<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lavarla &#8211; Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 07:53:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Lavarla &#8211; Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 2-7 Haziran arasında şehirde</title>
		<link>https://lavarla.com/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali-2-7-haziran-arasinda-sehirde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 07:53:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140581</guid>

					<description><![CDATA[<p>29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 2 -7 Haziran tarihleri arasında Ankara’da Kült Kavaklıdere Sineması ve Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak. Sinemaseverler altı gün boyunca bellek ve direniş temalarının öne çıktığı, 9 bölümde toplanan 23 ülkeden 47 filmin Türkiye ve Ankara prömiyerlerini izleme ve çeşitli yan etkinliklere katılma olanağına sahip [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali-2-7-haziran-arasinda-sehirde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 2-7 Haziran arasında şehirde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 2 -7 Haziran tarihleri arasında Ankara’da Kült Kavaklıdere Sineması ve Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.</strong></p>
<p>Sinemaseverler altı gün boyunca bellek ve direniş temalarının öne çıktığı, 9 bölümde toplanan 23 ülkeden 47 filmin Türkiye ve Ankara prömiyerlerini izleme ve çeşitli yan etkinliklere katılma olanağına sahip olacak. Festivalin uluslararası yarışma seçkisi Her Biri Ayrı Renk’i değerlendirecek Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu &#8211; FIPRESCI jürisi, Türkiye’den Ece Vitrinel, Fransa’dan Nadia Meflah ve Mısır’dan Omnia Adel’den oluşuyor.</p>
<p>Festivalin açılış töreni 2 Haziran akşamı Ankara Devlet Opera ve Balesi Sahnesinde yapılacak. Şenay Gürler ile Yetkin Dikinciler&#8217;in sunuculuğunu üstleneceği törende, tiyatro sahnelerinin, film ve dizi setlerinin usta oyuncusu Emel Göksu’ya Onur Ödülü takdim edilecek. 1971 yılında Şerif Gören’in yönettiği, başrolünü Yılmaz Güney’in üstlendiği Kaçaklar filmiyle sinemaya adım atan Göksu, Abdullah Oğuz’un Mutluluk, Kutluğ Ataman’ın Kuzu, Erkan Tahhuşoğlu’nun Koridor ve Döngü filmlerinde ustalığın sergilediği unutulmaz performanslar sergiledi. Festivalin bu yılki Bilge Olgaç Başarı Ödülleri Brezilya sinemasının feminist direnişçisi Lucia Murat’a, sinemamızın genç ve dinamik yapımcı kuşağının önde gelen temsilcilerinden Dilde Mahalli’ye ve birbirinden incelikli performansları sayesinde yeteneği Türkiye sınırlarını aşan ve uluslararası yapımlara yayılan oyuncu Melisa Sözen’e veriliyor. Uçan Süpürge’nin Genç Cadı Ödülü’nün bu yılki sahibi Ece Bağcı oldu.</p>
<h2>Lucia Murat ilk kez Türkiye’de</h2>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://media.altyazi.net/wp-content/uploads/2026/04/lucia-murat-1600x1007.jpg" alt="Lúcia Murat, 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde - Altyazı Sinema Dergisi" /></p>
<p>Festivalde üç filmlik bir toplu gösterisi yapılacak olan Lucia Murat ilk kez Türkiye’de bir festivale konuk olmak üzere Ankara’ya gelecek ve 3 Haziran’da Kült Kavaklıdere’de bir ustalık dersi verecek. Dilde Mahalli son yıllarda Pelin Esmer ve Emine Yıldırım, bu yılda Pınar Yorgancıoğlu’nun filmlerinin yapımcılığını üstlenerek sinemamızda kadınların üretiminin önemli bir temsilcisi oldu. Geçen yıl Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin FIPRESCI Ödülü’nü de <em>Gündüz Apollon Gece Athena</em> (yönetmen Emine Yıldırım) adlı filmiyle kazandı.</p>
<h2>Festival bölümleri birbirinden çarpıcı</h2>
<p>29. Uçan Süpürge KFF bu yıl yine birbirinden çarpıcı dokuz bölümden oluşuyor: FIPRESCI Ödülü&#8217;nün verileceği uluslararası yarışma seçkisi Her Biri Ayrı Renk, Türkiye’den kadın sinemacıların üretimlerini buluşturan Yakın Plan, sinemada yenilikçi bir yaklaşımı başkente taşıyan Dünyadan Kısa Yansımalar ve Kanada Büyükelçiliği desteğiyle gösterilecek olan beş kısa filmden oluşan Odak: Kanada. Festivalin geleneksel bölümlerinden, kimlik sorgulamalarını odağına alan Pembesiz Mavisiz, biçim ve / veya içerik bakımından kalıpları ters yüz eden filmlerin yer aldığı Oyunbozanlar, Brezilya Büyükelçiliği desteğiyle hazırlanan Lúcia Murat’a Saygı, 1 Ekim 2025 tarihinde kaybettiğimiz Macar ustanın restore edilmiş üç klasiğinin gösterileceği Judit Elek Anısına da festival bölümleri arasında. Her Biri Ayrı Renk’te bu yıl yarışan sekiz film, kadınların farklı coğrafyalardaki direniş ve varoluş hikayelerini bir araya getiriyor: Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz imzalı <em>Kuru Taşın Başı</em>, Gözde Kural’ın Karlovy Vary Film Festivali’nde Ekümenik Jüri ödülü kazanan <em>Cinema Jazireh</em> filmi, Aldira Akay, Beka Munduruku ve Rilcélia Akay tarafından yönetilen <em>Mundurukuyü &#8211; Balık Kadınların Ormanı / Mundurukuyü &#8211; A Floresta Das Mulheres Peixe</em>, Seemab Gul’ün yönettiği <em>Hayalet Okul / Ghost School</em>, Faslı yönetmen Maryam Touzani imzalı <em>Malaga Sokağı / Calle Malaga</em>.</p>
<figure style="width: 2560px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://media.altyazi.net/wp-content/uploads/2025/07/cinema-jazireh-.jpg" alt="Cinema Jazireh" width="2560" height="1439" /><figcaption class="wp-caption-text">Cinema Jazireh</figcaption></figure>
<p>Bu yıl festivalde bir de FIPRESCI Özel Gösterimi yapılacak. Venedik Film Festivali’nde yarışan ve FIPRESCI Ödülü kazanan <em>Sessiz Dost / Silent Friend</em>’in Ankara prömiyeri gerçekleştirilecek. 2025 Kahire Film Festivali’nde FIPRESCI’nin 100. Yılı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne değer görülen Macar yönetmen Ildiko Enyedi imzalı <em>Sessiz Dost</em>, başrolüne bir ginkgo biloba ağacını yerleştirerek sinemada alışılagelmiş insan merkezli anlatıyı tersyüz ediyor.</p>
<h2>İlham veren ustaların toplu gösterileri</h2>
<p>29. Uçan Süpürge KFF, bu yıl kadınlara yaşam öyküleri ve filmleriyle ilham ve güç veren iki usta sinemacının, Lucia Murat ve Judit Elek’in toplu gösterilerini yapıyor.</p>
<figure style="width: 561px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" src="https://cdn.mobilet.com/cms-assets/uploads/02_karadakiada_01_6d302ee103.png" alt="Karadaki Ada (Sziget a szárazföldön)" width="561" height="316" /><figcaption class="wp-caption-text">Karadaki Ada</figcaption></figure>
<p>Judit Elek Anısına: Macar Sinemasının Özgür Ruhu bölümünde 1 Ekim 2025 tarihinde hayatını kaybeden Macar sinemasının efsanevi ismi Judit Elek’i, Macaristan Ulusal Film Enstitüsü işbirliğiyle anacağız. Enstitünün Arşiv ve Araştırma bölümü yöneticisi Janka Barkóczi, Elek’in restore edilmiş üç filmi 1969 yapımı <em>Karadaki Ada / Sziget a szárazföldön</em>, 1984 yapımı <em>Maria’nın Günü / Mária-nap</em> ve 1980 yapımı <em>Belki Yarın / Majd</em>’ın sunumlarını yapmak üzere festivale katılacak.</p>
<p>Lúcia Murat’a Saygı: Direnişin ve Belleğin Sineması toplu gösterisi Brezilya Büyükelçiliği desteğiyle yapılacak. Festivale gelişi heyecanla beklenen Lúcia Murat’ın toplu gösterimi yönetmenin askeri diktatörlük, bellek ve travma üzerine yoğunlaşan filmografisinin üç önemli yapımını sunuyor. Seçkide, işkenceye maruz kalmış kadınların tanıklıkları üzerinden kolektif unutma arzusuna karşı duran 1989 yapımı <em>Sizi Yaşarken Görmek Ne Güzel /Que Bom Te Ver Viva</em>; diktatörlüğe direnen bir grup arkadaşın geçmişin ütopyalarıyla bugünün gerçekliği arasındaki çatışmasını konu alan, Moskova Uluslararası Film Festivali’nde FIPRESCI ödülü kazanan 2012 yapımı <em>Bana Anlatılan Anılar / A Memória Que Me Contam</em> ve 2025 Berlin Film Festivali Generation 14+ bölümünde mansiyon alan gençlerin perspektifinden belgesel ile kurmacayı harmanlayan en yeni filmi<em> Oyun Vakti / Hora do Recreio</em> yer alıyor.</p>
<h2>Biletler satışta</h2>
<p>29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin biletleri Biletinial’dan satışa sunuldu. Festival boyunca da Kült Kavaklıdere gişelerinden temin edilecek. Biletler geçen yılki fiyattan, tam 100, öğrenci ve emekli 50 liradan satılacak. Askıda bilet uygulamasına bu yıl da bütün seanslarda devam edilecek. Etimesgut gösterimleri ücretsiz olacak.</p>
<p>Festival programını <a href="https://ucansupurge.org.tr/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali/#fst-route=program" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> inceleyebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali-2-7-haziran-arasinda-sehirde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 2-7 Haziran arasında şehirde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şanlıurfa ve Gaziantep&#8217;te hafta sonu: Tarih ve lezzet keşifleri</title>
		<link>https://lavarla.com/sanliurfa-ve-gaziantepte-hafta-sonu-tarih-ve-lezzet-kesifleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eliçe Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 09:32:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantepte ne yenir]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa gezilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[şanlıurfada ne yenir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;ye ilk kez gelen yabancı bir misafirinizle Ankara&#8217;dan bir hafta sonu seyahati organize edecek olsanız aklınıza ilk nereler gelir? Kapadokya, İstanbul, hava durumu elverirse İzmir ya da Antalya? Ben tarih ve lezzet sevdalısı misafirimi, Şanlıurfa ve Gaziantep&#8217;e götürdüm. Cumartesi sabahı erken saatte Ankara&#8217;dan uçağa atladık, Şanlıurfa Havaalanı&#8217;ndan kiraladığımız arabayla iki günde 550 kilometre yol yapıp [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sanliurfa-ve-gaziantepte-hafta-sonu-tarih-ve-lezzet-kesifleri/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şanlıurfa ve Gaziantep&#8217;te hafta sonu: Tarih ve lezzet keşifleri&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;ye ilk kez gelen yabancı bir misafirinizle Ankara&#8217;dan bir hafta sonu seyahati organize edecek olsanız aklınıza ilk nereler gelir? Kapadokya, İstanbul, hava durumu elverirse İzmir ya da Antalya? Ben tarih ve lezzet sevdalısı misafirimi, Şanlıurfa ve Gaziantep&#8217;e götürdüm. Cumartesi sabahı erken saatte Ankara&#8217;dan uçağa atladık, Şanlıurfa Havaalanı&#8217;ndan kiraladığımız arabayla iki günde 550 kilometre yol yapıp pazar akşamı döndük. Türkiye&#8217;nin kıymetli birçok turistik noktasını ziyaret edip, enfes yemekler yedik. İşte izin kullanmadan bir dolu keşif sığdırabileceğiniz haftasonu Şanlıurfa ve Gaziantep gezisi.</p>
<h2>Urfa&#8217;nın etrafı sadece dumanlı dağlar değilmiş: Göbeklitepe, Harran ve Halfeti</h2>
<p>Şanlıurfa&#8217;da Göbeklitepe, Harran ve Halfeti üçlüsünü ziyaret etmeyi uzun yıllardır istiyordum. Bunların hepsini bir güne sığdırabilmek için araba şart, mesafeler uzun ve yorucu. Havaalanından rotamızı direkt Göbeklitepe&#8217;ye çevirdik. Göbeklitepe, bugün &#8220;tarihin sıfır noktası&#8221; olarak adlandırılıyor. Kazı çalışmaları hala devam ediyor, bugün görebildiğimiz taş sütunlardaki figürler ise yeterince etkileyici. Müzekart ile ziyaret edebilirsiniz. Göbeklitepe, Şanlıurfa şehir merkezine yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta.</p>
