Menu Kapat
Kapat

Meşrutiyet Ankarası’nda Esperanto meraklısı bir mühendis: İhsan Adli Bey

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

1857 İstanbul Altıncı Belediye Dairesi Nizamnamesi ve 1877 Vilayat Belediye Kanunu’na göre belediye meclislerinde birer mimar, mühendis ve tabip (veya baytar) olacaktır. Nitekim 1878’de Ankara Belediyesi’nde Vankovic isimli bir mühendis görevlendirilir.

Türkiye’de askeri mühendishanelerin kuruluşu 18. yüzyıla, sivil eğitimin başlangıcı ise 1883’e tarihlenir. Abdülhamit’in kurdurduğu Hendese-i Mülkiye, ilk mezununu 1888’de verir. 1888-1908 arasında Hendese-i Mülkiye’den sadece 230 inşaat mühendisi mezun olur.

İhsan Adli Bey, bu az sayıdaki mezundan değildir. 1880’de doğar, 1900’de Harbiye’den mezun olur. Kendi ifadesine göre Harbiye’deki tahsili mühendislik yapması için yeterliyken yine de matematik ve topografyadaki becerisine güvenerek Paris’te bulunduğu yıllarda Ecole Speciale Des Travaux Publics (Kamu İnşaatları Okulu) adlı mühendislik okuluna devam eder.

Adli Bey, 1902-1905’te Afyon Karahisar’da görevlidir. Abdülhamit idaresi tarafından sürgün edilir. Ankara’ya, Cevdet Bey’in vali olduğu dönemde (1902-1906), muhtemelen 1906’da gelir. Yanında, karısı ve birisi henüz yirmi günlük olan iki çocuğu vardır. Refakatindeki polis memurunun müsamahası sayesinde ve ancak bir sivil polisin gözetiminde otele yerleşmesine izin verilir. Vali Cevdet Bey de insiyatif kullanarak Adli Bey’in “teknik takibi”ni engeller. Ailesi “otel köşesinde hastalık, zaruret, sefalet içinde” hayatta kalmaya çalışan Adli Bey, yaşadığı koşulları anlatan ve Ankara’da kalıcı ikametine izin isteyen bir dilekçe verir. Sıhhiye müfettiş ve belediye tabibi otele gelerek ailenin durumunu inceler, “insanı hayattan, istikbalden müteneffir edecek (=nefret ettirecek) bu sefalet manzarası”nı bizzat görür. Adli Bey’in dilekçesi bir süre sonra kabul edilir; Ankara’da ikamete başlar.

Ankara’da ‘fahri’ mühendislik

Cevdet Bey’den sonraki vali Ahmet Reşit Bey, Ankara’ya Şubat 1907’de gelir. Anlaşılan şehir beklediği gibi değildir: Anılarına göre Ankara o tarihte “etrafı siyah taşlı, yıkık mezarlarla çevrilmiş büyükçe bir köydü… Ankaralıların ümran (=imar) ve temeddün (=medenileşme, şehirleşme) hususunda behreleri noksandı (=nasiplenmemişti).”

Ahmet Reşit belki de önceden tanıdığı veya hakkında bilgi sahibi olduğu Adli’yi “iktidar ve ihtisasını takdiren… akametten (=boşluktan) kurtarmak” ve Ankara’nın imarı sürecinde ondan yararlanmak ister. Adli Bey, vali tarafından görevlendirilerek 1907-8’de kendi ifadesiyle “fahri” mühendislik yapar ve Vali Reşit Bey’in şehircilikle ilgili “bazı icraatları”nda belirleyici rol oynar.

“İcraat”la kastedilen, valinin Ankara’daki giriştiği yol açma ve yıkım gibi köklü dönüşümlerdir. Bu dönüşüm, Adli’nin hazırladığı harita ve planlara dayanır. “Kentsel dönüşüm”ün neden olduğu tepkilere rağmen Adli, o dönemde Ankara’nın farklı siyasi kesimlerden Müslüman muteberanla kendi iddiasına göre iyi ilişkiler kurar. Bunlar arasında Hoca Mustafa (Beynamlı?) Efendi, Said Mahir (Pekmen) Bey ve sonradan İzmit mebusu olan Ankara Maarif Müdürü Müfit (Saner) Bey de yer alır. Said Mahir, Ahrar Fırkası’ndan 1908’de (1911’de Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucusu) seçilir. Müfit Bey ise İttihat ve Terakki’den 1912 seçiminde İzmit mebusu, Mustafa Hoca yine İttihat ve Terakki’den Ankara mebusu olur.

