Sahne, Heveskâr Tiyatro, İzler Kültür Sanat Tiyatrosu, Lith Ajans, Mad Dance Theatre, Mavrigan Yapım, Piyon Sanat, Tiyatro Tam, Tiyatro Tempo ve Yakîn Tiyatro yer alıyor.</p>
<p>Sahne Buluşmaları, farklı yaş gruplarına hitap eden içeriğiyle sahne sanatlarının farklı disiplinlerini de aynı programda buluşturuyor. Çocuklara yönelik oyunların yanı sıra yetişkin izleyicilere yönelik tiyatro yapımları, Karagöz gösterileri ve müzikal performanslar etkinlik programında yer alıyor.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">Etkinlik programını <a href="https://www.facebook.com/ankarabbld/posts/-ankaran%C4%B1n-sahneleri-se%C4%9Fmenler-park%C4%B1nda-bulu%C5%9Fuyorankara-k%C3%BClt%C3%BCr-sahne-bulu%C5%9Fmalar%C4%B1/1517578653741775/">buradan</a> inceleyebilirsiniz.</div>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-kultur-sahne-bulusmalari-sahne-segmenlerde-kuruluyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Kültür Sahne Buluşmaları: Sahne Seğmenler&#8217;de kuruluyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azize Tereza Kilisesi’nde ‘Requiem’ seslendirmek</title>
		<link>https://lavarla.com/azize-tereza-kilisesinde-requiem-seslendirmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konser]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Azize Tereza Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Koro Felix]]></category>
		<category><![CDATA[Mozart]]></category>
		<category><![CDATA[Requiem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara’da hem sosyal hayatınızı genişletmek hem de sanata dokunmak istiyorsanız, bir koroyla yollarınız kesişebilir. Bir öğrencim aracılığıyla Eylül 2023’te oldukça dinamik, yaratıcı, farklı deneyimler yaşatan bir koroyla, Koro Felix’le tanıştım. O günden bugüne, sayısını hatırlayamadığım kadar çok konserde yer aldım. Başlangıçta yalnızca bir koroda şarkı söylemek gibi görünen bu deneyim, zamanla hayatımın beklemediğim kadar canlı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/azize-tereza-kilisesinde-requiem-seslendirmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Azize Tereza Kilisesi’nde ‘Requiem’ seslendirmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da hem sosyal hayatınızı genişletmek hem de sanata dokunmak istiyorsanız, bir koroyla yollarınız kesişebilir. Bir öğrencim aracılığıyla Eylül 2023’te oldukça dinamik, yaratıcı, farklı deneyimler yaşatan bir koroyla, Koro Felix’le tanıştım. O günden bugüne, sayısını hatırlayamadığım kadar çok konserde yer aldım. Başlangıçta yalnızca bir koroda şarkı söylemek gibi görünen bu deneyim, zamanla hayatımın beklemediğim kadar canlı bir parçasına dönüştü. Koro Felix’le çıktığım her yeni konser, eşlik ettiğimiz her sanatçı ve proje beni başka bir müzikal deneyimin içine taşıdı. Hatta bu yazıyı, hem Koro Felix hem de Başkent Filarmoni Korosu’nun bir araya geldiği yeni oluşumu Ada’re ile Finlandiya’nın Karis kentinde gerçekleştirdiğimiz bir atölye çalışması ve konserden sonra düzenliyorum.</p>
<p>Ankara’da sanatın birleştirici gücüyle farklı sesleri buluşturan Koro Felix’in kurucusu ve sanat yönetmeni Hülya Kazan, “Başkent Filarmoni Korosu’nda<em> Requiem</em> söylemek ister misin?” diye sorduğunda çok heyecanlanmıştım. Geleneksel ve Çağdaş Türk Müziği’nin yanı sıra Batı Müziği eserlerini de yaşatmayı ve geniş kitlelere ulaştırmayı önemseyen çoksesli bir toplulukta <em>Requiem</em> söyleyebilmek, hayatıma gelen güzel fırsatlardan biriydi. Böylece tüm koristler <em>Requiem</em>’in koro partisyonlarına çalışmaya başladık. 25 Haziran 2026 akşamı, Ulus’taki Azize Tereza Kilisesi’nde Başkent Filarmoni Korosu’nun genel sanat yönetmeni İlker Aşıcı’nın şefliğinde ve Alper Örsdöven’in piyano eşliğinde <em>Requiem</em> ses buldu.</p>
<figure id="attachment_140729" aria-describedby="caption-attachment-140729" style="width: 936px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140729" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1.jpg" alt="" width="936" height="528" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1.jpg 936w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-768x433.jpg 768w" sizes="(max-width: 936px) 100vw, 936px" /><figcaption id="caption-attachment-140729" class="wp-caption-text">Başkent Filarmoni Korosu Requiem’i seslendirirken (25 Haziran 2026).</figcaption></figure>
<h2>Ulus’un içinde başka bir dünya</h2>
<p>Ulus’taki Kardeşler Sokak’a geldiğinizde tarihi bir bina görüyorsunuz. Gördüğünüzün kilise olduğunu bilmeden önünden geçip gitmeniz mümkün, zira kiliseden çok eski bir okul havası var. Hatta bunun tarihsel bir karşılığı da var: Aynı yerde 1915 yılında Aziz Klement Fransız Koleji bulunuyormuş. Yapı ve çevresi, 1916’daki büyük yangında zarar görmüş, bugünkü bina ise 1928’de inşa edilmiş.</p>
<p>Azize Tereza Latin Katolik Kilisesi’ne girdiğinizde Ulus geride kalıyor. Taş döner merdivenlerin arasına asılmış bakır kaplardan sarkan salon sarmaşıkları sizi karşılıyor. Yaşayan bir yer duygusunu hemen hissediyorsunuz. Birinci katında ise 2002 yılında tüm parçaları restore edilmiş bir şapel var. Şapelin içine ilk girdiğinizde Kapadokya kiliselerinden esinlenerek yapılmış bir ana mozaik görüyorsunuz karşınızda. Yalınlığından etkilenmemek mümkün değil. İçeriye süzülen ışık sütunların yanlarındaki vitraylardan geliyor.</p>