<figure id="attachment_140533" aria-describedby="caption-attachment-140533" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-140533 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa8-768x1024.jpg" alt="Şanlıurfa'da Gezilecek Yerler" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa8-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa8-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa8-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa8-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa8-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140533" class="wp-caption-text">Göbeklitepe</figcaption></figure>
<p>Bölgede ziyaret etmek istediğim bir diğer nokta ise Harran&#8217;dı. Harran, &#8220;trullo&#8221; denen kubbe evleri ile ünlü. Trullo evleri, dünyada sadece üç şehirde varmış. Diğer iki şehir İtalya ve Suriye&#8217;de. İtalyan misafirim Alberobello&#8217;daki trulli evlerini hiç görmemiş, bense Harran&#8217;dan önce Alberobello&#8217;yu ziyaret etmiştim. Bazen gözümüzün önündeki güzellikleri böyle kaçırıyoruz işte. Harran&#8217;daki evler özel mülk olduğu için, girişte cüzi bir ücret ödemek gerekiyor.</p>
<figure id="attachment_140534" aria-describedby="caption-attachment-140534" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-140534" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa5-768x1024.jpg" alt="Şanlıurfa Gezilecek Yerler" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa5-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa5-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa5-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa5-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa5-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140534" class="wp-caption-text">Harran evleri</figcaption></figure>
<p>Daha önce Gaziantep&#8217;e gittiğimde arabam olmadığı için gidemediğim Halfeti&#8217;yi bu sefer kaçırmadık. Kışın düşük sezon olduğu için birçok işletme kapalıydı, ancak kolay park yeri bulduk. Halfeti &#8221;saklı cennet&#8221; veya &#8221;kayıp kent&#8221; olarak anılıyor, Fırat Nehri&#8217;nin altında kalmış olduğu için. Halfeti&#8217;de tekne turu yapıp uzaktan Rumkale&#8217;yi ve batık camiyi görmelisiniz! Bizim tekne turumuz gün batımı saatine geldi, çok keyifli geçti.</p>
<figure id="attachment_140535" aria-describedby="caption-attachment-140535" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140535 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa2-768x1024.jpg" alt="Şanlıurfa Gezilecek Yerler" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa2-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa2-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa2-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa2-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa2-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140535" class="wp-caption-text">Halfeti</figcaption></figure>
<p>Urfa&#8217;nın etrafını gezdik gördük ancak merkezinde turlamadan dönmedik tabii ki. Balıklıgöl, Şanlıurfa&#8217;nın en çok ziyaret edilen yeri. Camiler, eski medreseler ve taş avlulardan oluşan büyük bir külliyenin parçası. Hz. İbrahim&#8217;in ateşe düşeceği sırada, ateşin suya odunlarınsa balığa dönüştüğü efsanesi ile oluştuğuna inanılıyor. Şanlıurfa&#8217;nın çarşısında dolaşıp baharat alışverişi yapmayı ve hanlardan birinde fıstıklı Türk kahvesi içmeyi unutmayın!</p>
<figure id="attachment_140536" aria-describedby="caption-attachment-140536" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140536 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa6-768x1024.jpg" alt="Şanlıurfa Gezilecek Yerler" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa6-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa6-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa6-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa6-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa6-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140536" class="wp-caption-text">Balıklıgöl</figcaption></figure>
<h2>Bu yemeklerin eşi benzeri yok: Şanlıurfa ve Gaziantep&#8217;te yediğimiz her şey</h2>
<p>Yurtiçi seyahatlerimdeki temel motivasyon kaynağım yerel yemekler, doğruya doğru. Üç sene önceki Antep seyahatimden bu yana aklım hala yiyemediklerimde olduğu için bu seyahatte pantolondan bir düğme açmayı kabullendim. Ramazan ayında gittiğimiz için, Urfa&#8217;da istediğimiz her yeri açık bulamadık ama Antep&#8217;te bir sorun yaşamadık.</p>
<p>Urfa&#8217;da bir nevi geç kahvaltı olarak <a href="https://www.google.com/maps/place/Paflar+Ciger/@37.1477386,38.7872863,18.04z/data=!4m14!1m7!3m6!1s0x153466b65f6e3a5f:0x1667510255794d71!2sGöbekli+Tepe!8m2!3d37.2232589!4d38.9218317!16zL20vMDJrZ256!3m5!1s0x1534719a0f4f0585:0x875c6f050974cf47!8m2!3d37.1478144!4d38.7888552!16s%2Fg%2F11f_3_8kt1!5m1!1e4?entry=ttu&amp;g_ep=EgoyMDI2MDQxNS4wIKXMDSoASAFQAw%3D%3D" target="_blank" rel="noopener">Paflar Ciğer</a>&#8216;e gittik. Ciğer ve haşhaş kebabı söyledik. Gelen mezeler enfesti ve daha önce hiç yemediğim şeylerdi. Haşhaş kebabının ismine aldanmayın, içinde haşhaş yok ve muhteşem bir lezzet. Yediğimiz her şeyden çok memnun kaldık. Yolda atıştırırız diye çarşıdaki bir çiğ köfteciden çiğ köfte aldık. Hayatımda ilk kez bir çiğ köfteci &#8221;etli mi olsun etsiz mi?&#8221; diye sordu, Urfa farkı!</p>
<figure id="attachment_140537" aria-describedby="caption-attachment-140537" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140537 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa7-768x1024.jpg" alt="Şanlıurfa yemek " width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa7-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa7-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa7-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa7-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa7-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140537" class="wp-caption-text">Ciğer ve Haşhaş Kebabı</figcaption></figure>
<p>Gaziantep, yeme içme konusunda Türkiye&#8217;nin Napoli&#8217;sidir benim gözümde. İlk akşam yemeğimizi bir klasik olan <a href="https://maps.app.goo.gl/pK2g83SAUHZMmrjJ9" target="_blank" rel="noopener">İmam Çağdaş</a>&#8216;ta yedik. Lahmacun, simit kebabı, patlıcan kebabı ve Antep peynirli pide. Her şey çok lezzetliydi. Kebapları yarım porsiyon söyleyebiliyorsunuz, böylelikle daha fazla çeşit deneyebilirsiniz. İkram olarak güzel bir salata geliyor. Kaşıkla içilen açık ayranı ve tabii ki finaldeki enfes baklavalarıyla İmam Çağdaş&#8217;ın, Türk mutfağını seven herkesin bir gün yemek yemesi gereken bir restoran olduğunu düşünüyorum. Bu yemek deneyimini güzel kılan en önemli etmenlerden biri de şüphesiz muhteşem misafirperverlik ve servis. Garsonların ilgisi, kibarlığı ve işlerini harika yapışları takdire değer.</p>
<figure id="attachment_140538" aria-describedby="caption-attachment-140538" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140538 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa4-768x1024.jpg" alt="Gaziantep yemek" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa4-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa4-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa4-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa4-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa4-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140538" class="wp-caption-text">İmam Çağdaş</figcaption></figure>
<p>Gaziantep&#8217;teki en güzel keşfimizi aslında paylaşmaya biraz çekiniyorum. Popüler olup sadeliğini kaybetmesini, fiyatlarının artıp müdavimlerini üzmesini istemem. <a href="https://maps.app.goo.gl/hpTig1vkJPqkf63c9" target="_blank" rel="noopener">Kasap Oktay</a>&#8216;ta yediğimiz klasik ve etsiz lahmacunların tadı hala damağımda. Hele ki fıstıklı peynirli tatlı pidesi. Mutlaka gidin.</p>
<p>Antep&#8217;in fıstıklı tatlıları gururumuzdur. Katmeri <a href="https://maps.app.goo.gl/CKJNUXnmSPbZuNVV7" target="_blank" rel="noopener">Katmerci Zekeriya Usta</a>&#8216;da yedik, şüphesiz benim en sevdiğim Türk tatlısı. Zekeriya Usta da oradaydı, güzel sohbet ettik, katmerin yapılışını izledik, aile hikayesini dinledik. Dönüş yolunda Koçak Baklava&#8217;ya uğrayıp bir tur da orada yedik, Ankara&#8217;daki aileme paket yaptırdık.</p>
<figure id="attachment_140539" aria-describedby="caption-attachment-140539" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140539 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa3-768x1024.jpg" alt="Gaziantep yemek" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa3-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa3-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa3-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa3-1536x2048.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/sanliurfa3-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-140539" class="wp-caption-text">Katmer</figcaption></figure>
<p>Hafta sonu Şanlıurfa ve Gaziantep seyahatimiz işte böyle geçti. Bir sonraki seyahatimi Nemrut Dağı&#8217;na gerçekleştirmek çok istiyorum.</p>
<p>Yurtiçi seyahatlerimi <em>Lavarla</em>&#8216;da yazıyorum, 2025 kışında gerçekleştirdiğim Kars seyahatimi <a href="https://lavarla.com/kars-soluk-sari-isiklar-altinda-bembeyaz-bir-sehir/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> okuyabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sanliurfa-ve-gaziantepte-hafta-sonu-tarih-ve-lezzet-kesifleri/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şanlıurfa ve Gaziantep&#8217;te hafta sonu: Tarih ve lezzet keşifleri&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökhan Tüfekçi’den yeni sergi: &#8216;Grotesk Fanteziler&#8217; Galeri Siyah Beyaz’da</title>
		<link>https://lavarla.com/gokhan-tufekciden-yeni-sergi-grotesk-fanteziler-galeri-siyah-beyazda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 10:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Galeri Siyah Beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Tüfekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Galeri Siyah Beyaz, Gökhan Tüfekçi’nin Grotesk Fanteziler başlıklı kişisel sergisini 8 Mayıs-20 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor. Grotesk Fanteziler, Anadolu ve Asya’ya ait kültürel ikonları, toplumsal anıları, kaosu, korkuyu, mitleri ve histerik ruh hâlini ele alıyor. Linç kültürünün var olma ve yok oluş biçimlerini travmatik bir jestle, anakronik bir tavırla yeniden düşünmeye açıyor. Sanatçı, sergideki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gokhan-tufekciden-yeni-sergi-grotesk-fanteziler-galeri-siyah-beyazda/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gökhan Tüfekçi’den yeni sergi: &#8216;Grotesk Fanteziler&#8217; Galeri Siyah Beyaz’da&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Galeri Siyah Beyaz, Gökhan Tüfekçi’nin <em>Grotesk Fanteziler</em> başlıklı kişisel sergisini 8 Mayıs-20 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.</strong></p>
