<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pavyon arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/pavyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/pavyon/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Dec 2022 06:37:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Pavyon arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/pavyon/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ankara Palmiyesi #8: Gölgede ve güneşte pavyonlar</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-8-golgede-ve-guneste-pavyonlar/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-8-golgede-ve-guneste-pavyonlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Solmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2022 10:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Solmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=124156</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Pavyon, zavallı erkeklerin birileriyle sevişmek umuduyla gittikleri bir yer değildir. Bir kere pavyona bıraktıkları para zaten bir profesyonelle, seks işçisiyle, ne diyorsanız onunla sevişmekten daha pahalıya gelir. Evet saçma ama pavyon, erkeklerin sevişemeyecekleri kadınlarla muhabbet, azıcık flört etmek için servet ödedikleri yerlerdir. Kadınlarının fahişe, erkeklerinin gerizekalı olması gerekmez. Pek çok zaman değildir de zaten. Pavyonlar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-8-golgede-ve-guneste-pavyonlar/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Palmiyesi #8: Gölgede ve güneşte pavyonlar&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Pavyon, zavallı erkeklerin birileriyle sevişmek umuduyla gittikleri bir yer değildir. Bir kere pavyona bıraktıkları para zaten bir profesyonelle, seks işçisiyle, ne diyorsanız onunla sevişmekten daha pahalıya gelir.</p>
<p dir="ltr">Evet saçma ama pavyon, erkeklerin sevişemeyecekleri kadınlarla muhabbet, azıcık flört etmek için servet ödedikleri yerlerdir. Kadınlarının fahişe, erkeklerinin gerizekalı olması gerekmez. Pek çok zaman değildir de zaten.</p>
<p dir="ltr">Pavyonlar enteresan yerlerdir. İçinde her türlü insan yaşar. Klasik müzik kemancısı da cankisi de. Okuma yazma bilmeyen de akademisyen de.</p>
<p dir="ltr">Hazırsanız memleketin en önemli problemlerinden birisini açıklıyorum: Flört.</p>
<p dir="ltr">Cennet vatanımızda erkekler de kadınlar da flört problemlidir. Genel olarak beceremezler ayrı mesele, korkarlar da. Buyurun size çok tam süper bir belgesel projesi. Bir kadın ve bir erkek espriler ve çeşitli önerilerden tekliflerden sorulardan oluşan onar tane cümle seçsin. Gitsin bunu Tahran’da, Amsterdam’da ve İstanbul’da karşı cinse gelişigüzel seçerek sorsun.</p>
<p dir="ltr">Amsterdam ve Tahran’da cevap alır. İstanbul (ve Ankara’da, bizim memlekette) ise tuhaf bakışlar, anksiyete atakları… Küfürler, kıyametler, tedirginlikler mümkündür. “Yan sokaktan koşarak elinde odunla gelen bir abi” keza olabilir. (Şimdi İzmirliler atlayacak “bizde öyle değil”. Hıhı. İzmir’de flörte &#8220;Simbat&#8221; denir zaten.)</p>
<p dir="ltr">Kadınlar da erkekler de flört konusunda bu kadar acemi olunca bir derin boşluk oluşuyor. Çünkü flört bir ihtiyaçtır. Önemli bir ihtiyaçtır. Sevişmekle, seksle ilişkisi çok belirsizdir. Telefonda, gişede, toplu taşımada, yürürken, kitapçıda, cafede, parkta, sosyal medyada… Birbirini tanımayan insanlar birbirleriyle zaman zaman flört ederler. Medeni toplumlarda bu böyledir. Türkiye’de değil.</p>
<p dir="ltr">Kadınlar bu ihtiyaçlarını nasıl görüyorlar karışmam. Ama erkekleri biliyorum. Bir kısmı göremiyor. Büyük bir kısmı hakikaten neredeyse hiç flört etmeden hayatını tamamlıyor. Netflix’ten niye nefret ediyorlar sanıyorsunuz? LGBTİ mi? Hayır. Çok flört var orada. “Nedir bu flörtsüzlüğümüz?” filmini seyrediyorlar sürekli orada. Neleri kaçırdıklarını, nelerden mahrum kaldıklarını seyretmek üzüyor.</p>
<p dir="ltr">Neden sürekli seksten ve içkiden bahsediyor bu sakalsporlar allasen? Küçükten beri içerim ve sevişirim, ben bu kadar bahsetmiyorum. Flörtsüzlükten tabii ki. Türkiye’nin en büyük problemi bu işte. Ferahlayamıyorlar bir türlü. Sevişseler de doyamıyorlar. Olmuyor. Hep bir şeyler eksik kalıyor.</p>
<p dir="ltr">Orta sınıf büyüdükçe bir miktar iyileşme gözleniyor ama hala genel olarak fena.</p>
<p dir="ltr">Birçok erkeğe annesi bakıyor, sonra karısı bakıyor. Adam kendine bakmaktan aciz, flört etmeyi nasıl becersin? Yanlış anlamayın, &#8220;pavyona giden erkekler böyledir&#8221; asla demiyorum. Daha kötü bir şey söylüyorum. &#8220;Türkiye böyledir&#8221; diyorum.</p>
<p dir="ltr">Hal böyle olunca, yani günlük hayatta flört olmayınca pek flört edemeyen erkeklerin bir kısmı bu ihtiyaçlarını pavyonda gideriyorlar. Bir servet harcayarak.</p>
<p dir="ltr">Pavyonlar eğlence mekanlarıdır ama gölgede de güneşte de hazin yerlerdir. Hatırlıyor musunuz bilmiyorum, bir pavyon fişinde peluş oyuncak ayı görünmüştü de günlerce alay konusu olmuştu. Kimse işin aslına anlamamıştı. Anlatayım. Adam pavyona gelir. Karısını, çocuğunu evinde bırakır, içer. Evin nafakasından yer içer. Saat ilerledikçe vicdan azabı basar. Kafa da güzeldir. Yani pamuk gibi yumuşamıştır. İşte bu vicdan azabı ona çocuklarına ya da karısına hediyeler aldırır o saatte. “Eve geç ve sarhoş geliyorum ama yavrumu, karımı unutmadım” sendromu. Adamcağız karısıyla da flört etmemiş ki belki.</p>
<p dir="ltr">Bülent Laçinok var idi bir tane. Kurtuluş’çuydu. Has Ankaralıydı. 12 Eylül şerefsizleri yüzünden ceza gerektiren bir durumu olmamasına rağmen iki sene kaçmak zorunda kalmıştı. Son yıllarında kendini çok iyi hissetmedi. Hep çok iyi birisi oldu ama. Çok yakışıklıydı. Şimdi maalesef rahmetli. Yakınlarda öldü.</p>
<p dir="ltr">Beni ilk defa Bülent Abi pavyona götürmüştü. Yaşımı söylemeyeyim ama olmamam gereken bir yaştaydım. Nasıl heyecanlanmıştım. Pavyonun adını hatırlamıyorum. Maltepe’de bir yerdi. Şuh kahkahalar atan etli butlu kadınlar ve feryat figan bir elektro bağlama bekliyordum. İçeri bir girdik, şok. Hiç unutmuyorum güzel bir ses düzeninden <em>Time</em> çalıyordu, Pink Floyd. İçerisi kadınlarla doluydu. Ama hiç de öyle düşündüğüm gibi bir durum yoktu. Hatta bir ergen için rüya işgal edici bir güzellik ve dekoltede kadınlarla doluydu ortam.</p>
<p dir="ltr">Sonra grup çıktı. Ne elektro bağlaması? Bildiğiniz jazz-rock fusion çalıyor. Neyse, sonra bol makyajlı ve rüküş bir sarışın kadın çıkıp fantezi şarkılar söylemeye başladı da ortam biraz klişe pavyona benzedi.</p>
<p dir="ltr">İlk pavyon maceram bu şekilde, neredeyse “param olsun burada yaşayayım” şeklinde bitti.</p>
<p dir="ltr">Sonra da hep aralıklarla gittim pavyona. En çok Ankara pavyonu meşhurdur ama ben taşra pavyonunu da pek severim. Kasketini ters çevirmiş zıplaya zıplaya oynayan amcalar peçete atarlar havaya. Hasat ödemeleri yapıldığı zamanlarda açılır zaten pek çoğu bu pavyonların. Beni pek ciddiye almazlar oralarda. Uzun saçlı filan… “Çulsuzdur bu, yanlarında gelmiş işte” muamelesi yaparlar. Yanımda genellikle kısa saçlı, daha fazla halli oturaklı erkeğe benzeyen birileri olur, onları ciddiye alırlar. Ne bilsinler benim onları zorla getirdiğimi? Gerçi bir on küsur sene oldu gitmedim, artık belki beni de ciddiye alırlar. Sakallarım beyazladı en azından nitekim.</p>
