Menu Kapat
Kapat

Ankara’yı açık hava heykel müzesine çeviren isim: Metin Yurdanur

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

ABB Miras’ın 13 Şubat 2025 tarihinde Erimtan Müzesi’nde gerçekleştirdiği Ozan Sağdıç etkinliğinde Metin Yurdanur’u dinledikten sonra, denk geleceğim ilk etkinliğine gideceğimi biliyordum.

Yurdanur, Sağdıç için hazırladığı hediyeyi takdim ederken yaptığı konuşmasında, Ankara Garı’nın önündeki heykelden neden para almadığını kişisel tarihinden bir hikayeyle açıkladı. Anlatırken onun, dinlerken benim gözlerim doldu:

“Bu parça, gar patlaması sonrası ABB Miras’ın talebi üzerine yaptığım anıt heykelden. Ondan para almadım. Şükrü amcamız 1917 yılında Filistin’de şehit düşmüş, Süleyman amcamız Çanakkale Savaşı’nda kaybolmuş, büyükbabam Bahri ise Sakarya muharebelerinde aklını yitirmiş. Büyük babaannemiz, devlet tarafından kendisine bağlanmak istenen maaşı, ‘Oğlum vatan için şehit oldu, onun için bir bedel istemiyorum’ diyerek reddetmiş.”

Heykeltıraş Metin Yurdanur, fotoğrafçı Ozan Sağdıç’a hediyesi olan anıt heykelle ilgili konuşurken (13 Şubat 2025 / Erimtan Müzesi -Ankara)

Bunun üzerine, ilkokulu bitiren babası, ailenin geçimini sağlamak için Eskişehir’e gitmiş ve Tatar ustaların yanında demir, çelik ve ahşap ustalığını öğrenmiş.

Nitekim, Kült Kavaklıdere’de 4 Nisan 2026’da Kavaklıderem Derneği tarafından gerçekleştirilen “1927’den Günümüze Heykelin Yolculuğu” başlıklı söyleşide, Yurdanur kendisini “Eskişehir’de Demirci Hafız Usta’nın oğluyum ben, 1951 doğumlu,” diyerek tanıttı. “Eskişehir Atatürk Lisesi’nde okudum, sonrasında gittiğim Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü bana yuva oldu. Köy Enstitüleri ve İsmail Hakkı Tonguç olmasaydı, ben bugün bir araba tamircisiydim.”

Üreten insan için beslenme saatinin 40 dakikalık bir teneffüsle sınırlı olmadığını kendisi de söyleşinin ilerleyen kısımlarında şöyle vurgulamış oldu:

 “1979 yılında Ankara Garı önüne yerleştirilen, Nasreddin Hoca’yı bir Hitit aslanı üzerinde betimleyen eserim, şehirdeki ilk sivil heykel olma özelliğini taşır. Ustalık eserim olduğu söyleniyor. Artık böyle heykeller yapmıyorum çünkü hava yok, su yok, doğa yok… Nerden besleneceğim?”

Metin Yurdanur, Abdi İpekçi Parkı’nda yer alan Eller heykeli (1979) hakkında konuşurken yaşadığı şehirle kurduğu güçlü bağ hissediliyor: “Sıhhıye meydanına ‘el’ koydum. Oranın manevi hakkı bana ait.”  (4 Nisan 2026 – Kült Kavaklıdere)

Çocukluk hiçbir yere gitmiyor

Yurdanur’un heykeltıraşlığa giden yolu, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği üç bin yıllık Frigya, Roma ve Selçuklu uygarlıklarının kalıntıları arasında saklı.

“Sivrihisar üç bin yıllık bir kasaba. Antik Roma medeniyeti kalıntıları, bizim atölyenin yanındaki boş meydanda yığılı olarak dururdu. Onların üzerinde oyunlar oynardık.”

Sanatçının çocuklukla kurduğu bu bağ, bana Seattle’da Kasım 2024’te gezdiğim Chihuly Garden and Glass müzesini hatırlattı. Dale Chihuly’nin, yıllar sonra sanatçı olup büyük cam parçalarla uğraşırken yaptığı şeylerden biri de çocukluğundaki bahçe. (‘The artist has said that memories of his mother’s garden serve as inspiration for these ‘gardens of glass’.) Çocukluk, üzerinden onlarca yıl geçse de hiçbir yere gitmiyor.

Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi

Sivrihisar Metin Yurdanur Açık Hava Müzesi (Eylül 2024-Eskişehir)

Sivrihisar bugün, işte o çocuğun yüz bin metrekarelik alana yayılan eserlerine, Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Müzeyi gezdiğinizde bu ülkenin sanatla bilimi kol kola tutan, ülkenin taşına toprağına işlemiş, izi silinmez kurucu ruhunu hatırlıyorsunuz. Yaşar Kemal, Dadaloğlu, 104 yaşında vefat eden son Çanakkale gazisi Gazi Hüseyin Kaçmaz, Rize için ağ çeken balıkçılar, sergilenenler heykellerden sadece birkaçı. Ankaralıların günübirlik de ziyaret edebileceği, insanoğlunun sahip olabileceği yeteneklere ve kültüre hayran bırakan bir yer burası.

Yurdanur’un heykellerini yerleştirirken gösterdiği özen de dikkat çekici. Dayanışma temalı heykel, müze alanının Ermeni Kilisesi’ne en yakın noktasında. Sanatçının, mekan ile anlam arasındaki ilişkiyi bilinçli bir şekilde kurduğu açık.

Dayanışma Heykeli (Eylül 2024 / Sivrihisar Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi)

Benzer şekilde 4 Nisan 2026’da Kavaklıdere’deki söyleşisinde Yurdanur, Su Perileri heykelinin CerModern’deki mevcut yerinden duyduğu memnuniyetsizliği paylaştı. Yaşadığı şehri tanıyan, günümüzden haberdar bir yapısı var. Kızılay’da Yüksel Caddesi ile Konur Sokak kesişiminde yer alan ve bugüne kadar birçok protestonun buluşma yeri olmuş İnsan Hakları Anıtı için söyleşide gelen “En politize olmuş heykeliniz, İnsan Hakları heykeli mi?” sorusuna verdiği cevapta Yurdanur,  Behzat Ç dizisinde geçen bir Behzat Amir repliğini hatırlattı: “Siz n’apıyonuz la yine? Heykeli mi bekliyonuz?”

“Kamusal alana anıt heykel yapmak zorun zorudur”

Ulus’ta 24 Kasım 1927’de açılışı yapılan Zafer Anıtı’nın ilk isminin “Utku Anıtı” olduğunu da bu söyleşide öğrendim. Aradaki farkı anlamak için sözlüğe bakmam gerekti. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “utku”, “zafer” olarak geçiyor. Dil Derneği’nin sözlüğünde ise “Birçok emek ve tehlikeli uğraşmalar pahasına erişilen mutlu sonuç, yengi, zafer” olarak. Tamam, şimdi oldu.

Sıhhıye’deki Hitit Güneş Kursu’nun, Ankara’nın ilk sivil heykeli olduğunu ifade eden Yurdanur, Türkiye’den yurtdışına yüksek öğrenim için gönderilen ilk heykeltıraş Nusret Suman’ı da eseriyle andı. Kamusal alana heykel yapmanın zorluğunu ise şöyle ifade etti: “Kamusal alana heykel zor iştir. Kitabı alan okur, şarkıyı isteyen dinler ama kamusal alandaki heykeli herkes görür.”

Anıtkabir’deki Aslanlı Yol heykel grubunun heykeltıraşı Hüseyin Anka Özkan için “Bir eli benim iki elim büyüklüğündeydi, ‘Bu yıl yoruldum’ dediğinde 90 yaşındaydı,” demesi, kendisine henüz yorgunluğu yakıştıramadığının bir işareti aslında.

Söyleşi sonrası yanına gittiğimde “En genç sendin,” dedi. Öğretmenlikten gelen sınıf hakimiyeti. Bu hakimiyetle salonun söyleşiye katılımını sağladı, söz verip unutmadan üzerine konuştu, konuyu toparladı. 75 yaşında berrak bir zihni, iki saatin nasıl geçtiğini anlamamızı sağlayan bir mizah anlayışı vardı.

“5 bin yıl garanti veriyorum”

Olgunlar Sokak’taki Madenci (1991), Erzurum’daki Nene Hatun (1998), Gençlik Parkı’ndaki Cumhuriyet (2009), Çanakkale’deki Lozan Mübadilleri (2012) heykelleriyle tanınan Metin Yurdanur, yıllara yayılan bir üretimin ürünü olan heykelleri için “Siz nasıl buzdolabı alırken satıcı garanti veriyorsa ben de heykellerim için 5 bin yıl garanti veriyorum,” diyor. Zamana karşı bir meydan okuma.

Belki de bu yüzden, Yurdanur’un heykellerine bakarken dünü, bugünü ve yarını görüyorsunuz. Çünkü bazı şeyler gerçekten kaybolmuyor. Çocukluk gibi. Cumhuriyet’in eğitim politikalarıyla yeşeren hayatlar gibi. İyi yapılmış bir heykel gibi.


Kapak fotoğrafı: Sema Çavdar

Ankara Havası

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.