|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Yönetmenlik, yazarlık ve oyunculuğu aynı potada eriten bir isim Hakan Emre Ünal. Bu sezon sahneleri kasıp kavuran En Sevdiğinden Başla, iki anti kahramanın kendileri, birbirleri ve sektörle verdikleri mücadeleyi anlatırken aslında hepimizin gündelik hayatına dokunuyor.
Hakan Emre Ünal ile bağımsız tiyatroda üretmenin zorluklarını, turne yollarını ve “kill your darlings” fikrinin hem sanatta hem hayatta ne anlama geldiğini konuştuk. Ortaya, çok çalışmanın, inat etmenin ve en çok da oynamaya devam etmenin hikayesi çıktı.

“Yazdığın şeyin daha iyi olmasını istiyorsan en sevdiğin bölümleri atarak başla derler”
Emre selam, nasılsın? Bu aralar ruh halini hangi kelime ya da cümle özetler?
İçimde yanan bir şey var!
Öncelikle bu sezon sahneleri kasıp kavuran oyunundan başlamak isterim: En Sevdiğinden Başla. Bana göre sezonun en iyi beş oyunundan biri. Neden bu kadar sevildi bu oyun?
O zaman ben de öncelikle teşekkür edeyim görüşlerin için. Çok çalıştık. Normalden biraz fazla çalışıyor, kılı kırk yarıyoruz. Sonrasında Nezaket ve Selen gibi iki yaratıcı yazarla beraber yazdık oyunu. Sahnede doğaçlayarak, masa başında yazarak saatlerce, günlerce… Bir işe başladım mı benim için öyle oluyor, sadece o iş var. Çevremdekileri de bu hisse sürüklüyorum. Onlar da sağ olsunlar benim gibi, bazen benden de daha çok deliriyorlar. Üretim ekibimizde Büke Erkoç ve Elif Aydın gibi alanlarında çok iyi isimler de vardı bu arada. Alanları ne diye sorarsan, her işi yapıyorlar diyebilirim. Öyle yetenekliler. Biz bu beşli 6-7 ay çalıştık. Son iki ayda Barkın Sarp dahil oldu. Toplam 107 prova almışız. Zaten görüşmediğimiz zamanlarda da ödevlerimiz vardı. Manyaklık ya! Şunu da eklemek gerek: Çok çalışmak bir maharet değil, bazen hatta bir araz ama biz üreten ekip olarak bunu benimsemişiz.
Bana göre oyun, iki ana karakterin (iki anti kahramanın) kendi yollarında kendilerini var edebilme mücadelelerini anlatıyor. İki oyun, iki ana karakter aynı oyunda çarpışıyor. Kendileriyle mücadeleleri, sektörle mücadeleleri, birbirleriyle mücadeleleri… Bu üç mesele, aslında herkesin hayatında yaşadığı mücadeleler. Seyircinin karakterlerle bağ kurması ve kendini onların yerine koyması çok zor olmuyor sanırım.
En sevdiğinden Başla’nın yolculuğundan bahseder misin? Adı Kill Your Darlings’ten mi geliyor? Nasıl bir ekibin ürünü oldu?
Çift anlamlı aslında. Hem yazarlık katmanını hem de hayat katmanını karşılayan bir terim oyun içinde En Sevdiğinden Başla. Yazdığın şeyin daha iyi olmasını istiyorsan en sevdiğin bölümleri atarak başla derler. Kill your darling(s). Leyla ve Ömer de aslında hayatla daha sağlıklı bir ilişki kurmak için birbirlerinden başlamalılar belki de. Ama hem yazarlık hem hayat için bu, gerçekleştirmesi çok zor bir şey.
N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali tek kişilik performans sergilediğin bir oyun. Ekip oyunlarında mı daha rahat hissedersin, yoksa tek kişilik performans gösterdiğin bir oyunda mı?
Valla hepsinde rahat hissediyorum. Anlatı, karakter anlatısı, seyirciyle anda kurulan ilişki, mekan ile oyuncu ilişkisi benim yüksek lisans araştırma projemin temel çıkış noktalarıydı. Trom (eski bitirme proje oyunum), Sevgili Arsız Ölüm Dirmit, Herkes Kocama Benziyor, BenDeniz, Mahallemiz Eşrafından, Yusuf Umut hep bu araştırmanın ürünleri. Ama Tırnak İçinde Hizmetçiler, En Sevdiğinden Başla gibi dramatik yapının anlatının önüne geçtiği oyunları da seviyorum. Yapabildiğimce her türlü şeyi yapmak isterim.
Yönetmen, yazar, oyuncu… Üçü de birbirinden farklı bir alan olmasına rağmen üçünde de yer alıyorsun. Seni neler zorluyor? Ya da nelerin üstesinden kolaylıkla geliyorsun?