<p dir="ltr">Şimdi gelelim işin en eğlenceli kısmına. “Bu pavyonlarda ne yetenekler var bilseniz” efsanesi var ya… O bir efsane değil, gerçek. Hakikaten güzel virtüoz yapar pavyon. İyi bir müzisyen, hele 80’lerde, 90’larda filan nerede çalacak? Kaç mekan vardı ki canlı müzik olan? Hem de özellikle şarkı aralarında ne güzelliklere şahit olmuşumdur.</p>
<p dir="ltr">Bizim esas itibarıyla basçı fakat parasız kaldıkça ıslıktan orga, sipsiden gitara her şeyi çalan güzel kardeşim Fatih Veli Ölmez de bunlardan birisiydi. <a href="https://netreklam.net/ankara-palmiyesi-7-evlenilecek-degil-eglenilecek-sehir/" target="_blank" rel="noopener">Geçen yazıda</a> da andım, Mete Ege’nin Felix’inin de basçısıydı. Akşam caz basçı ya da rock’çı gece pavyon orgcusu. Ben bir ara işsiz, çulsuz kaldım. Hiç çalışasım da gelmedi. (Zaten ben hep çalışmışımdır ama çalışmak hiç yakışmıyor bana.) İçki içmek için en ucuz (yani bedava) yer neresi olabilir? Eşin dostun sahibi olduğu ya da çalıştığı mekanlar elbette. Bunları dolanır dururdum. Fatih’in çaldığı pavyon da sık gittiğim yerlerden birisiydi. Bana arkalardan bir masa açılırdı; rakım, kavunum masada, personelle de aram çok iyiydi. Benden kralı yok…</p>
<p dir="ltr">Tek problem, Fatih’in habire “Oooo Metin beyler de buradaymış. Sıradaki şarkımız Seni Sevmeyen Ölsün Metin Solmaz için geliyor…” anonslarıydı.</p>
<p dir="ltr">Ve en büyük ukdem. Müslüm Gürses çıkardı pavyonda. Eskişehir yolunda bir pavyonda çıkardı. Bizim  Tuncay (o da rahmetli), Pizza Tek’in garsonu, düzenli gider ve anlatırdı. İnsan merak eder gider değil mi? Gitmedim. Hep merak ettim ama kısmet olmadı, gitmedim. Ya da ne bileyim neden gitmedim? Her seferinde başka bir bahaneyle açıklıyorum. Kesin olan şu ki çok üzgünüm. Ne efsaneler, Müslüm babanın ne hikayelerini dinledim. Yarısı doğruysa bile çok şey kaçırdım.</p>
<p dir="ltr">Merak edenlere söyleyeyim, masaya hiçbir vakit konsomatris filan çağırmadık. Kadınları aşağıladığını düşündüğüm için değil. Zaten asıl erkekleri aşağıladığını düşünüyorum bu durumun. Gülerim diye, ne bileyim (bol denir onların içkilerine) pahalı diye. Tanımadığım biriyle sırnaşmak aşırı saçma diye. Bir yığın sebebi var bunun. Ama konsomatris arkadaşlarım oldu. İstanbul, İstiklal&#8217;deki Bekar Sokak’ta &#8220;Süper&#8221; vardı, bilen bilir; oranın altı pavyondu. Adı &#8220;Şato&#8221; idi galiba. Hem de 70’lere takılı kalmış bir pavyondu. Film seti gibi. Orada çalışan kadınlarla sohbetim vardı. Süper’in tipik eğlencesiydi. Oraya ilk gelmiş birisi geç saatte tuvalete giderken (aşağıdaki tuvalet pavyonla ortaktı) aşağı yönlendirilir. Sonra masaya gelince “anaa aşağısı var ya pavyon be” diye bir anlatması vardır kocaman gözlerle, çok süperdir. Salihçimin, Cemil Abi&#8217;nin, Ali Abi&#8217;nin kulakları çınlasın.</p>
<p dir="ltr">***</p>
<p dir="ltr">Bir iki tırıvırı bilgi daha vereyim de bitireyim artık.</p>
<p dir="ltr">Pavyona kadın arkadaşlar ile gidilir. Güzel de olur. Bir terbiyesizlik olmaz. Gayet titiz davranırlar. En azından benim gittiklerimde en ufak bir aksilik bile olmadı.</p>
<p dir="ltr">Pavyonlar ucuz yerler değil elbette. Ama donunuza kadar soyulmanız gerekmez. Ben soyulmadım. Pavyonlarda da başka yerlerde olduğu gibi girince bir rahatsızlık hissediyorsanız oturmayın. Vermiyorsa da sipariş verirken ne kaç paraymış sorun, öyle için. Elbette kuver, servis parası, müzik parası gibi şeyleri de sorun. Olur mu, olur. Abuk subuk çerezler, havuçlar söylemeyin; pahalı imajlara sahip viski, şampanya içmeyiverin.</p>
<p dir="ltr">1990’larda, 80’lerde  tarifini bütün garsonlar bilirdi, patlatılan yani fışkırtmak üzere açılan şampanyalar çakmaydı. Hala öyle midir, bilmiyorum. Vişne suyu galiba ama temel olarak eczanede satılan soda filan ile yapılan şeylerdi. Açılır ve rahat rahat saçılırdı. Havalı bir hareketti. Tıpkı yanar döner meyve gibi. Bazılarına, yani içilme riski bulunanlara azıcık da alkol eklenirdi.</p>
<p dir="ltr">Manhattan’ın İstanbul’da açılan mekanı eski ve meşhur bir pavyon idi. Çok da güzel bir mimarisi vardı.</p>
<p dir="ltr">Son olarak pavyon çalışanlarının ve personelin (ayık kalmış kısmının) takıldığı meyhaneler vardır. Sabaha karşı açılır öğlene doğru kapanır. Mükemmel muhabbet olur oralarda. Hakikaten nasıl bir sıcaklık, kafalar leyla ama gülen yüzler filan. Ben İstanbul’da bir iki kere denk geldim. Bugün bilsem bir tanesini muhakkak giderim.</p>
<p dir="ltr">Pavyon kelimesi de Fransızca &#8220;pavillon&#8221;dan yani &#8220;kelebek&#8221;ten geliyor. 1940’lı romanlarda filan bina müştemilatı olarak geçiyor. Nitekim meşhur (eski Sheraton, daha eski Ermeni mezarlığındaki) Taksim Gazinosu’nun müştemilatı sene 1945’te “Paviyon” imiş. Sonradan sabahlara kadar açık olan içkili müzikli yerlere böyle denmeye başlamış. Daha sonra da işte buralarda gece kulübü, revü, konsomatris filan olayı başlamış. Bu konuda tafsilat istiyorsanız Sami Mert’in Filokalist’teki <a href="https://filokalist.com/pavyon/" target="_blank" rel="noopener">Pavyon</a> yazısını okuyun.</p>
<p dir="ltr">Hazır entelektüel faaliyete girişmişken başka şeyler de önereyim. Tabii ki <a href="https://netreklam.net/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/" target="_blank" rel="noopener"><em>Pavyon</em></a> belgesel dizisi. Olay Ankara pavyonlarında geçiyor. Ankara büyüklerinden kardeşim Enver Arcak prodüktörlüğünde Sami Öztürk yönetmenliğinde efsane bir yapım.</p>
<p dir="ltr">Diğeri de Osman Özarslan’ın <a href="https://iletisim.com.tr/kitap/hovarda-alemi/9266" target="_blank" rel="noopener"><em>Hovarda Alemi, Taşrada Eğlence ve Erkeklik</em></a> kitabı.</p>
<p dir="ltr">Lafı yine çok uzattım. Güya Nicky’s, Gölge, Manhattan filan yazacaktım bu hafta, pavyonlara azıcık değinecektim. Ama yine yetmeyecek belli. Bunlar geçen yazıya sığmadı ve çok fırça yedim. Halbuki demiştim ben 80’ler yazısıydı o, 90’lar başka vakte diye. Evet, başka vakte gibi görünüyor hala.</p>
<p dir="ltr">Haydi kalın sağlıcakla.</p>
<hr />
<p dir="ltr">Edit notu:</p>
<p>İki zeyil yapma ihtiyacı duydum.</p>
<p>Birincisi yazımı pavyon güzellemesi olarak algılayan insanlar oldu. Hepsine itinayla güzellemenin tam olarak yazının neresinde olduğunu sordum; cevap gelmedi. Tam olarak yazının neresine katılmadıklarını sordum. Yine cevap gelmedi. Sanırım kimsenin pavyon yazısı yazmaması gerektiğini düşünüyorlar. Yazılacaksa da pis kaka pavyonlar deyip kesilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Halbuki eğlence hayatının bu kadar göbeğindeki bir şeyin elbette bol bol yazılması lazım.</p>
<p>İkincisi haklı bir eleştiri Ebru Ünsal hanımefendiden ve adını anmasam iyi olacak bir arkadaşımdan geldi. Nitekim bir pavyonun iç dizaynını yapıyormuş. Peluş ayı masaya oturan konsomatrise hediye olarak alınırmış. Mevzunun izini sürerek öğrenmiş. Güvenilir kaynak. Fakat benim söylediğim de doğru. Şöyle ki, bu konuyu ilk yıllar yıllar önce İstanbul efendisi Hamdi Can Tuncer beyefendiden dinledim. Merih Meyhanesine burnuna burun katmış kurmalı bir oyuncakla giren bir seyyar satıcı vardı. Geceyarısı girerdi. Asla anlam veremezdim. Gecenin bir vakti meyhanede kim oyuncak alır diye. Yukarıda anlattığım sebep imiş. İzini sürdüm ben de. O satan abiyle ve başkalarıyla konuştum. Pavyonlarda da yaygın bir böyle şey olduğunu bu insanlardan dinledim. Onların yalancısıyım.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-8-golgede-ve-guneste-pavyonlar/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Palmiyesi #8: Gölgede ve güneşte pavyonlar&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankara-palmiyesi-8-golgede-ve-guneste-pavyonlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’nın Kaldırım Gülleri: Kartlar</title>
