<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seren Erciyas</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/seren/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/seren/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 08:16:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Seren Erciyas</title>
	<link>https://lavarla.com/author/seren/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eski Türkiye özlemimi dindirdiğim yer: Trakya yazlıkları</title>
		<link>https://lavarla.com/eski-turkiye-ozlemini-dindirdigim-yer-trakya-yazliklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 17:05:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Keşan]]></category>
		<category><![CDATA[Yayla sahili]]></category>
		<category><![CDATA[yazlıkçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140190</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bizim evde yere düşen bir lastik toka, o an kaldırılıp yerine konmazsa günlerce orada bekleyebilir. Yanından geçeriz, üstünden atlarız, hatta ortalığı toplarken süpürmeye üşendiysek orada kalmaya devam da edebilir. Bu, bir süre ihtiyacımız olmayacak herhangi bir minik obje için de geçerli. Kalem pil, broşür, plastik kelepçe, kapıdan girince antreye bırakıverilmiş bir torba… Hepsi aynı anda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/eski-turkiye-ozlemini-dindirdigim-yer-trakya-yazliklari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Eski Türkiye özlemimi dindirdiğim yer: Trakya yazlıkları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim evde yere düşen bir lastik toka, o an kaldırılıp yerine konmazsa günlerce orada bekleyebilir. Yanından geçeriz, üstünden atlarız, hatta ortalığı toplarken süpürmeye üşendiysek orada kalmaya devam da edebilir. Bu, bir süre ihtiyacımız olmayacak herhangi bir minik obje için de geçerli. Kalem pil, broşür, plastik kelepçe, kapıdan girince antreye bırakıverilmiş bir torba… Hepsi aynı anda evin bir yerine dağılmamışsa, görünmezler. Nerede kaldılarsa yerleri de orası olur bir süre, zihnimiz varlıklarını reddeder.</p>
<p>Bugünlerde küçük mutluluklarımızı da yere düşen nesnelere benzetiyorum, sanki artık onlar da daha görünmezler. Yanlarından geçiyor, üstünden atlıyoruz; odanın ortasına bir fil oturmuyorsa, fark etme mekanizmamızı harekete geçirmiyoruz. Küçük mutluluklar art arda sıralanmıyor, üst üste yığılıp büyümüyorsa görünmezler; üstümüze çöken karanlığı aydınlatmalarına izin vermiyoruz.</p>
<p>Küçük mutlulukları gözüm görmemeye başladığında, ağır bir sis gibi çöken onca efkara karşın anda kalmayı bilen, gündelik yaşamı bir kriz haline çevirmeyen ve her küçük mutluluğu heybesindeki en güzel yere koyan Trakya insanına sığındığım çok oluyor. Çünkü Trakya bence hala eski Türkiye’den izler taşıyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140195 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7.jpg" alt="" width="820" height="520" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7.jpg 820w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7-300x190.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/01/Adsiz-tasarim-7-768x487.jpg 768w" sizes="(max-width: 820px) 100vw, 820px" /></p>
<h2>90’ların kitsch dünyası</h2>
<p>Çocukluğumda çok özendiğim yazlık ritüelini tatmak bana 30’lu yaşlarımda nasip oldu. 2019’dan bu yana neredeyse her ay, bazen iki hafta sonu üst üste Keşan’nın Yayla sahilindeki yazlığımıza kaçıyor, burada küçük mutlulukların ve anın tadını çıkıyoruz. Yazları buz gibi Saros suyunda serinliyor, ayçiçek tarlalarını izliyor, leyleklerin yolunu gözlüyor, bol bol manzaraya çıkıyoruz. Kışa doğru yazlıklar boşalıyor, ortalık bize kalıyor ve bu defa sobamızı kurup odun bulmak için ormanda yıkılmış ağaçların peşine düşüyoruz.</p>
<p>Enteresan bir ülke bu Trakya. Hayatı koyvermiş herkesin ve her şeyin mekanı gibi. Burası, yaşamın küçük zevkleri ve mutlulukları için eşyanın feda edildiği bir coğrafya. Yeniçiftlik’ten Erikli’ye hatta Enez’e, yazlık kasabalar sanki 90’larda kalmış. Ferforjeler paslı, yollar çukurlu, bahçeler alçıdan melek figürleriyle dolu, şemsiyeler Algida’dan, limanların hakimi balıkçı tekneleri… Neyin nasıl göründüğü kimsenin pek umrunda değil. Tadilatlar aralıklı ve zaten yazlık evler birer eski eşya deposu. Pek popüler tatil beldelerinden yorularak dönenlerin ve &#8220;tatilin adını yorgunluk koymuşlar&#8221; kılıfına bürünenlerin aksine buradakilerin önceliği rahatlık, biraz huzur ve dinlenmek. Emekliler sabah denizinde, gençler ve çocuklular ise öğlen denizini akşam üzeri rüzgarına bağlıyor. Uzun gecelerin habercisiyse, yetişkinlerin oynadığı okey taşlarının şakşakası ve gençlerin heyecanla süslenip sahile koştuğu yaz aşkları.</p>
<p>Bundan 10 yıl önce bu kitsch dünya, bugünkü kadar cazibeli değildi. Bakımsız sahil kasabalarının hor görüldüğü o uzun yıllarda yazlıklar anne-babalara terk edildi, tatiller Ege ve Akdeniz’deki otellerde yapıldı. Ekonomik darboğazla birlikte son birkaç yıldır ise yazlıklar daha kalabalık, yaş ortalaması giderek gençleşiyor. Ben de birkaç yıldır, kaybolan orta sınıfın izlerini burada sürmenin yarattığı özlemle karışık bir coşku hissediyorum.</p>
<h2>Onlar artık emekli</h2>
<p>Y kuşağının ucundan tattığı, z kuşağının öncekilerden dinlediği o güzel yılları yaşayan kuşak artık emekli ve karı-koca çalışarak ev ile arabalarının ardından rahatça alabildikleri yazlıklarının tadını çıkarıyorlar. Geçen yaz, yan komşumuz Ayşe Teyze’nin söyledikleri hala çınlıyor kulaklarımda:</p>
<p>“Yavrum bu ülkenin en güzel zamanlarını biz yaşadık, gezdik, yedik, içtik, eğlendik.”</p>
<p>Ne kadar haklısın Ayşe Teyze. Biz cep telefonumuzu dahi kredi çekip alabilirken ne iyi ettiniz de bize yazlık bıraktınız. Varlığınız da aynı derecede kıymetli zira siz olmasanız belki yeni nesil, bir zamanlar bu ülkede küçük mutlulukların gücünü, gündelik rutinlerden devşirilen neşeyi bilmeyecekti. En azından bunun, bir zamanlar mümkün olduğunu birinci ağızdan duyuyor, belki o günlere tanık olmasalar da neşenin bir gün geri döneceğine umut besleyebiliyorlar. Bizler ise sadece seninki gibi bir emekliliğin hayalini kuruyoruz artık, o da senin varlığın sayesinde. Senin kuşağın bizi terk etmeden küçük mutluluklarımızın değerini teslim edebileceğimiz günlere kavuşmamız lazım yoksa geriye bir hayal ya da hikayeden başka bir şey kalmayacak.</p>
<h2>Küslüğü de eski Türkiye’de bıraktık</h2>
<p>Trakya’da gündüz balkondan balkona yapılan dedikodusu bol sohbetler, olmazsa olmaz birer öğün gibi. Yazlık kasaba sakinleri, <em>Bizimkiler</em> dizisindeki apartman komşularının mirasını yaşatıyorlar. Çaylar demleniyor, kızartmalar yapılıyor, kekler fırına sürülüyor; güneşin dönüp balkonları terk ettiği saatlerde dedikodu faslı başlıyor. Dedikodu grupları değişken. Her yaz birileri, birilerine küs.</p>
<p>“Komşum bahçemden izinsiz şeftali koparırken bir diğeri uyarmış, küsmüşler.”<br />
“O kadar rica ettim giderken, şu bahçeye bir su tutmak çok mu zordu?”</p>
<p>Dört duvar arasından dışarı sızmasın diye kapıların sıkı sıkı kapatıldığı evlerdeki şehir yalnızlığının aksine burada tüm kapılar hep açık ve kilitsiz. Uzun geçmişe dayalı komşuluklar torunlara miras bırakılmış. İletişim zaruri. Yazlıkçılar bir küser bir barışırken şehirler barışmaktan habersiz, küslükler henüz demini bulmadan yol ayrımlarına dönüşüyor. Yazlıkçılıkta küslükler kulaktan kulağa yayılır, fısıltılar sahil sohbetlerine sızarken anlaşılan bir şey var: Küsmek, bir ayrılık değil bir iletişim biçimi ve biz bunu da unuttuk.</p>
<p>Üniversitede birinci sınıfa başladığım ilk hafta, İngilizce 101 dersinde “iyi ki yanıma oturmuş” dediğim biri var. Dostluğumuzun 15. yılını dolduruyoruz ve geçenlerde yazışırken, o yıllarda ettiğimiz kavgalar için şükranlarımızı sunduk. Sebepler hep sudandı ama gençlikten sanıyorum, yangına körükle giderdik. Fakat dönüp kendi yolumuza gitmek, dostluğumuzu bitirmek aklımıza bile gelmezdi. Hatta iki takıntılı sosyal bilimci olarak küçücük sorunun her bir zerresine büyüteç tutar, dibini eşeleyip köküne kadar iner, iyice idrak etmeden rahatlamazdık. Şimdi, o kavgalardan farkında bile olmadan aldığımız güçle birbirimizle çekinmeden dalga geçebiliyoruz, absürt şakalar yapabiliyor, duyar dünyasına birbirimizi kurban vermiyoruz. Artık pek küsmüyoruz da gerçi ama olası bir küslüğün daha büyük sarılmalara dönüşeceğini biliyoruz. Bunca yalnızlığın ve kırılgan egonun ortasında bu dostluk bir vaha gibi.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://scontent.fist2-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/196556506_4421825184515778_8740145477901990817_n.jpg?_nc_cat=103&amp;ccb=1-7&amp;_nc_sid=833d8c&amp;_nc_ohc=pwCe2fMIi_4Q7kNvwEeD3K0&amp;_nc_oc=AdnC5PWZexyWdhVjQPcIgsbPjx3Mt03mgcQJJbPRpyZLVq11PiNSsBuG1dZI4DP63RPzWUUe306vjbxxFg_S_YTV&amp;_nc_zt=23&amp;_nc_ht=scontent.fist2-1.fna&amp;_nc_gid=_W18I6_FqKqx8JH9273JFg&amp;oh=00_AfqZe1EzlEmlGlVL4trSfVn60JKJlcoT33aOqTS_DHRhMQ&amp;oe=69A0724F" alt="Fotoğraf açıklaması yok." width="552" height="414" /></p>
<h2>Mekanlar ve müzikler</h2>
<p>Trakya’da yazlık yerleri zaman tüneline çeviren iki şey daha var: mekanlar ve müzikler. Bizim yazlık sitenin çay bahçesinde mesela hiç değişmeyen bir 90’lar şarkı listesi çalıyor. Yazın burada kaldığımız günlerin hiçbirinde Aşkın Nur Yengi’yi dinlememe şansımız yok. Sitenin bittiği noktada yıllara savaş açmış Barni Çay Bahçesi, limana tepeden bakan ve salaşlığın kitabını yazan, koca bir tabak ev patatesiyle meyhaneden bozma Güverte Restoran, Kokoreççi Mekdanılts Metin, mevsimlik kurulan oyun parkı, peyzajıyla 90’larda geçen bir diziye rahatlıkla set olabilecek ufak çarşı, çocukluğumuzun dondurmasını ve külahını beş yıl öncenin fiyatıyla aldığımız dondurmacı ve envai çeşit ikinci el bisikleti ve tamir yetenekleriyle bir bisikletçi.</p>
<p><span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none">Plastik masa ve sandalyeler, 30 yıllık hunharca kullanıma karşın kırmızısı direnen çay tabakları, kağıttan masa örtüleri, oradan buradan toplanmış garip nesnelerle dolu duvarlar,</span><span class="a_GcMg font-feature-liga-off font-feature-clig-off font-feature-calt-off text-decoration-none text-strikethrough-none"> oradan buradan fışkıran eski Pepsi logoları ve çirkin tabelaların insana rahatlığı öğütleyen, onu ana doğru iten bir yanı var. Bu mekanların en güzel yanlarından biri de, kadın erkek demeden, rahatsız etmeden ve edilmeden, bunları aklına bile getirmeden istediğin gibi girip çıkmak, oturmak ve vakit geçirmek. Her yer herkesin. Ve veresiye var. Resmen 90&#8217;lar.</span></p>
<h2>Bir güzellemeye düzelti</h2>
<p>Bir parantezi de açmadan gitmek istemedim, bu da bu dönemin laneti. Gözlem ve deneyimlerden ibaret bu yazının amacı nedenlere ve nasıllara inmek değil, bir hissiyatı dile getirmek. Neden ve nasılları kenara koyalım peki hissiyat nasıl tamamen olumlu olabilir diye sorarsanız, bunlar da var:</p>
<p>Türkiye’yi asfalt ağlarla örmesiyle övünen bir iktidarın sırtını çevirdiği bu coğrafyadaki toz toprak ve tek şeritli yollar, para etmeyen ayçiçeğiyle ortada kalmış çiftçiler, çöp kamyonunu haftada birkaç gün lütfeden belediyeler, sürekli gidip gelen elektrik, kışın çöken kömür kokulu kirli hava da 90’lardan miras. Halk plajına çöken mafya, şehirlerden toplanıp bırakılmış aç sokak köpekleri, kendi kendini temizleyebilen körfezi cezalandıran atık su, birkaç yazdır görülen orman yangınları, birileri tarafından imarlı imarsız fark etmeksizin toplanan arsalar ise yeni Türkiye’ye ait.</p>
<hr />
<p>Kapak fotoğrafı: Ceyhun Yıldızoğlu</p>
<p><a href="https://lavarla.com/eski-turkiye-ozlemini-dindirdigim-yer-trakya-yazliklari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Eski Türkiye özlemimi dindirdiğim yer: Trakya yazlıkları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Ceren Can: &#8216;Formlarımı kültürel mirasın şekillendirdiğini düşünüyorum&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/ozgur-ceren-can-formlarimi-kulturel-mirasin-sekillendirdigini-dusunuyorum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 11:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Asi Keçi]]></category>
		<category><![CDATA[Seramik]]></category>
		<category><![CDATA[STRATA: Bellek]]></category>
