“Vaftizi gün ışığında bir garip protestan. Tanrısı ile sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar. Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum. Yeniden doğmak için çıkardığım yangından”
                                                                                                    Edip Cansever – Phoenix şiirinden

Her gün Hugo’yu arayıp, Tolga Abi’yle konuşacağı muhtemel diyalogları -heyecandan unuturum diyerek- kağıda not alan ama hayatı boyunca Hugo’yu parmaklarının ucuna alamayan bir arkadaşım ile anne babası tarafından takdirname alırsa karne hediyesi olarak Tatilya’ya götürüleceği vaad edilen, 8 dönem takdirname almasına karşın dolu gözlerle Tatilya’nın yıkılışını televizyondan izleyen bir diğer arkadaşımla beraber pavyona gitmeye karar verdiğimde 21 yaşımdan gün veriyordum.

Ankara’yı seven insanlara bakın; bir yerlerde travmatik olarak kaybetmişliğini, yenilmişliğini, yıkılmışlığını bulursunuz. Çoğunluğun gri gördüğünü gökkuşağı görmek, denizi olan şehirlere karşı “Bizim de Atatürk Orman Çiftliği dondurmamız var” şeklinde çıkışmak, kısaca bu şehri sevmek sanıldığı gibi kolay bir şey değildir. Hayatta insanın kendini, beşeri, hayatı sevdiğinde yeşereceği gibi Ankara’ya da bir şans verdiğinde yaşamasının daha güzel olacağı gerçeğini bir kenara bırakarak pavyonun kapısından içeri girelim.

Anadolu’da pavyonlar, şehrin dışında, ıssız bir arsanın ortasında gizli gizli yaşamlarını sürdürürken, bayrağı alan Ankara, pavyon cumhuriyetinin de başkenti olarak alengirli tabelalı mekanları şehir merkezinde görünür kılmıştır. Günümüzde vergi dairelerinin karşısında bile pavyona rastlamak mümkündür.

İlk yazımızda yazımızda daha çok ne yenir, nereye gidilir ve muhitlerden bahsetmiştik. Dosyanın bu aşamasında, usul erkana eğileceğiz. Pavyon konusunda uymamız gereken bazı usuller vardır. Madde madde nedenleri ile sıralamak gerekirse;

-Pavyona sarhoş gidilmez. Bu konuda meşhur bir hikaye vardır gerisi hayal dünyanıza kalmış. Bir ağbimiz sarhoş bir şekilde Cebeci’de pavyona gidiyor. Orada da bir müddet içtikten sonra film kopuyor. Gözünü açtığında evinde, yatağında buluyor kendini. Ağzında şiddetli bir ağrı var, aynaya baktığında altın dişinin yerinde olmadığını görüyor.

-Ramazan ayında, kandillerde ve bayramın ilk 2 günü pavyona gidilmez. Çünkü ramazan, kandil gibi dini değeri yüksek günlerde gerçek pavyonlar kapalı olur. Pavyon benzeri tele barlar açıktır. Onların hizmet alanı farklıdır.

-Garsonla samimiyet iyi bir şey değildir. İşin piri kavramını burada çalışan garsonlar için kullanabiliriz. Cebinizdeki parayı hesap etmek ve sarhoş olup olmadığınızı anlamak için sizinle sürekli sohbet kurmaya çalışacaklardır. Kısa cevaplar ile geçiştirmeyi tavsiye edebilirim.

-Amaç odaklı olunması gerekir. Mekana girmeden önce ne yapmanız gerektiğini düşünün. Garsonun gösterdiği masaya değil kendi seçtiğiniz masaya oturun, sipariş verdiğinizde ne istediğinizi açıkça belirtin. Örneğin: “Ben 35 cc rakı ve meze istiyorum,” derseniz hayatınızda ilk defa kuş sütünü masanızda görmüş olursunuz. Tabii o gelen yoğurttur ancak adisyonda kuş sütü yazabilir. Meze gibi açık uçlu bir cevapla pavyonun bütün mezeleri masanıza gelir. Bunun yerine “Ben 35 cc rakı, ortaya söğüş tabağı, haydari ve şakşuka istiyorum,” benzeri bir cevap yerinde olacaktır.