		<link>https://lavarla.com/ankaranin-kaldirim-gulleri-kartlar/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankaranin-kaldirim-gulleri-kartlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Seyman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Aug 2022 07:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kartvizit]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Tutku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=22961</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Havanın yine sana karşı hiç de iyi niyetli olmadığı bir akşamüstüydü, kafanda &#8220;Acaba usta kombiyi halledebilmiş midir?&#8221; sorusuyla minibüslerin arasından zikzaklar çizerek ilerlemeye çalıştın. Beyaz yakalıların debriyajla olan münasebetlerini yaşadığı, ayın sonunun hangi güne denk geldiğini pek iyi bilenlerin ise otobüsün tam nereye yaklaşacağını hesaplama telaşında olduğu saatlerdi. Sen Güvenpark’tan geçiyordun, sümbülün demeti beş liraydı, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankaranin-kaldirim-gulleri-kartlar/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’nın Kaldırım Gülleri: Kartlar&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Havanın yine sana karşı hiç de iyi niyetli olmadığı bir akşamüstüydü, kafanda &#8220;Acaba usta kombiyi halledebilmiş midir?&#8221; sorusuyla minibüslerin arasından zikzaklar çizerek ilerlemeye çalıştın. Beyaz yakalıların debriyajla olan münasebetlerini yaşadığı, ayın sonunun hangi güne denk geldiğini pek iyi bilenlerin ise otobüsün tam nereye yaklaşacağını hesaplama telaşında olduğu saatlerdi. Sen Güvenpark’tan geçiyordun, sümbülün demeti beş liraydı, üç simit bir lira. Aslında Yıldız’dan Beşiktaş’a inen bir dolmuşun içinde de olabilirdin şimdi ama, hikayemizdeki mütevazı samimiyeti bulamazdık o zaman.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Yürüyeyim en iyisi hem spor olur,&#8221; dedin. Meşrutiyetten yukarı çıkmaya başladın. Yerlere saçılan rengarenk kartlar çamur içindeydiler. Sanki “gri, denizi olmayan, memur şehri” diyenlere inat, şehrin yerlere saçılmış, rengarenk binlerce kartviziti olurdu her akşamüstü. Ayaklarının altında eriyip giden kartlara takılırdı her defasında gözün. Yanından geçen adamlar da yere bakmak ister ama senin orada durup beklediğini görünce hızlıca yanından yürüyüp geçerlerdi, Selena Gomez’in Miranda Kerr’in resimlerinin üzerinde bulunduğu, Travesti Buse, Evde İnci yazılı kartlara. Tüm kerhaneleri kapatılmış bir başkentin en büyük devrimiydi bu kartlar. Ankara’nın işlek caddelerinden eksik olmazlardı hiçbir zaman. Onlar, Ankara’da bu denli canlı, bir gecede edebini adabını, raconunu öğrenemeyeceğiniz bir kültür mirasıydı aynı zamanda. Kartvizitler <a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">pavyon kültürünün</a> ikinci kuşak kuzeniydiler, tanışmadan anlayamazdınız. Her şehrin, kendine has bir fantezi kültürü ve her şehrin insanlarının, o kültüre biat eden bir yapısı vardı. Fantezi olgularını yargılarsan, şehrin kendi olgusunu da yargılaman gerekirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Lacan, sanki Ulus otellerinin misafiri olmuşçasına bu fantezi olgusu üzerine şunları söylüyordu: “Psikanalizin temelde söylediği, arzunun önceden verili bir şey değil, inşa edilmesi gereken bir şey olduğudur -öznenin arzusunun- koordinatlarını vermek, nesnesini saptamak, öznenin onun içinde benimsediği konumu belirlemek tam da fanteziye düşen roldür,” ardından, Efsane &#8220;Sarı Tutku”ya göz kırpıp şunları ekliyordu: “Bizler, fantezi yoluyla arzulamayı öğreniriz.” Yani Ankara insanının, özellikle de olaya çok uzakmış gibi gözüken esnafımızın, koordinatıdır pavyonlar. Nesnesidir; masasındaki rakısı, ağzından türkü dinlediği konsomatris. Felekten geçirilen bir gecenin hayalini yaşamak o kişinin yarattığı ve gün içinde kendine motivasyon kaynağı olarak gözünde canlandırdığıdır fantezi. Öte yandan, ayıbı olarak kabul görülendir böyle “şeyler”. Bu sebeple girişinde bir bankanın güvenlik donanımlarından çok daha fazlasına sahip meşhur kapıları vardır. Yaşanılanı yaşayan herkesin bildiği bir gerçeklik içinde dahi yaşasa, ona duvar örer bu kapılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, rotanı Akay yokuşunun nefes nefese sonuna gelip, oradan Esat’a sapmışken, solunda kalan “night club” yazılı o kapıları bir bir arkanda bırakıyordun. Her biri gecenin rutin telaşı içindeydiler. Bu telaş senin belli belirsiz adımlarını sıklaştırmana yol açtı. Gündüzün insanlarının ceketlerini çıkarıp yerlerini başkalarına devretme sırasıydı şimdi. Sokakta Hasan Usta’ya rastladın. Kombiyi hallettiğini söyledi. İçin rahatlamış bir şekilde yoluna devam ederken, Hasan Usta da senin uzaklaşman için yavaş adımlarla yürüyordu. Biliyordun. Biliyordum. O da biliyordu.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankaranin-kaldirim-gulleri-kartlar/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’nın Kaldırım Gülleri: Kartlar&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankaranin-kaldirim-gulleri-kartlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENTELANKARA&#8217;da Kasım Ayı</title>
		<link>https://lavarla.com/entelankarada-kasim-ayi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/entelankarada-kasim-ayi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ENTELANKARA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2021 12:23:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[ENTELANKARA]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Seren Erciyas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=116618</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Pandemi bitti diye düşünüyoruz, umarız tekrar kapanmayız. Çünkü bu sezon başında gerçekleştirilen açılma Ankara’ya çok iyi geldi. Eylül, ekim, kasım aylarında takvimler dolu doluydu. Karantina dönemindeki kapanmalarda herkes yatıp bomboş duvarlara bakmadı tabii ki. Üretken insanların akıllarına gelen, hazırlayıp hayata geçirdikleri işlerin gün yüzüne çıktığı bir sezondayız. Biz de ENTELANKARA olarak bu üretimleri gerçekleştiren isimlere [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/entelankarada-kasim-ayi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;ENTELANKARA&#8217;da Kasım Ayı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pandemi bitti diye düşünüyoruz, umarız tekrar kapanmayız. Çünkü bu sezon başında gerçekleştirilen açılma Ankara’ya çok iyi geldi. Eylül, ekim, kasım aylarında takvimler dolu doluydu. Karantina dönemindeki kapanmalarda herkes yatıp bomboş duvarlara bakmadı tabii ki. Üretken insanların akıllarına gelen, hazırlayıp hayata geçirdikleri işlerin gün yüzüne çıktığı bir sezondayız. Biz de <u>ENTELANKARA</u> olarak bu üretimleri gerçekleştiren isimlere sorular yöneltmeye devam ediyoruz.</p>