		<category><![CDATA[Temas]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138905</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Seramik sanatçısı ve sanat tarihçi Özgür Ceren Can, 8. kişisel sergisi STRATA: Bellek, Yüzey, Temas&#8216;ı Fikret Otyam Sanat Merkezi&#8217;nde izleyiciyle buluşturdu. 6 yıllık bir aranın ardından gelen yeni sergi vesilesiyle seramik sanatından Türkiye&#8217;de sanatçı olmaya, Ankara&#8217;dan sanatçının pratiklerine ve çokyönlülüğüne uzanan, çok keyif aldığımız bir sohbet gerçekleştirdik. Özgür Ceren Can ile tanışıklığımız eski. Kendisinin de [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ozgur-ceren-can-formlarimi-kulturel-mirasin-sekillendirdigini-dusunuyorum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Özgür Ceren Can: &#8216;Formlarımı kültürel mirasın şekillendirdiğini düşünüyorum&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seramik sanatçısı ve sanat tarihçi Özgür Ceren Can, 8. kişisel sergisi <em>STRATA: Bellek, Yüzey, Temas</em>&#8216;ı Fikret Otyam Sanat Merkezi&#8217;nde izleyiciyle buluşturdu. 6 yıllık bir aranın ardından gelen yeni sergi vesilesiyle seramik sanatından Türkiye&#8217;de sanatçı olmaya, Ankara&#8217;dan sanatçının pratiklerine ve çokyönlülüğüne uzanan, çok keyif aldığımız bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p>Özgür Ceren Can ile tanışıklığımız eski. Kendisinin de bu söyleşide altını çizdiği &#8220;Ankara&#8217;da dayanışma hali&#8221; vesilesiyle yollarımız kesişti. Fakat ilk nerede ve ne zaman tanıştığımızı, şehrin kültürel üretim pratiklerinin Ceren&#8217;in &#8220;katman&#8221; anlayışıyla uyumlu derecede iç içe olmasının getirdiği sebeplerle hiç hatırlamıyorum. Sanatçı kişiliğinin yanı sıra <em>Lavarla</em>&#8216;da yayımladığımız yazıları, kurucularından olduğu namekan&#8217;ın faaliyetleri, Asi Keçi&#8217;nin kamusal etkinlikleri, HÜTKAM sempozyumu, Rahmi M. Koç Ankara&#8217;nın müdürlüğü bizi bir araya getiren vesileler. Sergi vesilesiyle yaptığımız sohbet de tanışıklığımız gibi, çok katmanlı, çok çağrışımlı ve bolca Ankara içeriyor.</p>
<p><strong>6 yıllık uzun bir aradan sonra yeni bir sergiyle karşımıza çıkıyorsun. Öncelikle en çok merak ettiğim, bu 6 yılda neler yaptığın. </strong></p>
<p>2019 yılında İstanbul’da <em>Hareketler Dökümü</em> adlı sergimi açtım, onu Ankara’ya da taşımak istiyordum. Fakat 2020’de Covid-19 pandemisi patladı, bambaşka bir tempoya geçtim. Müze yöneticiliği görevim de 2020’de başladı ve o hengamenin içinde yeniden Ankara’da bir sergi açmaya odaklanmadım. Doktora da devam ediyordu bu sırada. Pandemi geçtikten sonra sergi fikrinden koptum biraz ama seramikten kopmadım.</p>
<p>O dönemde, daha deneysel sır altı parçalar üretiyordum. Bunların bir kısmı bu sergide de görülebilir. 2021’de özellikle birtakım deneysel çalışmalar yapmıştım. Çini ve seramik boyalarını kullanma biçimleri, çini ya da seramik bünye arasındaki farklar üzerine çalışmıştım. Fakat uzun uzadıya çalışacak bir durumum olmadığı için istediğim kadar deneme yapıp istediğim sonuçları elde ettiğimi söylemem. Dolayısıyla onlar anlamlı bir bütünlüğe giden bir çalışma serisine dönüşmedi. Bir hikayesi de yoktu.  <em>STRATA</em> ile birlikte yeni sır altı seramikler ürettim bu sene. Ondan önce sergi gezerek, dünyada neler yapılıyor, başka seramik sanatçıları neler yapıyor bunlara bakarak bağlantımı koparmadığım bir süreçti.</p>
<p><strong>Deneysel dönemin meyvesi bu sene yaptıkların ama başka neler keşfettin bu dönemde?</strong></p>
<p>Keçeyi de aynı dönemde keşfettim malzeme olarak. Rahmi M. Koç Müzesi’nde yöneticiyken Oğuz Hoca’nın atölyesi oradaydı, onlara bir sergi yapmıştık <em>Saklı Dokular </em>isminde. O dönem atölyesine sık gidip geldim, nasıl ürettiğine baktım ve çok heves ettim. Hatta Umut Kambak ve Deniz Atlı’yla, keçeyle birlikte hayata geçirebileceğimiz biraz daha performatif bir sanat projesi de hayal etmiştik. Olmadı fakat keçe malzemesinin etrafında döndük, denedik, dokunduk. Aklımda kaldı ve ben bunu yapmak istiyorum dedim. Yaz başında Fikret Otyam Sanat Merkezi’nin yöneticisi Gizem Yurdanur beni tetikleyene kadar ben hep doktorayı bitireceğim, bazı işleri halledeceğim ve sonra bunları yapacağım gibi bir sıralama koymuştum kendime. Bir taraftan notlar alıyordum, yapmak istediklerimle ilgili tasarılarım oluyordu ama harekete geçmiyordum. Keçeler de o deneysel sürecin bir sonucu. Seramiği ise epey biriktirmişim o süreçte, çok hızlı bir şekilde o seriyi çıkarabildim. Çok ciddi bir oluşum süreciymiş aslında.</p>
<p>Ne yapmak istediğin sadece ürettiğin eserle değil nerede yapmak istediğinle de ilgili bence. Benim için mekan hep önemlidir. Fikret Otyam Sanat Merkezi’ndeki sergileri de o süreçte hep takip etmiştim. Salonun ışıkla ilgili olanaklarına mesela çok hakimdim. Ama hiç düşünmemiştim sergi açacağımı. Her şey aşağıdan yavaş yavaş şekillenmiş aslında da adı konmamış.</p>
<figure id="attachment_138911" aria-describedby="caption-attachment-138911" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-138911 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.06-1024x683.jpeg" alt="STRATA: Bellek, Yüzey, Temas sergisinden" width="800" height="534" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.06-1024x683.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.06-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.06-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.06-1536x1025.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.06-2048x1366.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-138911" class="wp-caption-text"><em>STRATA: Bellek, Yüzey, Temas</em> sergisinden. Fotoğraf: Can Mengilibörü</figcaption></figure>
<p><strong>Hayatımızdaki o ateşleyici insanlara bayılıyorum. Her türlü üretim sürecinde onlara ihtiyacımız oluyor.</strong></p>
<p>Evet, resmen varmış. Ben bir başvuru yapmadım sergi için. Gizem “ilk açılış sergisini seninle yapalım” dediğinde de “mümkün değil, yetiştiremem” dedim. Onun desteğiyle, motivasyonuyla oldu. Çok hoş bir şey bu tabii, bu dayanışma hali.</p>
<p><strong>Evet, Ankara’nın da güzel bir özelliği bir yandan. 6 senelik yoğunluğa dönecek olursak, seni çokyönlü ve neşeli kişiliğinle tanıyorum. Bir bakıyorum kalemi çok kuvvetli bir yazarsın, bir bakıyorum işinde çok iyi bir müze müdürü, bir bakıyorum bir oluşum kurmuşsun onu yürütüyorsun. Asi Keçi ile yaptıkların var. Bir yandan da seramik aşkın var tabii, bir sanatçısın. Bir de kızın var. Tüm bunları bir arada nasıl yapıyorsun ve seramik bunca şeyin içinde nerede duruyor? </strong></p>
<p>Seramik aslında en önemli odaklardan biri. “Ne iş yapıyorsun?” dediklerinde seramik sanatçısıyım ve sanat tarihçisiyim diye cevap veriyorum. Diğerleri, buradan beslenen, bu iki uzmanlığımla yaptığım faaliyetler. Sanat yazarlığı, kamusal sanat etkinliklerinin organizasyonu, kültür politikalarına şekil vermekle ilgili sivil toplumda yer almak, akademisyenlik, yani her şey seramik sanatçısı ve sanat tarihçisi olmanın altında benim için.</p>
<p>Aslında beni bu alana çekmenin yolunu da tez danışmanım Pelin Şahin Tekinalp başarmıştı. Seramik panolara bakmak onun fikriydi mesela. O kadar büyük tutkuyla yapıyorum ki sanki hayatım boyunca en önemli amaçlarımdan biri seramik panoları, çağdaş seramik tarihini araştırmakmış gibi duruyor, bunu biliyorum ama bu Pelin Hoca’nın fikriydi. Seramikle, benden önceki sanatçılarla, onların eserleriyle beni buluşturarak sanat tarihinin içine çekmiş oldu.</p>
<p>Pratikte, hayatımın büyük bir kısmını kaplayamıyor. Bu kadar yer tutması da ailemin desteğiyle olan bir şans. Seramik sanatını devam ettirmek için ciddi bir maddi destek gerekiyor. Başlangıç için atölyeyi kurmak, malzemeler, teknik kapasiteyi geliştirmek için gerekli teknolojiler, bunlar için maddi desteğe ihtiyaç var. Bir düzeyde bu benim için vardı ve 8. kişisel sergimi bugün sanatseverlerle paylaşabiliyorum. Ama hiç olmayabilirdi. Benimle birlikte mezun olan arkadaşlarımın tamamının seramik yaptığını söyleyemeyeceğim. Hatta çok az isim için bugün seramik sanatçısı diyebiliriz. Onlar da çok büyük bir mücadeleyle bu kulvarda koşuyorlar. Dolayısıyla, başka türlü ayakta kalman gerektiği, bağımsız sanatçı desteklenmediği, SGK’sı bile olamadığı için hayatını idame ettirmek için başka türlü formüller bulmak gerekiyor.</p>
<p>Benim vazgeçmememin iki neden var. İlki, tutkularının peşinden gitmeyle ilgili inadı, azmi olan birisi olmam; ikincisi de ailemin verdiği destek. Dostlarım, hocalarım da beni desteklediler. Yapmaya devam ettiğiniz sürece birileri de sizi desteklemeye devam ediyor galiba. Böyle bir yerden sanki çokyönlü biriymişim ve seramik de onlardan biri gibi durmakla birlikte aslında ana odağım oydu, hayatın beni getirdiği yer burası oldu diyebiliriz.</p>
<p><strong>Sanatçıya destek konusunda Türkiye’de büyük sıkıntılar var bunu biliyoruz ama öte yandan da seramiğin bu topraklarda çok uzun, binlerce yıla dayanan bir geçmişinin olması, bugün bu alanda desteğin, ilerlemenin az olmasını çok çarpıcı bir hale getiriyor.</strong></p>
<p>Geçmişte Eczacıbaşı Sanat Atölyesi ve Çanakkale Seramik’in sanatçılara üretim koşulları bağlamında verdiği destekler vardı. Saydığım kurumlar birtakım sergileri, etkinlikleri ve yayınları bugün de destekliyorlar ama o platformlar bugün yok. Devlet zaten hiçbir disipline tam anlamıyla destek veriyor diyemeyiz. Sinemacılar da tiyatrocular da aynı şeyden şikayet ediyor. Şikayet diyorum ama bu bir hak talebi aslında. Kimse sızlanmıyor, kimse olması gerekenden fazlasını istemiyor. Bir ülkenin sanatçılarının en basit hak talebi bu. Onların sistem içinde kendilerini konumlandıracakları güvenlikli alanın inşası çok önemli. Bir sistemin içindesin, ne kadar yaratıcı ne kadar azimli olursan ol, o sistem yeterince üretimi destekler nitelikte değilse bir yere kadar ilerleyebilirsin.</p>
<p><strong>Bir yandan, kültür ve sanat insanların hayatındaki öncelikleri arasında o kadar alt sıralara düştü ki alana dair üretim yapanlar da “devam etsin de nasıl ederse etsin” gibi bir bakış açısına evrildiler. Bu da sanatçının ya da kültür üreticisinin işini giderek daha da gönüllü ve tutku temelli bir yere itiyor.</strong></p>
<p>Dünyanın hiçbir yerinde sanatçıların, bu kadar çok gönüllü emeğini asıl işe koyup başka işlerde para kazanmaya çalıştığını zannetmiyorum. Ya desteklenirsin sistem tarafından ya da desteklenmez ve bu maceraya hiç girmezsin. Biz iki arada bir derede… Üniversitede hoca olup çıkınca beşten sonra atölyesine girip çalışan insanlarla dolu bu alan.</p>
<h2>&#8220;Bağımsız sanatçı olmayı fikren çok kutsadığım bir dönemim var&#8221;</h2>
<p><strong>Seramik tutkun nasıl başladı?</strong></p>
<p>Güzel Sanatlar Lisesi’nde resim bölümünde okuyordum ve Alev Ebüzziya ile ilgili bir belgesel izlettirdiler bize. Onun Paris’teki atölyesinden, çalışmalarından, yaşamından, eserlerine ilgi duyan insanlarla ilişkilerinden çok etkilendim. Çarpıldım ve dedim ki ben de bunu yapmak istiyorum. O zaman resim bölümündeyiz ve üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerine gideceğiz, yolumuz öyle. Heykel mi grafik tasarım mı resim mi okuyacağız gibi herkesin kafasında bir soru işareti. Alev Ebüzziya’yı görünce ben de bunu denemeliyim dedim. Önce kazanamadım, ikinci sene Hacettepe Üniversitesi’nde seramik bölümünü kazandım. Çok zevk alarak okudum. Ay lanet olsun seramiğe dediğim bir gün hiç olmadı. Körkütük aşık olduğun kişinin sorunlarını hiç görmezsin ya öyle bir kafadaydım.</p>
<p>Mezun olduğumda ailemin desteğiyle hemen bir seramik fırını alabildim. Daha çok deneme fırsatım oldu. Sonra bunları sergiye dönüştürmekle ilgili bir düşünme ve çalışma biçimim de oldu. Belirli aralıklarla kişisel sergiler açtım.</p>
<p>Sanat da bir kariyer ve kendi piyasası var. Onun içine çok dahil olamadım çünkü Ankara’dan doğru üretmeye devam ettim. Piyasa ilişkileri kurmak konusunda tepkiliydim. Kültür emperyalizmi, sanat piyasası, sanat sosyolojisi okuyordum ve topluma belli kültür formlarını dayatan kültürel güç odaklarına çok kuruluyordum. Güç odağı olan kültür kurumlarına karşı mesafeliydim: mesela İKSV’ye, bakanlığa karşı. Bağımsız sanatçı olmayı fikren çok kutsadığım bir dönemim var. O şekilde ayakta kalmayı denemek istedim. Tanımlı sergi salonlarında sergi açmak için çok çaba harcamayıp daha alternatif mekanlar bulmak istedim. Asi Keçi de bu yönelimden doğdu zaten. Ben kimsenin himayesi altında sanat yapmak istemiyorsam tek başıma nasıl ayakta kalabilirim, diğer bağımsız sanatçılar ve tasarımcılarla dayanışma halinde kalabilirim diye düşündüm. Toplumla birebir etkileşimi olan kamusal alanları kullanabiliriz diye düşünerek Asi Keçi Sanat İnisiyatifi fikrini ortaya attım. Sonra dört arkadaş bir araya gelip kurduk. Çember giderek büyüdü ve farklı disiplinlerle bir arada üretmenin bir atölyesi oldu benim için.</p>
<p>Aslında bilindik bir sanatçı imajıyla seramik yapma hayaline, pratiği çok belirgin bir yaşam tarzına kapılmıştım. Sonra çeşitlenen bambaşka üretken bir deneyime dönüştü benim için.</p>