<p><em>Grotesk Fanteziler</em>, Anadolu ve Asya’ya ait kültürel ikonları, toplumsal anıları, kaosu, korkuyu, mitleri ve histerik ruh hâlini ele alıyor. Linç kültürünün var olma ve yok oluş biçimlerini travmatik bir jestle, anakronik bir tavırla yeniden düşünmeye açıyor. Sanatçı, sergideki çalışmalar aracılığıyla, minyatür resim sanatındaki istifleme anlayışını; figür ve mekanda perspektifi bozarak iki boyutluluğa indirgeyen yaklaşımıyla kendi anlatım diline dahil ediyor. Kişileri, nesneleri, olayları ve hikâyeleri ait oldukları bağlamdan koparıp, kurduğu mekân içinde üst üste bindirerek bir anlatı varmış izlenimi yaratıyor. Ancak bu sahneler bütünlüklü bir sonuca ulaşmıyor; anlamı parçalanıyor, çoğalıyor ve izleyiciye dağılıyor.</p>
<p>​Grotesk ve teatral bir yaklaşımla izleyici sabit bir bakışa değil, hareketli bir algıya yönlendiriliyor; resim durağan bir yüzey olmaktan çıkarak yoğunlaşmış bir sahneye dönüşüyor. Karanlık, toksik ve histerik duygularla örülü düşüncelerle renkli bir formda görünür hâle geliyor. Şiddet, korku, gösteri ve çöküş gizlenmek yerine doğrudan sahneye taşınıyor; zıt duygular en uç noktalarda eş zamanlı yaşanıyor. Bütünsel bir duygu ön plandaymış gibi görünse de aslında bu duygudan çok bireyin kendi histerik hâlleri ciddiye alınıyor. Bu durum, dönemin gerilimini açıkça görünür kılıyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gokhan-tufekciden-yeni-sergi-grotesk-fanteziler-galeri-siyah-beyazda/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gökhan Tüfekçi’den yeni sergi: &#8216;Grotesk Fanteziler&#8217; Galeri Siyah Beyaz’da&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali başlıyor</title>
		<link>https://lavarla.com/5-evrensel-bilim-kurgu-ve-fantastik-film-festivali-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 10:02:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Festival]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kars]]></category>
		<category><![CDATA[Tekirdağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140567</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul’dan Mardin’e, Kars’tan Köln’e uzanan 5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, bu yıl yalnızca film gösterimleriyle değil; farklı şehirleri ortak bir sinema dili etrafında buluşturan yapısıyla da dikkat çekiyor. Uluslararası Bilim ve Sanat Yaratıcıları Derneği organizasyonunda, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla gerçekleştirilen 5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/5-evrensel-bilim-kurgu-ve-fantastik-film-festivali-basliyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali başlıyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul’dan Mardin’e, Kars’tan Köln’e uzanan 5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, bu yıl yalnızca film gösterimleriyle değil; farklı şehirleri ortak bir sinema dili etrafında buluşturan yapısıyla da dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Bilim ve Sanat Yaratıcıları Derneği organizasyonunda, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla gerçekleştirilen 5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, 5–15 Mayıs tarihleri arasında Türkiye ve Avrupa’da geniş bir gösterim ağıyla izleyiciyle buluşuyor.</p>
<p>Festival bu yıl İstanbul, Ankara, İzmir, Kars, Mardin, Gaziantep, Sivas, Kocaeli, Adana, Giresun, Tekirdağ, Ordu ve Alanya’nın yanı sıra Avrupa ayağında Köln başta olmak üzere farklı uluslararası noktalarda gerçekleşiyor. Böylece festival yalnızca bir gösterim programı olmaktan çıkararak  şehirler arası kültürel etkileşimi büyüten bir platforma dönüşüyor.</p>
<h2>Sadece izlenen değil, birlikte düşünülen bir festival</h2>
<p>Festival Direktörü Dr. İren Dicle Aytaç, “Bu festival, yalnızca film izlenen değil; birlikte düşünen ve geleceği kuran bir alan. Üniversiteler ve akademisyenlerle kurduğumuz yapı sayesinde gençlerle buluşuyor, filmleri tartışmaya ve yeni fikirler üretmeye açıyoruz,” diyerek festival vizyonunu özetliyor.</p>
<p>US3F Kars Festival Yönetmeni Doç. Dr. Özgün Kehya, festivalin Kars ayağına dair, “Bilim kurgu ve fantastik film festivalimizi, Ulusal Üstün Yetenekli Çocukların Eğitimi Kongresi ile birlikte gerçekleştirerek bilim ve sanatı bir araya getiriyoruz. Açılışta Kafkas Üniversitesi’nde dikilecek yüzlerce fidanla bu buluşmayı doğayla da taçlandırıyoruz,” diyor.</p>
<h2>Avrupa ayağında yapay zeka odağı</h2>
<p>US3F Köln Festival Yönetmeni Araştırmacı Ezgi İnal, “Köln’de gerçekleştireceğimiz gösterimlerde Avrupa sinemasının güncel ritmini yakalayacağız. Yapay zekanın film yapımındaki rolünü ele alacağımız söyleşi ise festivalin en dikkat çekici başlıklarından biri olacak,” diyerek festivalin Köln ayağına dikkat çekiyor.</p>
<p>Festival kapsamında kısa metraj, yapay zeka temalı kısa filmler ve uzun metraj yapımların yanı sıra söyleşiler, özel gösterimler ve ödül töreni de yer alıyor. 5 Mayıs’ta açılış ve lansman etkinliğiyle başlayacak festival, 12 Mayıs’taki özel söyleşi programı ve 15 Mayıs’ta Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek ödül töreniyle final yapacak.</p>
<p>Festival takvimi için festivalin <a href="https://www.instagram.com/p/DX64vEsiCGx/" target="_blank" rel="noopener">IG hesabını</a> ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/5-evrensel-bilim-kurgu-ve-fantastik-film-festivali-basliyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;5. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali başlıyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçi Filmleri Festivali 1-10 Mayıs&#8217;ta üç şehirde birden düzenleniyor</title>
		<link>https://lavarla.com/isci-filmleri-festivali-1-10-mayista-uc-sehirde-birden-duzenleniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 06:31:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası İşçi Filmleri Festivali bu yıl 21’inci kez 1-10 Mayıs tarihleri arasında 54 yerli ve 17 yabancı filmi İstanbul, Ankara ve İzmir’de seyircilerle buluşturacak. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, dünyanın farklı coğrafyalarından yükselen direnişleri ve dayanışma pratiklerini sinemanın diliyle ortaklaştıran; savaşların ve derinleşen eşitsizliklerin belirlediği bu sert dönemde emeğin görünmeyen hikâyelerini görünür kılan bir buluşma alanı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/isci-filmleri-festivali-1-10-mayista-uc-sehirde-birden-duzenleniyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;İşçi Filmleri Festivali 1-10 Mayıs&#8217;ta üç şehirde birden düzenleniyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası İşçi Filmleri Festivali bu yıl 21’inci kez 1-10 Mayıs tarihleri arasında 54 yerli ve 17 yabancı filmi İstanbul, Ankara ve İzmir’de seyircilerle buluşturacak.</p>
<p>Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, dünyanın farklı coğrafyalarından yükselen direnişleri ve dayanışma pratiklerini sinemanın diliyle ortaklaştıran; savaşların ve derinleşen eşitsizliklerin belirlediği bu sert dönemde emeğin görünmeyen hikâyelerini görünür kılan bir buluşma alanı olmayı 21 yıldır sürdürüyor.</p>
<h2>Festival programı</h2>
<p>Festivalin açılış filmi, Kadir İnanır’ın hayatını, sanatını ve Türkiye’nin toplumsal hafızasındaki yerini kişisel ve politik yönleriyle anlatan, Hüseyin Karabey’in <em>Kuzeyden Gelen Adam</em> belgeseli olacak. Retrospektif bölümünde ise Pelin Esmer’in dört filmi yer alıyor: <em>11’e 10 kala</em>, <em>Gözetleme Kulesi</em>, <em>Oyun</em> ve yönetmenin Shakespeare’i Çanakkaleli kadınlarla buluşturan <em>Kraliçe Lear</em> belgeseli.</p>
<p>Programda ayrıca, Türkiye’de seyirciyle ilk kez buluşacak 24 film var. Bunlardan yedisi Türkiye’den: <em>Anadolu&#8217;nun Türküsü</em>, <em>Bir İstiklal Hikayesi</em>, <em>İzmir&#8217;de Bir Afro-Türk: Yalçın Yanık</em>, <em>Köpek Maması</em>, <em>Maden, Merhaba Ankara: &#8220;Büyük Öğretmen Yürüyüşü&#8221;</em> ve <em>Yaş 29-30</em>. Emek ve hak mücadelesini odağına alan seçkide bu yıl, Türkiye’de ilk gösterimi olan yabancı filmlerden; Almanya’dan <em>Clara</em>, İspanya’dan <em>Takım Elbise</em> ve <em>Saklama Kabı</em>, İsveç’ten <em>Zafer Treni</em>, Tayvan’dan <em>Rüzgâra Karşı</em>, Kıbrıs’tan <em>Kasiyerler Ayağa</em> ve ABD’den sistem eleştirisini mizahla anlatan <em>Taze Değerler</em> yer alıyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/isci-filmleri-festivali-1-10-mayista-uc-sehirde-birden-duzenleniyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;İşçi Filmleri Festivali 1-10 Mayıs&#8217;ta üç şehirde birden düzenleniyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplu taşımada hakimiyet kurma arzusu: ‘Manspreading’</title>
		<link>https://lavarla.com/toplu-tasimada-hakimiyet-kurma-arzusu-manspreading/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 13:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[manspreading]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Taşıma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün kadınlar, toplu taşımada erkeklerle diz dize geldikleri o meşhur &#8220;manspreading&#8221;i tatmıştır. Yeriniz dar değil canımın içi kadınlar, erkekler fazla yayılıyor. İşe gideceksin. Uyanıp uyanmadığın bile belli değil. Kendini toplu taşımaya zar zor atmışsın. Vagon tıklım tıklım, üstüne bir de soğuk. Tam boş bir yer bulup oturacaksın ki yan koltukta oturan beyefendinin bacakları dışa doğru [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/toplu-tasimada-hakimiyet-kurma-arzusu-manspreading/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Toplu taşımada hakimiyet kurma arzusu: ‘Manspreading’&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün kadınlar, toplu taşımada erkeklerle diz dize geldikleri o meşhur &#8220;manspreading&#8221;i tatmıştır. Yeriniz dar değil canımın içi kadınlar, erkekler fazla yayılıyor.</p>
<p>İşe gideceksin. Uyanıp uyanmadığın bile belli değil. Kendini toplu taşımaya zar zor atmışsın. Vagon tıklım tıklım, üstüne bir de soğuk. Tam boş bir yer bulup oturacaksın ki yan koltukta oturan beyefendinin bacakları dışa doğru V harfinin sınırlarını aşmış, senin oturma alanına doğru bir &#8220;fetih&#8221; hareketine girişmiş. Tanıdık geldi mi?</p>
<p>Literatürdeki adıyla <em>manspreading</em>. <em><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Manspreading">Wikipedia</a></em>&#8216;da tartışmalarla birlikte detaylıca açıklanmış. O kadar ciddi bir sorun haline gelmiş ki sözlüklere eklenmiş. Türkçede tam karşılığı olan bir deyim var: &#8220;Manda gibi yayılmak.&#8221; Ama erkekler kırılgan olduğu için biz şöyle diyelim: Erkeklerin her yerde babasının malı gibi yayılması.</p>
<p>Evet, maalesef konu yine dönüp dolanıp kamusal alanı &#8220;erkekçe&#8221; kullanma alışkanlığına geliyor.</p>
<h2>Bir türlü çözülmeyen bacak arası <em>rejimi</em></h2>
<p>Oturuşu yüzünden sürekli uyarılan kız çocuklarından birisi de bendim. Benimle birlikte uyarılan erkek çocuğu hiç görmedim. Büyüklerim hala oturuşumu beğenmez ve kaş göz işaretiyle uyarır. Ama kimse 40 yaşında bir erkeği uyarmaz. Çünkü sadece kadınların küçülmesi ve görünmez olması beklenir. Kadınlar çocukluktan itibaren <em>edepli olmak </em>ve <em>dikkat çekmemek</em> komutlarıyla &#8220;disipline&#8221; edilir. Çoğu erkek kendine dönüp şöyle bir bakmaz. Bacaklarını yayarak oturmayı normalleştirir. Çünkü orası zaten onundur. Çünkü bilir ki ahlak kavramı sadece kız çocuklarına yüklenir.</p>