<p>Açılmayı bekleyen işler gün yüzüne çıktı dedik. Onlardan biri de Ankara Devlet Tiyatrosu oyunu <em>Dr. Jekyll ile Bay Hyde</em>. 15 Ekim’de prömiyer yapan oyunun başrolü Gökhan Kutum’la konuştuk. Ankara Devlet Konservatuarı mezunu Gökhan Kutum’a özellikle yeni oyunuyla ilgili sorular yönelttik.</p>
<h2>Neredeyse Bir Yıl Sonra Seyircisiyle Oyun</h2>
<p>“Aslında biz 17 Kasım 2020 tarihinde ilk provamıza başlamıştık. O tarihten bir ay öncesine kadar da bir <em>audition</em> yapılmıştı oyunun castı için. Daha sonrasında yönetmenimiz Ünsal Coşar tarafından cast belirlenip provalara başlamıştık. İki hafta kadar bir prova sürecimiz olmuştu. Ama ardından bu korona sayılarının inanılmaz derecede artmasından kaynaklı durmak zorunda kaldık,” diyor Gökhan Kurum.</p>
<p>Özellikle yönetmen Ünsal Coşar’ın genç tiyatroculara verdiği destekten bahsetti: “Ünsal hoca bize &#8216;profesyonel meslektaşlarım&#8217; dese de biz onda hep hoca naifliği gördük. Çok babacan tavrı vardı. Karaktere can verirken bütün soruları bize yöneltiyordu. Sahne üstünde ne görmek istediğini, nasıl bir şeyle karşılaşmak istediğini bize çok iyi tarif ediyordu. Bizi o yola doğru yönlendiriyordu. Sorduğu sorularla, metne dair yönelttiği sorularla, “acaba” dediğimizde verdiği cevaplarla, “bu sahnede şimdi ne yapmalı” dediğimiz anlarda anahtar cümleyi söylüyordu. “Durum bu, bunu görmek istiyorum, böyle,” dediğinde biz de zaten karakterimiz belli, belirli koşullar var ve yapmamız gereken bir şey oynamak.” Dinlemek isteyenler için <a href="https://open.spotify.com/episode/4kenh37SpPnAVjLcq9x648?si=d01d53b2bdec44a0" target="_blank" rel="noopener">podcast linkini</a> bırakıyoruz.</p>
<h2>Canlı Ankara, Canlı Lavarla</h2>
<p>Etkinlikler sekteye uğrayınca Ankara’daki kültür sanat yaşamına odaklanan Lavarla’nın da mecburiyetten bir süre tek tük yazılar haricinde sessiz kaldığını öğrendik <a href="https://netreklam.net/author/seren/" target="_blank" rel="noopener">Seren Erciyas</a>’tan. Uzun, güzel bir söyleşi oldu. Ankara ve Lavarla hakkında uzun uzun sorularımızı yanıtladı Seren Erciyas. Podcastin linkini <a href="https://open.spotify.com/episode/1Ni4sX16CGhKhHdcTA2BTM?si=3c5c5cfb9ed1480d" target="_blank" rel="noopener">buraya</a> bırakalım.</p>
<p>Üretken şehirdeki önemli bir boşluğu doldurdu Lavarla 2015’te. Bu boşluğun ne olduğuna dair sorduğumuz soruya ise Seren’in yanıtı şöyleydi: “Lavarla Ankara’daki doğru ve güncel bilgiyi tek bir yerden, samimi ve güvenilir bir şekilde elde edebilme ihtiyacına cuk diye oturan bir girişim oldu. Hikayeleri, duyguları, anlamları bir araya getirdi. Etkinlikleri, olan biteni, şehirden haberleri bir araya getirdi. Bunu yaparken de samimiyetle, kırmadan, ayrıştırmadan yaptı ki zaten üretim yaptığımız alan kolay kolay dışlayıcılığa kaçan bir alan değil.”</p>
<p>Lavarla’nın sadece geçmişini değil geleceğini de konuştuk Seren’le. Güzel haberleri var:</p>
<blockquote><p>Festivallerin bu sene fiziksel mekanlara inmesi, yeme içme mekanlarının açılması. Bunların hepsiyle beraber şehir canlanınca haliyle Lavarla’da canlanmış oldu. <em>Ankara Keşif Haritası: Pusula</em>’nın ikincisi için çalışıyoruz, çok yakında o da. AnkaraAks ile beraber uğraşıyoruz. Bu ikincide işbirliği yaptık. Onun dışında yayın anlamında güzel seriler, yeni yazarlar, kalemler, artık daha da Ankara dışı konulara yer verdiğimiz için çeşitlendi. Bizim de yakın zamanda bir podcast müjdemiz olacak bu arada. Başka projeler de yolda. Niyetimiz Ankara’ya yüklenen anlamları bulmak. Bu anlamaları çoğaltmak, yeni anlamlar yüklemek, bilinmeyen hikayeleri keşfetmek. Bilinenlere farklı açılardan yaklaşmak. Öte yandan yeniden sahaya inmek. Daha önce de yaptığımız gibi.</p></blockquote>
<p>Seren ile sohbetimiz çok daha uzundu. Ankara’dan İstanbul’a göçmeyi, öğrencilik yıllarında Ankara’nın kendisine kattıklarını ve o zamanlar Ankara’da neler yapıp nerelerde yürüdüğünü konuştuk. Tabii konumuz sadece Ankara üzerinden gitmedi. İstanbul’daki günlük rutinlerini, neler izleyip neler okuduğunu da sorduk. Tom Ford’un filmi <em>A Single Man</em>, Şükran Yiğit’in kitabı <em>Burası Radyo Şarampol</em> konuştuğumuz sanatçılardan, eserlerden, yazarlardan sadece birkaçı.</p>
<h2>Tiyatro Kenti Ankara</h2>
<p>Lavarla’nın paylaşımlarında şöyle bir tanım görürsünüz: Tiyatro Kenti Ankara. Evet, kesinlikle Ankara bir tiyatro kenti ve biz de her ay tiyatro dünyasından birkaç ismi ağırlamaya devam ediyoruz ENTELANKARA’da. Hem Devlet Tiyatroları’nda hem de özel tiyatrolarda salonlar dolsun istiyoruz. Çünkü salonlar misafirleriyle güzel. Salonların gösterimlerine yarı kapasiteyle devam ettikleri süreçlerde duyduğumuz alkışlar bizi hiç tatmin etmiyordu. O yüzden tiyatronun daim olması dileğiyle sözü tiyatro oyuncusu Başak Vural’a bırakalım. Tiyatronun karakter gelişimine ne gibi etkileri olduğunu sorduk.</p>
<p>“Ben konuşmayı seven, anlatmayı seven, meraklı biriyim. Küçükken de evcilik oynamayı çok severdim. Böyle olunca daha ilkokuldayken sahne kısmını merak etmeye başladım. Başka kişilikler, başka dönemler, hayatlar, hayaller, oyunculuk… Okuldaki eğitimim muhakkak birçok şey katmıştır bana ama sanki zaten böyle olduğum için oyuncu olmayı istedim diye düşünüyorum.”</p>
<p><em>Beni Affet, Unutma Beni, Esaretim Sensin</em> gibi dizilerinde rol adlı, <em>Acemi Anneler</em> dizisinde rol almaya devam ediyor Başak Vural, çok üretken bir isim. Dahil olduğu oyunların afişleriyle karşılaşmışsınızdır muhtemelen birçok oyunda yer alıyor. Bazısında oynayıp bazısını yönetiyor. Pandemi sürecinde de boş durmayanlardan.</p>
<p>“Bu sezon pandemi başlamadan önce Tiyatro Ritüel’de çıkardığımız <em>Mucize</em> oyunumuz Tunalı’daki Tiyatro Kafe’de, bazen anlaşmalı Devlet Tiyatrosu sahnelerinde oynamaya devam edecek. Pandemi döneminde ayrıca Zoom üzerinden tanışıp provalarını yaptığımız Mareliber ve Aralık Sahne ortak yapımı <em>Yüzleşme</em> oyunuyla Ankara’da yeni açılan, Akay’da açıldı, Aralık Sahne’de oynuyorum. Ankara Devlet Tiyatrosu’yla da kasım ayında prömiyer yapan <em>Vişne Bahçesi</em> oyunundayım. Onu da Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde oynuyoruz.”</p>
<h2>Artan Belgesel İlgisi ve Pavyon</h2>
<p>BluTv’deki belgesellerini hızlıca tükettiğimiz ve bir sonraki işini çok merak ettiğimiz bir isim vardı ENTELANKARA’da. Ankara ile içli dışlı biriyseniz merak ettiğiniz belli başlı konular olur. Bunlardan biri tiyatrodur mesela. Bir diğeri ise kesinlikle pavyonlardır diyebiliriz. <em>Pavyon</em> belgeselinin yönetmeni <a href="https://open.spotify.com/episode/7GdUnXudKHMQhdV8RYkSeE?si=0d5665a487f943f5" target="_blank" rel="noopener">Sami Öztürk</a>’tü konuğumuz. Ama kendisine sadece <em>Pavyon</em>’la ilgili sorular sormak istemedik. Daha çok sevdiği bu şehirde nasıl vakit geçirdiğini sorduk Sami Öztürk’e. Her konuğumuza sorduğumuz gibi neler izlediğini sorduk mesela.</p>
<p>“<em>Bal Ülkesi</em> gerçekten güzel bir film. Bambaşka hayatlar. Herhangi bir kurmaca filmde karşılaşamayacağınız karakterleri tüm gerçekliğiyle beraber hissediyorsunuz. O bakımdan beni çok etkiledi ve çok başarılı bir yapım olduğunu düşünüyorum. <em>Bal Ülkesi</em>’ni önerebilirim. Dizi olarak da <em>Rami</em>’yi söyleyebilirim. <em>Rami</em>, Mısır asıllı müslüman bir genci merkeze alarak Mısırlı bir ailenin Amerika’daki kültür çatışmasına odaklanan güzel, tatlı, bakış açısını ve anlatım dilini çok sevdiğim, eğlenceli bir mini dizi.”</p>