<figure style="width: 874px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://static.wixstatic.com/media/7172c5_14de7abfdbec43879f1f9dcbc987b13e~mv2.jpg/v1/fill/w_874,h_800,al_c,q_85,enc_auto/7172c5_14de7abfdbec43879f1f9dcbc987b13e~mv2.jpg" alt="Cemal Akyüz - Ankara - Cosmos - 01" width="874" height="800" /><figcaption class="wp-caption-text">Cemal Akyüz, <em>Cosmos</em>. Asi Keçi&#8217;nin &#8220;Persona Non Grata&#8221; etkinliğinden, 2019.</figcaption></figure>
<p><strong>Bu yaklaşımın sana getirileri ve götürüleri neler oldu?</strong></p>
<p>Türkiye’nin sanat merkezi İstanbul, ben de orada tanınan bir sanatçı olmadım, eserlerim koleksiyonlara girmedi. Dolayısıyla birtakım desteklere, fonlara başvurduysam da kabul edilmedim, uluslararası açılımım olmadı. Tabii bunların olamayacağını baştan kabul ederek bu yola girmiştim.</p>
<p><strong>Sağlamasını yapmış oldun bir açıdan.</strong></p>
<p>Evet, ama bana bu yaratıcı paylaşım alanını açacağını da pek düşünmemiştim. Çok farklı disiplinlerden insanla yan yana gelip onları yakın mesafeden tanıma, birlikte bir şeyler yapmaya çalışma işinden çok fazla beceri devşirdim. Olmayanı olduran bir tarafımız oldu, bunun kazandırdığı özgüveni hiçbir şey kazandıramaz. Çok prestijli bir kurumdan ödül alsam evet bu bir özgüven vesilesidir ama şimdiki kadar özgüvenli olamazdım. Şu anda kültürel kaslarım çok kuvvetli, her şeyi herkesle her yerde oldurabilirim gibi hissediyorum.</p>
<p><strong>Bir sanat kurumunun neyi kıstas alarak verdiğini bilmediğin bir ödüldense birçok gerçek insanın tüm samimiyetiyle seni onaylaması nerde durduğunu görmen açısından daha tatmin edici olmalı.</strong></p>
<p>Sadece onaylaması da değil, bazen onaylamaması ama yanında olması. Senin yaptığın işi tartışmaya değer bulması. Hatta bu daha bile zevkli, bir işi ortaya koyup etrafında beş altı kişi konuşmak. Bir adım sonrasında ne yapacağınla ilgili elinde gerçekçi bir rota oluyor.</p>
<h2>&#8220;Bir ‘atölye şehir’ gibi görüyorum Ankara’yı&#8221;</h2>
<p><strong>Bunda Ankara’nın da etkisi büyük. Zaten konuya da öyle başladık, İstanbul-Ankara kıyasıyla. Ankara’daki kolektif üretim, bir araya gelip düşünmek ve üretmek, az imkandan çok daha büyük bir şey çıkarabilmek de besleyen, olgunlaştıran, pişiren süreçler sanki değil mi?</strong></p>
<p>Kesinlikle öyle. Kültür-sanatın başkenti İstanbul ama orayı en çok destekleyen bir “atölye şehir” gibi görüyorum Ankara’yı. Hem sanat eğitimi kurumları hem atölyeleri, stüdyoları ve sahneleriyle. Kültürel karşılaşma olarak Ankara kısırmış da İstanbul çok zenginmiş gibi gözüküyor, doğrudur da İstanbul o potansiyele sahip ama zor bir kent. İnsana vermek konusunda çok cimri. Dolayısıyla buradan oraya gidip çalışan arkadaşlarımdan da biliyorum, orada zenginleşmek, beslenmek çok zor. Ankara bu anlamda çok bereketli bir kent. Ayrıca görünmeyen bazı katmanlar var: Yabancı misyon, Anadolu şehirlerinin Ankara ile ilişkisi, üniversiteler ve kültür kurumları, üniversite gençliğinin kültürel anlamda daha örgütlü olması… Tüm bu katmanların insanı beslemesi çok çekici bir şey. İçinde yaşadığında deneyimleyebileceğin bir şey bu.</p>
<p>Bir diğer çekici kısım da kültür politikalarının burada şekillenmesi. Yaptığınız bir işi bakanlıkla, ona bağlı müzelerle, kültür kurumlarıyla yapma konusunda ısrarcı olmak geleceğin politikalarını şekillendirmek için  etkili bir yöntem. Ayrıca üniversitelerde çeşitli sempozyumları, bilimsel ve sanatsal çalışmaları, kamu kurumlarının işbirlikleri hayata geçirmek yine politika üretmek için önemli fırsatlar&#8230; Ankara bu anlamda odaklanmak, üretmek, çabalamak için çok uygun. Bir defa çok güçlü dayanışma ağları var. Belki İstanbul’da yaşasam bu kadar çok profesörle oturup kahve içemeyebilirdim. Hiyerarşilerin kırıldığı garip bir yer burası.</p>
<p>Sanat gazeteciliği yaptığım dönemde birtakım uluslararası sanat etkinliklerinde aktif rol alan, belki yurtdışında atölyeleri de olan, oradaki galerilerle bağlantıları olan sanatçıların pek çoğunun üretmek için Ankara’ya geldiklerini öğrendim. Ostim’de daha rahat ediyorlar mesela.</p>
<p><strong>Seramik sanatı, buna dair bir şeyler öğrenmeye başladığında büyüleyici geliyor. Seramik deyince insanın aklında mutfak dolabında bir kupa da geldiğinden, işin “sırrı”na vakıf olmak bu sanatı bir anda yükseğe taşıdığı için çok da büyüleyici. Mesela ben ilk kez Avanos’ta seramikle uğraşan bir tanıdığımız bizi atölyeye, Kızılırmak kenarındaki pişirme fırınlarına götürdüğünde anlamıştım seramik ne demek. Sonra, önceki yıl seninle Ertuğrul Güngör ve Faruk Ertekin’in Anna Laudel’deki sergisini gezerken renklerle ilgili anlattıklarınla işin zorluğunu daha iyi kavramıştım. Senin bir etkin de Anafartalar Çarşısı’ndaki seramik panolar ve duvar resimleri için başını çektiğin mücadele olmuştu. Sen seramiğe dair nasıl mitler duyuyorsun?</strong></p>
<p>Seramik deyince dilin bize oynadığı bir oyun var. Seramik, tekniğin adı; dolayısıyla o teknikle üretilmiş nesneler geliyor akla. Kupa geliyor, klozet de gelebilir ayrıca. Sanatı kategorize etmeye alışkınız, o kategorilerden biri olarak seramiği görünce işte o algı bozuluyor. Ben aslında bunun çok doğru olduğunu düşünmüyorum, plastik sanatlar demeyi daha doğru bulurum. Bir malzemeye, tekniğe bağlı olarak form üretmek. Heykele göre biraz daha zanaata yakın. Seramik sanatı dediğimiz şey seramik tekniğiyle üretilen formlar. Form dediğimiz de heykeldir aslında. Ama kendimizi heykeltıraştan ayırmak için seramik sanatçısı diyoruz.,</p>
<p>Seramiğin zanaatla karıştırılmasına sebep olan, birbirine yaklaştıran, sınırları muğlaklaştıran özelliğine meftunum. Zanaat olan seramiği de seviyorum. Çin porselenine, Osmanlı çinisine, Endülüs seramiğine hayranım. Yani seramik deyince neden insanların aklına çağdaş sanat gelmiyor gibi bir derdim yok.</p>
<p>Daha sanatsal üretimin içinde olan kişiler tarafından da yaklaşım benzer. Seramiğin teknik bir iş olması, sonucunun hesaplanması, olası sorunların tahmin edilmesi-çünkü çok kadim bir pratik-sanki içinde deneyselliğe, çağdaş sanatın heyecan duyduğu farklılaşan özgün çalışmalara uygun değilmiş gibi bir yanlış algı var. Sanki seramikle çok özgün bir şey ortaya çıkmazmış gibi. Ama aslında çok modernist işler var, Kuzey Avrupalı sanatçıların örneğin soyut ve ben çağdaş sanatım diye adeta standın üstünden titreşen işleri var. Bunun yanı sıra post-modern yıkıcı yaklaşımlar da var. Türkiye’den örnek vermek istiyorum. Çok da hayranlık duyduğum bir sanatçı, Elif Aydoğdu Ağatekin. Form bütünlüğünü parça parça ettiği, o küçük parçaları yeniden kurguladığı eserleri var. Hem tekniğe hem de modern estetiğe bağımlılığın tamamen yapı söküme uğratıldığını görüyoruz işlerindeBunun olmayacağına dair sanat dünyasında bir mit vardı Onun yavaş yavaş kırıldığını düşünüyorum. Seninle gezdiğimiz, Ertuğrul Güngör ve Faruk Ertekin’in sergisi örneğin. Çini tekniğiyle ürettikleri eserler çok çarpıcı oldu bence Türkiye çağdaş sanat ortamı için. Bir önyargıyı kırdılar.</p>
<figure id="attachment_138913" aria-describedby="caption-attachment-138913" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-138913 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.16.19-scaled-e1761045041275-1024x683.jpeg" alt="" width="800" height="534" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.16.19-scaled-e1761045041275-1024x683.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.16.19-scaled-e1761045041275-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.16.19-scaled-e1761045041275-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.16.19-scaled-e1761045041275-1536x1024.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.16.19-scaled-e1761045041275-2048x1366.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-138913" class="wp-caption-text"><em>STRATA: Bellek, Yüzey, Temas</em> sergisinden. Fotoğraf: Can Mengilibörü</figcaption></figure>
<h2>&#8220;Çoğu modern sanatçının teknikle ilgili bir konuda tıkanıp bir zanaatkara başvurduğu bir evresi vardır.&#8221;</h2>
<p><strong>Zanaat ile sanat arasındaki ince mi kalın mı sana soracağım çizginin de seramiğe yaklaşımda bir etkisi var mı?</strong></p>
<p>O kadar muğlak değil aslında, muğlak olan bizim hissettiklerimiz. Sanatçının ya da zanaatkarın değil de izleyicinin kafasında muğlak bu sınır. Çünkü zanaatkarın ne yaptığı belli. O, var olan estetik kalıbı, mükemmelleştirmeyle ilgili bir çaba ve niyete sahip. Onun estetiği kolektif bellekten aktarılmış bir estetik. Sanatçının da kuşkusuz kolektif bellekle ilgisi var ama o belleğin içinden çıkan bireysel bir belleğin yeni ve özgün bir estetik yarattığını görüyoruz. Bu iki niyet birbirinden tamamen ayrı. Fakat ortaya çıkan eserler zaman zaman birbirine yaklaşabiliyor hem estetik hem politik hem kavramsal olarak. O noktada izleyicinin kafası karışabiliyor ama ne sanatçının ne zanaatkarın baştan yola çıktığı niyet ve yapma biçimi muğlak. Birbirine karışabilir, bir sanatçı bir zanaatkarla işbirliği yapabilir ve buradan bir eser doğabilir. Bunun sanat olup olmadığını eserin, formun tasarımcısı belirliyor aslında. Kim tasarlıyor, o fikri kim ortaya atıyor? Eğer bireysel bellekten ortaya çıkan özgün bir fikrin hayata geçirilmesiyle ilgili bir zanaat pratiğinden destek alınıyorsa bu, sanatçının işi. Ama zanaat bir sanatçıdan tasarım için destek alıyorsa bu zanaatkarın işi. Cam firmaları, seramik firmaları bir sanatçıyla bir seri üretim obje tasarlıyorlar. Bunu Paşabahçe yapıyor mesela. Onlara sanat eseri demiyoruz.</p>
<p>Sanatçılar da zaman zaman çömlekçilerle, dokumacılarla, kuyumcularla çalışabilir. Bu, onların eserini zanaat haline getirmez. Cam böyle bir şeydir mesela, ustaya ihtiyacınız vardır, ben yaptım oldu diye bir şey yoktur. Siz formu tasarlarsınız ama onu hayata geçirmek için cam ustasına ihtiyaç vardır. Zanaatın teknik becerilerini kendinde birleştiren sanatçı da var ama orada bir sanat-zanaat işbirliği olur. Füreya Koral’ın Göksu’daki çömlekçi atölyesiyle Picasso’nın Madoura’daki çömelekçi atölyesiyle çalıştığını biliriz.  Çoğu modernsanatçının teknikle ilgili bir konuda tıkanıp bir zanaatkara başvurduğu bir evresi vardır.</p>
<p><strong>Bu sergide bu ikisi arasındaki sınırları da bulanıklaştırdığını görüyoruz, biraz açabilir misin?</strong></p>
<p>Kültürel miras çalışıyorum akademik olarak. Çok uzun yıllardır seramik yapıyorum. Cam da yaptım İstanbul’da Ekrem Özen’in atölyesinde. Orası da bir dekoratif cam atölyesiydi. Keçe sanatçısı Oğuz Koç’un kişisel sergileri olmakla birlikte zanaat pratiğini sürdüren, bir atölye. <em>Hareketler Dökümü</em> sergisinde, bu serginin de bir parçası olan çini eserleri Melike Didar ile yapmıştım. Yine son serideki bazı işleri Kaşiger Seramik Atölyesi desteğiyle yaptım. Dolayısıyla sanatsal üretim süreci farklı farklı insanları ve uzmanlıkları bir araya getiriyor. Tuval karşısında resim yapmaya benzeyen bir şey değil benim yaptığım. Atölyeye kapanmak, malzeme, sanatçı, tuval, inziva hali ve tek başına ortaya çıkardığın bir eser… Bu dizge sanat tarihinde “başyapıt ortaya koyan deha sanatçı” karakterinin yaratma hikayesi.. Ben o kişi zaten değilim, yapmak istediğim de o değil. Birtakım estetikleri, çoklu estetikleri birlikte dayanıştığım zanaatkar, tasarımcı ve sanatçılarla ortaya çıkarmaktan müthiş keyif alıyorum. Elbette bu benim kişisel sergim olduğu için özgün fikirler benden çıktı ama yolda başka müdahalelerle değiştiği oldu. Buna izin verdim.</p>
<p>Çok hayranı olduğum, çok sevdiğim seramik sanatçısı Burçak Bingöl’den duyduğum bir söz var. “Bıktım bizim başyapıt komplekslerimizden” demişti bir gün bana. Ve gerçekten zihnimde bir perspektif açıldı. Başyapıt kompleksi lafı müthiş bir özgürleşme yarattı bende. O gün bugündür, Burçak’ın bundan haberi olmayabilir ama kafama göre yaşıyorum. Kimsenin ne düşündüğünü zerre önemsemeden, beni ne heyecanlandırıyorsa, benimle kim bir şey üretmeye hevesliyse hepsine açık olarak.</p>
<p><strong>Bu çok büyük bir özgürlük. Senin bunu başarman da çok önemli. Hakikaten bu çok sağlam bir put ve devirmek çok zor. Ben henüz başaramadım.</strong></p>
<p>Tek başına mı devrilmiyor acaba?</p>
<p><strong>Evet yine oraya geliyoruz, birliktelikler çok değerli. Peki sergiye dönecek olursak, “strata” katman demek. Bellek, yüzey, temas; geçmiş, bugün, gelecek gibiler. Bellek içinde saklı olan, yüzey dışarı bakan ve temas da beklenen gibi. </strong></p>