<figure id="attachment_140730" aria-describedby="caption-attachment-140730" style="width: 562px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140730" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-1.jpg" alt="" width="562" height="750" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-1.jpg 562w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-1-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 562px) 100vw, 562px" /><figcaption id="caption-attachment-140730" class="wp-caption-text">Azize Tereza Kilisesi’nin birinci katındaki vitraylar (25 Haziran 2026). Fotoğraf: Ayşegül Turan</figcaption></figure>
<p>Bu görünenlerin ötesinde duyulan ve hissedilen ise mekanın boyutunu artırıyor. Şapelin içinde seslendiğinizde, duyduğunuza yalnızca “iyi akustik” demek yetersiz kalıyor. Ses, üstünüze bir örtü gibi serilip, sizi sarıp kalkıp gidiyor. Zıt duygular aynı alanda barınabiliyor. Ürperdikten sonra, güven hissiyle dolabiliyor içiniz. Ancak kilisede söylemenin kendine özgü atmosferinin ötesinde, <em>Requiem</em> başlı başlına hissederek söylenen bir eser. Transparan bir öte dünya müziği. Size anlattıklarını içinizde hissedebiliyorsunuz. Eser boyunca aklınızdaki imgeler notalara, notalar duygulara dönüşüyor. Dışarıdaki hayat bir süreliğine duruyor ve siz orada, tam o anda, notalarla bir oluyorsunuz.</p>
<h2>“Requiem”: Öte dünyaya ağıt</h2>
<p>Wolfgang Amadeus Mozart, bu cenaze müziğini bestelerken hayata gözlerini yummuş. İronik. Yarım kalan kısımlarını Franz Xaver Süssmayr tamamlamış. Eser, baştan sona size eşsiz bir dinleme ve hissetme deneyimi yaşatıyor. Ölümü anlatırken ölüme yaklaşan Mozart, insanın korkularına, çaresizliğine ve merhamet arayışına dokunuyor.</p>
<p>Miloš Forman’ın yönettiği, başrollerini F. Murray Abraham ve Tom Hulce’nin paylaştığı 1984 yapımı <em>Amadeus</em> filminde dramatik ve farklı bir bakış açısıyla işlenmiş Mozart’ın ölümü. Filmde, Mozart’ı çok kıskanan Salieri’nin Mozart için söylediği öyle güzel cümleler var ki daha iyisi insanın ağzından çıkmıyor.</p>
<blockquote><p>“Müziği, sanki hiç bitmeyecek bir müzikti. Tanrı’nın sesini duyuyordum.”</p>
<p>“Gördüğüm gerçek bir güzellikti.”</p>
<p>“Tanrı, bu küçük adamın elleriyle şarkı söylüyordu.”</p></blockquote>
<p>Mozart, tarif edilemez bir yetenekle dünyaya gelmiş, bugün dahi insanlara kültürden ve dinden bağımsız ortak bir güzelliği anlatabiliyor, anlaşılabiliyor. Hiç müzik bilginiz olmasa bile dinlediğinizde sizde bir duygu, düşünce uyandırmaması mümkün değil. <em>Kyrie</em>’de Tanrı’dan merhamet dilendiğini fark etmemek, <em>Dies Irae</em>’de gazap gününün öfkesini ve sarsıntısını hissetmemek, <em>Lacrimosa</em>’da gözyaşlarının sesini duymamak mümkün mü?</p>
<figure id="attachment_140731" aria-describedby="caption-attachment-140731" style="width: 702px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140731" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-2.jpg" alt="" width="702" height="622" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-2.jpg 702w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Resim1-2-300x266.jpg 300w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /><figcaption id="caption-attachment-140731" class="wp-caption-text">Mozart-Requiem broşürü (25 Haziran 2026). Fotoğraf: Ayşegül Turan</figcaption></figure>
<p><em>Requiem</em>’i seslendirirken bu duyguları hissetmekse içsel bir keşif. İlk notadan önceki sessizlikte onlarca duygunun havada beklediğini hissediyorsunuz. Müzik nefesinizden geçiyor, bedeninizde titreşiyor ve sonra diğer seslerle bütünleşiyor. Sözler bir süre sonra bir başkasına ait olmaktan çıkıyor. Kendi ruhunuzun duvarlarında yankılanıyorsunuz adeta.  Defalarca. Çaresizliğin bir daha açılmayan kapısı olan ölüm, içinizden sayısız kez geçiyor. Geçmişte, şimdide ve gelecekte. O merhameti siz diliyorsunuz adeta. Tüm acizliğinizle.</p>
<p><em>Amadeus</em> filminde Mozart ölümün eşiğindeyken, Salieri’ye <em>Requiem</em>’i dikte ettirirken aralarında geçen diyalog öyle anlamlı ki.</p>
<blockquote><p>Mozart: Confutatis maledictis- kötüler şaşkına döndüğünde. Flammis acribus addictis. Bunu nasıl çevirirsin?</p>
<p>Salieri: Keder alevlerine teslim edilmiş.</p>
<p>Mozart: Buna inanıyor musun?</p>
<p>Salieri: Ne?</p>
<p>Mozart: Hiç sönmeyen, seni sonsuza dek yakan bir ateşe?</p>
<p>Salieri: Ah evet.</p></blockquote>
<p>İşte <em>Confutatis</em>’i yalnızca dinlerken değil söylerken de sonsuz ateşi hissediyor insan içinde. Fakat bu ateş yalnızca ölümden sonrasına ait değil. Yaşamın içindeki suçluluklarda, pişmanlıklarda, korkularda ve insanın kendisiyle yaptığı sessiz hesaplaşmalarda da yanıyor.</p>
<p>Hayatın içinden. Çok insanca.</p>
<p>Belki de <em>Requiem</em>’in gücü burada yatıyor: İlahi olanı anlatırken insanın en savunmasız, en korkmuş ve en gerçek haline seslenmesinde.</p>
<p>Başkent Filarmoni Korosu ile <em>Requiem</em> söylemek, bütün bu duyguları yalnızca kendi içimde değil, birbirinden yetenekli koristlerle aynı anda yaşamak demekti. İlker Aşıcı’nın yönlendirmeleriyle haftalar boyunca aynı eserin içinde buluşmak, kimi yerde nefesi, kimi yerde sesi, kimi yerde duyguyu birlikte kurmayı öğrenmekti. Haftalarca çalıştığımız eser o akşam kilisenin içinde bir düşten gerçeğe dönüştü. Sesler birbirine karıştı, yükseldi, sustu ama geriye zihinlerimizde devam eden, susmayan kocaman bir an kaldı.</p>