<p>Belgesel, film, dökü-drama arasındaki farkları da sorduk kendisine.</p>
<blockquote><p>Türler arası geçiş artık eskisine nazaran çok daha yaygın. Mesela eskiden film festivallerinde bazı türler katı bir şekilde ayrılıyordu. Belgesel film ile kurmaca film aynı kategoride yarışamazdı ve bu ayrım çok netti. Belgesel belgeseldir, kurmaca da filmdir gibi. Aslında belgesel de son kertede filmdir. Hatta tarihteki ilk filme baktığımız zaman <em>Trenin Gara Girişi</em> bir belgesel filmdir aslında.</p></blockquote>
<p>Dört konukla ikinci ayımızı böylelikle bitirmiş olduk ENTELANKARA olarak. Aralık ayında yeni konuklarımızla tüm podcast mecralarında olmaya devam edeceğiz. Ankara merkezli “entel aydınlanma” sürecinin Aralık özetinde görüşmek dileğiyle.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/entelankarada-kasim-ayi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;ENTELANKARA&#8217;da Kasım Ayı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/entelankarada-kasim-ayi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pavyon Dosyası No:2 &#8211; Usul Erkân</title>
		<link>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/</link>
					<comments>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 06:23:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara'nın Pavyonları]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyona Nasıl Gidilir?]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyonda Nasıl Davranılır?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=25865</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>&#8220;Vaftizi gün ışığında bir garip protestan. Tanrısı ile sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar. Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum. Yeniden doğmak için çıkardığım yangından&#8221;                                                         [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:2 &#8211; Usul Erkân&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8220;Vaftizi gün ışığında bir garip protestan. Tanrısı ile sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar. Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum. Yeniden doğmak için çıkardığım yangından&#8221;</p>
<p style="text-align: right;">                                                                                       Edip Cansever &#8211; Phoenix şiirinden</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün Hugo’yu arayıp, Tolga Abi’yle konuşacağı muhtemel diyalogları -heyecandan unuturum diyerek- kağıda not alan ama hayatı boyunca Hugo’yu parmaklarının ucuna alamayan bir arkadaşım ile anne babası tarafından takdirname alırsa karne hediyesi olarak Tatilya’ya götürüleceği vaat edilen, 8 dönem takdirname almasına karşın dolu gözlerle Tatilya’nın yıkılışını televizyondan izleyen bir diğer arkadaşımla beraber <span style="text-decoration: underline;">pavyona</span> gitmeye karar verdiğimde 21 yaşımdan gün veriyordum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’yı seven insanlara bakın; bir yerlerde travmatik olarak kaybetmişliğini, yenilmişliğini, yıkılmışlığını bulursunuz. Çoğunluğun gri gördüğünü gökkuşağı görmek, denizi olan şehirlere karşı “Bizim de Atatürk Orman Çiftliği dondurmamız var,” şeklinde çıkışmak, kısaca bu şehri sevmek sanıldığı gibi kolay bir şey değildir. Hayatta insanın kendini, beşeri, hayatı sevdiğinde yeşereceği gibi Ankara’ya da bir şans verdiğinde yaşamasının daha güzel olacağı gerçeğini bir kenara bırakarak pavyonun kapısından içeri girelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’da pavyonlar, şehrin dışında, ıssız bir arsanın ortasında gizli gizli yaşamlarını sürdürürken, bayrağı alan Ankara, pavyon cumhuriyetinin de başkenti olarak alengirli tabelalı mekanları şehir merkezinde görünür kılmıştır. Günümüzde vergi dairelerinin karşısında bile pavyona rastlamak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlk yazımızda</a> daha çok ne yenir, nereye gidilir ve muhitlerden bahsetmiştik. Dosyanın bu aşamasında usul erkana eğileceğiz. Pavyon konusunda uymamız gereken bazı usuller vardır. Madde madde nedenleri ile sıralamak gerekirse:</p>
<p style="text-align: justify;">-Pavyona sarhoş gidilmez. Bu konuda meşhur bir hikaye vardır gerisi hayal dünyanıza kalmış. Bir ağbimiz sarhoş bir şekilde Cebeci’de pavyona gidiyor. Orada da bir müddet içtikten sonra film kopuyor. Gözünü açtığında evinde, yatağında buluyor kendini. Ağzında şiddetli bir ağrı var, aynaya baktığında altın dişinin yerinde olmadığını görüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-Ramazan ayında, kandillerde ve bayramın ilk iki günü pavyona gidilmez. Çünkü Ramazan, kandil gibi dini değeri yüksek günlerde gerçek pavyonlar kapalı olur. Pavyon benzeri tele barlar açıktır. Onların hizmet alanı farklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">-Garsonla samimiyet iyi bir şey değildir. İşin piri kavramını burada çalışan garsonlar için kullanabiliriz. Cebinizdeki parayı hesap etmek ve sarhoş olup olmadığınızı anlamak için sizinle sürekli sohbet kurmaya çalışacaklardır. Kısa cevaplar ile geçiştirmeyi tavsiye edebilirim.</p>
<p style="text-align: justify;">-Amaç odaklı olunması gerekir. Mekana girmeden önce ne yapmanız gerektiğini düşünün. Garsonun gösterdiği masaya değil kendi seçtiğiniz masaya oturun, sipariş verdiğinizde ne istediğinizi açıkça belirtin. Örneğin: “Ben 35 cc rakı ve meze istiyorum,” derseniz hayatınızda ilk defa kuş sütünü masanızda görmüş olursunuz. Tabii o gelen yoğurttur ancak adisyonda kuş sütü yazabilir. Meze gibi açık uçlu bir cevapla pavyonun bütün mezeleri masanıza gelir. Bunun yerine “Ben 35 cc rakı, ortaya söğüş tabağı, haydari ve şakşuka istiyorum,” benzeri bir cevap yerinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">-Telefon ile kamera kaydı almayın. Genelde yapılan bir hatadır, bu ortamı ölümsüzleştirmek herkesin aklına gelir. Ancak Rusya ve benzeri ülkelerden gelen konsomatrislerin kaçak çalışıyor olma olasılığı, karısından, ailesinden gizli bir şekilde gelen sarhoş müşterinin kamerayı görünce kendini ATV ana haber bülteninde sanma ihtimali, asabiyet doğurabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Sanatçıya peçete ile istek şarkı göndermeyin. İlk gidişiniz ise bunu yapmamanız uygun olur. İstek şarkınız söylenirken, sanatçının başından aşağı güller dökülüp, konfetilerin patladığını görebilir, bütün bunların sizin jestiniz olduğunu adisyondan öğrenebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">-Yalan söylemek için doğru zamanı kovalayın. Pavyonda yalan söyleyen birçok insan vardır, esasen eğlenceli bir iştir. Bütün gün çilingir dükkanında çalışan bir adamın gece pavyonda monarşiyi ilan ettiğini görebilirsiniz. Siz de kral olduğunuzu, Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu olduğunuzu, Madonna’nın ya da Ricky Martin’in eski sevgilisi olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Kimse yadırgamaz hatta bu yalana sizden daha fazla inanan insanların olduğunu görebilirsiniz. Ancak yalan için ortamı tartmakta fayda var. Bir pavyon sahibine savcı olduğumu söylemiştim, sonra