<p>Herkes için değişebilir bu. Bellek dediğimizin içinde hepsi var bence. Seramik çok kadim bir pratik ama bugün yaptıklarımız, gelecekle ilgili öngörülerimiz, stratejilerimiz de belleğin içinde. Bellek zamansız. Geçmişe doğru biraz fazla çekiliyor kabul ediyorum ama orada takılıp kalmış bir şey değil bellek. Geleceğe yönelik tasavvurları da içinde barındırıyor. Yüzey ile hep görüngüler dünyasını algılıyorum. Bellekte ne varsa onun yansıdığı şey yüzey. Yüzeye yansımadıkça belleği zihnimizde netleştiremiyoruz.</p>
<p>Temas ise malzemeyle olan ilişkime atıf veriyor. Malzemeyle temas eden, duyuları harekete geçiren, temaslara açık olan bir forma dönüşmesi. Bu sergide herkesten teması duydum. Yumuşacık bir yün var, sert seramik yüzey, camsılaşmış sır, metal çiviler, kırılgan cam var. Malzemenin temas hissi, insanları farklı açılardan tetikledi ve algılarını dönüştürdü diye düşünüyorum. Sergideki malzeme ve teknik farklılıklar nedeniyle oluşan dinamizm, aynı estetiği farklı malzeme, form ve ölçeklerde görmek, hayata bakışımızı da çok çeşitlendirecek bir şey diye düşünüyorum. Yaşam da böyle. Benzer bir motifoluyor onun farklı ölçeklerdeki versiyonlarını etrafımızda görüyoruz. Zaman zaman görsel, zaman zaman dokunsal veya işitsel. Hayatın, yaşamın, estetiğin, mirasın, her şeyin katmanlar halinde olduğunu ve birbiriyle bütünleşik olduğunu hissettirmeye çalışan bir sergi.</p>
<p><strong>Katman deyince gözümüzün önüne kat kat, üst üste olan gelir ve sadece bitişik katmanlar arasında bir fiziksel temas vardır. Sen onları iç içe geçiriyorsun sergide.</strong></p>
<p>Benim katmanlara bakışım onları soyarak değil de en tepeden aşağı sondaj gibi inmek ve hepsine temas etmek gibi. Ve bunu yapınca yaklaşım da daha derine gidiyor. Ama öbür türlü, yine yüzeyde kalıyorsun. Derine inmek için katman algının farklı olması, daha cesur olman ve temas etmeyle ilgili becerin olması lazım. Bu, duygular için de beceriler için de tasavvurlar için de böyle. Bu kadar becerikliyim anlamına gelmesin, yaşarken bunu her zaman hayata geçiremeyebiliyoruz. Ama sanatla uğraşmak zaten olmak istediğin düşlediğin tutkuyla, arzuladığın özlemlerin olduğu konuyu dile getirmek ya, ben de bu olabilir mi diye soruyorum aslında.</p>
<p><strong>Tabii malzemeyle uğraşırken daha cesur olabiliyorsun. Malzemenin sana verdiği tepkiyle hayatta herhangi bir insanın olayın ya da durumun sana verdiği tepki aynı olmuyor. </strong></p>
<p>Kesinlikle. Tabii ki atölye sürecinde kontrol sende. Tanrısallık oyunu var orada. Ama hayatta malzemenin ta kendisisin.</p>
<h2>&#8220;Hem kendimden önce bu topraklarda üretmiş seramik sanatçılarıyla duygusal bağım var&#8221;</h2>
<p><strong>Tanrısallıktan da bahsetmişken, kadim bir pratiğin taşıyıcısı olma hissiyatın var mı?</strong></p>
<p>Hem kendimden önce bu topraklarda üretmiş seramik sanatçılarıyla duygusal bağım var. Bir devamı, bir sürgünü, bir filiziymiş gibi hissediyorum. Onun dışında Hititlerin yaptığı seramikle de bağım var, Osmanlı ya da Selçuklu seramiğiyle de. Kendimi kesinlikle oralara kök salmış biri olarak görüyorum. Neolitik Çağ’da Anadolu’da üretilmiş, üzerinde spiral form olan seramikle benim üzerine bugün piktogramları kullanarak yarattığım motifi koyduğum seramiğin arasında müthiş bir benzerlik olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Genelde herkes güncel koşullara odaklanıyor sanatçıları değerlendirirken, bu koşullarda sanat yapmaya devam etmek evet önemli ama geçmişten günümüze devam eden bir geleneğin parçası olarak da biz varız. Sadece güncel koşullara bağlı, o politik etkilerden ibaret değil sanatsal üretim. Dolayısıyla uzun bir kervan gibi düşünürsek, bu kervanda benim de bir yerim var.</p>
<figure id="attachment_138915" aria-describedby="caption-attachment-138915" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-138915 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.19-1024x683.jpeg" alt="" width="800" height="534" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.19-1024x683.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.19-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.19-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.19-1536x1025.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-21-at-11.15.19-2048x1366.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-138915" class="wp-caption-text"><em>STRATA: Bellek, Yüzey, Temas</em> sergisinden. Fotoğraf: Can Mengilibörü</figcaption></figure>
<p><strong>Formlarının üzerine konuşmak isterim. Bir defa renkler çok etkileyici. Öte yandan hep dairesel formlar görüyoruz. Dikdörtgen varsa mesela tam köşeli değil. </strong></p>
<p>Aslında malzemelere bağlı olarak daha organik formlara meyilim var. Toprak, cam, camın ateşle buluşması ve formunu kazanması… Füzyon cam tekniğiyle yaptığım işler. Sert katmanları üst üste koyup fırınlıyorsun ve onlar eriyerek birleşiyor. Keçe deseniz öyle, katman katman yünleri seriyorsun ve bir araya geliyor. Malzemenin kendi organik hareketi var orada. Seramik zaten öyle, suyla çamurun bir araya gelmesiyle oluşan plastik hamur, kil, onun üzerine topraktan oluşturulmuş boyayı sürüyorsun, sonra o ateşle bir araya geldiğinde o camsılaşmayı sağlıyor. Dolayısıyla malzemenin kendisinin köşeli keskin bir tarafı yok. Daha çok yayılan, birbirini saran, iç içe geçen bir doğası var. Onun üstüne koyduğum formlarda da beni öyle tercihler yapmaya malzeme itiyor bence. Sonuçta bu bir estetik arayış ve bu arayışta geçirgen, birleşmeye müsait, daha katılımcı bir estetik arıyorum. Onu yolu da çok keskin hatta olmamaktan geçiyor.</p>
<p>Geleneksel seramikteki yüzeyi değerlendirme mantığı da birbiriyle birleşen, birleşimden doğan dizilimin başka dizilimlerle yan yana gelmesinden doğan ahenk bir miras olarak belleğimde yer edinmiş bir şey. Sanatçı ne kadar bireysel belleğiyle eserini ortaya koyuyor desek de o kolektif belleğin bir parçası ve Hititlerden hatta Çatalhöyük’ten itibaren dairesel formlar, hareket halindeki formların etkisi olduğunu düşünüyorum çalışmalarımda. <em>Hareketler Dökümü</em>’nde piktogramları kullanmıştım, o sırada da mesela ilgim hep dairesel olana gitmişti. Formlarımı kültürel mirasın şekillendirdiğini düşünüyorum.</p>
<p>Renk seçimimde ise daha modernist akademik eğitimin etkisi var. Her zaman bir disiplinim var. Kafamda bazı renklerin bir araya gelmesiyle ilgili modern sanat eğitimin verdiği bilgiler var, o bilgilerin ışığında bazı renkleri yan yana getirerek istediğim etkileri alıyorum. 2025’te çalıştığım seride biraz enerjik, daha umutlu ve pozitif duygular uyandırmasını istedim.</p>
<hr />
<p><em>STRATA: Bellek, Yüzey, Temas</em> sergisi 9 Kasım&#8217;a kadar Fikret Otyam Sanat Merkezi&#8217;nde izlenebilir.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ozgur-ceren-can-formlarimi-kulturel-mirasin-sekillendirdigini-dusunuyorum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Özgür Ceren Can: &#8216;Formlarımı kültürel mirasın şekillendirdiğini düşünüyorum&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soluksuz bir sanat sezonu başlıyor: Eylül sergi ve sanat etkinlikleri</title>
		<link>https://lavarla.com/soluksuz-bir-sanat-sezonu-basliyor-eylul-sergi-ve-sanat-etkinlikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 15:41:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Eylül 2025]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bienali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138203</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Okullar açılıyor, tatiller yapıldı, deniz-kum-güneş mevsimi yerini yeni sezona bıraktı. 18. İstanbul Bienali&#8217;nin de rüzgarıyla eylül ayında sergi ve sanat etkinliklerine doyuyoruz. Bienal zamanı İstanbul, Türkiye ve dünyanın farklı şehirlerden sanatseverleri ağırlıyor; sanat galerileri ve müzeler bienalle eş zamanlı programlar yürütüyor. Mekanlar çeşitleniyor, sanat tüm şehre yayılıyor. Dolu dolu geçecek eylül ayını güzelleştirecek sergilerden mini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/soluksuz-bir-sanat-sezonu-basliyor-eylul-sergi-ve-sanat-etkinlikleri/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Soluksuz bir sanat sezonu başlıyor: Eylül sergi ve sanat etkinlikleri&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okullar açılıyor, tatiller yapıldı, deniz-kum-güneş mevsimi yerini yeni sezona bıraktı. 18. İstanbul Bienali&#8217;nin de rüzgarıyla eylül ayında sergi ve sanat etkinliklerine doyuyoruz. Bienal zamanı İstanbul, Türkiye ve dünyanın farklı şehirlerden sanatseverleri ağırlıyor; sanat galerileri ve müzeler bienalle eş zamanlı programlar yürütüyor. Mekanlar çeşitleniyor, sanat tüm şehre yayılıyor. Dolu dolu geçecek eylül ayını güzelleştirecek sergilerden mini bir seçki, yapacağınız sanat turlarının başlangıcı olsun.</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="fr-draggable aligncenter" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756810224085.jpeg" alt="" width="550" height="2732" /></p>
<h2><strong>Sarkis: Edirnekâri Çerçeveli Beş İkona<br />
</strong><em><strong>Dirimart Dolapdere</strong></em></h2>
<p>Sarkis, yeni kişisel sergisinde 1989 yılında Maçka Sanat Galerisi’nde açtığı <em>Savaş Meleği</em> adlı tek yapıtlık sergiye ve o dönemde suluboyayla gerçekleştirdiği, dokunma eylemiyle vücut bulan ikonalara referans veriyor. Parmak izini bir boya aracı olarak kullandığı kendine özgü tekniğiyle ürettiği eserler, 19. ve 20. yüzyıllara tarihlenen, Anadolu ve Şam kökenli mimari unsurlar taşıyan Edirnekâri çerçevelerden yola çıkıyor. 3 Eylül&#8217;de ziyarete açılacak sergi 12 Ekim&#8217;e kadar görülebilecek.</p>
<p dir="ltr"><img decoding="async" class="fr-draggable aligncenter" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756820153052.jpeg" width="550" /></p>
<h2 dir="ltr"><strong>Erdoğan Zümrütoğlu: </strong><strong>Meçhul Öğrenci Anıtı için Modüller<br />
<em>Surp Yerrortutyun Ermeni Katolik Kilisesi</em></strong></h2>
<p dir="ltr">PİLEVNELİ&#8217;nin Erdoğan Zümrütoğlu ile yeniden yollarını birleştirerek hayata geçirdiği <em>Meçhul Öğrenci Anıtı için Modüller</em>, sanatçının tuval ve heykellerinden oluşuyor. 11 Eylül&#8217;de ziyaretçiyle buluşacak sergi, Ece Ayhan’ın 1970 tarihli &#8220;Meçhul Öğrenci Anıtı&#8221; şiirine hem görsel bir yanıt hem de bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Nitekim sergide yer alan eserler, Ece Ayhan’ın şiirinde sezilen duygusal-politik yoğunlukla bağ kuruyor.</p>
<h2 dir="ltr"><img decoding="async" class="fr-draggable aligncenter" src="https://www.arter.org.tr//Upload/Events/_10145.jpeg" width="550" data-fr-image-pasted="true" /></h2>
<h2 dir="ltr"><strong>Nilbar Güreş: Kadife Bakış<br />
</strong><em><strong>Arter</strong></em></h2>
<p dir="ltr">Küratörlüğünü Emre Baykal&#8217;ın yaptığı ve Nilbar Güreş’in Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi olma özelliği taşıyan <em>Kadife Bakış</em>, 11 Eylül&#8217;de kapılarını açıyor. Sergi, sanatçının insan ile insan olmayan, gerçek ile kurmaca ve temsil ile soyutlama arasındaki sınırları muğlaklaştıran pratiğine odaklanıyor. Güreş’in erken dönem işlerini yeni eserleriyle biraraya getiren sergi; resim, gravür, kolaj, fotoğraf, heykel ve video çalışmalarından oluşan kapsamlı bir seçkiye yer veriyor.</p>
<p dir="ltr"><img decoding="async" class="fr-draggable aligncenter" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756810457131.png" width="550" /></p>
<h2><strong>Åsa Jungnelius: Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize<br />
<em>Pera Müzesi</em></strong></h2>
<p>İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius’un Elif Kamışlı küratörlüğünde 16 Eylül&#8217;de izleyiciyle buluşacak Türkiye’deki ilk kişisel sergisi <em>Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize</em>, malzeme ve insan arasındaki ilişkiyi binlerce yıldır var olan fonksiyonel objeler ve camın sanatsal anlatılardaki yolcuğu üzerinden araştırıyor. Jungnelius’un yakın dönem cam ve mermer heykellerine bir iskele yapısı içerisinde yer veren sergi, İsveçli fotoğrafçı Peo Olsson’un Åsa Jungnelius’un Bitlis, Van ve Kars’taki obsidiyen sahalarında yaptığı araştırmaları belgeleyen fotoğraflarıyla birlikte yer alıyor.</p>
<figure style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="fr-draggable" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756809320913.png" alt="" width="550" height="516" /><figcaption class="wp-caption-text">Gülçin Aksoy’un Seyir Korosu (2002) çalışmasından. Kaynak: Salt</figcaption></figure>
<h2><strong>90&#8217;lardan Beri Halı&#8217;dayız<br />
<em>Salt Beyoğlu</em></strong></h2>