<hr />
<h2>Kaynaklar</h2>
<ul>
<li><a href="https://www.baskentfilarmoni.com/hakk%C4%B1m%C4%B1zda-1" target="_blank" rel="noopener">Başkent Filarmoni Akademi</a>. <em>Hakkımızda</em>. Erişim tarihi: 7 Ağustos 2026.</li>
<li>Forman, M. (Yönetmen). (1984). <em>Amadeus</em> [Film]. The Saul Zaentz Company.</li>
<li>IMDb (t.y). <a href="https://www.imdb.com/title/tt0086879/quotes/" target="_blank" rel="noopener"><em>Amadeus (1984): Quotes</em></a>. Erişim tarihi: 1 Ağustos 2026.</li>
<li><a href="https://korofelix.com/" target="_blank" rel="noopener">Koro Felix</a>. <em>Koro Felix</em>. Erişim tarihi: 7 Ağustos 2026.</li>
</ul>
<p>*<em>Amadeus</em> filminden aktarılan repliklerin İngilizce metinleri IMDb’nin “Quotes” sayfasından alınmış; Türkçe çevirileri yapılmıştır.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/azize-tereza-kilisesinde-requiem-seslendirmek/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Azize Tereza Kilisesi’nde ‘Requiem’ seslendirmek&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara&#8217;da yaz sonu geleneği: SOLO Çağdaş Dans Festivali 9. kez şehirde</title>
		<link>https://lavarla.com/ankarada-yaz-sonu-gelenegi-solo-c%cc%a7ag%cc%86das%cc%a7-dans-festivali-9-kez-sehirde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 05:46:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[CerModern]]></category>
		<category><![CDATA[Solo Çağdaş Dans Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağdaş dansın en yalın ama en güçlü formu olan solo performanslar, bu yıl dokuzuncu kez CerModern Açık Hava Sahnesi&#8217;nde izleyiciyle buluşuyor. 29-30 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek 9. SOLO Çağdaş Dans Festivali, 13 ülkeden 21 dans sanatçısını Ankara&#8217;da bir araya getiriyor. SOLO’nun küratöryel çizgisi; bedenin bir ifade aracı olarak potansiyelini, bireyin iç dünyasından yola çıkarak sahneye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-yaz-sonu-gelenegi-solo-c%cc%a7ag%cc%86das%cc%a7-dans-festivali-9-kez-sehirde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara&#8217;da yaz sonu geleneği: SOLO Çağdaş Dans Festivali 9. kez şehirde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çağdaş dansın en yalın ama en güçlü formu olan solo performanslar, bu yıl dokuzuncu kez CerModern Açık Hava Sahnesi&#8217;nde izleyiciyle buluşuyor. 29-30 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek 9. SOLO Çağdaş Dans Festivali, 13 ülkeden 21 dans sanatçısını Ankara&#8217;da bir araya getiriyor.</strong></p>
<p>SOLO’nun küratöryel çizgisi; bedenin bir ifade aracı olarak potansiyelini, bireyin iç dünyasından yola çıkarak sahneye taşıma fikriyle şekilleniyor. Bedenin hem bir anlatı hem de yaşayan, nefes alan bir ifade biçimi olarak sahnede yer bulduğu festivalde, her bir performans tek bir bedenle sınırlı olmasına rağmen evrensel bir anlatı kurmayı başarıyor. SOLO, çağdaş dansın birey üzerinden kolektif hafızaya nasıl dokunduğunu gözler önüne sererken izleyiciye sadece izleme değil, düşünme ve duygudaşlık kurma deneyimi sunuyor.</p>
<p>İki gün boyunca sürecek festival, farklı coğrafyalardan gelen sanatçıların güncel üretimlerini aynı sahnede buluşturarak uluslararası çağdaş dans kulvarı ile Türkiye arasında sürdürülebilir bir kültürel köprü kuruyor. Dokuz yıldır büyüyerek devam eden organizasyon; yalnızca bir performans seçkisi sunmakla kalmayıp sanatçıların üretim süreçlerini paylaştığı, yeni iş birliklerinin temelinin atıldığı dinamik bir buluşma noktası işlevi görüyor.</p>
<p>Sahne gösterilerinin yanı sıra sanatçı söyleşileri ve düzenlenecek atölyelerle zenginleşen festival programı, bu yıl CerModern&#8217;in açık alanlarına yayılan müzik seçkileri ve sosyal etkinliklerle günün tamamına yayılan bütüncül bir deneyim vadediyor.</p>
<p>Festivalin koordinatörlüğü Esma Meydan, program danışmanlığı ise çağdaş dans alanında ulusal ve uluslararası platformlarda etkin çalışmalarıyla tanınan Deniz Alp, Özgür Adam ve Galip Emre tarafından yürütülüyor.</p>
<p>Biletler <a href="https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/9-solo-cagdas-dans-festivali" target="_blank" rel="noopener">Biletinial</a> ve Cermodern&#8217;de!</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarada-yaz-sonu-gelenegi-solo-c%cc%a7ag%cc%86das%cc%a7-dans-festivali-9-kez-sehirde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara&#8217;da yaz sonu geleneği: SOLO Çağdaş Dans Festivali 9. kez şehirde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Tümülüsleri üzerine: &#8216;Ankara’da kentliler olarak bu oluşumlarla farkında olmadan iç içe yaşıyoruz&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-tumulusleri-uzerine-ankarada-kentliler-olarak-bu-olusumlarla-farkinda-olmadan-ic-ice-yasiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgün Türkeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:45:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ela Alanyalı Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Gordion]]></category>
		<category><![CDATA[Kaç Kişi Kaldık Ankara'da?]]></category>