garsonlar Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının beni masasına çağırdığını söylediğinde şunu düşünmüştüm. Gerçeklerden tam olarak uzaklaşmadan yalan söylemeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">-Ortama evrilin. Cümle içinde pek fazla kullanmasak da pavyonun bir raconu vardır. Garsonlar dolandırıcı olsa dahi yakasındaki papyonu yamuk, suratını tıraşsız, gömleğini ütüsüz, saçlarını biçimsiz göremezsiniz. Bardaklarda kir, masa örtüsünde leke bulamazsınız. Şam fıstığının sıcak geldiği bu ortama hal böyleyken şort tişört kombini ile gitmek abesle iştigal olur. Işığın altında parlayacak bir gömlek, boyası taze bir ayakkabı ile gitmek pavyon <em>point</em>lerini toplamanızı sağlayacaktır. Ortama evrilin, çünkü ortam size evrilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">-Pavyonda oluşacak duygulara tevazu ile yaklaşın. Sarhoş olan insanda belli başlı duygular ortaya çıkar. Bunların bilinir olanı duygusal bir ruh halidir. Üzerinizdeki gömlek 1967 senesini hatırlattığı için ya da sizi liseden can arkadaşı Serkan’a benzettiği için içki ısmarlamak isteyen dayılar çıkacaktır. Bu gibi durumlarda elinizi göğsünüze götürüp başınızla selam etmek, dayıyı inanılmaz mutlu edecektir. Bu size bir şey kaybettirmez, üzerine bedava içkiyi yudumlarken keyfinize bakabilirsiniz. Unutmayın ki pavyonda oluşacak duygulardan diğeri de öfkedir. Dayımız, liseden can arkadaşı Serkan’ın attığı kazıkları hatırlayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Çanta ile gitmeyin. Pavyonun girişinde işlevsel bir x-ray cihazı ve silah kontrolü yapan detaylı bir güvenlik taraması vardır. İçeriye çanta, poşet gibi eşyaları almazlar. Emanet dolabı dedikleri bir bölmede duran eşyalarınızın kaybolma riski vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu telkinlerin üzerine neden pavyona gidilir diyorsanız, tanrının yasakladığı sulu sulu elmaları hatur hutur yiyen Adem Amca&#8217;nızı  hatırlatmak isterim. İnsan beşer kuldur şaşar.</p>
<hr />
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Pavyon Dosyası No: 3 &#8211; Söyleşi</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:2 &#8211; Usul Erkân&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pavyon Dosyası No:1- Tanışma</title>
		<link>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/</link>
					<comments>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 07:19:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Pavyonları]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Mega Show]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Tutku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=18248</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>&#160; “Bana, insan yalnızca kendini anlayabilirmiş gibi geliyor. O da zaman zaman.” Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz&#8217;den.   Eski gecekondu semtlerinin ücra köşelerinde terk edilmiş evler olur. Gece vakti önünden geçilemeyen, perili ya da hayaletli gibi çeşitli efsanelere konu olan kapısı bacası olmayan korkunç evler. Ankara’nın pavyonlarını da zihnin terk edilmiş köşelerinde bulunan evlere benzetebiliriz. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:1- Tanışma&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>“Bana, insan yalnızca kendini anlayabilirmiş gibi geliyor. O da zaman zaman.”</p>
<p style="text-align: right;">Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz&#8217;den.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eski gecekondu semtlerinin ücra köşelerinde terk edilmiş evler olur. Gece vakti önünden geçilemeyen, perili ya da hayaletli gibi çeşitli efsanelere konu olan kapısı bacası olmayan korkunç evler. Ankara’nın pavyonlarını da zihnin terk edilmiş köşelerinde bulunan evlere benzetebiliriz. Herkes bilir, çeşitli anlamlar yükler ancak kimse bilmez. Bu yazıya başlamadan önce belirtmek isterim ki artık pavyona gitmiyorum. Jübilemi Jübile Bar’da yaparak <span style="text-decoration: underline;">pavyon</span> defterini kapattım. Pişmanım ve deli gibi özlüyorum ancak hayat biraz da denge meselesi. İnsan aynı anda iki hayat birden yaşayamaz. Tercihim burası oldu. Pavyon nedir ve ne değildir bir yazı dizisiyle anlatmaya çalışacağım.</p>
<p style="text-align: center;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-18251 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav.jpg" width="1280" height="720" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav.jpg 1280w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-1024x576.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-1068x601.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h2 style="text-align: left;">Pavyon Semtleri</h2>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da pavyonları 3 semt altında ele alabiliriz. Tabii 14 ya da 15 semt de bulabiliriz ancak hepsinin ağababaları şu aşağıda belirteceğim cümlelerden çıkmıştır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Maltepe Pavyonları</h3>
<p style="text-align: justify;">Maltepe, Demirtepe ve Tandoğan&#8217;ı kapsayan muhitten Maltepe olarak bahsedeceğim. Çünkü taksiciye “Demirtepe’ye gidelim” derseniz önce size sonra taksimetreye bakar. Saat 12’den sonra Ankaray duraklarının en az 5 tanesi artık Maltepe olmuştur. Ankara pavyonlarını bir futbol takımı olarak düşünürsek takımın Brezilyalı forvetleri bu muhitte bulunan pavyonlardır. Ankara’nın hali hazırda en popüler mekanı da burada yaşar: Mega Show. Ancak mekanlar sürekli rekabet halinde olduğu için bu durum değişkenlik gösterebilir. Bu yazıyı 2003’te yazmış olsaydım en popüler mekan için Kristal; Ankaralı Namık rahmetli olmadan önce yazmış olsaydım 06 Pavyon diyebilirdim. Mega Show için aynı zamanda en nezih pavyon da diyebiliriz. Güvenlik, vestiyer, vale gibi konularda iyidir. Konsomatris kadınlar masayı sıkboğaz etmez. Gece 1’de Bilal sahneye çıkar. Kendisi camianın en önemli sesidir. Türk Sanat Müziği söyler. Mekana gelen müşterilere öpücük atarak selamlaması ve Havai esintisi taşıyan gömlekleri ile meşhurdur. Sahne aralarında dönemin popüler yabancı  şarkıları çalınır, yurt dışından gelen dansçı ablalar sahnesinde performans sergiler. Şunu belirteyim, ilk gidişinizde ödediğiniz hesap ile sonraki hesaplarınız arasında bariz bir fark olur. Bunu da bir eşik olarak ya da hayat dersi olarak algılayabilirsiniz. Siz kapıdan girer girmez herkes sizin oraya ilk defa geldiğinizi anlar. Normalde Mega Show’da bir bardak 33 cc bira 25 lira, kuzu kavurma 35 liradır. Ama hesap geldiğinde matematik biliminden uzaklaşarak yavaşça kredi kartınızın şifresini tuşlayın. Bu ilk hesap size “Bir daha pavyona gidenin” gibi cümleler söyletmiyorsa ikinci gidişinizde hesabı sorgulayabilir, Bilal’e öpücük gönderebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Maltepe’de bulunan diğer mekanlardan Manilya, Yakut, Miami, Monamour, Şehrazat gibi pavyonlar isim olarak pavyonu kullanmaz. Kendilerine Gazino ya da Night Club derler. Öyle olmadığını bilmenizi isterim. Hepsinde kırmızı led ampuller, papyonlu garsonlar, belli bir saatten sonra elektro bağlama, ortalarda gül satan personel bulunmaktadır. Diğer semtlerde olanlardan farklı olarak ülkemiz ile Rusya arasındaki en güçlü bağlantılar bu mekanlarda cereyan eder. Rus kadınlar, her gülüşünde bir tane tarla kazanacak kadar güzeldirler. Gölbaşı, Kazan, Haymana tarafında bir tapuyu elinize aldığınız zaman tarla maliki olarak Olga, Svetlana, Helena gibi isimler görmeniz muhtemeldir. Yine Maltepe’de Reyna Gazinosu’nda Çubuklu Cem sahne alır. Şarkı söylemenin yanı sıra sahnede stand up tarzı <em>tiyatral</em> bir gösteri yapar. Alkolün tesiri midir bilmem deli gibi gülebilirsiniz, komik adamdır. Maltepe’de pavyon çıkışı işkembe ya da kelle paça çorbası pek tercih edilmez, genelde ciğerciler, kokoreççiler prim yapar. Maltepe’nin en önemli özelliği; gece orada başlayabilir ama hiçbir zaman orada bitmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-18252 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pavv.jpg" width="722" height="410" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pavv.jpg 650w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pavv-300x170.jpg 300w" sizes="(max-width: 722px) 100vw, 722px" /></p>