<p>Bu durum, kamusal alanda erkeğin &#8220;fatih&#8221; kadının ise &#8220;işgal edilen&#8221; taraf olmasına yol açan sessiz bir toplumsal sözleşmedir. Bu sözleşmeye bir beyefendi ekşisözlük&#8217;te (Canım kız kardeşlerim sinirleriniz bozulmasın diye link eklemedim) şöyle bir madde ekleyerek çıtayı arşa çıkartmış: &#8220;genel olarak kadınların daha çok empati yapmaya, çevrede olan bitene hassas davranmaya özen göstermesi ve başka yolcuların yaşayabileceği mağduriyeti en baştan düşünmesi.&#8221; Şu süper gücümüze bakar mısınız canım kadınlar. Kadınlar erkeklerden daha yetenekli desek yine hemen kırılırlar.</p>
<h2>Anatomik yapınız yüzünden değil</h2>
<p>Erkeklerden duyduğumuz cümleler belli, sıradan ve dayanaksızdır: &#8220;Anatomik yapı böyle, sıkışık oturunca terliyoruz, sağlık için böylesi daha iyi&#8221; gibi asla kanıtlanmamış, dayanaksız cümleler… Yine ekşisözlük&#8217;teki beyefendi bunu şöyle meşrulaştırmış: &#8220;erkek genitalyasının malum şeklinden ötürü sıkı pantolonlar ve dikişlerle birleşince oluşması muhtemel fiziksel rahatsızlık.&#8221; Muhtemel rahatsızlık demiş, neyse…</p>
<p>Rebbaca Endler şöyle diyerek bizi biraz neşelendiriyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Erkekler bacaklarını ayırmak zorundalar, aksi halde, omuzları ve geniş sağrı kemikleri çok ağır olduğu için otururken öne doğru düşebilirler. Bunun doğru olmadığına üzüldüğümü söylesem yalan olmaz çünkü tramvayda erkekleri bacaklarını kapatmaya zorlayarak, hepsinin birer birer yere yuvarlanmalarına sebep olacağını düşünmek bile güzel!&#8221;</p></blockquote>
<p>Tamam hadi, düşmenize gülmeyelim ama siz de yan koltuktaki kadının kalçasını yarım porsiyona düşürecek kadar genişlemeyin ya da tacizi bırakın.</p>
<p>Toplu taşımada erkeklerin babasının malı gibi yayılmaları anatomiden ziyade bir hakimiyet kurma, kamusal alanda baskın olma hevesi. Bacaklarını yayıp oturmak, kadınları sıkıştırmak onlardan yine &#8220;fedakarlık ve uysal olmasını&#8221; beklemektir. Yeter artık. Hem kadınların alanlarını daraltın hem de kibarlık ya da sakinlik bekleyin. Artık o tek taraflı sözüm ona <em>toplumsal</em> sözleşmelerinizi kadınlar tek tek yırtıp atıyor, haberiniz olsun. Öfkenize sağlık canım kadınlar.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.kadinlarkulubu.com/attachments/blydbvdcmaaijnp-webp.1074904/" alt="Bacaklarını topla' kampanyası başladı | Kadınlar Kulübü - Kadın Sitesi" /></p>
<h2>Türkiye ve dünyadan kazanılmış mücadeleler</h2>
<p>Türkiye&#8217;de yayılarak oturmaya karşı 18 Nisan 2014 yılında kadınlar, sosyal medya örgütlenmesiyle bir <a href="https://bianet.org/haber/kadinlar-bacaklarini-topla-yerimi-isgal-etme-diyor-154999" target="_blank" rel="noopener">kampanya</a> başlattı: Bacağını topla, yerimi işgal etme! Amaçları kamusal alanlarda ve toplu taşımada erkeklerin fiziksel olarak daha fazla yer kaplayarak kadınları taciz etmesini engellemekti. Sonrasında değişen belediye yönetimiyle birlikte İstanbul Metrosu’na uyarı levhaları yapıştırıldı ve eylemler karşılığını buldu. İzmir’de var mı bilmiyorum ama Ankara’da yok. Ne dersiniz canımın içi kadınlar? Şehirlerimizde erkeklere bacaklarını topla der miyiz?</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://images.ntv.com.tr/images/04815858-f246-48f9-b39f-7d2306ad8a4d.jpg?w=1200&amp;height=900&amp;mode=crop" alt="İstanbul'da toplu taşımalarda erkeklere bacak açma yasağı ..." /></p>
<p>İstanbul’un ardından 2015 yılında New York metrosunda manspreading&#8217;e karşı <a href="https://www.haberturk.com/dunya/haber/1051847-erkek-yayilmaciligina-karsi-yolcular-birlesin" target="_blank" rel="noopener">mücadele edilmiş</a> ve kazanılmış. Kampanyadan sonra iki kişi tutaklanmış. Erkeklerin <a href="https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/hayalarim-yuzunden-bu-sekilde-oturuyorum-27965921" target="_blank" rel="noopener">hayaları yüzünden</a> tutuklanması günüme neşe katmadı değil.</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40219330" target="_blank" rel="noopener">Madrid’te ise 2017</a> yılında resmi bir kampanya başlatılmış ve erkeklere bacak açma yasağı getirilmiş.</p>
<p>Biraz farkındalık….</p>
<p>Beyler pek hoşunuza gitmiyor ama şehir hayatı, bir arada yaşama sanatıdır. Kadınlar toplu taşımaya koltuklarda küçülmek, omuzlarını kasmak ve tacize uğramak için yol parası vermiyor. Toplu taşıma, şehirde yaşayan herkesin ortak kullanım alanı. Konfor düşkünlüğünüz yüzünden yanınızdaki kadının alanını fiziksel olarak işgal etmeye başladığınız an rahatlığınız &#8220;vücut sınırı ihlaline&#8221; dönüşüyor.</p>
<h2>Nezaket sadece bir kadın ismi değil</h2>
<p>Aslında mesele sadece bacaklar değil, mekanı kimin sahiplendiği. Kadınlar genelde çantalarını kucaklarına alıp, mümkün olduğunca küçülerek oturmaya çalışırken erkeklerin bu denli yayılabilmesi, toplumun iliğine işlemiş o erkek kibriyle &#8220;burası benim&#8221; ilkelliğinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Bana &#8220;eleştiriler doğru, tespitler yerinde ama çözüm nerede&#8221; diyorsunuz. Belki şunlar hep birlikte düşünerek çözüme gitmemizi sağlar:</p>
<ul>
<li>&#8220;Kamusal alanı ne kadar erkekçe kullanıyorum?&#8221; diye kendinize sormakla başlayabilirsiniz. Böylece kaldırıma park etme ve yaya geçidinde yol vermeme sebebinizi de anlayabilirsiniz. (<a href="https://lavarla.com/kentte-yurumek-kimine-flanorluk-kadinlara-mucadele/">Geçen yazıda konuşmuştuk</a>)</li>
<li>Yanınızdaki kişinin sıkıştığını hissettiğiniz an biraz toparlanmak sizi eksiltmez aksine nazik biri olmanıza sebep olur.</li>
<li>&#8220;Ben burada ne kadar yer kaplıyorum?&#8221; sorusunu sormak, şehirli bir birey olmanın en önemi kurallarından diyebiliriz. Kendinize gün içinde birkaç kez buna benzer sorular sorabilirsiniz.</li>
<li>Bazen sadece bir bakış, o açılan bacakların kapanması için yeterli bir sinyaldir. Bazı sinyalleri algılamaya çalışabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Hiçbir sinyali almayıp, sabah sabah beni çapraz oturtup, bütün sınırları zorlayıp bu yazıyı yazdıran erkeklere de selam olsun.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/toplu-tasimada-hakimiyet-kurma-arzusu-manspreading/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Toplu taşımada hakimiyet kurma arzusu: ‘Manspreading’&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelsiz Filmler Festivali 14. kez sinemaseverlerle buluşacak</title>
		<link>https://lavarla.com/engelsiz-filmler-festivali-14-kez-sinemaseverlerle-bulusacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lavarla]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 06:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[EFF 2026]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Filmler Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Puruli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Puruli Kültür Sanat tarafından 2013 yılından bu yana &#8220;bir arada film izlemek mümkün&#8221; sloganıyla gerçekleştirilen Engelsiz Filmler Festivali bu yıl 24 &#8211; 30 Nisan 2026 arasında Goethe Institut&#8217;ta 14. kez izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Engelsiz Filmler Festivali, Kısa Film Yarışması’na bu yıl 34 ülkeden 182 kısa film başvurdu. Yarışmada finale kalan filmler sinema yazarları Öykü Sofuoğlu, Hasan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/engelsiz-filmler-festivali-14-kez-sinemaseverlerle-bulusacak/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Engelsiz Filmler Festivali 14. kez sinemaseverlerle buluşacak&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Puruli Kültür Sanat tarafından 2013 yılından bu yana &#8220;bir arada film izlemek mümkün&#8221; sloganıyla gerçekleştirilen Engelsiz Filmler Festivali bu yıl 24 &#8211; 30 Nisan 2026 arasında Goethe Institut&#8217;ta 14. kez izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.</p>
<p class="p1">Engelsiz Filmler Festivali, Kısa Film Yarışması’na bu yıl 34 ülkeden 182 kısa film başvurdu. Yarışmada finale kalan filmler sinema yazarları Öykü Sofuoğlu, Hasan Nadir Derin ve Kaan Denk’ten oluşan seçici kurul tarafından belirlendi.</p>
<p>Herkesin sinemaya eşit koşullarda erişilebileceği bir etkinlik olarak tasarlanan festivalde tüm gösterimler sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı seçenekleriyle, söyleşiler işaret dili çevirmeniyle yapılıyor. Festivalin atölye, panel, Ödül Töreni gibi yan etkinlikleri erişilebilir altyapılara sahip ve tüm festival mekanları erişilebilir olanlardan seçiliyor.</p>
<h2 class="p1">Finale kalan 15 kısa film açıklandı</h2>
<p class="p1">Anastasiya Ostapenko’nun, bir genç kız ve babasının yıllar sonra karşılaşmasıyla ortaya çıkan gerilimi perdeye taşıyan  filmi <em>Aksana Nehir!</em> (<em>Run, River!</em>), Ronak Jafari’nin İran’da idamdan kaçan siyasi tutuklu bir kadının hikayesini takip eden <em>Anka Tüyü</em> (<em>A Phoeni̇x Feather</em>), Sevgi Şanlı’nın aşk ve rıza kavramlarını sorguladığı <em>Birbirimize</em> (<em>To Each Other</em>), Thibault Chollet’in fantastik maceralar çizmeyi bırakan bir gencin içsel yolculuğuna odaklanan animasyonu <em>Boş Kare</em> (<em>The Empty Panel</em>), Ana Vučićević&#8217;in bir grup arkadaşın sıkıntıyla geçen yaz tatillerini anlattığı <em>Çukur Havuz</em> (<em>Pit-pool</em>), Utku Ali Güler’in bulduğu notla hayatı değişmeye başlayan bir karakteri takip eden <em>Feridun</em>, Nikola Lorenzin&#8217;in bir mühendisin şüphe ve kaygıyla geçen saatlerine odaklanan filmi <em>Güvenin Uçuşu</em> (<em>The Flight of the Moth</em>), Olesya Smolkova’nun kamerasını bir annenin tatil gününe çevirdiği filmi <em>İzin Günü</em> (<em>Day Off</em>), geçtiğimiz sene Engelsiz Filmler Festivali Kısa Film Yarışması’ndan En İyi Film Ödülü ile ayrılan Lam Can-zhao&#8217;nun hayvanat bahçesinden kaçan bir kaplanla sakin bir köyde yaşayan 12 yaşındaki Dan’ın altüst olan hayatına odaklanan yeni filmi <em>Kaplan Kükrediğinde</em> (<em>When the Tiger Roars</em>), Mirjam Plettinx&#8217;in bir karınca karakteri üzerinden sorumlulukların getirdiği yük ve çelişkileri hikayeleştirdiği canlandırma film <em>Küçük Bir Hikaye</em> (<em>Little Story</em>), Mehdi Mirbagheri’nin, iş arayışındaki Narges’in en derin korkuları ile yüzleşmesini konu alan filmi <em>Mış Gibi</em> (<em>Pretension</em>), Violette Delvoye&#8217;nin önemsiz bir gerginliğin tedirgin edici ve samimi bir meydan okumaya dönüşmesini ele aldığı filmi <em>Penceremin Altındaki Çamur</em> (<em>The Mud Under My Window</em>), Anastasiia Savenko-Sadovski&#8217;nin geçmiş ve yeni bir şehirdeki geleceği arasında sıkışan bir genç kızın aradığı sesi bulma serüvenini takip ettiği <em>Sibirya</em>’<em>dan Pekin</em>’<em>e</em> (<em>From Siberia to Beijing</em>), Samir Syriani&#8217;nin yönettiği, bombardıman korkusuyla uykusuz bir gece geçiren bir çiftin yapmak zorunda oldukları trajik tercihi merkezine alan <em>Ya Bu Gece Burayı Bombalarlarsa?</em> (<em>What If They Bomb Here Tonight?</em>) ve Maryam Esmaeili ve Ali Babai’nun birlikte yönettikleri, intihar etmek üzere olan bir çocukla karşılaşan bir genç kızın çocuğu intihardan vazgeçirme çabasını izleyeceğimiz <em>Yaz Üçgeni</em> (<em>Summer Triangle</em>) filmleri, Engelsiz Filmler Festivali 2026 Kısa Film Yarışması programında yer alıyor.</p>
<h2 class="p1">Ödül Töreni 30 Nisan’da</h2>
<p class="p1">10 ülkeden kısa filmcileri bir araya getiren Kısa Film Yarışması’nın jürisinde ise Londra Loughborough Üniversitesi’nden sinema araştırmacısı Theresa Heath, Goethe-Institut Ankara kültür bölümünden Linda Rödel Çiftçi ve muhreç akademisyen, yönetmen ve yapımcı Emre Yalgın değerlendirecek.</p>