Akıbeti bilinmeyen Esperanto kitabı

Ankara’daki ikametinde İhsan Adli Bey anlaşılan boş durmaz: Ocak 1908’de “Esperanto” isimli dilin kaideleri hakkında yazdığı kitabın beş bin nüshalık ilk baskısı için ruhsat ister. Maarif Nezareti’nin yorumuna göre, eser farklı millet ve kavimlere ortak bir dil üzerine yazılmışsa da dilin hiçbir hükümetçe tanınmamış olduğu, Nezaret’te dile tamamıyla aşina memur da bulunmadığı için eserin incelenemeyeceği ve bu gerekçelerle ruhsat verilemeyeceği bildirilir.

İmparatorluktaki ilk Esperanto kitabı Esperantoca-Türkçe Kamus, 1907’de Bağdat’ta yayımlanır. İstanbul’da ilk Esperantist topluluğun 1909, ikincisinin 1910’da kurulduğu, Esperanto hareketinde Türkiye’de “ilk kayda değer canlanma”nın 1913-25 yılları arasında yaşandığı dikkate alınırsa, Adli’nin çalışması öncü niteliğindendir.

Akıbeti bilinmeyen bu kitap, Esperanto: Bir Lisan-ı Beynelmilel’in Faidesi ismiyle İstanbul’da Ahmet İhsan ve Şürekası Matbaası’nca 1912’de basılan, kapağında yazarın künyesi bulunmayan ve Ahmet İhsan (Tokgöz)’e izafe edilen eser olabilir mi?

Üreterek geçen yıllar

İhsan Adli Bey anlaşılan üretken bir simadır: Meşrutiyet’in ilanından sonra sürgün hayatı biter, 1908’in ikinci yarısında İstanbul’a döner ve aynı yıl içinde üç ayrı eser için ruhsat almaya çalışır. İlki, Türkçeden Fransızcaya Mükemmel Kamus isimli sözlüktür. İkinci olarak Telhis-i İlm-i Arz ve Usul-i İstihrac-ı Meadin (Özetle Yerbilimi ve Maden Çıkarma Yöntemleri) isimli çalışmadır. Bu iki eser günümüze muhtemelen gelmemiştir. Üçüncü projesi daha iddialıdır: “Siyaset, ilimler ve fen, felsefe, diller ve dinler”den söz edecek Sada-yı Mazlum adıyla günlük bir gazete çıkarmak için ruhsat ister.

Türkçe-Fransızca lugat için ruhsat talebi

Gazetenin ilk sayısı 19 Teşrin-i Sani 1324 (= 2.12.1908) Çarşamba tarihine aittir. İBB Atatürk Kütüphanesi ve Hakkı Tarık Us arşivinde bulunabilir. Gazete, II. Meşrutiyet’in ses ve ruhunu taşır: Başlığının altında “gençliğini, istikbalini hürriyet uğrunda feda etmiş, zindanlara atılmış, menfalara sürülmüş bir perestişkar-ı (taparcasına seven) hak ve hakikatin seda-yı ruhu, naile-yi vicdanıdır (=vicdanın kazanımı)” ifadesi yer alır. Bu başlık, gazetenin misyonu kadar Meşrutiyet’in idealini de tasvir eder. Yedinci sayfada, Fransız Devrimi ile Meşrutiyet’in ortak şiarı olan “müsavat, hürriyet ve uhuvvet” üzerine bir makale bulunur.

Adli Bey okurlarını ilk sayının ilk sayfasında Meşrutiyet’in ruhunu anlatan ve “ittihad”ı savunan bir şiirle selamlar:

“Geliniz muhterem vatandaşlarım
Edelim ittihad, sukutla
Zail olsun şu ihtilaf aradan
Hüsn-i niyet uluv-u himmetle (= iyi niyet ve yardımlaşmanın yüceliğiyle)
Vatanı kurtarıb muhataradan (=tehlikeden)
olalım nail-i refah ve huzur
varsa bir parça bizde akıl ve şuur”

Sada-yı Mazlum’un ilk sayısı

İhsan Adli Bey, mali zorluklarla işin henüz başında karşılaşmış olmalı ki hemen ilk sayısında gazetenin iki haftada bir çıkacağından söz eder. Ancak zaten muhtemelen siyasi nedenlerle gazeteyi çıkaramaz. Bir iddiaya göre İttihat ve Terakki’den “hayal kırıklığı”na uğrayarak Hürriyet ve İtilaf’a geçer. Ankara’daki dost çevresinin gösterdiği gibi, Adli Bey ne Meşrutiyet mücadelesi veren İttihat ve Terakki’nin ne de Hürriyet ve İtilaf’ın fikirlerine uzaktır. Ama hiçbir zorba yönetime yakın olmadığı da açıktır:

“Olamam cebr ile bir zümre-i eşrara karin (= olamam zorla kötülere yakın)
Ararım kendime bir melce-i adil ü emin” (= ararım adil ve emin bir yer)”

Sürgün yılları ve vefatı

Muhtemelen Meşrutiyet idealine ihanet ettiği düşüncesiyle ve baskıcı politikaları nedeniyle İttihat ve Terakki’ye muhalefet edince Manisa Kaymakamı iken Şevket Paşa suikastı gerekçe gösterilerek Haziran 1913’te Sinop’a ardından Selanik’e sürgün edilir. Dünya Savaşı’nda yurtdışındadır. Mütareke’de Türkiye’ye döner, Yunan işgali altındaki Edirne’de vilayet mektupçusudur; sonrasında Kırkkilise Mutasarrıflığı ve 1921-22’de Üsküdar Mutasarrıflığı’na atanır. Ancak kendi iddiasına göre “İttihatçıların tuzakları” nedeniyle 1922’de Ankara Hükümeti’ne muhtemelen uzak düşer ve Türkiye’den ayrılmak zorunda kalır, İskenderiye’ye yerleşir. 1929’da Mısır vatandaşlığına geçer. Bu dönemde şiir, tiyatro oyunu ve düzyazı eserler veren İhsan Adli 1956’da hayatını kaybeder. Bir şiirinde öngördüğü gibi mezar yeri belli değildir:

“Dünyada zulümden başka ne gördüm?
Sinemde açılmış bin rahne (=yara) gördüm!
Evimi başıma yıktıktan sonra
Diyemem gel bir gün kabrime uğra!
Gömüldüğüm yeri asla bilme sen
Ne çıkar kadrimi hiç de bilmesen”

Bu hezarfen aydının Osmanlı siyasetinde 1900-1922 döneminde hiçbir siyasi iktidarla bağdaşmaması, Ankara’daki “fahri mühendislik” dönemi hariç kariyerinde istikrarlı bir çizgi tutturamaması, ne Mutlakiyet ne Meşrutiyet ne Cumhuriyet rejimine Oğuz Atay’ın deyimiyle “tutunamaması” ve hayatının çoğunu “adil ve emin bir yer” arayarak sürgünde geçirmesi, ilkelerinden taviz vermeyen, gördüklerini açıkça söyleyen bir bürokrat olmasından mıdır? Örneğin Edirne’de vilayet mektupçusu iken Kasım 1920’de sandıkta yeterli mevcut olmadığını, maaşlarının ödenememesi durumunda Osmanlı memurlarının Bulgaristan’daki meslektaşları gibi greve gidebileceğini İstanbul’a bildirmesi “tehditkar” bulunur ve görevden alınmasına neden olur.

Ahmet Reşit ve Adli Bey’in giriştiği “icraat”a ve bunun Ankara’da yarattığı çalkantılara kısmetse başka bir yazıda değineceğiz.


Kaynaklar

  • Başbakanlık Osmanlı Arşivleri
  • Türkiye Esperanto Hareketinin kısa hikayesi – Mallonga rakonto de la Turka Esperanto Movado
  • Sada-yı Mazlum, 1908
  • Burhan Ocaklı, “Osmanlı Döneminde Ankara Belediyesi”, Ankara Üni., yüksek lisans tezi, 2024.
  • Hüseyin Yazıcı, “Sürgünde Unutulmuş Bir Şair: İhsan Adli Serter”, Şarkiyat 10 (2011): 71-104.
  • Hüseyin Yazıcı, “’Han-ı Yağma’dan Uzak Durmuş Bir Muhalif: İhsan Adli Serter”, Şarkiyat 40 (2022): 87-99.
  • İhsan Adli, Hürriyet Kurbanları: Haile-i Mahmut Şevket, 1918.
  • Mustafa Kaçar, “Osmanlı Devleti’nde Mühendishanelerin Kuruluşu”, İstanbul Üni., doktora tezi, 1994.
  • Müzeyyen Buttanrı, “’Hürriyet’ ve ‘Hürriyet Kurbanları’ Eserleriyle İhsan Adli Bey”, İlmi Araştırmalar 21 (2006): 59-86.
  • Sevda Kaman, “Osmanlı Matbuatında Yapma Diller”, Türkiyat Mecmuası 32/2 (2022): 717-36.
  • Ümit Başkaya, “Yapay Dillerin Türkiye’deki Tarihine Kısa Bir Bakış”, Littera Turca (2024).

Kapak görseli: Esperanto kitabının kapağı.

Ankara Havası

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.