		<category><![CDATA[Tümülüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140708</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaç Kişi Kaldık Ankara’da? isimli kitabımın ilk bölümü, işyerimin penceresinden görünen bir tümülüs ve şehirdeki diğer tümülüslerin hikayesiyle başlar. Morfoloji ve siluet açısından Ankara’nın vazgeçilmez bir parçası olan tümülüslerin günlük yaşam içinde farkındalığının artırılması için değerli akademisyenler önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. Ankara Tümülüsleri ile ilgili birçok proje ve etkinliğin yürütücülüğünü yapan ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim görevlisi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-tumulusleri-uzerine-ankarada-kentliler-olarak-bu-olusumlarla-farkinda-olmadan-ic-ice-yasiyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Tümülüsleri üzerine: &#8216;Ankara’da kentliler olarak bu oluşumlarla farkında olmadan iç içe yaşıyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.amazon.com.tr/Ki%C5%9Fi-Kald%C4%B1k-Ankarada-%C3%96zg%C3%BCn-T%C3%BCrkeli/dp/6257285674" target="_blank" rel="noopener"><em>Kaç Kişi Kaldık Ankara’da?</em></a> isimli kitabımın ilk bölümü, işyerimin penceresinden görünen bir tümülüs ve şehirdeki diğer tümülüslerin hikayesiyle başlar. Morfoloji ve siluet açısından Ankara’nın vazgeçilmez bir parçası olan tümülüslerin günlük yaşam içinde farkındalığının artırılması için değerli akademisyenler önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. <a href="https://lavarla.com/ankaranin-yasina-bak-tumuluslerin-hikayesi/" target="_blank" rel="noopener">Ankara Tümülüsleri</a> ile ilgili birçok proje ve etkinliğin yürütücülüğünü yapan ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Ela Alanyalı Aral’a tümülüsler ve çalışmaları hakkında merak ettiklerimi sordum.</p>
<p><strong>Tümülüslerin yapısından biraz bahseder misiniz? Bir yükseltinin tümülüs olarak tanımlanması için hangi özelliklere sahip olması gerekir?</strong></p>
<p>Tümülüsler, içinde mezar ve dolayısıyla bir mezar odası barındıran yığma toprakla inşa edilmiş yapılar. Mezar odası, ahşapsa genellikle 3 x 5 metre boyutlarında dikdörtgen formda inşa ediliyor. Yığma taş yapıysa daha oval formda farklı boyutlarda olabiliyor. Bu yapıların birkaç katmana sahip örnekleri de mevcut. Yani büyük boyutlu bir tümülüsün ahşap mezar odasının dışına, yapının güçlenmesi için çakıl ve benzeri dolgu malzemesiyle bir katman daha yapılıyor. Tümülüs yapımı için önce zeminde bir çukur açılıp mezar odası konumlandırılıyor. Daha sonra insan boyunu aşan yükseklikte mezar odası inşa edilip bazen düz bazen de kırma çatı benzeri bir yapıyla kapatılarak üzerine toprak yığılıyor.</p>
<p>Tümülüsler üzerinde herhangi bir kaplama malzemesi olmadığı için çoğunlukla doğal tepeler olarak algılansa da özgün formlarıyla doğal tepelerden ayrışıyor. Bir yükseltinin tümülüs olarak tanımlanması için formunda, özellikle eğim şeklinde doğal tepelere oranla biraz daha farklılaşma bekleriz. Tümülüs yapılarında, en çok da belki Gordion’daki MM Tümülüsü örneğinde görebileceğimiz gibi, doğal tepelere oranla eğimin biraz daha düz olduğunu görüyoruz. Yani, tümülüsler doğal tepelere göre daha dik bir tepe formuna sahip. Biz bunu gözümüzle çoğu zaman ayırt edebiliyoruz. Elbette tümülüsler, binlerce yıl içerisinde deforme olup yüksekliklerinden birkaç metre kaybedebiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140709 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Bati-Tümülüsleri-hartiasi.jpg" alt="" width="430" height="522" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Bati-Tümülüsleri-hartiasi.jpg 430w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Bati-Tümülüsleri-hartiasi-247x300.jpg 247w" sizes="(max-width: 430px) 100vw, 430px" /></p>
<p><strong>Tümülüsler Ankara&#8217;da neden bu kadar yayılım gösteriyor. Günümüz Ankara siluetinde kaç tane tümülüs görebiliyoruz?</strong></p>
<p>Günümüzde, Ankara şehir siluetinde dört tümülüsü görmek mümkün. Tabii siluet olarak bahsedilebilir mi bilemiyoruz çünkü tümülüsler öncelikle daha kısıtlı bölgelerde algılanır hale gelmiş. Bunlardan en çok kendini göstereni belki Yenimahalle-Demetevler girişindeki Yumurtatepe. Bununla birlikte Beşevler bölgesindeki Büyük Tümülüs ve AŞTİ yakınlarında kalan Mevlâna Bulvarı üzerindeki Şenyuva Tümülüsü de görünürlüğü yüksek tümülüslerden. Toplamda baktığımızda bizim 2010’lu yıllardan beri bulguladıklarımızla birlikte Ankara&#8217;da yüzün üstünde tümülüs olduğu söylenebilir. Bu tepecikleri haritalar üzerinden tespit ettik. Tarihi haritalar ve hava fotoğraflarında bilinen tümülüslere benzerlikleri üzerinden tespitle Ankara merkezde çok yaygın olarak bulundukları ortaya çıktı.</p>
<p>Eskiden sadece Beşevler veya bugün “Batı Tümülüsleri” alanı olarak bilinen alandaki tümülüsler bilinirken şu an kentin kuzeyinde Etlik-Kalaba bölgesinden Samsun yoluna doğru Siteler civarı, Mamak çevresi, İmrahor vadisi gibi pek çok bölgede tümülüs olduğunu biliyoruz. Bu tümülüslerin Gordion’dakilerle birlikte düşünülmesi gerekir. Ankara’da kentleşmiş alan içerisinde bulguladığımız yüz civarında tümülüs görünümü veren tepecik var; bunlar, arkeolojik çalışmalarla kesinleşecek veriler. Yani bizim haritalar üzerinden bulguladığımız görünümler üzerinden baktığımızda bilinen tümülüslerle büyük benzerlik gösteren tepecikler bunlar. Aynı şekilde Gordion civarında bugün yeni teknolojilerle incelenerek ortaya çıkartılan tümülüs sayısı da bilinenden çok daha fazla.</p>