<p class="p1">Jüri üyelerinin sahiplerini belirleyeceği En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri ile izleyicilerin oylarıyla belirlenecek İzleyici Ödülü’nün kazananları, 30 Nisan Perşembe günü Goethe-Institut’ta yapılacak ödül töreninde açıklanacak.</p>
<p>Festival programını <a href="https://engelsizfestival.com/tr/2026/film-programi">buradan</a> inceleyebilirsiniz.</p>
<p>Kapak fotoğrafı: Üretim Kaydı</p>
<p><a href="https://lavarla.com/engelsiz-filmler-festivali-14-kez-sinemaseverlerle-bulusacak/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Engelsiz Filmler Festivali 14. kez sinemaseverlerle buluşacak&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’yı açık hava heykel müzesine çeviren isim: Metin Yurdanur</title>
		<link>https://lavarla.com/ankarayi-acik-hava-heykel-muzesine-ceviren-isim-metin-yurdanur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegül Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:09:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Eller Heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Anıtı]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Yurdanur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140522</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABB Miras’ın 13 Şubat 2025 tarihinde Erimtan Müzesi’nde gerçekleştirdiği Ozan Sağdıç etkinliğinde Metin Yurdanur’u dinledikten sonra, denk geleceğim ilk etkinliğine gideceğimi biliyordum. Yurdanur, Sağdıç için hazırladığı hediyeyi takdim ederken yaptığı konuşmasında, Ankara Garı’nın önündeki heykelden neden para almadığını kişisel tarihinden bir hikayeyle açıkladı. Anlatırken onun, dinlerken benim gözlerim doldu: “Bu parça, gar patlaması sonrası ABB [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarayi-acik-hava-heykel-muzesine-ceviren-isim-metin-yurdanur/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’yı açık hava heykel müzesine çeviren isim: Metin Yurdanur&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABB Miras’ın 13 Şubat 2025 tarihinde Erimtan Müzesi’nde gerçekleştirdiği Ozan Sağdıç etkinliğinde Metin Yurdanur’u dinledikten sonra, denk geleceğim ilk etkinliğine gideceğimi biliyordum.</p>
<p>Yurdanur, Sağdıç için hazırladığı hediyeyi takdim ederken yaptığı konuşmasında, Ankara Garı’nın önündeki heykelden neden para almadığını kişisel tarihinden bir hikayeyle açıkladı. Anlatırken onun, dinlerken benim gözlerim doldu:</p>
<blockquote><p>“Bu parça, gar patlaması sonrası ABB Miras’ın talebi üzerine yaptığım anıt heykelden. Ondan para almadım. Şükrü amcamız 1917 yılında Filistin’de şehit düşmüş, Süleyman amcamız Çanakkale Savaşı’nda kaybolmuş, büyükbabam Bahri ise Sakarya muharebelerinde aklını yitirmiş. Büyük babaannemiz, devlet tarafından kendisine bağlanmak istenen maaşı, ‘Oğlum vatan için şehit oldu, onun için bir bedel istemiyorum’ diyerek reddetmiş.”</p></blockquote>
<figure id="attachment_140523" aria-describedby="caption-attachment-140523" style="width: 672px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140523 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-lavarla.jpg" alt="" width="672" height="895" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-lavarla.jpg 672w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-lavarla-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 672px) 100vw, 672px" /><figcaption id="caption-attachment-140523" class="wp-caption-text">Heykeltıraş Metin Yurdanur, fotoğrafçı Ozan Sağdıç’a hediyesi olan anıt heykelle ilgili konuşurken (13 Şubat 2025 / Erimtan Müzesi -Ankara)</figcaption></figure>
<p>Bunun üzerine, ilkokulu bitiren babası, ailenin geçimini sağlamak için Eskişehir’e gitmiş ve Tatar ustaların yanında demir, çelik ve ahşap ustalığını öğrenmiş.</p>
<p>Nitekim, Kült Kavaklıdere’de 4 Nisan 2026’da Kavaklıderem Derneği tarafından gerçekleştirilen “1927’den Günümüze Heykelin Yolculuğu” başlıklı söyleşide, Yurdanur kendisini “Eskişehir’de Demirci Hafız Usta’nın oğluyum ben, 1951 doğumlu,” diyerek tanıttı. “Eskişehir Atatürk Lisesi’nde okudum, sonrasında gittiğim Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü bana yuva oldu. Köy Enstitüleri ve İsmail Hakkı Tonguç olmasaydı, ben bugün bir araba tamircisiydim.”</p>
<p>Üreten insan için beslenme saatinin 40 dakikalık bir teneffüsle sınırlı olmadığını kendisi de söyleşinin ilerleyen kısımlarında şöyle vurgulamış oldu:</p>
<blockquote><p> “1979 yılında Ankara Garı önüne yerleştirilen, Nasreddin Hoca&#8217;yı bir Hitit aslanı üzerinde betimleyen eserim, şehirdeki ilk sivil heykel olma özelliğini taşır. Ustalık eserim olduğu söyleniyor. Artık böyle heykeller yapmıyorum çünkü hava yok, su yok, doğa yok… Nerden besleneceğim?”</p></blockquote>
<figure id="attachment_140524" aria-describedby="caption-attachment-140524" style="width: 901px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140524 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-y7urdanur-lavarla-2.jpg" alt="" width="901" height="935" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-y7urdanur-lavarla-2.jpg 901w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-y7urdanur-lavarla-2-289x300.jpg 289w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-y7urdanur-lavarla-2-768x797.jpg 768w" sizes="(max-width: 901px) 100vw, 901px" /><figcaption id="caption-attachment-140524" class="wp-caption-text">Metin Yurdanur, Abdi İpekçi Parkı’nda yer alan <em>Eller</em> heykeli (1979) hakkında konuşurken yaşadığı şehirle kurduğu güçlü bağ hissediliyor: “Sıhhıye meydanına ‘el’ koydum. Oranın manevi hakkı bana ait.”  (4 Nisan 2026 &#8211; Kült Kavaklıdere)</figcaption></figure>
<h2>Çocukluk hiçbir yere gitmiyor</h2>
<p>Yurdanur’un heykeltıraşlığa giden yolu, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği üç bin yıllık Frigya, Roma ve Selçuklu uygarlıklarının kalıntıları arasında saklı.</p>
<p>“Sivrihisar üç bin yıllık bir kasaba. Antik Roma medeniyeti kalıntıları, bizim atölyenin yanındaki boş meydanda yığılı olarak dururdu. Onların üzerinde oyunlar oynardık.”</p>
<p>Sanatçının çocuklukla kurduğu bu bağ, bana Seattle’da Kasım 2024’te gezdiğim Chihuly Garden and Glass müzesini hatırlattı. Dale Chihuly’nin, yıllar sonra sanatçı olup büyük cam parçalarla uğraşırken yaptığı şeylerden biri de çocukluğundaki bahçe. (‘<em>The artist has said that memories of his mother’s garden serve as inspiration for these ‘gardens of glass’</em>.) Çocukluk, üzerinden onlarca yıl geçse de hiçbir yere gitmiyor.</p>
<h2>Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi</h2>
<figure id="attachment_140525" aria-describedby="caption-attachment-140525" style="width: 681px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140525 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi.jpg" alt="" width="681" height="907" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi.jpg 681w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 681px) 100vw, 681px" /><figcaption id="caption-attachment-140525" class="wp-caption-text">Sivrihisar Metin Yurdanur Açık Hava Müzesi (Eylül 2024-Eskişehir)</figcaption></figure>
<p>Sivrihisar bugün, işte o çocuğun yüz bin metrekarelik alana yayılan eserlerine, <a href="https://lavarla.com/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi/" target="_blank" rel="noopener">Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi</a>’ne ev sahipliği yapıyor. Müzeyi gezdiğinizde bu ülkenin sanatla bilimi kol kola tutan, ülkenin taşına toprağına işlemiş, izi silinmez kurucu ruhunu hatırlıyorsunuz. Yaşar Kemal, Dadaloğlu, 104 yaşında vefat eden son Çanakkale gazisi Gazi Hüseyin Kaçmaz, Rize için ağ çeken balıkçılar, sergilenenler heykellerden sadece birkaçı. Ankaralıların günübirlik de ziyaret edebileceği, insanoğlunun sahip olabileceği yeteneklere ve kültüre hayran bırakan bir yer burası.</p>
<p>Yurdanur’un heykellerini yerleştirirken gösterdiği özen de dikkat çekici. Dayanışma temalı heykel, müze alanının Ermeni Kilisesi’ne en yakın noktasında. Sanatçının, mekan ile anlam arasındaki ilişkiyi bilinçli bir şekilde kurduğu açık.</p>
<figure id="attachment_140526" aria-describedby="caption-attachment-140526" style="width: 226px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-140526 size-medium" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-sivrihisar-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-sivrihisar-226x300.jpg 226w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/04/metin-yurdanur-sivrihisar.jpg 730w" sizes="(max-width: 226px) 100vw, 226px" /><figcaption id="caption-attachment-140526" class="wp-caption-text">Dayanışma Heykeli (Eylül 2024 / Sivrihisar Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi)</figcaption></figure>
<p>Benzer şekilde 4 Nisan 2026’da Kavaklıdere’deki söyleşisinde Yurdanur, <em>Su Perileri</em> heykelinin CerModern’deki mevcut yerinden duyduğu memnuniyetsizliği paylaştı. Yaşadığı şehri tanıyan, günümüzden haberdar bir yapısı var. Kızılay’da Yüksel Caddesi ile Konur Sokak kesişiminde yer alan ve bugüne kadar birçok protestonun buluşma yeri olmuş <em>İnsan Hakları Anıtı </em>için söyleşide gelen “En politize olmuş heykeliniz, İnsan Hakları heykeli mi?” sorusuna verdiği cevapta Yurdanur,  <em>Behzat Ç</em> dizisinde geçen bir Behzat Amir repliğini hatırlattı: “Siz n’apıyonuz la yine? Heykeli mi bekliyonuz?”</p>
<h2>“Kamusal alana anıt heykel yapmak zorun zorudur”</h2>
<p>Ulus’ta 24 Kasım 1927’de açılışı yapılan <em>Zafer Anıtı</em>’nın ilk isminin “Utku Anıtı” olduğunu da bu söyleşide öğrendim. Aradaki farkı anlamak için sözlüğe bakmam gerekti. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “utku”, “zafer” olarak geçiyor. Dil Derneği’nin sözlüğünde ise “Birçok emek ve tehlikeli uğraşmalar pahasına erişilen mutlu sonuç, yengi, zafer” olarak. Tamam, şimdi oldu.</p>
<p>Sıhhıye’deki <em>Hitit Güneş Kursu</em>’nun, Ankara’nın ilk sivil heykeli olduğunu ifade eden Yurdanur, Türkiye’den yurtdışına yüksek öğrenim için gönderilen ilk heykeltıraş Nusret Suman’ı da eseriyle andı. Kamusal alana heykel yapmanın zorluğunu ise şöyle ifade etti: “Kamusal alana heykel zor iştir. Kitabı alan okur, şarkıyı isteyen dinler ama kamusal alandaki heykeli herkes görür.”</p>
<p>Anıtkabir’deki Aslanlı Yol heykel grubunun heykeltıraşı Hüseyin Anka Özkan için “Bir eli benim iki elim büyüklüğündeydi, ‘Bu yıl yoruldum’ dediğinde 90 yaşındaydı,” demesi, kendisine henüz yorgunluğu yakıştıramadığının bir işareti aslında.</p>
<p>Söyleşi sonrası yanına gittiğimde “En genç sendin,” dedi. Öğretmenlikten gelen sınıf hakimiyeti. Bu hakimiyetle salonun söyleşiye katılımını sağladı, söz verip unutmadan üzerine konuştu, konuyu toparladı. 75 yaşında berrak bir zihni, iki saatin nasıl geçtiğini anlamamızı sağlayan bir mizah anlayışı vardı.</p>
<h2>“5 bin yıl garanti veriyorum”</h2>
<p>Olgunlar Sokak’taki <em>Madenci</em> (1991), Erzurum’daki <em>Nene Hatun</em> (1998), Gençlik Parkı’ndaki<em> Cumhuriyet</em> (2009), Çanakkale’deki <em>Lozan Mübadilleri</em> (2012) heykelleriyle tanınan Metin Yurdanur, yıllara yayılan bir üretimin ürünü olan heykelleri için “Siz nasıl buzdolabı alırken satıcı garanti veriyorsa ben de heykellerim için 5 bin yıl garanti veriyorum,” diyor. Zamana karşı bir meydan okuma.</p>
