Bugün heykeltıraş Tanzer Arığ ile söyleştik, ben de bunu sizlerle paylaşmak istedim.  1975 yılında Ankara’da doğan Tanzer Arığ çalışmalarına Ankara’da devam ediyor. Bir Varmış Bir Yokmuş konulu sergisini 7 Ocak 2017 tarihine kadar Arte Sanat Galerisi’nde ziyaret edebilirsiniz. (Bkz. http://www.artesanat.org/)

Köşe Kapmaca 40 x 140 x 10 cm     Metal, 2016

“İnsanlar hep aynı gözle bakmamışlardır dünyaya”

Konu sanat olduğunda çoğumuzun eskittiği bir tartışma “sanat ne içindir?” Toplum için midir, ifade aracı mıdır yoksa bir “için” olmak zorunda mıdır? Hepsini bir kenara bırakıp, olmakta olan mıdır? “Sanat bir fikri, düşünceyi, duyguyu aktarımın bir aracı olarak düşünüldüğünde, öncelikli olarak sanatçının kendi yaşantısıyla kurduğu diyalektik ilişki içerisinde etrafına nasıl yaklaştığı ile bağlantılıdır”, diyor Tanzer Arığ. İnsanın dünya üzerindeki gerçeklik algısının sosyal, kültürel, teknolojik, bilimsel vb. alanlardaki gelişmelerle paralel olduğunu söylüyor. Wölffin’in “insanlar hep aynı gözle bakmamışlardır dünyaya” söyleminde de belirttiği üzere, her dönem insanın dünyaya başka bir gözle baktığını, değişen dünyanın değişen gerçeklik algısıyla birlikte ona yönelttiği bakışının da değiştiğini ifade ederken, çalışmalarında da dönemsel olarak farklı biçimsel arayışlar ve sembolik figürler öne çıkardığını belirtiyor.

Sanatçı, çalışmalarını yaşadığı olaylardan, çevresinden ve benzeri birçok argümandan faydalanarak gerçekleştiriyor ve bireysel bir ifadenin aracı olarak ele aldığını söylüyor.

Ne Görüyorsan O 120 x 50 x 30 cm  Metal, 2015

 

Yurt içi ve yurt dışında kamusal alanlarda yer alan çalışmaları bulunuyor.

Eğik Sütun 600 x 150 x 150 cm, Metal/2015
  • Ulucanlar Cezaevi Müzesi önünde, 2008 yılında gerçekleştirdiği “Yolculuk” isimli çalışma,
  • Ankara Üniversitesi Cebeci kampüsünde yer alan “Bavullarım” isimli çalışma,
  • Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsünde yer alan “yolcu”,
  • Bolu’da gerçekleştirdiği “Sütun”,
  • Çek Cumhuriyetinde gerçekleştirdiği “Evler” adlı çalışması ise 2011 yılına ait Hradec Kralove Meydanında bulunuyor. Bunun gibi birçok eseri kamusal alanlarda sergilenmekte.

Sanatçı, bu çalışmalar bulundukları şehrin kültürel belleğine katkı sağlaması açısından kendisi için olduğu kadar kent ve yaşayanları için de önemli olduğunu da belirtiyor.

Evler, 2011

Gaston Bachelard’ın da belirttiği gibi ev “hem beden, hem de ruhtur”

Tanzer Arığ, Bir varmış bir yokmuş sergisiyle ilgili,

“Bir varmış bir yokmuş” aslında benim geçmişim ve bugün üzerinden kurduğum bağın bir göstergesi. Serginin çıkış noktası yakın zamanda art arda kaybettiğim annem ve babamla birlikte gelişmeye başladı; bellek, düş, anılar gibi farklı kavramların ele alındığı sergide bunların korunduğu saklandığı yer olan “ev” üzerinden bir anlatım hedeflendi. Gaston Bachelard’ın da belirttiği gibi ev “hem beden, hem de ruhtur”. Geçmiş ve bugün arasında kurduğu bağ ile içerisinde yaşamın sürdürüldüğü bir örtü olmanın ötesinde, belleğe uzanan, neyin gerçek olup olmadığını sorgulamamıza neden olan metafiziksel bir yapı olarak “ev” serginin temelini oluşturdu.” diyor.

Bir Varmış / Bir Varmış / Bir Yokmuş  40 x 70 x 10 cm   Serigrafi baskı, metal, 2016

“Hepsi çocukluğumun birer tanığı, geçmişin bir ifadesinden çok bizatihi kendisi.”