<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’ne bağlı faaliyet gösteren Halı Atölyesi’nin sanat eğitimi yaklaşımına odaklanan <em>90&#8217;lardan Beri Halı&#8217;dayız </em>başlıklı<em> </em>sergi, 19 Eylül&#8217;de Salt Beyoğlu&#8217;nda ziyarete açılacak. 1 Mart 2026&#8217;ya kadar devam edecek sergi, atölyenin kuruluşundan bu yana inşa edilen fiziksel ve kavramsal bağların izini sürüyor ve yolu atölyeden geçmiş sanatçıların ortak üretimleri, kişisel çalışmaları, arşiv malzemeleri ve tanıklıklarından derlenen bir kolaj sunuyor.</p>
<figure style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="fr-draggable" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756809765315.png" alt="" width="550" height="750" /><figcaption class="wp-caption-text">Fotoğraf: Salih Üstündağ</figcaption></figure>
<h2><strong>18. İstanbul Bienali</strong></h2>
<p>Christine Tohmé küratörlüğünde &#8220;Üç Ayaklı Kedi&#8221; başlığıyla düzenlenen 18. İstanbul Bienali&#8217;nin ilk ayağı, 20 Eylül&#8217;de kapılarını açacak.  “Kendini koruma” ve “gelecek olasılıkları” temaları etrafında kurgulanan ilk ayakta, sekiz farklı mekanda, 30’u aşkın ülkeden 50’ye yakın sanatçının eserleri sergilenecek. Açılış haftasında canlı performanslar, film gösterimleri ve DJ setleri içeren bir kamusal program da sunulacak. Bienalin ilk ayağı 23 Kasım&#8217;da sona erecek.</p>
<figure style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="fr-draggable" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756810734719.png" alt="" width="550" height="1080" /><figcaption class="wp-caption-text">Edward Burtynsky, Tuz Gölleri #3, Tuz Gölü’nün Güneydoğusu, Gölyazı, Konya, Türkiye, 2022.</figcaption></figure>
<h2><strong>Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü<br />
<em>Borusan Contemporary</em></strong></h2>
<p>Endüstriyel manzaraları konu alan geniş format fotoğraflarıyla tanınan Kanadalı sanatçı Edward Burtynsky’nin Marcus Schubert küratörlüğündeki kişisel sergisi, sanatçının kırk yılı aşkın kariyerinde uygarlığın büyüme sürecini, doğayı nasıl dönüştürüp şekillendirdiğini ve kimi zaman da telafisi güç izler bırakarak nasıl tahrip ettiğini gözler önüne seriyor. Sergi, 20 Eylül&#8217;de Perili Köşk&#8217;te ziyaretçilerle buluşacak.</p>
<figure style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="fr-draggable" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756819779579.jpeg" alt="" width="550" height="1636" /><figcaption class="wp-caption-text">Kaynak: ArtDog Istanbul</figcaption></figure>
<h2><strong>Contemporary Istanbul<br />
<em>Tersane İstanbul</em></strong></h2>
<p>Uluslararası güncel sanat fuarı Contemporary Istanbul bu yıl 20. yaşını kutluyor. 24-28 Eylül arasında Tersane İstanbul&#8217;da düzenlenen fuar, galerilerin yanı sıra Hamburg’dan UBS Digital Art Museum, Le Castellet’den Sigg Art Foundation, Sharjah&#8217;dan Barjeel Art Foundation&#8217;ı ağırlayacak. &#8220;Focus America&#8221; bölümü, New York’a odaklanarak Amerika’nın dinamik çağdaş sanat ortamını ve kültürlerarası diyaloğa katkılarını ele alacak. CIF Dialogues ise “Dağılan Koordinatlar: İstanbul ve Sanatın Dönüşen Haritası” temasıyla düzenlenecek.</p>
<p dir="ltr"><img decoding="async" class="fr-draggable aligncenter" src="https://images.aposto.com/2025/8/2/1756809487227.jpeg" width="550" /></p>
<h2><strong>Steve McCurry: The Haunted Eye<br />
<em>MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi</em></strong></h2>
<p>Dünyaca ünlü fotoğrafçı Steve McCurry’nin <em>The Haunted Eye</em> adlı sergisinin dünya prömiyeri, 212 Photography Istanbul kapsamında İstanbul’da yapılacak. Bu yıl 8. kez düzenlenecek 212 Photography Istanbul, McCurry’nin özel seçkisini Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında 27 Eylül-30 Kasım arasında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşturacak.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/soluksuz-bir-sanat-sezonu-basliyor-eylul-sergi-ve-sanat-etkinlikleri/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Soluksuz bir sanat sezonu başlıyor: Eylül sergi ve sanat etkinlikleri&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayça Yusufoğlu Köroğlu: &#8216;Ankara&#8217;nın kültürel gücü, kendi toprağında yeşeriyor&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/ayca-yusufoglu-koroglu-ankaranin-kulturel-gucu-kendi-topraginda-yeseriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 13:57:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABB]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Dolmuş Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Roma Tiyatrosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=137855</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bir süredir Ankara&#8217;da bir hareketlilik var. Taze oluşumlar, konuk sanatçılar, yeni mekanlar, etkinlikler&#8230; İstanbul&#8217;un kültür-sanat sahnesinin tam ortasından orayı izliyorum ve bu iki yakalı kalabalık şehrin verdiği heyecanın daha fazlasını duyuyorum. Çünkü çok iyi bildiğim bir şey var: Ankara&#8217;da ne yapılırsa, iyi yapılır. Şehrin entelektüel birikimi, kolektif ruhu ve güzel insanları birleşerek harekete geçtiğinde koca [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ayca-yusufoglu-koroglu-ankaranin-kulturel-gucu-kendi-topraginda-yeseriyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ayça Yusufoğlu Köroğlu: &#8216;Ankara&#8217;nın kültürel gücü, kendi toprağında yeşeriyor&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir Ankara&#8217;da bir hareketlilik var. Taze oluşumlar, konuk sanatçılar, yeni mekanlar, etkinlikler&#8230; İstanbul&#8217;un kültür-sanat sahnesinin tam ortasından orayı izliyorum ve bu iki yakalı kalabalık şehrin verdiği heyecanın daha fazlasını duyuyorum. Çünkü çok iyi bildiğim bir şey var: Ankara&#8217;da ne yapılırsa, iyi yapılır. Şehrin entelektüel birikimi, kolektif ruhu ve güzel insanları birleşerek harekete geçtiğinde koca şehir, küçük bir kasabanın samimi heyecanına bürünür, ortaya bundan çok daha büyük ve nitelikli bir iş çıkar. Bu yeni halin en heyecan verici yanıysa, Ankara&#8217;nın yetiştirdiklerini imkanların kısıtlı olmasından sebep İstanbul&#8217;a kaptırmadığımız bir geleceğin hayalini kurmaya izin vermesi.</p>
<p>Son zamanlardaki bu hareketliliğin katalizörlerinden birisi Ankara Büyükşehir Belediyesi. Ankara Kültür ve Ankara Miras birimlerinin yeni projeleri şehre bir yandan yeni mekanlar kazandırırken öte yandan şehrin yaratıcı damarını yakalamayı da başarıyor. Bu yaratıcılıkla kol kola çalışmayı, gençlerle kolektif işler yapmayı ve kültür-sanata alan açmayı önemsiyor.</p>
<p>Ankara Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin bu yazı unutulmaz kılan projelerini, gelecek planlarını, Esat Hali, Hangarlar ve Roma Tiyatrosu&#8217;nu, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Ayça Yusufoğlu Köroğlu ile konuştuk.</p>
<p><strong>Ankara Büyükşehir Belediyesi bu yaz önemli kültür-sanat etkinlikleriyle öne çıktı. Hangi projeler gerçekleştirildi ve yaz için planlanan başka projeler var mı?</strong></p>
<p>Bu yaz, Ankaralıların kültür, sanat ve müzikle iç içe bir sezon geçirmesi için Ankara Büyükşehir Belediyesi Ankara Kültür çalışmaları kapsamında yoğun bir program hazırladık. &#8220;Dolmuş Sahne&#8221; adını verdiğimiz mobil konser aracı, Ev Ankara işbirliğiyle hayata geçirildi. Başkentimizin dört bir yanındaki parklara, meydanlara, kamusal birçok alana misafir olduk.</p>
<p><em>Yıldız</em> tiyatro oyunu, Ankara’nın farklı parklarında doğa ile iç içe bir ortamda sahnelendi. Açık havada tiyatronun büyüsünü Ankaralılarla buluşturduk.</p>
<p>Şimdilerde, yaz akşamlarını müzikle taçlandıran başka bir projeyle sahadayız: ABB Kent Orkestrası ile Park Konserleri. Temmuz ve eylül aylarında her çarşamba Kent Orkestrası, Ankara’nın farklı parklarında sahne alıyor. Bu konserlerle hem açık hava alanlarını kültürel birer mekana dönüştürüyoruz hem de sanatın tüm kentliler için ücretsiz ve erişilebilir olmasını sağlıyoruz.</p>
<p>Bir diğer önemli etkinliğimiz Yeşilçam Geceleri oldu. Atatürk Orman Çiftliği Doğal Yaşam Parkı’nda kurduğumuz açık hava sinemasında 30 Ağustos tarihine kadar her cumartesi akşamı yıldızların altında bir araya geliyoruz. Elbette sadece bunlarla sınırlı değiliz. Yazın ikinci yarısında da sanatla iç içe olmaya devam edeceğiz. Park konserleri, sergiler ve açık hava etkinlikleriyle programlarımız sürecek. Biz Ankara’yı bir kültür kenti olarak konumlandırmak için çalışıyoruz. Amacımız, başkentte yaşayan her yaştan vatandaşın kültür-sanat etkinliklerine kolayca ulaşabilmesini sağlamak.</p>
<h2><strong>Dolmuş Sahne, bu yazın en sevilen işlerinden biri </strong></h2>
<p><strong>Magirus marka dolmuş, artık Ankara’nın simgelerinden birisi. Dolmuş Sahne, bu simgeyi müzikle bir araya getirdi ve yaz boyu farklı yerlerde karşımıza çıktı. Tepkiler nasıldı? Devam edecek mi?</strong></p>
<p>Dolmuş Sahne bizim için sadece bir sahne değil; geçmişle bugünü buluşturan, nostaljiyi sanatla harmanlayan bir projeydi. Ankara Büyükşehir Belediyesi Ankara Kültür çalışmalarımız kapsamında; Ankara’nın hafızasında önemli bir yeri olan Magirus dolmuşunu, Ev Ankara işbirliğiyle mobil bir sahne haline getirdik. Bu sahneyle iyi müzik yapan Ankaralı genç yeteneklere fırsat vermiş olduk. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın gençlere olan hassasiyetini biliyorsunuz. Gençler, genç sanatçılar bizim kırmızı çizgimiz.</p>
<p>Ankaralılardan gelen tepkiler bizi çok mutlu etti. Özellikle gençlerden çok yoğun bir ilgi gördük. Dolmuş Sahne, bu yazın en sevilen işlerinden biri oldu. Biz bu sahneyi yaşayan bir proje olarak görüyoruz. Her durakta başka bir hikayeye, başka bir ezgiye dönüşüyor. Dolmuş Sahne önümüzdeki süreçte yeni rotalarla yoluna devam edecek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-137861 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1-768x1024.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1-225x300.jpeg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1-1536x2048.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p><strong>Esat, Kızılay ile Tunalı bölgelerine, dolayısıyla şehrin kültür-sanatın kalbinin attığı merkezine yakınlığıyla Ankara’nın en canlı semtlerinden biri. Burada yer alan Esat Hali’nin tadilatı tamamlandı ve burası semtin yeni kültür-sanat merkezi olacak. Hem halin dönüşüm hikayesini hem de Ankaralıları bundan sonra burada nelerin beklediğinden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Esat Hali, Ankara’nın belleğinde yalnızca bir pazar yeri değil; hafızalarda yer etmiş bir mahalle ritmi, bir yaşam alanı olarak var. Kızılay’a, Tunalı’ya, Kuğulu’ya bu kadar yakın olup da kendi halinde kalan bir yerdi uzun yıllar. Oysa bugün, Ankara’nın kültür-sanat damarlarının yeniden canlandığı bir dönemdeyiz ve bu damarlardan biri de tam burada, Esat’ta atıyor artık.</p>
<p>Esat Hali’nin dönüşüm süreci bizim için sadece bir fiziksel yenileme değil, kentin kültürel müştereklerini yeniden kurma süreciydi. Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi olarak Ankara Kültür çalışmalarımızı sürdürürken burayı baştan sona dönüştürmeyi önceledik. Bunu yaparken de önce hafızaya, sonra ihtiyaca baktık. Betonarme bir yapının içinde yeniden kamusal hayat üretmenin yollarını aradık. Sadece konserler, sergiler, etkinlikler değil; atölyelerle, söyleşilerle, mahalleyle temas eden, yaşayan ve yaşatan bir alan inşa etmeyi amaçladık.</p>
<p>Ankaralılar burada çok yönlü bir kültür-sanat programıyla karşılaşacaklar. Esat Hali artık yerel üreticileri, sosyal fayda odaklı projeleri ve kolektif hareketleri destekleyen, sanatın her alanında performans gösteren bir hal olacak. Genç sanatçıların üretimlerini sergileyebileceği, sokaktan geçen bir çocuğun merakla içeri girebileceği, mahalle sakininin kendi hikayesini paylaşabileceği bir yer, şehrin enerjisini ve bir arada olma kültürünü yansıtan yeni bir merkez olacak. Ankara Kültür çalışmaları kapsamında tasarladığımız bu alan; katılımcı, erişilebilir ve çoksesli bir kültür politikası yaklaşımının somut örneklerinden biri. Ankara kökenli markaları, sanatçıları, sivil toplum inisiyatiflerini destekleyen, işbirlikleriyle dayanışma ruhunu büyüten, temel hak ve özgürlüklere kucak açan bir hal olacak.</p>
<p>Biz burayı sadece bir yapı olarak değil, bir fikir olarak da dönüştürdük. O fikir de şu: Kültür-sanat her yerde olabilir, yeter ki kapılar açık olsun, niyet ortak olsun. Bu müşterek olma hali aslında tam da “Olmak İstediğimiz Hal”.</p>