<h3 style="text-align: justify;">Kızılay Pavyonları (Akay, Menekşe Sokak, Sakarya)</h3>
<p style="text-align: justify;">Kızılay Pavyonları, Kızılay’ın her kesime hitap etme yeteneğinden dolayı ucuzdur. Ancak bu bilgi sizin için bir önem taşımıyor. Çünkü bu pavyonlar ilk defa gelenlerden para kazanır. Akay’da ya da Sakarya’da bir pavyona oturup bira söylediğiniz zaman yanına beyaz peynir, üzüm, kavrulmuş şam fıstığı, kavun gelebilir. Siz de haklı olarak “Kardeş ben bira içiyorum beyaz peyniri ne yapayım?” diyebilirsiniz, bu durumda alacağınız cevap pavyonlarda en sık duyulan kelime olur “ikram”. Siz biranın yanında beyaz peynir yerken hesap adisyonunuza bir rakam daha eklenir. Sakarya’daki en meşhur pavyonlar Marina, Şato ve İnci’dir. Bunların birine girmiş bulunan müdavimler, geceyi ikiz kenar üçgene benzeyen bir konumda bulunan bu mekanları tavaf ederek bitirirler. Bu mekanlarda Kızılay’ın en önemli sesi olan Serap çıkar. &#8220;Mekanlar&#8221; diyorum çünkü Serap aynı gün içinde 3 mekanda da çıkar. Hacettepe Konservatuvarı birincilikle bitirdiği söylenir, her şeyin yalan olduğu bir ortamda ne kadar doğrudur bilinmez ama Serap’ın sesi harikuladedir ona kefilim.</p>
<p style="text-align: justify;">Marina’da sanatçıların arkasında; sarhoş olduğum zamanlarda dünyanın, normal zamanlarda Ankara’nın en iyi bağlamacısı Ümit çalar. Bir eliyle bağlama çalıp bir eliyle telefonundan mesaj yazabilen bir insandır. Sürekli uykusuz görünen yüz ifadesinden dolayı ek iş olarak orada olduğunu düşünürüm ama olağanüstü yetenekli bir müzisyendir ve bu gerçek her şeyin üzerindedir. Kızılay pavyonlarında oyun havası çalınmaz. Arabesk, halk türküsü, sanat müziği gibi türler sergilenir. Burada bulunan birçok Türkü Bar da esasen pavyon olarak çalışır. Mekanlar, mimari olarak birbirine hayli benzer. Hemen hepsinde loca ve masa olarak ikiye ayrılmış oturma düzeni bulunur. Piyango çıktıysa ya da 1 hafta ömrünüzün kaldığını öğrendiyseniz locaya oturabilirsiniz. Onun dışında sahne yakını bir masaya oturmanızı tavsiye ederim. Kızılay pavyonları çelik ev kapısının arkasında olur, 20-30 arası merdivenden inilerek ulaşılır. Buradaki kritik nokta şudur; mekana girer girmez hızlı ve emin adımlarla yürüyerek bir masaya oturun. Neden böyle olması gerektiğini bir gün yolunuz düşerse anlarsınız, bu konuyla ilgili merak öğesini kullanmak istiyorum. Ankara pavyonlarında tuvaletler paralıdır. Aslında değildir, sadece girişinde bir kadın elinde peçete ve kolonya ile para vermenizi bekler. Kızılay’da bulunanlar ise beklemez, salça olurlar, belki peşinizden gelirler. Para vermek durumunda kalabilirsiniz. Akay sokakta ise pavyonlar kadın erkek ilişkisi üzerine kuruludur. Burada sanat, hizmet gibi durumlar önem taşımaz. Buralara giden dayıların amacı da müzik dinlemek değildir. Ankara’nın en başarılı konsomatrisleri burada bulunur. Aynı gün içinde 5 dayıyı kendine aşık edecek kadar yeteneklidirler. 65 yaşında Esat’ta terzilik yapan bir dayıyı dünyanın en yakışıklı erkeği olduğuna inandırabilirler. Bu dayılar da torunu yaşındaki kadın istedi diye sahneye çıkıp herkesin gözü önünde salsa yapabilir, bunu kimse yadırgamaz.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Cebeci ve Çankırı Caddesi Pavyonları</h3>
<p style="text-align: justify;">Üç sene önce her gün pavyona giden, buralarda en az iki ev parası yemiş bir dayıdan şu cümleyi duymuştum: “Oralara gidilir mi? Orası adamı yutar.” Dayının da dediği gibi Ankara pavyonlarının da bir dibi söz konusu. Bu dip, kardeş semtler Cebeci ve Çankırı caddesi pavyonlarıdır. Burada viski, votka, cin satılmaz; istenirse ücreti mukabil tekelden alınıp masaya konulur. Rakı ve oyun havası üzerine kurulu bir düzendir. Sahneye çıkıp kadınlarla oyun havası oynamak bir çeşit gösteriştir. Kristal, Parliement, Anadolu en meşhur olanlarıdır. Eğer ilk gidişiniz ise matematik bilimini unutarak sakince cüzdanınızı masaya bırakıp gidebilirsiniz, onlar kart şifrelerini bulabilirler. Pavyonlar arasında renklerin sıfat savaşı vardır. Sarı Tutku, Sarı Ece, Esmer Tutku en meşhur olanlarıdır. Masaya kadın çağıran bir müşteri onun içkisini ödemek ile mükelleftir. Bu içkiye piyasada “bayan içkisi” denir. Beyaz şarap bardağında bir adet bira içerse ortalama 40 lira, Miller marka bira içerse 110 lira hesaba eklenir. Sonsuz sayıda içebilme yeteneğine sahip olduğu gerçeğini bilmeniz gerekir. Herkesin yalan söyleme ve herkesin bu yalanlara bilerek inanma yeteneğine sahip olduğu semtlerde, gece ve birçok şey mutlaka burada biter.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Pavyon Dosyası No: 2 &#8211; Usul Erkan</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:1- Tanışma&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes Bilir, Ama Kimse Bilmez: Ankara&#8217;nın Altı</title>
		<link>https://lavarla.com/ankaranin-alti/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankaranin-alti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 06:49:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bentderesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çinçin]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sıhhıye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=12645</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Ben böyle hayata yaşamak mı derim?  Gene gurbanın olayım da biraz mutlu olsaydım kötü mü olurdu?“ (Ankaralı Turgut’un 96 yılında çıkardığı Esmer Bomba albümünden) Yeraltı kelimesinin tefsir anlamı; bedenlerini terk edenlerin göçtükleri yerdir. Sözlük ve jargonda daha birçok anlamı olsa da, yer olarak Ankara’yı kabul edip altından bahsedeceksek en güzel anlamı budur. Yeraltında olduğu gibi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankaranin-alti/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Herkes Bilir, Ama Kimse Bilmez: Ankara&#8217;nın Altı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">“Ben böyle hayata yaşamak mı derim?  Gene gurbanın olayım da biraz mutlu olsaydım kötü mü olurdu?“<br />
(Ankaralı Turgut’un 96 yılında çıkardığı Esmer Bomba albümünden)</p>