<p>Belki de bu yüzden, Yurdanur’un heykellerine bakarken dünü, bugünü ve yarını görüyorsunuz. Çünkü bazı şeyler gerçekten kaybolmuyor. Çocukluk gibi. Cumhuriyet’in eğitim politikalarıyla yeşeren hayatlar gibi. İyi yapılmış bir heykel gibi.</p>
<hr />
<p>Kapak fotoğrafı: Sema Çavdar</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankarayi-acik-hava-heykel-muzesine-ceviren-isim-metin-yurdanur/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’yı açık hava heykel müzesine çeviren isim: Metin Yurdanur&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mert Üçkardeş: &#8220;Şarkılarla birinin yoluna eşlik edebilmek en büyük motivasyonum&#8221;</title>
		<link>https://lavarla.com/mert-uckardes-sarkilarla-birinin-yoluna-eslik-edebilmek-en-buyuk-motivasyonum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Üçkardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mert Üçkardeş ile yolum ilk kez 2025 yılının ocak ayında, Sofar Ankara’daki performansıyla kesişti. O gün dinlediğim şarkıların ardından, üretimini ve müziğe yaklaşımını yakından takip etmeye başladım. Öğrencilik yıllarında gruplarla başlayan müzik yolculuğu, bugün solo üretim yapan bir şarkı yazarının kendi hikayesini anlatma serüvenine dönüşmüş durumda. Klasik gitar temelli bu çizgi; Bülent Ortaçgil ve Thom [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/mert-uckardes-sarkilarla-birinin-yoluna-eslik-edebilmek-en-buyuk-motivasyonum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Mert Üçkardeş: &#8220;Şarkılarla birinin yoluna eşlik edebilmek en büyük motivasyonum&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mert Üçkardeş ile yolum ilk kez 2025 yılının ocak ayında, Sofar Ankara’daki performansıyla kesişti. O gün dinlediğim şarkıların ardından, üretimini ve müziğe yaklaşımını yakından takip etmeye başladım. Öğrencilik yıllarında gruplarla başlayan müzik yolculuğu, bugün solo üretim yapan bir şarkı yazarının kendi hikayesini anlatma serüvenine dönüşmüş durumda. Klasik gitar temelli bu çizgi; Bülent Ortaçgil ve Thom Yorke gibi isimlerden aldığı ilhamla, duygusal olduğu kadar düşünsel bir derinlik de taşıyor.</p>
<p>Müziğin yalnızca duygudan ibaret olmadığını; teknik bilgi ve disiplinle şekillendiğini savunan Mert, bu iki alanı dengeli bir şekilde bir araya getiriyor. Şarkılarında yol, yolculuk ve eşlik etme fikri öne çıkarken, dinleyiciye tek bir anlam dayatmak yerine kendi hikayesini kurabileceği özgür bir alan bırakıyor.</p>
<p>Sahneyi yalnızca şarkıların söylendiği bir yer değil, baştan sona kurgulanan bir deneyim olarak gören Mert, 2025’teki yoğun üretim döneminin ardından 2026’da odağını daha çok sahneye çeviriyor. Mert Üçkardeş’le müziğin teknik ve duygusal katmanlarını, üretim sürecini ve yol fikrinin şarkılarındaki yerini konuştuk.</p>
<p><strong>Lisede bir grup kurma isteğiyle başlayan, bugün solo üretimde devam eden bir müzik yolculuğun var. Bu yolculuk hangi duraklardan geçti; Mert Üçkardeş’i ve müziğini hiç tanımayan biri için nasıl anlatırsın? </strong></p>
<p>Aslında her şey ilkokulda, basketbol tutkumun yanına müziğin eklenmesiyle başladı. Annemin yönlendirmesiyle gitarla tanıştım; çocukluğumun en büyük heyecanı, annemin işten gelmesini beklerken müzik kanallarında yakaladığım şarkıları not ettirip albümlerini aldırmaktı. Hatta henüz altı yaşındayken Athena’nın imza gününe gitmiştim. Gökhan Özoğuz’un, benim yaşımı kastederek &#8220;Bu çocuk da bizi dinliyorsa çok kötü durumdayız beyler,&#8221; diye şaka yapmasını annem hala hatırlatıp gülüyor.</p>
<p>Müzikal yolculuğum klasik gitar eğitimiyle başlayıp o dönem her genç grubun repertuvarının olmazsa olmazı olan Duman şarkılarını çaldığımız okul gruplarıyla devam etti. Lise yıllarında da grup müziğinin içindeydim ancak üniversite sürecinde sadece iyi bir dinleyici olmanın ötesine geçip kendi hikayesini ya da kendi hayata bakış açısını anlatmak isteyen biri olduğumu fark ettim. Bu noktada Bülent Ortaçgil ve Thom Yorke gibi isimlerin hayata bakış açısı benim için tetikleyici oldu. &#8220;Bu insanlar nasıl beni benden daha iyi anlatıp bir de bunu müzikle taçlandırıyor?&#8221; dediğim o büyüye kapılınca kendi bestelerimi üretmeye başladım. Zamanla grup dinamiğinden çok kendi şarkılarını yazan bir ‘singer-songwriter’ olduğumu fark ettim. Yolum Pulsar Records’tan Çınar ile kesişince bu solo proje fikri hayat buldu. Bugün ise Tunalı&#8217;nın tuhaf yerlerinden geçen, o duraklarda duran ve hayatı yol taşları üzerinden okuyan bir müzisyen olarak insanlara &#8220;yol şarkıları&#8221; üretiyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140407 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Elektrik-elektronik mühendisliği eğitimin, müzik üretiminde teknolojiyle kurduğun ilişkiye nasıl yansıyor? Enstrümanları kurcalamak, söküp takmak ya da seslerini dönüştürmek gibi denemeler yapıyor musun? </strong></p>
<p>Aslında üniversite tercihim biraz klasik aile yapısının yönlendirmesiyle oldu. Elektrik-elektronik mühendisliği çok zor bir bölüm. Benim yapımda şöyle bir şey var: Sevmediğim ya da ilgi duymadığım bir şeyi yapmakta çok beceriksizim ama ilgimi çeken bir şey için saatlerce yorulmadan okuyup çalışabilirim.</p>
<p>Eğitim sürecinde bir gün lab dersinde gördüğümüz “low pass filter” veya “high pass filter”  gibi kavramların, aslında gitar pedalboard’umda kullandığım sistemin ta kendisi olduğunu fark etmemle kafamda bir ışık yandı. O heyecanla kendi pedallarımı söktüm ama ilk başta pek beceremedim; sağ olsun luthier Sarp Abi yardımcı oldu. Ondan sonra sekiz dersim kaldı, elektriği bıraktım. Çünkü artık pedal boardlarımı takabiliyordum. Lehim yapabiliyordum. Mühendislik eğitimim geride kaldı ama orada gördüğüm sistemin sesi nasıl etkileyebileceğine dair temel mantığı bugün hala üretimlerimde kullanıyorum.</p>
<p>Thom Yorke’un solo projelerinde, özellikle <em>Suspiria</em> albümünde kullandığı synthesizer’lar çok tuhaf enstrümanlar. Radiohead’de de bunu çok kullanıyorlar. Örneğin &#8220;Present Tense&#8221;te kullanılan piyanonun içindeki kablo yığınlarını gördüğümde ve onlardan çıkan o alışılmadık sesleri ilk duyduğumda gerçekten büyülenmiştim. Teknik derinliğin müzikteki etkisini keşfetmek bana hala çok iyi geliyor.</p>
<p><strong>Analitik düşünme ve öğrenme biçiminin müzikte de güçlü bir karşılığı yok mu?</strong></p>
<p>Müzik bizde genellikle sadece &#8220;evde oturup dertlenerek bir şeyler üretmek&#8221; gibi algılanıyor ama işin çok ciddi bir teknik boyutu var. Eğer o teknik kısmı yönetemezseniz hayalinizdeki sesi ne tam olarak var edebilirsiniz ne de hikayenizi doğru tınlatabilirsiniz. Bu yüzden müziğin analitik ve teknik tarafını anlamayı, bir müzisyen için önemli bir yetkinlik olarak görüyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140410 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Hayatı bir yol olarak gördüğünü ve şarkılarında yolculuk temasının merkezde olduğunu sıkça vurguluyorsun. Yol ve yol arkadaşlığı, özellikle zor zamanlarda birlikte kalma hali, şarkılarında tekrar eden bir duygu. Bu duygu söz yazımında kendiliğinden mi beliriyor, yoksa zamanla bilinçli olarak devam ettirdiğin bir temaya mı dönüştü? </strong></p>
<p>Aslında her birimiz hayatı bir şeye benzeterek anlamlandırmaya çalışıyoruz; çünkü hayatı olduğu gibi okumak bazen zorlayıcı olabiliyor. Ben de kendimi bildim bileli &#8220;Hayat neye benziyor?&#8221; diye düşünen, hayata dair meselesi olan biriyim. Lise yıllarımda, kendimi pek iyi hissetmediğim ve daha karanlık tarafları merak ettiğim bir dönemde annem bir gün şöyle demişti: &#8220;Hayatını bir şeylere benzetmeye çalışıyorsun ama senin bu hayatta sevdiğin şey yolda olmak. Eğer kafanı asfalta gömüp sadece önündeki siyaha bakarsan başka renk göremezsin. Oysa yolun kenarında binlerce renkte çiçek var ve sen onları görmeyi çok istiyorsun. Hadi, kaldır artık kafanı&#8230;” Bu öğüt, hayatımın kırılma noktalarından birisi oldu.</p>
<p>Yolda olmayı çok seviyorum. Benim için bir yere ulaşmaktan ziyade, yolu gidiyor olmak çok daha keyifli. Doğumla ölüm arasındaki o koca serüveni; devrilmeleri, gülümsemeleri ve yoldaki her şeyi çok kıymetli buluyorum. Eğer hayatı sadece doğmak ve ölmekten ibaret görüyorsak, bence koca serüvene yazık ediyoruz.</p>
<p>Şarkılarımdaki yol arkadaşlığı temasına gelirsek, bu aslında hem kendiliğinden gelişen bir duygu hem de zamanla bilinçli bir tercihe dönüştü. Yazdığım bir şarkıda dinleyiciye belirli bir hissi işaret etmeyi sevmem, anlamı onlara bırakmak isterim. Hiç tanışmadığım, belki hiç aynı yolları gitmeyeceğimiz birine şarkılarımla yolunun bir noktasında eşlik edebilme ihtimali, bu hayattaki en büyük motivasyonum. Örneğin &#8220;<span style="color: #ee8f43;"><a style="color: #ee8f43;" href="https://open.spotify.com/intl-tr/track/0uVtyagwnWwZumeoJ6fyun?si=604303a68303499b" target="_blank" rel="noopener">İnanmıştım</a></span>&#8220;ı mutsuz hissettiğim bir dönemde yazmıştım. Ancak bir gün bir dinleyicimiz bu şarkının duyduğu en umutlu şarkı olduğunu söylediğinde, yolun hiç bilinmeyen bir kilometre taşında birinin yolculuğuna eşlik edebildiğimi anladım. Yol ne getirir bilmiyorum ama o yolculukta bir şeyler anlatmaya devam edeceğim.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ben de &#8220;İnanmıştım&#8221;ı ilk kez Sofar performansında dinlediğimde, <em>&#8220;Bir yol çizmiştim en renkli kalemlerimle&#8221;</em> dizesiyle şarkının içine çekilmiştim. Mesela Birsen Tezer’in &#8220;Çal Kapımı&#8221; şarkısında geçen &#8220;Bir ev boyadım sana kapısı mavi, zili deniz&#8221; cümlesi de bende benzer bir his uyandırır. Sanırım mesleki bir alışkanlıkla, o boyama, çizme ve renkli kalemler meselesi yakalıyor beni.</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ben de renklere ve mürekkeplere çok meraklıyım; ciddi bir dolma kalem tutkum var. İşin ilginç tarafı, &#8220;İnanmıştım&#8221;ın kapağındaki o dört renk, aslında şarkıyı yazdığım dört Lamy&#8217;nin renkleri. Ben kendi kalemlerimden bahsederken bu hikayenin sende bambaşka anlama temas etmesi gerçekten büyüleyici.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Sanat sanırım tam da böyle bir şey; bir şarkı, film ya da şiir sen yazdıktan sonra artık senden ayrılıyor ve senin bir parçan olmaktan çıkıyor. O artık dinleyicinin, okuyucunun oluyor. Seninle olan bağı haricinde, dışarıda milyonlarca yeni bağ kuruluyor, milyonlarca ilmek atılıyor. Sanatı kıymetli yapan da bu sanırım. </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Çok doğru, başlarda şarkıları paylaşmak benim için büyük bir çıkmazdı. Sonra bir yazarın, &#8220;Paylaş tuşuna bastıktan sonra o artık senin değildir&#8221; sözüne rastladım ve bu beni çok rahatlattı. Üretirken o bağ sana ait ama servis ettikten sonra işin bitiyor; yemeği pişirdin, sundun, artık başkaları tadacak. Şarkının bittikten sonra senin olmaması çok değerli; çünkü o boşluk, yenisini yazman için gereken ateşi yakıyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140408 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2.jpg" alt="" width="627" height="630" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2.jpg 627w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2-300x300.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 627px) 100vw, 627px" /></p>