<p><strong>Roma Tiyatrosu Ankara için heyecanlı bir keşif. Başkentin tarihini yüzyıllar öncesine götüren yeni bir somut mirasın, şehrin göbeğinde ortaya çıkması en heyecan verici yanı. Bu mirasın ABB tarafından restore edilip yeniden şehre kazandırılması da ayrıca sevindirici. Roma Tiyatrosu’ndan ve bundan sonra burada neler yapılacağından bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Roma Tiyatrosu, Ankara’nın hafızasında uzun süredir var olan ama bugüne kadar halkla buluşamamış çok kıymetli bir kültürel miras alanıydı. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, bu eşsiz yapının restorasyonunu tamamlayıp kente yeniden kazandırmak için yalnızca fiziksel bir yenileme değil, aynı zamanda tarihsel bir belleği canlandırma süreci gerçekleştirdik. Ankara Kültür ve Ankara Miras çalışmaları kapsamında, bu tarihi miras alanlarını kentin kültürel yaşamına entegre etmeyi, geçmişle bugünü buluşturan yeni sahneler yaratmayı öncelikli hedeflerimiz arasında görüyoruz. Roma Tiyatrosu da bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri olacak.</p>
<p>Şehrin kalbinde, binlerce yıllık bir mirasın yeniden görünür olması, halkla buluşması hepimiz için büyük bir heyecan. Roma Tiyatrosu artık sadece bir arkeolojik alan değil; yaşayan, nefes alan bir kültür sahnesi olma yolunda.</p>
<p>Bu doğrultuda, 21 Eylül Pazar günü Avrupa Miras Günleri vesilesiyle çok özel bir etkinliğe de ev sahipliği yapacağız. Amacımız bu tür etkinliklerle hem tarihi mirası sahiplenmek hem de Ankaralılarla geçmişle bağ kurabilecekleri heyecan verici deneyim alanları sunmak.</p>
<p>Bundan sonra da dönemsel konserler, sahne sanatları ve açık hava gösterimleri gibi kültür-sanat etkinlikleriyle, bu özel mekanı yaşayan bir kültür odağı haline getirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-137860 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17.jpeg" alt="" width="1600" height="1066" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17.jpeg 1600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-300x200.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1024x682.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-768x512.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/07/WhatsApp-Image-2025-07-29-at-14.17.17-1536x1023.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><strong>Ulus bölgesi, <em>Lavarla</em> için 2016’dan bu yana ayrı bir öneme sahip. Tüm çalışmalarımızda Ulus’u odağımızda tutmaya gayret ettik ve ediyoruz. Biz başladığımızda hala gitmeye korkulan bir semtken, bugün hem kültürel hem de turistik anlamda bir durak oldu. Yeni müzeler ve mekanlar açıldı, kafe ve dükkanlar çoğaldı. Yanlış hatırlamıyorsam 2017’de, ilk kez Yahudi Mahallesi’ne dair bir yazı yayımladığımızda birçok tepki almıştık. On binlerce kez okunan bir yazıydı ve Ankara’da böyle bir mahallenin olmadığını söyleyenler dahi vardı. Bugün ise Yahudi Mahallesi hem herkesçe bilinen, gidilen hem de üzerine projeler yapılan bir yer oldu. Buraya dair belediyenin bir projesi var mı? Ayrıca, Ulus için yapmak istediğiniz yeni projeler veya benimsediğiniz yeni yaklaşımlar varsa öğrenmek isterim.</strong></p>
<p>Ulus, Ankara&#8217;nın tarihi kalbidir ve bizim için yalnızca bir semt değil, aynı zamanda bir kültür ve hafıza merkezidir. Bu bölgeyle ilgili uzun vadeli bir vizyonumuz var. Aslında bu bölge ve Ankara genelindeki tarihi alanların dönüşüm ve restorasyon hikayelerinin ana sahibi Büyükşehir Belediyemiz Kültür ve Tabiat Varlıkları Dairesi Başkanlığı’dır. KUDEM’in hayata geçirdiği Ankara Miras markası çok etkileyici işler yapıyor. Biz de Ankara Kültür olarak mekana uygun içerik üretiyoruz. Özellikle Roma Tiyatrosu çevresindeki alanlarda yürütülen restorasyon çalışmalarımızda sona geldik. Başkentin çok katmanlı tarihi zenginliği bölgenin ne kadar değerli olduğunu bizlere hatırlatıyor. Bu bilinçle kültürel dokunun korunmasını ve görünür kılınmasını amaçlıyoruz. Roma Tiyatrosu, başkentin çokkültürlü yapısının somut bir örneği. Açık hava kültür-sanat etkinlikleri artık bir amfi tiyatroda sergilenebilecek. Atıl kalmış kültürel miras alanlarının restore edilerek şehre değer kazandırılması yönündeki çalışmalarımız devam edecek. Bu yapılarda atölyeler, sergiler ve etkinlik alanları kurmayı planlıyoruz. Bu etkinliklerle bölgenin kültürel canlılığını korumayı amaçlıyoruz.</p>
<p>Yahudi Mahallesi özelinde konuşacak olursak, bu bölgenin tarihi çok kıymetli. Sizlerin de bahsettiği gibi geçmişe nazaran bugün hem halk hem de araştırmacılar nezdinde bilinirliği arttı. Bu farkındalıkla birlikte, mahalledeki tescilli yapılar ve sokak dokusu üzerine çeşitli koruma ve canlandırma projelerimiz devam ediyor. Bu bölgenin kültürel turizm rotalarına dahil edilmesi için bu yaz başında hayata geçirdiğimiz iki proje var.</p>
<p>Öncelikle, “UNESCO Mirası ve Tarihi Rotalar’’ projemizle; ekim ayının son haftasına kadar her cumartesi, pazar uzman rehberler eşliğinde düzenlenen yürüyüş rotalarıyla yerli ve yabancı ziyaretçilere bölgeyi anlamlı bir bütün olarak sunmayı hedefliyoruz. Bu proje kapsamında şimdilik üç rota belirledik: Tarihi Kent Merkezi Rotası (Çengelhan Karşısı saat 11.00), Cumhuriyet’in Ankarası Rotası (Ulus, İkinci Meclis Önü saat 11.00), Kale İçi Turu (Çengelhan Karşısı saat 15.00).</p>
<p>Anıtkabir, Ankara Kalesi, Birinci Meclis ve Hamamönü gibi önemli durakları kapsayan Başkent Kültür Turu özel otobüs hattı, bir otobüs biniş ücreti karşılığında hafta sonları 10.00-18.00 saatleri arasında tarihi ve kültür seferlerine başladı.</p>
<h2><strong>&#8220;Gençlerle kolektif bir anlayışla çalışmak gerektiğini biliyoruz&#8221;</strong></h2>
<p><strong>Ankara Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin gençlere söz hakkı verdiğini, iyi projelere destek olduğunu gördüğümüz bir dönemdeyiz. Son birkaç yılda birçok kültürel ve sanatsal oluşumun ortaya çıktığına, yeni fikirlerin ve projelerin konuşulduğuna şahit oluyoruz. Bunun elbette başka dinamikleri de var ama belediyenin yeni fikirlere açık olması, bu ortamı desteklemesi ve kendi projeleriyle bir anlamda kültürel atılım yapmasının katkısının büyük olduğuna inanıyorum. Bu anlamda sizin aldığınız geri dönüşler, yaptığınız kamuoyu yoklama çalışmaları var mı? Ayrıca, gençlere veya yeni ve iyi projelere nasıl ulaşıyorsunuz ya da onlar size nasıl ulaşabilir?</strong></p>
<p>Öncelikle gözleminiz için teşekkür ederim. Sanatın iyileştirici gücüne çok inanan bir kültür yöneticisi olarak son yıllarda özellikle gençlerden ve sivil kültür-sanat inisiyatiflerinden gelen projelere destek verme konusunda bilinçli bir politika izliyoruz. “Birlikte üretim” ve “katılımcı kültür politikası” anlayışıyla hareket ediyoruz. Sonuç olarak, Ankara’da kültürel ve sanatsal üretim yapan herkesin bizim için bir paydaş olduğunu düşünüyoruz. Gençlerin enerjisi, bağımsız yapıların yaratıcılığı ve sivil inisiyatiflerin çeşitliliği olmadan güçlü bir kültür politikası mümkün değil. Biz bu yüzden yalnızca destekleyen değil, birlikte öğrenen ve birlikte üreten bir belediyecilik anlayışını önemsiyoruz.</p>
<p>Tüm bu çıkarımlar sonucunda 19 Mayıs’ta, Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı gibi önemli ve anlamlı bir günde onlarca genç yeteneğe imkan tanıyan, gençlerin yeteneklerini özgürce sahneleyebileceği Genç Keşif Sahnesi&#8217;ni düzenledik. Gençler için ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu sahada gözlemleme fırsatı bulduk. Önceki sorularda da bahsettiğimiz gibi Dolmuş Sahne, parklarda tiyatro kamuda çok ilgi gördü. Sahalarda yaptığımız kamuoyu yoklaması, başkentlilerin kültürel anlamda farkını çok net bir şekilde ortaya koydu, çabuk kabul edildi ve devamlılığı için birçok olumlu dönüş aldık. Kültür ekosistemini geliştirmek için gençlerle kolektif bir anlayışla çalışılması gerektiğini biliyoruz!</p>
<h2><strong>&#8220;Ankara’nın kültürel gücünü kendi toprağında yeşertmeye kararlıyız&#8221;</strong></h2>
<p><strong>Sanat camiasında yaygın bir fikir vardır: Ankara’da yetişir, İstanbul’da parlarsın. Ankara, nitelikli insan yetiştirme konusunda yeri ayrı bir şehir. Birçok fikir insanı, sanatçı, müzisyen, akademisyen, oyuncu Ankara’dan çıkmış veya yolu buradan geçmiştir. Şehrin içe kapanık doğası, iklimi, bürokratik havası insanların daha sık bir araya gelmelerine, topluluklar oluşturmalarına, yeni fikirler üretmelerine imkan tanır. Ancak olanakların kısıtlı olması, fikirlerin burada filizlenip İstanbul’da yeşermesine de yol açar. Ankara sanat ortamının gelişmesi, sanatçıların yeterli desteği bulması, fikirlerin havada kalmaması için projeleriniz neler? </strong></p>
<p>Aslında bu söz, Ankara’nın yaratıcı potansiyelini çok iyi anlatıyor. Bu şehir bir bürokrasi şehri; düşüncenin, üretimin, sorgulamanın yoğun yaşandığı bir coğrafya. Birçok sanatçının ve entelektüelin ilk adımlarını attığı bir yer. Ben burada Ankara’nın avantajlarından bahsetmek istiyorum. “Yüksek tempo ve rekabetten uzak” bir şehir Ankara. Bu özellik, kendi içine yönelme ihtiyacını yoğun yaşayan sanatçıları daha derinlikli üretimlere yöneltiyor. Ancak bu üretimin görünür kılınması ve sürdürülebilir olması için, kamusal destek ve altyapı da gerekiyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi olarak bu potansiyeli öne çıkaran projeleri önceliyoruz.</p>
<p>Bu noktada, Ankara’daki sanat ortamının gelişmesi, yaratıcı bireylerin başka şehirlerde parlamak zorunda kalmadan burada varlık gösterebilmesi için somut projeler hazırladık, Hangarlar Projesi sorunuzun somut karşılığı. Ankara’nın kalbinde, Atatürk Orman Çiftliği’ne sırtını dayayan, gücünü tarihten alan bir dönüşüm projesi; AOÇ’nin yüzüncü yılında, Ankara’nın ilk  çağdaş sanatlar merkezi. Amacımız; büyük bütçeli sahne veya galeri ihtiyacı olmayan ama üretmek isteyen sanatçılar için erişilebilir, bağımsız, özgür ve çok amaçlı alanlar oluşturmak. Bu alanları sadece performans değil; atölye çalışmaları, sergi, deneysel gösterim, söyleşi ve kolektif üretim alanı olarak kullanılabilecek şekilde planladık.</p>
<p>Hangarlar sadece alternatif sanat alanları değil, aynı zamanda kentin kültürel belleğini koruyan, toplulukları buluşturan ve yeni ifade biçimlerine alan açan kültürel katalizörlerdir. Dönüştürdüğümüz hangarlar sadece sanatçıya değil, izleyiciye, komşuya, mahalleliye de kapısını açacak. Sonuç olarak, bizim amacımız Ankara’da sadece fikirlerin değil, sonuçların ve eserlerin de kalıcı olabilmesini sağlamak. Bu tür dönüşümler sadece mekansal değildir, aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda da büyük bir dönüşüm sağlar. Biz Ankara’nın kültürel gücünü kendi toprağında yeşertmeye kararlıyız.</p>
<p><strong>Atatürk Orman Çiftliği&#8217;nin yüzüncü yılındayız. Cumhuriyet tarihi ve Ankara için çok önemli bir miras olan çiftlik, daha önce birçok müdahaleye uğradı. İlk günkü haliyle bugüne ulaşamasa da bundan sonrası için planlanan projelerle yeniden işlevlendirilecek olması sevindirici. Bundan sonra burası için neler yapılacak, bu miras gelecek nesillere nasıl aktarılacak, bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, o zamanki adıyla “Gazi Orman Çiftliği”nin temelini 5 Mayıs 1925 tarihinde bir Hıdrellez günü atmıştır. Çiftliğin kurulduğu arazi, 1923’lerde kurak, verimsiz ve hatta bataklıktı. O dönemde, Atatürk’ün bir çiftlik kurma isteği üzerine bir ekip oluşturuluyor ve ekip Ankara ili ve civarını adım adım geziyor. Bu araziyi de görüyor ve “Paşam burası ziraata uygun değildir” deyip gündemine dahi almıyor.  Hatta bir yabancı uzman, “Bu verimsiz yerde ziraat yapılırsa ya sabır tükenir, ya para!” diyor. Herkese ve her şeye rağmen Atatürk, bu çorak araziyi seçiyor ve böylece Atatürk’ün ilk satın aldığı ve işlettiği çiftlik Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği oluyor.</p>
<p>Yani, yüz sene önce böylesine bir vizyon ve adanmışlıkla başlıyor hikaye! AOÇ sadece Ankara’ya değil tüm Türkiye’ye emanet edilmiş muhteşem bir miras. Bize de bu mirasa sahip çıkmak düşüyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi olarak, arazinin belli noktalarında gerçekleştirmeyi planladığımız dönüşüm projeleriyle bilhassa çocuklara ve gençlere bu mirası doğru bir şekilde aktarmayı önemsiyoruz. Dünyadaki benzer dönüşüm hikayelerini, yenilikleri ve trendleri de takip ediyoruz, örneğin son zamanlarda “place making” kavramı çok gündemde. Gençler bu konuda tartışmasız çok iyi. Onların yaratıcılıklarına hayranım. Bu bölgede, yine gençlerle birlikte hayata geçirmeyi planladığımız <em>place making</em> çalışmaları var ajandamızda.</p>
<h2><strong>Ayça Yusufoğlu Köroğlu kimdir?</strong></h2>
<p>1982 Aydın doğumlu Ayça Yusufoğlu Köroğlu, anne ve babasının meslekleri gereği Türkiye’nin birçok farklı şehrinde yaşadı. Çocukluğu, Anadolu’nun zengin kültürel mirası içinde, muazzam deneyimlerle geçti; kültürel çeşitliliğin en kıymetli yanımız olduğunu anlatan hikayelerle büyüdü.</p>