<p>Özellikle Ankara ve Gordion’a baktığımız zaman bu kadar çok tümülüs olması bu iki kentin çok önemli merkezler olduğu anlamına geliyor. Gordion zaten Friglerin başkenti ama Ankara&#8217;da da bu kadar çok tümülüs yapıldığını düşünürsek Ankara’nın da o dönemde çok önemli bir kent olduğu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bugün kentte fazla görünürlüğü olmasa da 1920’li ve 1930’lu yıllara ait fotoğraflarda pek çok tümülüsün özellikle tren istasyonundan batıya veya Çankaya’nın tepelerinden kuzeye doğru bakışta kendini siluetin özgün parçası olarak gösterdiğini görüyoruz. Bu şu demek: Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi kentin tarihi boyunca bu tümülüsler Ankara kent imgesinin parçasıydı. Ankara&#8217;ya yaklaşırken, özellikle batıdan yaklaşımda Batı Tümülüsleri ve aynı zamanda biraz önce bahsettiğimiz ve yaklaşım yolu üzerinde konumlanmış olan Yumurtatepe Tümülüsü de kendini çok belirgin olarak gösteriyordu. Ama biz bu oluşumları sadece batıdan yaklaşımda değil Samsun yolu ve Ankara Kalesi’nin hemen doğusundan başlayarak doğuya doğru Hatip çayı boyunca Mamak-Kayaş civarında ve İmrahor boyunca da görüyoruz. Yani aslında tüm yaklaşım yollarından, tümülüsler tarih boyunca kent imgesinin çok önemli parçaları olmuş.</p>
<p><strong>Tümülüs kazılarında ne gibi buluntular elde edilmiş buluntular nerelerde sergileniyor? </strong></p>
<p>Ankara Tümülüsleri’nin kazılarında metal ve ahşap pek çok parça bulunmuş. Bunlar ahşap mobilyalardan “fibula” dediğimiz Friglere özgü bir tür takı olarak ortaya çıkan bugünkü çengelli iğne gibi düşünebileceğimiz ama o dönemde önemli bir yenilik olan bulgulara kadar çeşitleniyor. Bunlara ek olarak “omfolos” dediğimiz -Türk kültüründe hamam tası olarak bildiğimiz- kaplar, toprak küpler, takılar, mızrak veya ok uçları gibi askeri malzemeler de var. Mezar odalarında gördüğümüz mobilyalar arasında çok etkileyici bir işçilikle yapılmış çeşitli eşyalar var. Ankara merkezde yapılan kazılarda elde edilen bulgular halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi&#8217;nde ve ODTÜ Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Gordion tümülüslerinden elde edilen bulgular da görülebiliyor. ODTÜ Arkeoloji Müzesi’nde ise özellikle Kemal Kurdaş’ın rektör olduğu 1960’larda başlattığı ve daha sonra 1980’lerde gerçekleştirdiği kurtarma kazılarında elde edilen bulgular var. Bu bulgular arasında büyük kazanlar, farklı figürinler de var. Çok çeşitli bu eserler müzelerimizde görülebilir.</p>
<figure id="attachment_140710" aria-describedby="caption-attachment-140710" style="width: 2016px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-140710" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/ODTÜ-Arkeoloji-Müzesinde-sergilenen-fibulalar.jpg" alt="" width="2016" height="908" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/ODTÜ-Arkeoloji-Müzesinde-sergilenen-fibulalar.jpg 2016w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/ODTÜ-Arkeoloji-Müzesinde-sergilenen-fibulalar-300x135.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/ODTÜ-Arkeoloji-Müzesinde-sergilenen-fibulalar-1024x461.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/ODTÜ-Arkeoloji-Müzesinde-sergilenen-fibulalar-768x346.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/ODTÜ-Arkeoloji-Müzesinde-sergilenen-fibulalar-1536x692.jpg 1536w" sizes="(max-width: 2016px) 100vw, 2016px" /><figcaption id="caption-attachment-140710" class="wp-caption-text">ODTÜ Arkeoloji Müzesi&#8217;nde sergilenen fibulalar</figcaption></figure>
<p><strong>Tümülüslerin su yollarıyla bir ilişkisi var mıdır?</strong></p>
<p>Tümülüslerin su yollarıyla ilişkisi araştırmalarımızda net olarak ortaya çıktı. Ankara kent merkezindeki tümülüslere baktığımızda sistematik olarak dere vadilerini takip eden sırtlara ve belli yüksekliklere yapıldıklarını görüyoruz. Bu tümülüsler aynı zamanda bize Friglerin büyük ihtimalle açıktan akmakta olan bu su yollarını nasıl önemsedikleri ve onlarla nasıl bir ilişki kurduklarını da gösteriyor. Tümülüslerin yerleşiminde iki faktör önem kazanıyor.  İlki görsel ilişkiler: Tümülüsler hem büyüklükleri hem yerleşim noktaları hem de kent ve birbirleriyle olan ilişkileri anlamında görülebilirlik üzerinden kurgulanıyor. Tümülüslerin kentten görülebilir olması önemli. Frig kentinin bulgu alanı Ankara&#8217;da Hacı Bayram Veli Cami’nin bulunduğu tepeden -daha önce Augustus Tapınağı’nın altında bulunduğu bilinen Frig Men tapınağının da bulunduğu alandan- kuzeyde Altındağ’a doğru güneyde ise Türk Tarih Kurumu binasının bulunduğu kısma doğru büyükçe bir alanda yayılıyor.</p>
<p>Frig kenti kalıntılarına rastlanmış olan bu alanı biz Frig kent yayılım alanı olarak kabul ediyoruz. Şehrin merkezi olması nedeniyle günümüzde kapsamlı kazıların yapılması çok mümkün olmadığı için şu an bu çalışmalar devam etmiyor ama Çankırıkapı’daki Roma hamamı altında Frig katmanı olduğunu biliyoruz. Frig kentinin büyük ihtimalle surlarla çevrili olduğunu düşünüyoruz çünkü karakteristik olarak Frig kentleri -Gordion veya Kerkenes’te de olduğu gibi- kale duvarlarıyla çevrilidir. Hatta Gordion’da tümülüs görüntüsünün kentle ilişkisi, özellikle kent çıkış kapısıyla ilişkisi üzerinde durulan bir konudur. Kale giriş kapısı yapılırken vefat eden kral veya soylu kişinin tümülüsüne yönlenmesi adına giriş kapısının yönü sonradan değiştirilmiştir.</p>