<p><strong>Bir röportajında şarkılarına küçük detaylar sakladığını, bunu bir tür “hazine avcılığı” gibi düşündüğünü söylemiştin. Bu detayların mutlaka bulunması mı önemli, yoksa orada durup dinleyicinin zamanla, tekrar tekrar dinledikçe keşfetmesini beklemek mi? </strong></p>
<p>Şarkılarıma minik detaylar saklarken aslında belirli bir kısıt koymuyorum. &#8220;Bir gün biri bunu mutlaka fark etmeli&#8221; gibi bir yerden de yazmıyorum; çünkü bu, anlatımı baltalayan bir faktöre dönüşebilir. Hatta zaman zaman kendime bile çaktırmadan bir şeyler yazdığımı fark ediyorum. &#8220;Bazen&#8221; şarkısını yazalı yıllar oldu; ama geçenlerde bir provada çalarken o sözlerle aslında neyi, nasıl bir duyguyla anlattığımı kendime bile fark ettirmeden oraya işlediğimi gördüm.</p>
<p>Aslında bu, dinleyicinin perspektifini hafifçe kaydırmakla ilgili bir hazine avcılığı. Fotoğraf çekmeyi çok severim, siyah-beyaz fotoğraflar özellikle ilgimi çekiyor. Hazine avcılığını da o dünya üzerinden anlatabilirim; siyah-beyaz fotoğrafın duayenlerinden biri, en beyaz ile en siyah arasına dokuz ton koyabildiğinizde o fotoğrafın tamamlandığını söyler. Ben de şarkıdaki o gizli detayları buna benzetiyorum. O detayı bulan kişinin perspektifinde çok küçük bir oynama yapıyorum ve o an şarkıyı başka bir yerden dinliyormuş gibi hissettiriyor bana. Bir nevi yolu tersten gitmek gibi&#8230; Bu detayların mutlaka bulunması şart değil ama bulana kameranın eksenini biraz kaydırıyorum.</p>
<p><strong>&#8220;Çocuk Halim&#8221; şarkısını Sofar’da anlatırken “bu benim psikolog seansım” demiştin. Şarkı yazmak senin için böyle durup kendinle konuştuğun, geçmişle yüzleştiğin bir alan mı? </strong></p>
<p>Benim kara kaplı defterlerim var, müsvedde kağıtların çöpe gitmesine kıyamadığım için onlardan kendime özel defterler yaptırıyorum. Gündelik kullanıma kapalı, sadece hayatımda değerli bulduğum şeyleri not ettiğim bir tanesi var; içimde de öyle bir defter olduğunu biliyorum. O defterde Oğuz Atay’ın çok inandığım bir sözü yazıyor: &#8220;Bana oturup boş beyaz duvarları izleten herkese çok kırgınım.&#8221; Benim de o duvarları izlerken hem kızdığım hem kırıldığım hem de teşekkür ettiğim çok gün oldu.</p>
<p>Odamdaki beyaz duvarları izlemek, aslında kafandaki tabloyu duvara çizmek gibi&#8230; Geçmişi kurcaladığım, bazen kendimi bile bile kanattığım yanlar ve bunlarla alakalı şarkılar oluyor. &#8220;Yalnızlık Gittiğin Yolda&#8221;yı o duvara yazdığımı, kafamda çalıp bitirdiğimi ve &#8220;evet, tek gitar bu şarkı&#8221; dediğimi çok iyi biliyorum. O yüzden hala duvar izlemeye devam ediyorum.</p>
<p><strong>Konserlerinde, söyleşilerinde ve şarkı sözlerinde annenden ve onun müzik yolculuğundaki yerinden sıkça bahsediyorsun. Onun yönlendirmesi ya da desteği, müzikle kurduğun ilişkiyi nasıl şekillendirdi? </strong></p>
<p>Çocukluğumdan beri müziğe, konserlere ve müzisyenlerin bir şarkıyı nasıl yorumladığına derin bir merakım vardı. Annem, bu merakın bir alışkanlığa dönüşmesinde hayatımdaki en kilit isimdir. Henüz altı yaşındayken Athena’nın imza gününde saatlerce benimle beklemesinden, ilkokulda Queen hayranıyken yurtdışından bana <em>Best Of</em> albümü getirtmesine kadar her anımda çok destekleyiciydi. Kendisi Sezen Aksu ve ekollerini severek dinleyen biri olsa da zamanla benim sayemde iyi bir Radiohead dinleyicisi de oldu.</p>
<p>Benim dinlediğim şeyleri merak eder, birbirimize şarkılar armağan ederiz ama annem aynı zamanda &#8220;Mert bu şarkı çok kötü, ben bunu dinlemem&#8221; diyebilecek kadar da objektiftir. Müziğe bakış açımı genişleten, şüpheye düştüğümde arkamda olduğunu hissettiğim bir güç. Üretim sürecimde de etkisi büyük; bazen benim şarkıda görmediğim bir noktayı işaret edip perspektifimi genişletiyor. Tabii bazen serzenişte bulunduğu da oluyor, doğal olarak çok üzücü şeyler yazmamı sevmiyor. &#8220;Mutlu Günler&#8221; çıktığında dünyanın en mutlu insanı olmuştu ama ona &#8220;Kuş&#8221;u dinlettiğimde arabada biraz sinirlenip &#8220;Mertciğim, şöyle &#8216;Mutlu Günler&#8217; gibi şarkılar yok mu?&#8221; diye sordu. Ben de ona “&#8217;Mutlu Günler&#8217; bir şarkıydı, şimdi &#8216;Kuş&#8217;u anlatmak istiyorum,” dedim. Arada böyle tatlı atışmalarımız olsa da her anımda yanımda.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140409 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>2025 yılı senin için oldukça verimli geçti diyebiliriz sanırım. <em>Adakale</em> albümünü ve birçok tekli yayımladın. Konserlerle dinleyicilerinle buluştun. Peki 2026’da seni nerelerde dinleyebileceğiz, yeni şarkılar ya da yeni bir albüm için şimdiden ipuçları var mı?</strong></p>
<p data-path-to-node="4">2026 yılında çok daha fazla konser vereceğimiz bir gerçek çünkü hem talep arttı hem de biz artık daha fazla sahnede olmayı, o anı paylaşmayı istiyoruz. 2025 bizim için yoğun bir üretim yılıydı; <i data-path-to-node="4" data-index-in-node="202">Adakale</i>’nin yanına altı tekli ve birçok canlı kayıt ekledik. Şimdiyse tüm bu üretimi sahneye, o canlı ruhun içine taşımaya odaklanıyoruz.</p>
<p data-path-to-node="5">Konserlerin sadece birer dinleti değil, bambaşka birer deneyim olduğuna inanıyorum ve bunun için gerçekten çok uğraşıyorum. Örneğin &#8220;Yalnızlar Günü&#8221; konseri, onu da bir gelenek haline getirmeye çalışıyorum, o süreçte günlerce uykusuz kaldım. Kendimi bir anda baskıcıda buldum. Konserlerin görselinden atmosferine kadar her detayıyla bizzat ilgileniyorum; çünkü ben de bir dinleyici olarak anın içinde olmaya, o ruhu solumaya çok değer veriyorum. Kısacası 2026; sahnede daha sık buluştuğumuz, müziğin o anlık büyüsüne kapıldığımız çok güzel bir yıl olacak.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/mert-uckardes-sarkilarla-birinin-yoluna-eslik-edebilmek-en-buyuk-motivasyonum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Mert Üçkardeş: &#8220;Şarkılarla birinin yoluna eşlik edebilmek en büyük motivasyonum&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sezgisel izleme güncesinde mart: Scarpetta, Rooster, Kurtuluş ve dahası</title>
		<link>https://lavarla.com/sezgisel-izleme-guncesinde-mart-scarpetta-rooster-kurtulus-ve-dahasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Eker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:45:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[dizi önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[Imperfect Women]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[Rooster]]></category>
		<category><![CDATA[Scarpetta]]></category>
		<category><![CDATA[The Plague]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140488</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sezgisel izleme güncesi bu ay; beklentileri törpüleyenlerle keyif verenlerin yan yana durduğu; yer yer hayal kırıklığı, yer yer sürpriz barındıran, türler arasında dolaşan bir seçki sunuyor. Çok da haksızlık etmeyelim: &#8220;Scarpetta&#8221; Scarpetta ile başlayalım. Ben de her yerde Nicole Kidman ve beleren gözlerini görmekten sıkıldım ama bu diziye de gereksiz bir acımasızlıkla davranıldığını düşünüyorum. Evet [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sezgisel-izleme-guncesinde-mart-scarpetta-rooster-kurtulus-ve-dahasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sezgisel izleme güncesinde mart: Scarpetta, Rooster, Kurtuluş ve dahası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sezgisel izleme güncesi bu ay; beklentileri törpüleyenlerle keyif verenlerin yan yana durduğu; yer yer hayal kırıklığı, yer yer sürpriz barındıran, türler arasında dolaşan bir seçki sunuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.media-amazon.com/images/S/pv-target-images/b1cf342281f956319e14566b661a97b77c82fbbea07e590d816ea21fb2408f90._SX1080_FMjpg_.jpg" alt="Prime Video: Scarpetta - 1. Sezon" /></p>
<h2>Çok da haksızlık etmeyelim: &#8220;Scarpetta&#8221;</h2>
<p>Scarpetta ile başlayalım. Ben de her yerde Nicole Kidman ve beleren gözlerini görmekten sıkıldım ama bu diziye de gereksiz bir acımasızlıkla davranıldığını düşünüyorum. Evet haklısınız, bölüm süreleri uzun ve dolayısıyla dizi, izlerken ufak baygınlıklar geçirtiyor. Altı bölümde toparlanıp tek sezonda bitirilse mis gibi bir iş olacakken ikinci sezona göz kırparak son derece sönük bir finalle bitmesi benim de tadımı kaçırdı. Ama itiraf edelim ki bir olayın 20 yıl öncesini ve sonrasını izlerken başarılı bir cast ile karşılaşmak etkileyici. Özellikle genç Scarpetta’yı çok beğendim; hali, tavrı, styling&#8217;i beni yakaladı.</p>
<p>Dizinin konusunu özetleyecek olursak, Kay Scarpetta bir adli tıp doktoru ve 20 yıl önce bir seri katilin peşine düşüyor. Bu katil birçok genç kadını öldürüyor ve uzun uğraşlar sonucu yakalanıyor. Aradan 20 yıl geçiyor ve aynı tarzda cinayetler yeniden başlıyor. Böylece “Geçmişte yanlış katili mi tutukladık?” endişesi ve korkusu etrafında kendi soruşturmasını yürüten bir amatör dedektif ve bir doktoru izliyoruz.</p>
<p>Bir <em>Mentalist</em> hayranı olarak Patrick Jane’imiz yani Simon Baker’ı özlediğimi itiraf etmeliyim. Bir de abla Dorothy karakterine bayıldım ve çok keyifle izledim. Yeğen Lucy’e maalesef biraz kuruldum; hele finaldeki seçimi, üf gereksiz ki ne gereksiz. Ama genel olarak izlenebilir bir polisiye olduğunu düşünüyorum. Polisiye severler beklentiyi yükseltmeden şans verebilir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.apple.com/tv-pr/articles/2025/12/apple-tv-unveils-first-look-at-imperfect-women-new-limited-series-starring-and-executive-produced-by-emmy-award-winners-elisabeth-moss-and-kerry-washington-and-created-for-television-by-annie-weisman/images/all-news-images/121825_Imperfect_Women_Series_Announcement_news_16_9_regular.jpg.latest_news_og.jpg" alt="Apple TV unveils first look at “Imperfect Women” created by Annie Weisman - Apple TV Press" /></p>
<h2>Devrimden çiçekli elbiseler: &#8220;Imperfect Women&#8221;</h2>
<p>Öncelikle hem Apple TV+ dizisi hem de başrolünde Elizabeth Moss olmasıyla ister istemez beklentimi yükselttiğimi söylemeliyim. Belki de bu yüzden bir hayal kırıklığı yaşadım. Yine de çok başındayız ve sadece üç bölüm yayımlandı, konuşmak için biraz erken olsa da şu bir gerçek ki dizi çok sönük başladı.</p>
<p>Dizi, 20 yılı aşkındır dost olan üç yetişkin kadından birinin ölümüyle açılıyor ve hem “katil kim?” izliyoruz hem de herkesin sakladığı sırlar neler ve nasıl ortaya çıkacak merak ediyoruz. Buraya kadar her şey güzel ama Elizabeth Moss’a inanılmaz domestik bir rol verilmiş ve onu bu haliyle izlemek beni üzdü. Nitekim ben bir <em>The Handmaid’s Tale</em> ve <em>Shining Girls</em> hayranıyım. Bu kadın devrim yaptı be devrim! Nedendir şimdi çiçekli elbiseleriyle iki çocuk peşinden koşması?</p>
<p>Şaka bir yana bu kadının karakterinden kesin bir şey çıkacak diyerek izliyorum ama şimdilik dizi beklentimin altında. Bir değişiklik olursa bir sonraki ayın yazısında güncellerim.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://neupulse.co/cdn/shop/articles/110725-I-Swear-Film-Trailer-Release_768b623c-af61-4cf2-9ada-c6d61af9ae56.jpg?v=1752238178" alt="I Swear Trailer Released: A True Tourette Syndrome Story Featuring Neu – Neupulse" /></p>
<h2>Endişelerinizi silmeye geldim: &#8220;I Swear&#8221;</h2>