<p>Yüksek şehir plancısı Ayça Yusufoğlu Köroğlu, son 10 yılını bilhassa kültür-sanat alanında yoğun çalışmalarla geçirdi. Kamusal alanların kültürel ve sanatsal etkinliklerle, kültür merkezleri kurarak nasıl hızlı bir şekilde dönüştüğüne şahit oldu. 15 yıldan fazla bir süre Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, kariyer uzmanı olarak ve çeşitli yöneticilik pozisyonlarında görev aldı. Kültür Bakanlığı’nın en keyifli işlerinde aktif çalışmalar yürüttü. CSO ADA’nın açılışına kadarki sürecinde direktörlük, İstanbul AKM projesinin tasarım, yönetim ve işletme konularının koordinasyonu ve son olarak da Türkiye Kültür Yolu Festivallerinin içerik ve iletişim çalışmalarından sorumlu daire başkanı olarak çalıştı. Yaklaşık beş aydır Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı olarak, mesleki deneyimini Ankara özelinde aktarmak için çalışıyor.</p>
<p>Kapak fotoğrafı: Habertürk</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ayca-yusufoglu-koroglu-ankaranin-kulturel-gucu-kendi-topraginda-yeseriyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ayça Yusufoğlu Köroğlu: &#8216;Ankara&#8217;nın kültürel gücü, kendi toprağında yeşeriyor&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Keşif Haritası Pusula I: Kullanıcı Deneyimleri</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-i-kullanici-deneyimleri/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-i-kullanici-deneyimleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2022 08:40:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Haritası]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Keşif Haritası Pusula]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=120588</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Sene 2017’ydi. En büyüğü yirmilerinin ortasında olan bir grup gençtik. Dünyaya, yaşadığımız kente, tüm kentlere bakışımız birbirimizinkinden farklı, tek ortak noktamız Ankara ve onu sevme, sahiplenme güdülerimizdi. Farklılıklarımızı bir deneyim çeşitliliğine çevirmek ve benzerliklerimizde ortaklaşmak istediklerimize geleneksel bir yöntemle ancak hiç de geleneksel olmayan bir dille çağrıda bulunduk: “Gelin boş zamanlarımızda yarı-aylaklık yapalım ve Ankara’nın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-i-kullanici-deneyimleri/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Keşif Haritası Pusula I: Kullanıcı Deneyimleri&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sene 2017’ydi. En büyüğü yirmilerinin ortasında olan bir grup gençtik. Dünyaya, yaşadığımız kente, tüm kentlere bakışımız birbirimizinkinden farklı, tek ortak noktamız Ankara ve onu sevme, sahiplenme güdülerimizdi. Farklılıklarımızı bir deneyim çeşitliliğine çevirmek ve benzerliklerimizde ortaklaşmak istediklerimize geleneksel bir yöntemle ancak hiç de geleneksel olmayan bir dille çağrıda bulunduk: “Gelin boş zamanlarımızda yarı-aylaklık yapalım ve Ankara’nın farklı biçimlerini kendi deneyimlerimiz üzerinden yeniden şekillendirerek kenti keşfedelim. Keşiflerinize ve deneyimlerinize yol gösterecek bir de <em>Pusula</em> yaptık, eşlikçiniz olsun.”</p>
<p>Doğduğundan beri Ankara’da yaşamış ama tarihi kent merkezi Ulus’a -ki hala aynı zamanda ekonomik bir merkez olmayı da sürdürür- ayak basmamış 20’li ve 30’lu yaşlarındaki kentlileri buraya yönlendirmek, bunu yaparken her mekânı bir deneyim veya deneyim odaklı ilgi çekici bir bilgiyle ilişkilendirmek öncelikli hedefimizdi. Çankaya’nın Atatürk Bulvarı ve çeperini içine alan kısmında kültür-sanat, eğlence ve yemek odaklı mekanları, o mekanların bazen doğrudan bazen ise dolaylı yoldan tariflenen, hikayeleştirilmiş deneyimleri ile kullanıcıya önererek kenti görme biçimlerine yeni bir perspektif katmak <em>Pusula</em>’nın bir diğer amacıydı. Bu perspektif her ne kadar bizim görme ve deneyimleme biçimlerimizle sınırlı olsa da bu sınırları zorlamak, haritanın oluşturulmasında önem verdiğimiz noktalardan biriydi.</p>
<p><em>Pusula</em> ile niyetlendiğimiz, kentin öznelerine başka bir yerden yol göstermek, onlara özne olduklarını hatırlatmak, bunu yaparken geleneksel harita yönteminden faydalanmak ancak daha ilk adımda kullanıcıyı şaşırtabilmekti. Haritanın deneyim odaklı, hiç de turistik olmayan, aksine doğrudan Ankara’da yaşayanlara hitap eden kurgusu ile kentin başka alemlerine ışık yakarak, bu alemlerde yaşanacak deneyimlerin sonsuz olasılıklarına dair heyecan yaratmak, bu ışığın ve sonsuz olasılıkların peşine düşerek kendi deneyimleri üzerine düşünmelerini, yeni keşifler yapmalarını umduk. Her deneyim ve her keşif kendine özgü, mümkün olursa bunları iç içe geçirelim, yan yana koyalım, belki Ulus Meydanı’na tepeleme yığarız ya da Atatürk Bulvarı’nın en tepesinden aşağı doğru yuvarlarız.</p>
<h2>Bugünden geriye bakınca</h2>
<p>Aradan geçen dört sene, Lavarla’nın da inkar edilemez katkısı ve motivasyonuyla bizleri Ankara kenti, bu kentte yaşayanlar, onun için üretenler, ona anlamlar yükleyenler ve onunla bağ kuranlar hakkında birtakım fikirlerin sahibi yaptı. <em>Pusula</em> haritasının ikincisi için geriye dönük bir değerlendirmeyi sadece kendi içimizde ve yeni baskının yararına yapmak yerine, bununla beraber kullanıcıların deneyimlerinden, biriktirdiklerinden ve haritadan faydalanma pratiklerinden feyz almak istedik. AnkaraAks ile birlikte hazırladığımız ikinci haritaya başlamadan, ihtiyacımız olanları toplamak amacıyla online bir anket düzenledik.</p>
<p>Anket sonucunda elde ettiğimiz verileri derleyerek ve Lavarla’nın 6 yılı aşan deneyimleriyle beraber yorumlayarak Ankara odağında çalışan araştırmacıların, oluşumların ve ilgilisinin dikkatine sunuyoruz. Bu verinin kendilerine katkı sağlayacağını umuyoruz.</p>
<h2><em>Pusula</em> ile 5 sene nasıl geçti?</h2>
<h3>Kullanıcılar sadece Ankara’dan değil</h3>
<p>Ankete katılanların yüzde 75’i Ankara’da yaşıyor. Ankara’dan sonra yüzde 10 ile İstanbul ikinci sırada. En az yaşayan 6 aydır, en fazla yaşayan ise 66 senedir Ankara’da. Katılımcıların yurt dışında yaşama oranı ise yüzde 3.</p>
<p>Şu anda başka bir yerde yaşayıp da önceden Ankara’da yaşamış olanlar en az 3 sene Ankara’da kalanlardan oluşuyor. Araştırmaya katılanların Ankara’da kalma süresi ortalama 15 sene. (Bu soru, Ankara’da hiç yaşamamış olan ve şu anda başka şehirde yaşayan, Pusula satın almamış kişiler elenerek analiz edildi.)</p>
<p>Nasıl ki Lavarla’nın okur kitlesi sadece Ankara’da yaşayanlardan oluşmuyorsa <em>Pusula</em> kullanıcılarının bir kısmı da Ankara dışından; bu bakımdan okur kitlesi ile benzerlik taşıdığı anlaşılıyor ve Ankara’dan ayrılanın aslında çok da uzaklaşamadığının altını çiziyor. Ankara’ya bir şekilde ilgi duyanların şehirden ayrıldıktan sonra tamamen kopmadıkları bir gerçek. Öyle ki <em>Pusula</em>’nın Postane İstanbul’da hızlıca tükenmesi, farklı şehirlerden satın alma taleplerini içeren maillerin gelmesi bu veriyi anlamlı kılıyor.</p>
<p>Burada vurgulanması gereken bir diğer nokta olarak, <em>Pusul</em>a’nın şehri keşfetmek için turistik bir harita gibi kabul edilmesinden ziyade, beraber gezilmese dahi okunarak Ankara hakkında bilgi edinilebilecek bir çalışma olarak anlaşılması öne çıkıyor. <em>Pusula</em> ile hedeflenen amaçla paralellik gösteren bu durum, <em>Pusula</em>’nın arşivlik bir çalışma niteliğini de vurguluyor.</p>
<h3><em>Pusula</em>’ya her yaştan ilgi var</h3>
<p>Araştırmaya katılanların yaş aralığı 19-68 arasında değişiyor, yaş ortalaması ise 32. Yaş arttıkça araştırmaya katılım oranı da düşüyor. Bunun elbette birtakım pratik sebepleri olabilir: teknoloji kullanımının yaş arttıkça azalması, haritanın kullanıcısına gezme vaadinde bulunması ve dolayısıyla karşılığında ondan hareket talep etmesi gibi.</p>
<p>Öte yandan, bu veriyle <em>Pusula</em>’nın hedef kitlesi olan 18-35 yaş aralığına ulaşabildiğini, bununla beraber her yaştan insanın da ilgi alanına girebildiğini anlıyoruz. Bu hedef kitleye ulaşmada Lavarla’nın etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor zira <em>Pusula</em>’nın hedef kitlesi Lavarla okuru ile benzer özelliklere sahip olmakla beraber bu doğal sonucun sebebi de tanıtımların ve duyuruların Lavarla kaynaklı yapılması olabilir.</p>
<p>Lavarla’nın takipçileri ile <em>Pusula</em> kullanıcılarını birlikte değerlendirerek bir ortak küme çıkaracak olursak, Ankara’da <em>Pusula</em> ve benzer işlere ilgi gösterme potansiyeli olan kişilerin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>Kültür-sanat etkinliklerine zaman ve bütçe ayırabilen, bu etkinlikleri takip eden</li>
<li>Yaşadığı mekanla ilgili konularda harekete geçebilen, bu konulara ilgi duyan</li>
<li>Yaşadığı mekana ilişkin hikayeleri öğrenmeye, yeni şeyler keşfetmeye açık</li>
<li>Ankara’ya farklı bir açıdan bakmaya hazır, buna istekli</li>
</ul>
<h3><strong><em>Pusula</em> Deneyimleri</strong></h3>
<p>Ankete göre, katılımcıların yüzde 36’sı <em>Pusula</em> ile şehri deneyimlemişken bunlardan yüzde 30’u haritayı doğrudan kendisi satın almış. Diğerleri ise haritanın kendilerine hediye edildiğini belirtiyor. <em>Pusula</em> ile şehri gezmeyenlerin aynı zamanda <em>Pusula</em> sahibi olmadıkları da anlaşılıyor, bu kişilerin önemli kısmı Ankara’da yaşıyor.</p>
<p><em>Pusula,</em> ilk çıktığından bugüne geçen sürede 11 farklı noktada satışa sunuldu. Bu noktalardan 2’si (Veganka ve Rispetto) artık satış yapmıyor, 1’i (Homer Kitabevi) ise kapandı. Postane İstanbul ise henüz 2021 Ekim ayında satışa başladı. Araştırmaya katılanlara haritayı nereden temin ettiklerini sorduk. Haritanın temin edildiği satış noktaları en fazla satandan en aza doğru aşağıdaki gibidir:</p>
<ul>
<li>Kakule Kahve</li>
<li>Dost Kitabevi</li>
<li>Amelie’s Garden</li>
<li>Satranç Müzesi</li>
<li>Cermodern</li>
</ul>
<p>Bu veri Lavarla’nın tuttuğu harita dağıtım tablosuyla da uyumlu, dolayısıyla da anlamlıdır. Yukarıda sıralanan mekanların dışında “bir kafe”den aldığını yazan ve isim belirtmeyen kişiler de olmuştur. <em>Pusula</em>’nın satış noktaları göz önünde bulundurulduğunda merkezi ve kolay ulaşılabilir, sirkülasyonun daha fazla olduğu mekanların ön plana çıktığı görülüyor.</p>
<p><em>Pusula</em> satın alma maksadı olanların doğrudan merkezi satış noktalarını tercih etmeleriyle beraber, bu durum <em>Pusula</em> ile karşılaşma miktarı ile de ilişkilendirilebilir. Sirkülasyonun yüksek olduğu mekanlarda <em>Pusula</em> ile ilk kez tanışma ve anlık kararla satın alma ihtimali de yüksektir. Nitekim satış noktaları olan Satranç Müzesi ve Devr-i Alem Sahaf için bu ihtimal diğer satış noktalarına oranla daha düşüktür. Son olarak, Dost Kitabevi’nin online <em>Pusula</em> satışı da buradan satın almaları arttıran bir faktördür.</p>
<p><em>Pusula</em>’nın hediye edilmesi daha önce bahsedilen “arşivlik çalışma değeri” atfını da pekiştiren bir durum olarak öne çıkmaktadır. Hem çizimleri hem de içeriğiyle amaçlanan hedeflerden birisi de budur.</p>
<h3>Ulus’u yeniden keşfetmek</h3>
<p>Kullanıcılara keşiflerini de sorduk ve <em>Pusula</em> ile keşfedildiğinde mutlu eden noktaların yoğunluklu olarak Ulus rotasında olduğunu öğrendik. Özellikle Ulus ve civarını yeniden keşfettiğini söyleyen kullanıcılar ön plana çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: right;">“Genel anlamda Ulus&#8217;ta gezmiştim ama gerçekten fark etmediğim yerler olmuş. Özellikle hanları ve Anafartalar Caddesi’nde yürümeyi çok sevdim hatta daha sonra bu bir rutin oldu. Yahudi Mahallesi’nde yürümeyi ve fotoğraflamayı çok sevdim hatta içselleştirdim.”</p>
<p>Ulus rotasında en çok sevilen 5 nokta sorusuna alınan cevaplar arasında öne çıkanlar sırasıyla Rahmi M. Koç Müzesi (%57), Ankara Kalesi (%52), Ankara Tarihi Tren Garı (%31), Eski Meclisler (%26), Anafartalar Çarşısı (%26), Baykuş Koleksiyon Evi (%24), Eyüp Sabri Tuncer (%24) ve Resim Heykel Müzesi&#8217;dir (%24). Bu veri, harita ile keşfedilen yerlerle keşfedilip sevilen yerler arasındaki fark anlaşılarak okunmalıdır. Yine bu noktalar tarih ve hafıza özellikleriyle öne çıkmaktadır. Ulus rotasında restoran, kafe gibi yerlerin kullanıcılar için önemli keşifler veya duraklar olmadığı anlaşılmaktadır. Bu da Ulus’a bakışın daha tarihi-kültürel ve turistik özellikler taşıdığı şeklinde yorumlanabilir.</p>
<figure id="attachment_120607" aria-describedby="caption-attachment-120607" style="width: 1529px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120607 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.25.15.png" alt="" width="1529" height="1203" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.25.15.png 1529w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.25.15-300x236.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.25.15-1024x806.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.25.15-768x604.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.25.15-800x629.png 800w" sizes="(max-width: 1529px) 100vw, 1529px" /><figcaption id="caption-attachment-120607" class="wp-caption-text">Pusula Ulus noktalarının sevilme oranları</figcaption></figure>