<p style="text-align: justify;">Yeraltı kelimesinin tefsir anlamı; bedenlerini terk edenlerin göçtükleri yerdir. Sözlük ve jargonda daha birçok anlamı olsa da, yer olarak Ankara’yı kabul edip altından bahsedeceksek en güzel anlamı budur. Yeraltında olduğu gibi her zaman karanlık renkler barındırmaz, bazen güçlü bir kırmızı bazen de halka tatlısı renginde çıkar karşımıza. Ankara’nın altına bakalım.</p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Çankırı Caddesi Pavyonları</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da pavyonlar yanar döner bir tabelanın altındaki merdivenlerden inmek suretiyle karşımıza çıkar. Magma tabakasına biraz daha yaklaştığınız bu ortam kırmızı ışıklarla aydınlanır. Böylece cennet ve cehennem ikileminden hangisine yakın olduğunuz konusu da daha girişte belli olur. Nasıl hastane yakınlarında eczaneler daha sık görülüyorsa, Ulus Hali’nin yakınlarında da pavyonlar sıklıkla görülür. Mahsulünü hale bırakan dayılar, pistinde gerdan kıra kıra oynayacakları kırmızı ışıklara doğru yol alır. Geniş omuzlarıyla arz-ı endam eden bir ablamız adını takdim ederken Okşan ya da Alev diyebilir. Hatta kütüğü Yozgat olan başka bir ablamız da sadece o günlük Oksana ya da Svetlana olabilir. Merdivenden indikten sonra başsavcı ya da emniyet müdürüne dönüşen dayımız isimlere çok fazla takılmaz. İçerisi yalan bir dünyadır. Viskilerden mesleklere, isimlerden sevgilere her şey sahte olsa da para gerçektir. Bol sıfırlı hesaplar, ilk defa gidenlere hayat dersi niteliğindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-12646 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-1024x683.jpg" width="741" height="495" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-1068x712.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/genelev-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 741px) 100vw, 741px" /></p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Bentderesi Genelevi</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Artık aramızda olmasa da güçlü hatırasıyla bir nebze yaşatmak gerekir.  Zamanında Ulus’tan tarif istediğinizde “yokuştan aşağı in sağda caminin yanı” cevabı kadar hayatın gerçeğidir. Sadece uçkur çözmek için değil, camları sarıya boyanmış evleri görmek ya da girişinde halk arasındaki adı farklı olan halka tatlısından yemek bile bir kesime keyif verir. Çoğunluğun nereye gittiğini bildiğiniz ancak bilmemezlikten geldiğiniz o güçlü duygu Bentderesi yokuşunda yaşanır.</p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Erotik Sinemalar</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Kerem Sineması, Eti Sineması, Gölbaşı Sineması, As Sineması, Cep Sineması ya da nam-ı diğer üç film birden sinemaları. Yetişkin içerikli filmlere erişmenin kolay olmadığı zamanlarda faaliyet gösterirlerdi. Uzun bir hol ya da pasajı geçtikten sonra Ankara disiplinini omuzlarında taşıyan, takım elbiseli gişeci amcalardan bilet alınırdı. Erotik sinemalar, tek amacı sevgilisiyle nasıl öpüşeceğini öğrenmeye çalışan gençler ile sinemasever dayıları aynı potada eritirdi. El feneri ile uygunsuz durum olup olmadığını denetleyen görevliler, alıcı gözüyle bakan dayılar, bir tanıdığa rastlama endişesi, burada yaşanan korkulardan bazılarıdır. Kerem Sinemasının ortağının zamanında bir fanzine verdiği röportajda dediği gibi “Herkes bilir, herkes gelir ama kimse bilmez, kimse gitmez.”</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-12647 aligncenter" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-1024x683.jpg" alt="" width="771" height="515" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-1068x712.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/cincin-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 771px) 100vw, 771px" /></p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Çinçin Bağları</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Rivayet odur ki bir sabah Ankara rögar kapaksız  kalıyor. Evet bildiğiniz rögar kapaksız sokaklar, caddeler delik deşik uzanıyor. Kimse ne olduğuna anlam veremiyor. Uzun bir araştırmadan sonra bütün rögar kapakları Çinçin Bağları&#8217;ndan çıkıyor. Bu ve buna benzer birçok şehir efsanesinin başkentidir Çinçin. Semt olarak Yenidoğan’ı çevreler. Taksinin, polisin girmek istemediği sokaklar burada bulunur. Ancak Çinçin de yıkıldığı için geçmiş zamanda kalmıştır. Ankara’yı oluşturan her zerrede legal ya da illegal bir sevgi vardır. Bunu biraz düşünüp güçlü bir nefesten sonra her köşesinde hissedebilirsiniz. Çinçin bağları da Ankagücü’nü sever.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-12648 aligncenter" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-1024x662.jpg" alt="" width="696" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-1024x662.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-300x194.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-768x496.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-696x450.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-1068x690.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya-650x420.jpg 650w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sakarya.jpg 1080w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Sakarya Barlar Sokağı</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Evet eğer burası da yeraltı ise hep beraber yerin altındayız. Çünkü hepimiz sıklıkla uğrarız. Ancak öyledir, tadını çıkarın. Sabahın 8’inde mesaiye başlamadan bira dipleyen  bir memuru, metal müzik eşliğinde headbang yaptıktan sonra şırdan dolması yemeye giden gençleri, metal müzik yapılan mekanın çok değil 20 metre ilerisinde halay çekmekten kan ter içinde kalmış insanları, muhafazakar kesime hitap eden bir kitabevini aynı ortamda, başka bir yerde göreceğinizi sanmıyorum. Canımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-12649 aligncenter" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sıhhiye.jpg" alt="" width="723" height="406" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sıhhiye.jpg 1000w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sıhhiye-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sıhhiye-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sıhhiye-696x391.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/sıhhiye-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 723px) 100vw, 723px" /></p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Sıhhiye Köprüsünün Altı</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Dil Tarih Coğrafyaya gidenler, trenle Sincan’dan gelip merdivenden inenler, Ulus otobüsünü bekleyenler, adliyeye bakanlar, tavuk döner ayrana tapanlar köprüaltı esnafının önünde karşılaşır. Eskiden arzuhalciler köprüsü ya da buhran köprüsü olarak anılan bu yerde kaos hakimdir. Alt tabakanın ete kemiğe bürünmüş hali gibi durur. Kafanıza sürekli bir şeylerin damladığı demir kolonların altında güzel günlerin hiçbir zaman gelmeyeceği kaygısını yaşatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Benim uydurduğum bir şiirde dediği gibi “Sen Bilkent köprüsünün üstüydün bebeğim, bense Sıhhiye köprüsünün altı.”</p>
<p style="text-align: justify;">Kapak Fotoğrafı:<a href="https://www.instagram.com/aliosmandiro/"> Ali Osman Arabacı</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankaranin-alti/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Herkes Bilir, Ama Kimse Bilmez: Ankara&#8217;nın Altı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankaranin-alti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