Serginin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirten sanatçı kimi çalışmalarla diğerlerinden farklı bir bağ kurulabildiğini söylüyor. “Bir varmış bir yokmuş” sergisinden “Biz” adlı çalışmasıyla daha farklı bir bağ kurmuş. Bu çalışmadaki oyuncaklar çocukken oynadığı oyuncaklarmış ve onları geçmişinin birer tanığı hatta geçmişin kendisi olarak tanımlıyor.

Biz  44 x 44 x 4 cm   Karışık Teknik, 2016

“Annem ve Ben”

İlk defa bir sergisinde eski fotoğraflardan yararlanan Tanzer Arığ “Annem ve Ben”, “Duvar Resmi” gibi fotoğraflı çalışmalarını birer belge, geçmişin dondurulmuş anları olarak görüyor ve bu anlarını çalışmalarıyla kalıcı kılmayı amaçlamış.

Annem ve Ben 44 x 44 x 4 cm Karışık Teknik, 2016

Kent estetiği söz konusu olduğunda heykel ve anıtların etkisi elbette yadsınamaz. Ankara’da doğup büyüyen ve yaşantısını bu kentte sürdüren sanatçıya kent estetiği için heykel sanatının etkisini sorduğumda ise bana Atatürk ve Cumhuriyet anıtları ile heykelin, kent estetiği ve toplumla buluşmaya başladığını söyleyerek devam etti.

“Ankara’da Cumhuriyetin ilk yılları ile birlikte heykel, kent estetiği ve toplumla buluşmaya başladı diyebiliriz. Bu buluşma daha çok anıtlar bağlamında gerçekleşirken Atatürk ve Cumhuriyet anıtları bunda önemli bir yer tutuyor, yakın zamana kadar da heykel dediğimizde toplumda daha çok bunlar akla geliyordu ancak bu algı yavaş yavaş da olsa kırılmaya başladı, artık daha farklı çalışmalarla da karşılaşmak mümkün, tabi bundan kastım kesinlikle fincan, robot, kedi vs gibi “şeyler” değil, çağın dinamiklerine uygun yapılmış çalışmalar. “

Ankara için ne yapmalı?

Ankara estetiği için görüşü ise bolca zamanın ve iyi bir planlamanın gerektiği yönünde.

“Bütün bunlara rağmen doğup, büyüdüğüm ve yaşantımı sürdürdüğüm kent olarak Ankara belleğimin, hatıralarımın mekânıdır. “ diyor.

Ankara kent estetiği açısından bakılırsa Avrupa’daki birçok başkente göre sınıfta kalmış durumda desek yanlış bir söylemde bulunmuş olmayız, özellikle etrafını estetik açıdan daha duyarlı şekilde gözlemleyen biri olarak çarpık yapılaşma, kimliksiz binalar, estetikten uzak sokaklar, parklar ve kent imgesini oluşturan daha birçok ögenin zevksizliği beni de birçok insan gibi rahatsız etmekte. Peki, biz bunu nasıl değiştirebiliriz? diye kendime sorduğumda önümüzde uzun bir süreç olduğu gerçeğini ortaya koyuyor, bir kent ve onun kimliğini oluşturmak öyle birkaç yılda olacak bir şey değil malumunuz. Öncelikle iyi bir planlama gerektiriyor, mesela bir meydanımız yok aslında. Adı var kendisi yok; mesela Kızılay Meydanı bir meydan değil aslında çünkü yaya öncelikli değil araç öncelikli bir yer. Ulus Meydanı, Tandoğan Meydanı da aynı şekilde. Halbuki meydan dediğimiz kavram “geniş alan” anlamına geliyor, Ankara’da böyle bir alandan bahsetmemiz pek de mümkün değil. Örneğin bir başka sorun da şehir merkezi başta olmak üzere gelişigüzel yerleştirilmiş reklam panoları, tabelalar… O kadar şuursuzca yerleştiriliyorlar ki görüntü kirliliğinden başka bir şeye yaramıyorlar. Mesela Atatürk Bulvarına çıkıp kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda üzerinize düşecek gibi duran eskimiş, estetikten uzak, zevksiz, kaba tabelaları görüyorsunuz, şehrin aydınlatmaları zevksiz ve özensiz, kaldırımları keza öyle, işte bütün bu ve benzeri şeyleri değiştirmeden, düzeltmeden bir kent estetiğinden bahsetmek pek de olası görülmüyor. Bütün bunlara rağmen doğup, büyüdüğüm ve yaşantımı sürdürdüğüm kent olarak Ankara belleğimin, hatıralarımın mekânıdır.

Tanzer Arığ’a teşekkürlerimle,

Kaynakça

http://tanzerarig.blogspot.com.tr/

Yazar: Ezgi Çimen


<Bu yazı lavarla.com için hazırlanmıştır, tüm hakları Lavarla’ya aittir.>

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here