<p>Çok yazıldı, çizildi, konuşuldu, BAFTA’yı aldı derken mutlaka denk gelmişsinizdir. “Kesin sıkıcıdır ya, ne gerek var” deyip izlemeyenler varsa, aklından o endişeyi almaya geldim. Çünkü tekdüze akmayan, yer yer sesli güldüğüm yer yer de gözlerimin dolduğu bir film oldu.</p>
<p>Film aslında Tourette Sendromu’nu anlatıyor ve bu açıdan bayağı öğretici. Ama bunu ajite bir tonla yapmıyor. Aksine, İngiliz mizahıyla harmanlayıp kara mizah tadında anlatıyor -ki bu kısmı benim özellikle hoşuma gitti.</p>
<p>Filmin başrol oyuncusu Robert Aramayo, gerçekten muhteşem performansıyla sonuna kadar hak ettiği ödülünü kucaklarken, İskoç aktivist John Davidson’ın hayatından esinlenilerek çektiği zorlukları odağına alan ve farkındalık yaratmayı da amaçlayan bu filmin ödül gecesinde Davidson’ın hayatı altüst oldu.</p>
<p>Belki biliyorsunuzdur; Tourette, insanların istemsiz tikler geliştirmesine ya da istemeden bazı sözler söylemesine neden olabilen nörolojik bir durum.</p>
<p>Ödül töreni esnasında Davidson’ın ağzından ırkçı bir söylemin çıkması ve canlı yayımlanmasa da törenin kaydında buna müdahale edilmemesi büyük tepki yarattı ve tepkiler dünya genelinde inanılmaz bir linç kampanyasına evrildi.</p>
<p>Adamın yıllarca bu sendrom yüzünden yaşadıkları bir anda yeniden başladı ve olay ölüm tehditlerine kadar gitti. Bütün siyası yorumları yayından kesen ama<em> bu istemsizce çıkan ırkçı söylemi yayından kesme gereği duymayan BBC ise “yayında duyulacağını düşünmemiştik”</em> açıklamasını yaptı. Yerseniz.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.hollywoodreporter.com/wp-content/uploads/2025/05/The-Plague-film-still-1-1.jpg?w=1440&amp;h=810&amp;crop=1" alt="The Plague' Review: Joel Edgerton in Tense Drama of Adolescent Angst" /></p>
<h2>Doğum kontrol yöntemi gibi film: &#8220;The Plague&#8221;</h2>
<p>2025 yapımı bu filmdeki veba salgını tamamen psikolojik. Nasıl yani diyenleriniz olabilir, onları baştan uyarayım istedim ki hastalık her yeri sarıyor ve dünya yok oluyor gibi bir motivasyonla bu filmi izlemeye başlamasınlar. Bu bir korku filmi olmayabilir ama beni uzun zamandır psikolojik açıdan bu kadar geren başka bir film olmadı.</p>
<p>Sinematografisi çok iyi ama asıl efsane olan müzikleri. Dümdüz okul koridoru izlerken bile sinir sistemini doğrudan etkileyen müziklerin seçildiği film, sizi biraz boğup boğup duvara atacak, şimdiden söyleyeyim.</p>
<p>Bir sürü çocuk ve tek bir yetişkin olan film, 12-13 yaş oğlan çocuklarının katıldığı bir su topu kampında geçiyor. Çocuk oyuncular inanılmaz yetenekli. Bir nevi tek mekan filmi bu aslında. Akran zorbalığının boyutları ve çocuklar üzerindeki etkisi öyle rahatsız edici bir hal alıyor ki çocuk yapmaktan vazgeçiyorsunuz. Özetle doğal doğum kontrol yöntemi gibi bir filmimiz daha oldu diyebiliriz. Bu film türünün atası da benim için <em>We Need To Talk About Kevin</em>’dır. İzlemeyen kaldıysa ikisini de izlesin.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.hollywoodreporter.com/wp-content/uploads/2025/12/danielle-deadwyler-steve-carell-e1765560241617.jpg?w=1696&amp;h=954&amp;crop=1" alt="Rooster' Review: HBO's Unfocused Steve Carell College Comedy" /></p>
<h2>Bir yalnızlık komedisi: &#8220;Rooster&#8221;</h2>
<p>Hayatımın dizileri listesinde ilk sıralara oynayan bebeklerim <em>Scrubs</em>, <em>Ted Lasso</em> ve <em>Shrinkin</em>g’in yaratıcılarının yeni dizisi <em>Rooster</em>’ı henüz bitiremedim ama daha ilk bölümde beni çoktan tavladı.</p>
<p>Tam bir <em>feel good</em> dizisi. 30 dakikalık bölümleri ve Steve Carell’ın başrolüyle yüzünüzde bir gülümseme bırakacak, yer yer sesli güleceğiniz bir yalnızlık komedisi bu.</p>
<p>Eşinden boşanmış orta yaşlı bir yazar olan Greg, eşiyle ayrılmak üzere olan kızına destek olmak için onun çalıştığı üniversite kampüsüne yerleşir. Bu ikilinin birbirine gerçekten bir faydası olacak mı onu da izleyip öğreniyoruz.</p>
<p>Beklentiyi yükseltmeden izlerseniz çok keyifli vakit geçireceğinize eminim. Öte yandan haklısınız, Steve Carell ve HBO işbirliği görünce beklenti yükseliyor. Henüz diziyi bitiremedim ama hayal kırıklığına uğramadım şahsen.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://cdn.kayiprihtim.com/wp-content/uploads/2026/01/Jo-Nesbos-Detective-Hole-Fragman-Netflix.jpeg" alt="Jo Nesbo's Detective Hole Dizisi Yolda: İşte İlk Fragman" /></p>
<h2>Nordic noir severlere: &#8220;Jo Nesbø&#8217;s Detective Hole&#8221;</h2>
<p>Bir Nordic noir aşığı ve bu uğurda pek çok dizi tüketmiş biri olarak bu türe zaafım olduğunu söylemem lazım en baştan. Bir de Jo Nesbø’yu bilenleriniz vardır, kendisi ünlü bir Norveçli polisiye yazarı. Çok sayıda kitabı var bu türde. Umuyorum ki sırayla hepsini sezon sezon dizileştirirler. İlk sezon, <em>Şeytan Yıldızı</em> adlı kitabından uyarlanan versiyondu, bakalım yeni sezonlarda neler olacak.</p>
<p>Şimdi nedir Nordic noir? İskandinav ülkelerinden çıkan ve suç hikayelerini karanlık, kasvetli bir atmosfer içinde anlatan bir tür. Bu türde olaylardan çok karakterlerin psikolojisine ve toplumun arka planındaki sorunlara odaklanılır; yani “katil kim” değil, “neden böyle oldu” sorusunu sorar. Hikayeler genelde soğuk, izole şehirlerde ya da kasabalarda geçer -ki bayılırım.</p>
<p>Başroldeki karakterler çoğunlukla kusurlu, yalnız ve içsel olarak yıpranmış kişilerdir; klasik kahraman anlayışından uzaktır, ki anti-kahraman hele ki kadın karakterse ona hayranımdır. Aynı zamanda bu yapımlar, İskandinav toplumlarının dışarıdan görünen düzenli ve refah dolu yapısının altında yatan ırkçılık, şiddet ve sosyal eşitsizlik gibi karanlık yönleri de ele alır.</p>
<p>Bu yüzden Nordic noir, sadece bir suç türü değil, aynı zamanda güçlü bir atmosfer ve toplumsal eleştiri barındıran bir anlatım biçimi olarak da öne çıkar.</p>
<p>İşte bu dizi de tam olarak bunun örneklerinden. Baştan söylüyorum: Yavaş bir anlatısı var, olaylar hızlı ilerlemiyor hatta bazı garip detaylara fazla odaklanılıyor ve devamı gelmeyince bunu niye izledik şimdi diyorsunuz. Ama benim için bu hiç sorun değil; tek sorun, dokuz değil de altı bölümde bitebilecek bir hikaye olmasıydı. Yine de sıkılmadan izledim diyebilirim.</p>
<p>Hele sekizinci bölümde bir ters köşe yaşandı ki yamuldum gerçekten. Asla tahmin edemedim. Bu türe yukarıda da anlattığım gibi hayran olduğumdan bazı mantık hatalarını kolayca göz ardı edebildim. Takılmaya kalksanız takılacak epey bir şey çıkabilir, ben uyarımı yapayım ama her şeye de bu kadar takılmamak lazım yoksa tadı kalmaz.</p>
<p>Son olarak Norveç polisinin silah taşıma yetkisinin olmadığını dizide öğrenince şok oldum, değişik bir medeniyet seviyesi.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://static0.polygonimages.com/wordpress/wp-content/uploads/2025/12/ready-or-not-2-here-i-come.jpg?w=1600&amp;h=900&amp;fit=crop" alt="Ready or Not 2: Here I Come's trailer shows the murderous games will continue in 2026" /></p>
<h2>Çok güldüğüm bir saçmalık: &#8220;Ready or Not 2 Here I Come&#8221;</h2>
<p>Ben bunun ilk filmini çok keyif alarak izlediğim için bir iş çıkışı kafayı boşaltmak için ikinci filmi de sinemada izledim. Genel eleştirilere bakılırsa birçok kişi ilk filmin de üzerine çıkıldığını söylüyor. Kendi fikrim hala ilkinin daha iyi olduğu yönünde ama her ikisi de komedi-korku türündeki filmler o kadar saçma ki çok gülüyorum bu saçmalığa. Dolayısıyla ben yine çok eğlendim.</p>
<p>Filmde güzeller güzeli bir gelinimiz var ve çok varlıklı bir ailenin oğluyla evleniyor. Muhteşem bir düğün oluyor, çok eğleniyorlar derken akşam olduğunda bütün aile gelin kızımızı çağırıyor salona. Ona diyorlar ki &#8220;bizim bir aile geleneğimiz var, seninle bir oyun oynamalıyız&#8221;. Koyuyorlar önüne bir alet, bas bakalım diyorlar şansına hangi oyun çıkacak.</p>
<p>Daha üzerindeki gelinliği çıkaramayan kızımız şok oluyor tabii ama “ilk günden çıkıntı olmayalım şimdi, n’apalım idare edeceğiz mecbur, kaç yaşında insanlar” deyip basıyor alete. Ve oyun çıkıyor “saklambaç”. Bütün rahatlığıyla saklambaç oynayacağını düşünen gelinimiz oyunu oynamaya başlıyor ama bu oyunun nasıl bir hayatta kalma mücadelesine dönüşeceğinden habersiz.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://i.gazeteoksijen.com/storage/files/images/2026/02/10/emin-alper-kurtulus-tlwk.png" alt="Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışacak Emin Alper imzalı Kurtuluş'tan fragman" /></p>
<h2>Ruhumuzu avucuna alıyor: &#8220;Kurtuluş&#8221;</h2>
<p>Tüm filmlerini izlememiş olsam da <em>Abluka </em>ve <em>Kurak Günler</em> sonrası izlediğim <em>Kurtuluş </em>ile birlikte rahatlıkla söyleyebilirim ki Emin Alper’in en iyi yaptığı şey halkın içindeki iktidar, kimlik ve aidiyet mücadelesini anlatmak. Bunu anlatırken de insanların birbirini nasıl etkilediğinden bahsetmek.</p>
<p>Bu filmle birlikte Emin Alper korku filmi çekse de izlesem boyutuna geldim. Berkay Ateş’in oyunculuğunu zaten çok severim ama Caner Cindoruk beni şaşırttı açıkçası. Film gerçek olaylardan esinlenilmiştir cümlesiyle açıldıktan sonra olanları görünce salondan çıkar çıkmaz konuyu araştırdım. Gerçekten de Bilge Köyü Katliamı’nda esinlenilerek çekilen film, izlerken ruhunuzu avucunun içinde kıstırıyor. Toplu paranoya ve psikoz halini çok güzel yansıtan bol taşlamalı bir film olmuş. Ben beğendim.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://m.media-amazon.com/images/M/MV5BZTczYWMxZmYtZTg3Zi00YmExLThkMmMtNDFjMTAwYjliNDBhXkEyXkFqcGc@._V1_.jpg" alt="Something Very Bad Is Going to Happen (TV Mini Series 2026) - IMDb" /></p>
<h2> Akıyor şimdilik: &#8220;Something Very Bad Is Going to Happen&#8221;</h2>
<p>Dua Lipa’ya kız kardeşiymişçesine benzeyen bir başrol barındıran dizimiz sekiz bölümden oluşuyor. Henüz dizinin yarısını izleyebilmiş olsam da cidden kötü bir şey olacak hissi yakamı bırakmadı. Bütün sıradanlığına ve klişelerine rağmen <em>jumpscare</em> sahnelerine de düşüyorum, elimde değil.</p>
<p>Rachel ve Nicky aile içinde küçük bir törenle evlenmek üzere Nicky’nin karanlık ve karlı bir ormanın içindeki tekinsiz ailesinin evine geliyorlar. Nişanlısının ailesiyle yeni tanışan Rachel, son derece garip bu ailedeki her bir karakterden ürkmeye başlıyor. Düğünden beş gün öncesinde başlıyor dizi ve gün gün ilerliyoruz.</p>
<p>Prodüktörlüğünü <em>Stranger Things</em>&#8216;ten bildiğimiz Duffer Brothers&#8217;ın üstlenmiş olması ister istemez beklentiyi yükseltmiş. Ben bu bilgiyi öğrenmeden son derece düşük beklentiyle başladığımdan mıdır, korku içeriklerine ayrı bayıldığımdan mıdır bilmem gayet keyifle izliyorum şimdilik. Bir de böyle dizilerden ne beklediğimi biliyorum, sanırım ondan. Özellikle damadın sarışın kız kardeşi o konuşma şekli ve ses tonuyla ensedeki tüyleri kabartıyor.</p>
<p>Yağmurlu ve soğuk bugünlere son derece uygun bir seyir zevki içeren dizi şimdilik beni mutlu etse de sonlara doğru sıkıcılaşmasıyla eleştirilerin odağında. Ayrıca finalini beğenen de göremedim. Ama bu yine de benim diziyi bitirmeme engel olmayacak gibi görünüyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sezgisel-izleme-guncesinde-mart-scarpetta-rooster-kurtulus-ve-dahasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sezgisel izleme güncesinde mart: Scarpetta, Rooster, Kurtuluş ve dahası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