-Telefon ile kamera kaydı almayın. Genelde yapılan bir hatadır, bu ortamı ölümsüzleştirmek herkesin aklına gelir. Ancak Rusya ve benzeri ülkelerden gelen konsomatrislerin kaçak çalışıyor olma olasılığı, karısından, ailesinden gizli bir şekilde gelen sarhoş müşterinin kamerayı görünce kendini ATV ana haber bülteninde sanma ihtimali, asabiyet doğurabilir.

-Sanatçıya peçete ile istek şarkı göndermeyin. İlk gidişiniz ise bunu yapmamanız uygun olur. İstek şarkınız söylenirken, sanatçının başından aşağı güller dökülüp, konfetilerin patladığını görebilir, bütün bunların sizin jestiniz olduğunu adisyondan öğrenebilirsiniz.

-Yalan söylemek için doğru zamanı kovalayın. Pavyonda yalan söyleyen birçok insan vardır, esasen eğlenceli bir iştir. Bütün gün çilingir dükkanında çalışan bir adamın gece pavyonda monarşiyi ilan ettiğini görebilirsiniz. Siz de kral olduğunuzu, Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu olduğunuzu, Madonna’nın ya da Ricky Martin’in eski sevgilisi olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Kimse yadırgamaz hatta bu yalana sizden daha fazla inanan insanların olduğunu görebilirsiniz. Ancak yalan için ortamı tartmakta fayda var. Bir pavyon sahibine savcı olduğumu söylemiştim, sonra garsonlar Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının beni masasına çağırdığını söylediğinde şunu düşünmüştüm. Gerçeklerden tam olarak uzaklaşmadan yalan söylemeyin.

-Ortama evrilin. Cümle içinde pek fazla kullanmasak da pavyonun bir raconu vardır. Garsonlar dolandırıcı olsa dahi yakasındaki papyonu yamuk, suratını tıraşsız, gömleğini ütüsüz, saçlarını biçimsiz göremezsiniz. Bardaklarda kir, masa örtüsünde leke bulamazsınız. Şam fıstığının sıcak geldiği bu ortama hal böyleyken şort tişört kombini ile gitmek abesle iştigal olur. Işığın altında parlayacak bir gömlek, boyası taze bir ayakkabı ile gitmek pavyon pointlerini toplamanızı sağlayacaktır. Ortama evrilin, çünkü ortam size evrilmez.

-Pavyonda oluşacak duygulara tevazu ile yaklaşın. Sarhoş olan insanda belli başlı duygular ortaya çıkar. Bunların bilinir olanı duygusal bir ruh halidir. Üzerinizdeki gömlek 1967 senesini hatırlattığı için ya da sizi liseden can arkadaşı Serkan’a benzettiği için içki ısmarlamak isteyen dayılar çıkacaktır. Bu gibi durumlarda elinizi göğsünüze götürüp başınızla selam etmek, dayıyı inanılmaz mutlu edecektir. Bu size bir şey kaybettirmez, üzerine bedava içkiyi yudumlarken keyfinize bakabilirsiniz. Unutmayın ki pavyonda oluşacak duygulardan diğeri de öfkedir. Dayımız, liseden can arkadaşı Serkan’ın attığı kazıkları hatırlayabilir.

-Çanta ile gitmeyin. Pavyonun girişinde işlevsel bir x-ray cihazı ve silah kontrolü yapan detaylı bir güvenlik taraması vardır. İçeriye çanta, poşet gibi eşyaları almazlar. Emanet dolabı dedikleri bir bölmede duran eşyalarınızın kaybolma riski vardır.

Bütün bu telkinlerin üzerine neden pavyona gidilir diyorsanız, tanrının yasakladığı sulu sulu elmaları hatur hutur yiyen Adem Amca’nızı  hatırlatmak isterim. İnsan beşer kuldur şaşar.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

2 Yorumlar

  1. Hocam yazılarınızın hepsini henüz bitirdim ve söylenecek bir şey varsa o da helal olsun demek. Bir laf vardır, “Şu iflas etmiş dünyada en geçerli para birimi; kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır.” diye. Ben bu şehri artısıyla ve eksisiyle çok seviyorum Ömrümün az bir vaktini burada geçirdiğim için yazılarınızdaki çoğu şeyi tecrüde edememiştim ve siz anlatırken hepsini yaşamış gibi oldum. Her şey için çok teşekkürler. Kalın sağlıcakla…

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here