<p>Ankara&#8217;da da büyük ihtimalle Batı Tümülüsleri’ne doğru kent surlarından çıkış kapısı bulunmaktaydı. Tabii bir de yükseklikleri düşünürsek Frig kent merkezi diyebileceğimiz Hacı Bayram tepesi alanını kapsayan kısım yüksekçe olduğu için bu kısımdan Batı Tümülüsleri’nin net olarak görülebildiğini düşünüyoruz. Bugün dahi bu tümülüslerden kente doğru baktığımız zaman bu alan, yüksek yapılarla yer yer bloke olmuşsa bile bu görünürlüğü bize verir. Dolayısıyla birinci unsur bu görsel ilişkiler, ikinci unsur ise yollarla ilişkilerdir çünkü tümülüsler Ankara&#8217;da büyük ihtimalle sadece Frig döneminde yapılmamış. Mesela Ankara Çubuk Ovası’nda veya Kazan tarafında bulunan ve kazıları yapılmış olan tümülüsler daha geç dönemlere, Galat veya Erken Roma dönemlerine tarihleniyor. Bu kapsamda Ankara kent merkezinde bulguladığımız tümülüslerden en azından bir kısmının Frig dönemi sonrasında yapıldığını düşünüyoruz. Frig dönemi sonrasında yapılan tümülüslerle kent arasında benzer bir görsel ilişkinin olup olmadığını bilmiyoruz, çünkü kalenin batısında kalan Frig kent yerleşim alanıyla kalenin doğusunda kalan tümülüsler kalenin yüksekliği yani topografik yükseklikler nedeniyle görsel ilişki kurulamıyor. Dolayısıyla bu tümülüsler belki de bu ilişkilerin aranmadığı daha ileri bir dönemlerde de yapılmış olabilir.</p>
<p>Arkeolojik incelemeler ve kazılar yapılmadan bu konuda net bir şey söylemek mümkün değil fakat tümülüslerin yollarla da güçlü ilişkileri olduğunu biliyoruz. Antik yolları biz bugün yine kent haritası üzerine işlediğimiz zaman çok net olarak tümülüslerin dağılımıyla ilişkilendiklerini görüyoruz. Su yollarıyla ilişkisi ise belli yükseklikleri takiben ortaya çıkıyor: Biliyorsunuz Ankara çanak formu dediğimiz, üç tarafından yükseltilerle çevrili, batıda Engürü ovasına doğru açılan bir topografik oluşuma yerleşmiştir. Bu topografik oluşum içerisinde kuzey ve güneyde çokça bulunan vadiler boyunca oluşan derecikler Engürü ovasında birleşerek Ankara Çayı’nı oluştururlar. Bir yandan da kuzeyden Çubuk Çayı, doğudan Hatip Çayı ve batıya doğru İncesu olarak devamı ile güneybatıdan İmrahor deresi de İncesu’yla birleşerek Ankara Çayı’nı besler. Bu oluşum çerçevesinde biz tümülüs yerleşimlerine baktığımızda tümülüslerin her zaman bu vadiciklerle ilişkilendiğini, yerleşimlerinin sırtların tep hatlarına yakın olarak konumlandığını biliyoruz. Görülebilirlik açısından daha yüksek noktalarda olmaları önemliydi ama bir yandan da su yollarını görmeleri, belki onlarla başka türlü de ilişki kurmaları mümkündü. Bu dönemdeki yaşam, Ankara özelinde çok net bilmesek de belki de suyla ilişkili ritüeller barındırıyordu.</p>
<p><strong>Tümülüslere olan farkındalığının artmasına yönelik bugüne kadar çok değerli çalışmalar yaptınız. Çalışmalarda ne gibi geri dönüşler aldınız? Bu çalışmaların içeriğini ve geldiği noktayı paylaşabilir misiniz?</strong></p>
<p>Tümülüsler Ankara&#8217;da bilinen fakat belki biraz göz ardı edilen bir dizi çok önemli kültürel peyzaj öğeleri. 1925-26 yıllarında Ankara&#8217;da Atatürk&#8217;ün emriyle Cumhuriyet&#8217;in ilk kazıları olarak tümülüs kazılarının başladığını biliyoruz. Atatürk&#8217;ün kişisel ilgisiyle de önem verdiği bir konu. 1930’lar sonrasında dönem dönem tekrar kazılarla gündeme gelmiş. 1940’larda Anıtkabir yapılırken iki tümülüs kazısı gerçekleştirilmiş. Daha sonra 1960’lı ve 1980’li yıllarda ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş&#8217;ın yine kişisel ilgisi ve inisiyatifiyle başlatılan ODTÜ-Ankara Tümülüsleri kurtarma kazıları sonrasında ne yazık ki tümülüslere ilgi büyük ölçüde sönümlenmiş. Ankara Tümülüsleri, bilinen fakat neredeyse unutulan bir konuya dönüşmüş.</p>
<p>Biz 2010’lar sonrasında tekrar ele aldık bu konuyu ve 2019’dan beri devam etmekte olan bir dizi projenin son etabı olan TÜBİTAK destekli projemizde çok katılımlı toplantı ve çalıştaylarda kentlilerle birlikte fikir üretmeye çalıştık. <span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">Ankara&#8217;nın değeri olan tümülüsleri kente tekrar katmak gerektiğini düşünüyoruz. Sadece arkeolojik açıdan değil, aynı zamanda peyzaj öğeleri ve kentsel kolektif hafızanın da değerleri. Ankara’da kentliler olarak bu oluşumlarla farkında olmadan iç içe yaşıyoruz. Üzerinde piknik yaparken, etrafı izlemek için bir bakı noktası olarak, uçurtma uçurmak veya kışın kızakla kaymak için kullanırken tümülüsleri sadece boş birer tepe olarak algılıyoruz. </span>Buna karşın biz bugün kentlilere bu tepeciklerin tarihi önemini, içinde ne tür bulgular olabildiğini, Ankara için nasıl olasılıklar barındırdığını anlattığımız zaman müthiş bir mutluluk ve merak uyandırıyor bu anlatılar çünkü zaten insanlar o tepelerle kendi yaşamlarında bağ kurmuş durumdalar. Kimi çocukluğunda kimi gençliğinde oralarda oynamış, üzerinde spor yapmış ya da işte etrafı izlemiş, müzik yapmış… Kentliler hayatlarında bir türlü ilişkilenmiş oluyor ve bu ilişkilendirdiği tepeciğin aslında çok eski bir geçmişi olduğunu, bir yandan da bize güzel hikayeler bırakmış bir kültürün de parçası olduğunu öğrendikleri zaman oldukça şaşırıyorlar. Ben yıllarca bir tümülüsün yanında yaşamışım diyenler var ya da mahallemizde bir tümülüs varmış meğer diyenler.</p>