Üçünü aynı anda yapınca kimlikler karışıyor. Özellikle filmlerde başka yönetmenlerin oyunlarında oynarken iyi oynamak için sahnede yönetmen ve yazar kimliğini bırakman ya da unutman gerekiyor. Kendini serbest bırakmalısın. Yoksa oynayamazsın. Ama kendim bir şey üretiyorsam bu bahsettiğim dezavantaj bir avantaja dönüşüyor; yönettiğimde oyuncunun dilini, yazarın dilini biliyorum, onların zorlandıkları halleri anlıyor, empati kuruyorum. Oynama, yazma ve yönetme paralel gittiği için sahneyi üretirken nereye gitmesi gerektiğini biliyorum, ona göre ilerletiyorum çalışmayı. Özellikle kendimde, oynadığım metinleri üretirken ve yönetirken çok büyük rahatlık ve avantaj.
Kendine ait reji tarzını da sahnelediğin oyunlardan anlayabiliyorum. Yönetmenlik senin hayatının neresinde?
Bana göre yönetmenlik, insanları bir fikir etrafında toparlayıp onları o heyecana ortak edebilme ve birlikte üretme becerisidir. Bu içsel bir yerden geliyor. Bu meziyetin benim içimde olduğunu deneyimleyerek anladım. İlk tiyatroya başladığımda birden kendimi bir oyun yönetirken buldum. Neden bilmiyorum. Aslında yönetmen olarak daha fazla imkanım olsa neler yapacağımı görmek istiyorum. Bazı hayallerim var. Bakalım.

“Bugün tiyatronun en büyük meselesi yeteri kadar değer görmemesi”
Biraz da bağımsız tiyatroların durumlarını konuşmak isterim. Tiyatro Hemhâl bağımsız bir topluluk. Tiyatro ekiplerinin de sorunları malum. Kira, nakliye, kaşe… Bu durumlarla nasıl başa çıkıyorsunuz? Geleceğini nasıl görüyorsun? Sence bugün tiyatronun en büyük meselesi ne?
Bu çok zor ve kapsamlı yanıtlanması gereken bir soru. Anlatmaya sayfalar yetmez. Biz bunları engel olarak kabul ediyoruz. Ve bu engellerin bizi teşvik ettiği yerden üretiyoruz. Rahat hareket edebilir oyunlar, hikaye ve oyunculuğu ön plana çıkardığımız yapılar kuruyoruz.
Bu ülkede bir şey üretmek zor, onu sürdürebilmek daha zor. Bugün tiyatronun en büyük meselesi yeteri kadar değer görmemesi. Para kazanamıyorsun, zamanını veriyorsun, değer görmüyorsun. Sürekli yenildiğini, haksızlığa uğradığını düşünüyorsun. Bir şeyler başardığında, sık oynadığında bu his başka bir şeye dönüşüyor. Öte yandan dizi yapımcıları, eğer oralarda oynamak istiyorsan tiyatro yapma diyorlar. Kibarca değil. Açık açık! Bu ikilemde genç insanlar varlarını yoklarını koyarak üretmeye çalışıyor. Tiyatro yapmak bir mücadele, hem kendini var etme mücadelesi hem de hayatla verdiğin bir mücadele. Hatta sektöre karşı verdiğin bir mücadele. İnşallah oyuncular, üretenler bu zorlukların üzerinden gelecekler. Beni, çoğu genç insanın kendi ekiplerini, tiyatrolarını kurmaları ve inadına mücadele etmeleri çok mutlu ediyor.
Yaptığınız işlerde tiyatro seyircisini yakalıyorsunuz. Seyircinin neleri seveceğini, neleri sevmeyeceğini biliyorsunuz. Gündemi takip etmek mi olay ya da bunun bir sırrı var mı?
Vallahi inan bilmiyorum. Sezgisel bir yerden yapıyorum, yapıyoruz yaptığım(ız) şeyi, dediğim gibi çok çalışıyoruz. Karşılık bulması ne mutlu. Ama inan bir sır varsa da o sır ne bilmiyorum.
Çok turne yapan da bir ekipsiniz. Neredeyse her noktaya, her tiyatrosevere ulaşmaya çalışıyorsunuz. Neden böyle bir planlama yapıyorsunuz? Anadolu’da karşılığı var mı?
Bir iş iyiyse herkes bir yerinden yakalıyor. Ve bir oyunu ürettiğimizde onu olabildiğince farklı insanla buluşturmak istiyoruz. Bunun için zaman yaratıyoruz. Birçok şeyden de feragat ediyoruz. Ama kendi adıma çok mutluyum, ekip de öyle.
Son olarak, Hakan Emre’nin tiyatroda ulaşmak istediği en büyük hedef ne?
Üretebildiğimce üretmeye devam etmek. Bulunduğumuz yeri korumak. Birçok insana alan açabilmek. İlham vermek, ilham almak. Teşvik etmek. Bol bol yeni metinler üretmek. Oynamak, oynamak, oynamak.




