<p>Biz öncelikle Ankaralıları bilgilendirmek istedik ama bir yandan da kentte biraz atıl kalmış ve kent kimliğinde hak ettiği yeri alamamış bu değerler kent yaşamına tekrar ve güçlü bir şekilde nasıl katılabilir onu irdeledik. Birlikte bir vizyon oluşturmak, birlikte sorunları görmek ve fikirler geliştirmek, kent için ya da kentlilerin tümülüsleri veya kentin doğal ve kültürel peyzaj öğelerini sahiplenmesi için çok önemli, çünkü bir konu bu şekilde içselleştirilebiliyor. Eğer bir kentli olarak karara ortaksanız ya da üretilen fikirlere katkı veriyorsanız siz de sahipleniyorsunuz o öğeyi. Dolayısıyla şu anda bizim yapmaya çalıştığımız, bu öğeleri kentlilerle birlikte tekrar kazanabilmek, tekrar kente katabilmek.</p>
<p>Aslında, varlığını koruyabilmiş tümülüsler kentliler tarafından zaten benimseniyor. <span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">Araştırmalarımızda, tescilli bilinen tümülüs örneklerine karşı mahalle sakinlerinin özenli, koruyucu bir pozisyonda olduğunu gördük.</span> En küçük bir olay olsa kaçak kazı yapılmasından endişeyle reaksiyon gösteriyorlar, özellikle muhtarlar çok benimsiyor bu oluşumları. Fakat b<span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">izim önemli bir amacımız da kentte varlığını sürdüren, yani toplamda 100’den fazla tümülüsten belki 10-15 adet formunu koruyan tümülüsün daha bütüncül deneyimler sunmak adına birbirine bağlanabilmesi. Varlığını koruyan tümülüsler kent içerisinde parçalı ve birbirinden ayrı kalmışlar. Halbuki, Gordion’a bakarak da hayal edebileceğimiz gibi özgün halinde tümülüsler, doğal peyzaj içerisinde ve bir bütün olarak algılanıyordu.</span> Bu sadece algısal bir şey değil aslında, bütün olarak algılanma bir yandan da doğal topografya ve su yollarını yani bir yandan da birtakım doğal süreklilikleri imliyordu. Vadi ve su yolları boyunca sırtlara yerleşmiş tümülüslerin, dolayısıyla su yolunun sürekliliğini sağladığınız zaman kent içinde bir yeşil şerit ya da rotalar ağı olarak aynı zamanda bir ekolojik süreklilik de elde etmiş oluyorsunuz. Bu ekolojik süreklilik bugün kentler için sürdürülebilirlik anlamında ihtiyaç öncelikli olan bir durum. Yani kentler beton veya sert zemin yığıntıları olmamalı. Bugün tümülüsleri kentimize tekrar doğasını hatırlatmak üzere yolların altında kanallar içerisinde kalmış su yollarını tekrar gündeme getirmek ve izlerini bütüncül şekilde sürmek, hatta tekrar onları aktif hale getirip kentte yeşil bir ağ oluşturarak kentin sürdürülebilirliğini sağlamak için projelendirilmesini önemsiyoruz. Bu kapsamda, şu <span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">aşamada yaptığımız, kent içinde belki bütüncül olmasa da daha kısıtlı alanlarda; Batı Tümülüsleri, Kuzey Tümülüsleri ve doğuda Örnek Mahallesi-Mamak civarındaki bir dizi tümülüsü birbirine bağlayan tümülüs rotaları oluşturmak. Bunlar aynı zamanda bilinçlendirme rotaları yani kentlilerin veya kenti ziyarete gelenlerin bir yürüyüş programı dahilinde bir bölgedeki tümülüsleri gezebileceği rotalar.</span> Kent içerisinde bazen Anıtkabir&#8217;le bazen Ankara Kalesi’yle bazen de özgün yapılaşma dokusuyla ilişkilenen rotalar bunlar. Biz bu rotaları oluştururken gezilebilirliğini hem tümülüsleri hem de o bölgede mevcut diğer önemli öğeleri deneyimlemek adına bütünleştirerek vermek istiyoruz.</p>
<figure id="attachment_140711" aria-describedby="caption-attachment-140711" style="width: 1080px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140711 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Doç.Dr_.-Ela-Alanyali-Aral-ve-Özgün-Türkeli-e1786617011603.jpg" alt="" width="1080" height="814" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Doç.Dr_.-Ela-Alanyali-Aral-ve-Özgün-Türkeli-e1786617011603.jpg 1080w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Doç.Dr_.-Ela-Alanyali-Aral-ve-Özgün-Türkeli-e1786617011603-300x226.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Doç.Dr_.-Ela-Alanyali-Aral-ve-Özgün-Türkeli-e1786617011603-1024x772.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/08/Doç.Dr_.-Ela-Alanyali-Aral-ve-Özgün-Türkeli-e1786617011603-768x579.jpg 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /><figcaption id="caption-attachment-140711" class="wp-caption-text">Ela Alanyalı ve Özgün Türkeli</figcaption></figure>
<p><strong>Tümülüslerin kentin diğer öğeleriyle ilişkisini ortaya koymak için bir çalışma yaptınız mı?</strong></p>
<p>Bu çalışmanın bir sonraki adımı kente daha bütüncül yeşil ağlar kazandırmak. TÜBİTAK destekli projemizde geniş bir ekip olarak çalıştık. Mimar, peyzaj mimarı, arkeolog, kent planlama ve koruma uzmanı hocalarımız hep birlikte kent lekesi içerisindeki tümülüslere odaklanmakta birlikte kentin dışına doğru Ankara ili içerisinde kalan tümülüsleri de incelediğimiz rotalar oluşturduk. Bu çevredeki tümülüs ve Antik dönem bulgu alanlarını ziyaret ettik. Antik buluntu yerleri ve tümülüslerin yoğunlaştığı hatlar antik yolları takip eden, su yolları ve doğal topografik yapıyla ilişkilenen, süreklilik koridorlarını ortaya koydu. Biz bu koridorların kentin içine nüfus ederek bir süreklilik öğesi haline gelmesini istiyoruz, böylece kenti çevresiyle doğasıyla ve aynı zamanda tarihiyle bütünleştirecek bir ilişkilenme ağı oluşturmak istiyoruz. Bu ilişkilenme ağı aynı zamanda Ankaralıların veya kente gelenlerin Ankara yakın çevresini de tanımasını sağlayacaktır. Ama bizim burada birinci amacımız kentin kendisine soluk getirecek, nefes almasını sağlayacak süreklilik ağları yaratabilmek. Bu süreklilik ağları Ankara kent planında önceki dönemlerde kısmen yer bulmuş doğal süreklilik hatlarını entegre ederek gerçekleşebilir diye düşünüyoruz. Mesela Atatürk&#8217;ün inisiyatifiyle kurulan, hatta kendi mülkü olarak kurup kente armağan ettiği Atatürk Orman Çiftliği alanı büyük bir potansiyel sunuyor.</p>
<p>Bunun yanında 1930’larda Herman Jansen’in yaptığı Ankara planında özellikle kutranî yeşil şeritler olarak bahsedilen ve genellikle dere vadileriyle ilişkilenen yeşil bantlar ağı da tam olarak uygulanamamış olan bir plan öğesi olarak kentin yakın tarihindeki gelişimine dair sürebileceğiniz bir iz olarak elimizde duruyor. Dolayısıyla kente yeni bir soluk getirebilecek bu tür bir sürekliliği çok önemsiyoruz. Bu süreklilik su yollarının da tekrar deneyimlenebilir hale gelmesinin önünü açacaktır.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sevim Buluç&#8217;un “Mısır&#8217;daki piramitler mısırlılar için ne denli önemliyse bu tarihi mezar tepeleri de Ankara ve dolayısıyla Türkiye için o kadar önemlidir” şeklinde bir sözü var. Tümülüsler Ankara ve Türkiye açısından sizce ne kadar önemli?</strong></p>
<p>Tümülüsler Anadolu&#8217;nun özgün kültürel miras öğeleri, alametifarikası yani bir tür parmak izi gibi. Truva ve Batı / Güneybatı Anadolu&#8217;nun iç kısımlarından İç Anadolu platosunu da kapsayarak kuzeyde Samsun’a, kuzeydoğuya ve güneydoğuda Nemrut’a kadar bulunabiliyor. Tümülüs yapımı sadece Frig dönemi ve bölgesiyle sınırlı değil, tümülüsler daha sonraki dönemlerde de yapılmış ve neredeyse Türkiye&#8217;nin her yerinde var. Dolayısıyla Frig’lerin Trakya’daki örnekler ve dolmenler üzerinden Anadolu’ya getirdiği düşünülen bu gelenek, erken Roma dönemine kadar uzun süre devam etmiş. Büyük İskender’in doğu seferine çıkarken Anadolu’ya geldiğinde Achilles’in tümülüsünü ziyaret ederek kurban adadığını biliyoruz.</p>
<p>Tümülüsler Anadolu için gerçekten önemli, dolayısıyla Türkiye için önemli. Anadolu ve Ankara aslında bir tümülüsler diyarı. Ankara özelinde baktığımızda ise bugün kentin içinde bu kadar yüksek sayıda ve yaygın olarak tümülüs görünümünün saptanmış olması Ankara&#8217;yı çok özel bir konuma getiriyor. Dünyada kentleşmiş alan içerisinde kalan tümülüslerin veya farklı coğrafyalarda farklı isimlendirilen gömü tepeciklerinin olduğu sadece birkaç kent var. Kent içinde kalan gömü tepeleri özellikleri, sayı, büyüklük ve yaygınlıkları anlamında farklılaşıyor. Bahreyn&#8217;de Japonya’da hatta İngiltere&#8217;de gömme mezar tepelerinin bulunduğu kentleri biliyoruz. Kentsel alanlarda Osaka çok ilginç bir örnek. Kofun ismi verilen, Tümülüslerle karşılaştırdığımızda küçük örneklere yakın olanlardan çok büyük; Manisa-Bintepeler’deki Kral Alyates Tümülüsü veya Gordion’daki MM Tümülüsü’nden büyük alan kaplayan fakat Tümülüsler kadar yükselmeyen mezar tepeleri kentin içinde bulunuyor. Sayıca Ankara’da tahmin edilen sayının çok altında kalan ve kentin belli bir bölgesine yoğunlaşmış olarak bulunan bu mezar tepeleri bugün UNESCO Dünya Miras Listesi’nde, alanda bulunan bir müze ve gezi rotalarıyla bilgi ve deneyim sunuluyor. Ankara&#8217;da ilginç olan, tümülüslerin kentin içi ve dışını bağlayan bir yaygınlık ve her yönden neredeyse koridorlar oluşturan bir yapı sergilemesidir.</p>
<p>Bunun yanında, Ankara&#8217;nın bugüne kadar bu kültürel peyzajın farkında olmadan, daha doğrusu sınırlı sayıdaki örnekleri bilinse ve araştırılmış olsa da tümülüslerin bu yaygınlığının ve özgünlüğünün farkında olmadan serpilip büyüyen bir kent olması çok ilginç bir durum ortaya çıkarıyor. Bu yüzden projemizde, bugün bunları tekrar ortaya koyabileceğimiz ve bulunan bu yüksek sayıdaki tümülüs görünüm alanları bağlamında nasıl bir bütünlük ve kente nasıl bir katkı düşünebileceğimizi araştırdık. Günümüzde bu bulgunun, yani Ankara başkent olduktan aradan 100 yıl geçtikten sonra bu sayıların ve yaygınlığının ortaya çıkmış olması çok önemli. <span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">Yeni bulgulananlar arasında hala varlığını koruyan tümülüsler nispeten az sayıda da olsa bize, tümülüslerin bir kentsel peyzaj ögesi olarak tekrar düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu tekrar düşünme, kentin doğasını hatırlamayı da gerektiriyor: Doğal peyzajın 2.800 yıl önce Frigler tarafından benimsenip dönüştürülürken doğal topoğrafyanın form ve ögeleriyle çelişmeyen bir kurgu içerisinde nasıl ele alındığını hatırlatıyor.</span> Ve aslında yüzyıllar ötesinden bize bir tür çağrı yapıyor; burada içinde dereler olan pek çok küçük vadicikten oluşan özgün topoğrafyasıyla pek çok farklı görsellik sunan bir kent olduğunu ve farklı yönlerden yaklaşımlarla topoğrafyanın belirlediği, çoğunlukla su yollarını takip eden Antik yollar boyunca, kentin çevresiyle ilişkilenebileceğini hatırlatan bir örgü sunuyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-tumulusleri-uzerine-ankarada-kentliler-olarak-bu-olusumlarla-farkinda-olmadan-ic-ice-yasiyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Tümülüsleri üzerine: &#8216;Ankara’da kentliler olarak bu oluşumlarla farkında olmadan iç içe yaşıyoruz&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