<p>Özetle, Lavarla’nın öngördüğü ve amaçladığı ile uyumlu biçimde harita kullanıcılarının büyük kısmı Ulus ve bölgesini <em>Pusula</em> ile keşfetmişlerdir. Bu veri, kullanıcıların ortalama Ankara’da yaşama süresi olan 12 sene ile birlikte yorumlandığında Ulus’un Ankara sakinleri için ıskalanan bir mekan olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Lavarla’nın da kurulduğu günden itibaren yaklaşık 7 senedir amaçladığı, Ulus’u kentte yaşayanların ilgi alanına sokarak kendi kitlesini buraya yönlendirme hedefini <em>Pusula</em> ile bir ölçüde gerçekleştirmiş olduğunu görüyoruz.</p>
<h3>Çankaya’da eğlence</h3>
<p>Araştırmaya göre Çankaya rotası Ulus’a göre farklı deneyimlenmekte, eğlence ve yemek ile ön plana çıkmaktadır. Büyülü Fener Sineması, Saraçoğlu Mahallesi, Ayrancı Antika Pazarı, Cafes de Cafes ve Kıtır ön plana çıkan sevilen mekanlar olmuştur.</p>
<p style="text-align: right;">&#8220;Bir sürü bilmediğim çok güzel yerlerin olduğunu fark ettim, özellikle Ayrancı Antika Pazarı ve Gramofon Cafe&#8217;ye gittiğimde hayran kalmıştım.&#8221;</p>
<figure id="attachment_120606" aria-describedby="caption-attachment-120606" style="width: 743px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120606" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif; font-size: 19.4286px; font-weight: 400;" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.20.37.png" alt="" width="743" height="692" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.20.37.png 1336w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.20.37-300x279.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.20.37-1024x953.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.20.37-768x715.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Ekran-Resmi-2022-07-27-10.20.37-800x745.png 800w" sizes="(max-width: 743px) 100vw, 743px" /><figcaption id="caption-attachment-120606" class="wp-caption-text">Pusula Çankaya rotası noktalarının sevilme oranları</figcaption></figure>
<p>Ulus rotası ile Çankaya rotasında sevilen mekanlar karşılaştırıldığında Çankaya’da belirli mekanlarda yığılma, Ulus’ta ise ilginin farklı mekanlara dağıldığı anlaşılabilir. Çankaya rotasının kapladığı alan gündelik hayatın akması, eğlence mekanlarının burada olması, ulaşımın merkezi olan Kızılay’ı içerisine alması ve hedef kitlenin yaşadığı alanın bir kısmını da içermesi gibi dinamikler de hesaba katılarak yorum yapılabilir.</p>
<h3>Üç Rota</h3>
<p><em>Pusula</em>’da Hakan Kaynar’ın “Edebiyat Rotası”, Barış Bıçakçı’nın “Parkların Sürekliliği Rotası” ve Kısa Sanat Turu olmak üzere ikisi Ulus’ta biri Çankaya’da 3 farklı rota mevcuttu. Kullanıcıların rotalara ilgisi en çoktan en aza olacak şekilde Parkların Sürekliliği, Kısa Sanat Turu ve Edebiyat Rotası şeklindedir.</p>
<p>Bu veri yoruma açık olmakla beraber, matbu ve okunur bir ürün olan haritanın kullanıcılarının edebiyat seven kimselerden oluşacağı düşünülebilir. Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken bir husus, Hakan Kaynar’ın Edebiyat Rotası’nı, gezmenin yanı sıra -edebiyatın da tabiatına uygun şekilde- okumanın da kullanıcı tarafından yeterli olabileceğidir. Zira rota, uğradığı mekanları içeren alıntıları göstermektedir kullanıcıya.</p>
<p>Öte yandan, Barış Bıçakçı’nın park rotası tamamen deneyim odaklı, parkları bir rota üzerinde listelemesiyle kullanıcıyı doğrudan dışarıya davet eden, sadece okunduğunda hareket vaat etmeyen bir rotadır. Bu yanıyla Edebiyat Rotası’na göre harita kullanıcısını daha fazla harekete geçirmiş olma faktörü düşünülebilir.</p>
<h2>Yeni Öneriler</h2>
<p>Kullanıcılara ilk harita ile deneyimlediklerinin haricinde <em>Pusula 2</em> için önerilerini ve ilk harita ile gezerken karşılaştıkları, ikincisinde yer almasını istedikleri yeni keşifleri de sorduk. Bu soruya cevap olarak deneyimden ziyade mekan önerisi verme eğilimi yüksekti.</p>
<h3>Rota dışı yeni mekanlar</h3>
<p>Ulus ve Çankaya rotaları dışında kalan ilçe ve semtlerden haritaya eklenmesi istenilen yerlerden öne çıkanlar Bahçelievler semti ve Ankara’nın doğal alanlarıdır. Gölbaşı, Kızılcahamam, Ahlatlıbel Parkı, Sorgun ve Karagöl önerilen doğal alanlardır. Altınköy Açıkhava Müzesi, Dikmen Vadisi, ODTÜ (kampüse giriş sorunlu), Keçiören bağ evleri de rota dışından önerilen noktalar. Bir kişi tarafından Ankara merkezdeki Tümülüsler de önerilmiştir.</p>
<p><em>Pusula</em> 2’de, her ne kadar Çankaya ve Ulus’taki belli bir alanın dışına çıkılmıyorsa da “Buna Değer Tavsiyeler” başlığında bu öneriler değerlendirilmeye çalışıldı. Yine ikinci versiyonda bu kısımda mevsimlere göre öneriler yer alıyor. Keçiören bağ evleri önerisinden ise ilham alınarak <em>Pusula 2</em>’nin Çankaya tarafında, VEKAM Bağ Evi’nin yer aldığı kareye bölgenin hala varlığını sürdüren bağ evleri eklendi ve üzüm salkımı ile haritada işaretlendi.</p>
<h3><strong>Yeni deneyimler</strong></h3>
<p>Deneyim odaklı yorumlar haritadaki noktalara eklenmeleri bakımından yetersiz kalmaktadır. Ancak kullanıcı deneyimleri değerlendirildiğinde harita ile yapılan gezilerin ağırlıklı olarak yalnız yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine de harita, hem yalnız hem de birileriyle beraber gezmeye imkan tanıyan bir araçtır.</p>
<p style="text-align: right;">&#8220;Yeni insanlarla tanıştım, yeni mekanlarla entelektüel bilgi birikimime katkıda bulunduğunu hissettim, gezerken çok eğlendim, hafta sonları Pusula&#8217;yı alıp bugün şuraya gideyim deyip çıkıyordum yurttan, bu gerçekten çok sevdiğim bir aktiviteydi. Bir öğrenci olarak Ankara&#8217;yı nasıl daha iyi keşfedebilirim diye düşünürken bu Pusula&#8217;ya rastladığımda çok mutlu olmuştum. Birçok güzel anıya sahip olmamda çok etkilisiniz. Hazırlayan ve emeği olan herkese çok çok teşekkür ederim :)&#8221;</p>
<p style="text-align: right;">&#8220;Her boşlukta kendime küçük pusuladan rotalar belirleyip gezdim. Yalnız hissettiğim, keşfetmek istediğim, kafa dağıtmak istediğim, güzel kahve içmek istediğim zamanlarda bana çok yardımcı oldu. Bütün rotalar bittiğinde Ankara&#8217;yı neden sevdiğimi bir kere daha anladım.&#8221;</p>
<p style="text-align: right;">&#8220;Ben Pusula’yı ilk annem ile gezmeye başladım. Anne-kız zamanlarımıza çok farklı bir renk kattı.&#8221;</p>
<p>Kullanıcı yorumları, Ulus rotasının ilk keşiflere daha fazla imkan tanıdığı bulgusunu desteklemektedir. İlk defa keşfedilen yerler bu rotada daha fazladır. Benzer şekilde, katılımcıların hemen hemen hepsi <em>Pusula</em> ile Ankara’yı daha farklı gözle gezdiğini söylemiştir. Bu veri ile haritanın “keşif” ve “farklı bakış” hedefinin başarıya ulaştığı söylenebilir. Aynı zamanda Ankara’da yaşayanların Ulus’a yabancılığı da yine bu veri ile teyit edilebilir.</p>
<p style="text-align: right;">“Roma hamamını pusula sayesinde gördüm. Bu kadar merkezde olduğunu bilmiyordum.”</p>
<p style="text-align: right;">“Ulusta bulunan Suluhan’ı daha önce duymama rağmen gidememiştim. Rota Pusula sayesinde hem Suluhan’a gittim hem de Kale çevresindeki tarihi yapıları ve diğer hanları öğrenip ‘Ankara&#8217;nın hanları’ turu düzenledim kendime göre.”</p>
<h3>Yeni Rotalar</h3>
<p>Seçeneklerde yer alan rotalar arasında en fazla öne çıkanlar Bir Günde Ankara, Sivil Mimari Bellek, Cumhuriyet Mimarisi, Midnight in Ankara, Ankara’nın Kayıp Hafızası ve Filmlerle Ankara rotaları olmuştur. Bu rotalar, 100 kişinin cevapladığı soruda 45 ve üzeri oy almışlardır. Cevaplardan ortaya çıkan, hafızaya odaklanan tarihi ve kültür-sanat rotalarının daha fazla talep gördüğüdür.</p>
<p>Katılımcılar tarafından önerilen rotalar ise aşağıda bu alanda üretim yapan kişi ve oluşumların ilgisine sunulduğu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Ankara’nın Dereleri</li>
<li>Toplumsal Hareketler ve Eylem Mekanları Rotası</li>
<li>Ankara’nın Hanları</li>
<li>Tiyatro Sahneleri</li>
<li>Engelsiz Rota</li>
<li>Ankara’nın Hamamları</li>
</ul>
<p>Kullanıcı deneyimlerinden ve harita ekibinin fikirlerinden yola çıkılarak alınan ortak karar ile <em>Pusula 2</em>’de Çankaya ve Ulus haricinde tematik iki rota olarak “Alternatif Ulus” ile “Heykellerin Sürekliliği” yer aldı.</p>
<p>Alternatif Ulus rotası Urbanwalks Ankara ile Sivil Mimari Bellek Ankara projesinden Umut Şumnu’nun işbirliği ile hazırlandı. Bu rotada Ulus’taki 20 sivil yapı bir günde ziyaret edilecek şekilde kısa bilgiler, yapım yılı ve mimarı ile yer aldı.</p>
<p>Heykellerin Sürekliliği rotası ise Lavarla ekibinden ve aynı zamanda <em>Pusula 2</em>’nin tasarım koordinatörü olan Sema Çavdar tarafından şekillendirildi. Bu rotada Atatürk Bulvarı boyunca neredeyse hiç sapmadan yüründüğünde sağlı sollu şehir heykellerine yer verildi. Aşikar olduğu biçimde rota, ismiyle, ilk haritada yer alan Barış Bıçakçı’nın park rotasına atıfta bulunuyor.</p>
<p>***</p>
<p>5 yıla yakın süren <em>Pusula</em> macerası, ankete katılan kısıtlı örneklemden elde edildiği kadarıyla bu şekilde özetlenebilir. Ankara çalışan herkese faydalı olmasını ümit ediyoruz.</p>
<p>Haziran 2022&#8217;de basılan <em>Ankara Keşif Haritası Pusula</em>&#8216;nın ikincisine dair bilgilere ve satış noktalarına <a href="https://www.rotapusula.co/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<hr />
<p>Kapak görseli: Selman Akyol</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-i-kullanici-deneyimleri/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Keşif Haritası Pusula I: Kullanıcı Deneyimleri&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-i-kullanici-deneyimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başak Emre: &#8220;Hâlâ umutsuzluğa kapıldığımda Tuncel Abi’nin sesini duyarım&#8221;</title>
		<link>https://lavarla.com/basak-emre-hala-umutsuzluga-kapildigimda-tuncel-abinin-sesini-duyarim/</link>
					<comments>https://lavarla.com/basak-emre-hala-umutsuzluga-kapildigimda-tuncel-abinin-sesini-duyarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Nov 2021 11:28:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Başak Emre]]></category>
		<category><![CDATA[Behiç Ak]]></category>
		<category><![CDATA[Gezici Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncel Kurtiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=116226</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Lavarla&#8217;nın her sene olduğu gibi bu sene de basın destekçisi olduğu, desteklemekten mutluluk duyduğu Gezici Festival&#8217;in yönetmeni Başak Emre&#8217;ye merak ettiklerimizi sorduk. Bugün aramızda olmayan ve özlemle andığımız Tuncel Kurtiz, Gezici Festival için “bir göçebe sinema kumpanyası” benzetmesi yapmıştı. Gezen bir festival yapmak fikri nasıl bir gereklilikten ortaya çıktı? Ankara Film Festivali’ni düzenleyen ekip 1995 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/basak-emre-hala-umutsuzluga-kapildigimda-tuncel-abinin-sesini-duyarim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Başak Emre: &#8220;Hâlâ umutsuzluğa kapıldığımda Tuncel Abi’nin sesini duyarım&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lavarla&#8217;nın her sene olduğu gibi bu sene de basın destekçisi olduğu, desteklemekten mutluluk duyduğu Gezici Festival&#8217;in yönetmeni Başak Emre&#8217;ye merak ettiklerimizi sorduk.</p>
<p><strong>Bugün aramızda olmayan ve özlemle andığımız Tuncel Kurtiz, Gezici Festival için “bir göçebe sinema kumpanyası” benzetmesi yapmıştı. Gezen bir festival yapmak fikri nasıl bir gereklilikten ortaya çıktı?</strong></p>
<p>Ankara Film Festivali’ni düzenleyen ekip 1995 yılı mart ayında apar topar görevden alındı. Ne yapabiliriz diye düşündük. Ahmet Boyacıoğlu’nun yine delice bir fikriyle hadi şehir şehir gezelim dedik. Bir yıl boyunca hazırlandığımız bir festival bir hafta içinde bitiveriyordu, halbuki daha çok izleyiciye ulaşabilirdik. Aynı yılın aralık ayında ilk festivalimizi yaptık. İlk yıl hiç destekçimiz yoktu, sonra Bakanlık ve Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği destek olmaya başladı ve bugünlere geldik. Gezici Festival’in seyirciyle bağı hep çok güçlü oldu. İzmir’de bize evini açan, bize pasta börek getiren konuklarımız, Van’da soğuk bir aralık ayında bize el sallamak için 2 saat dışarda bekleyen seyircilerimiz, Artvin’de örgüsüyle sinemaya gelen teyzeler bize hep güç verdiler. Bu sayede heyecanımızı hiç kaybetmedik.</p>
<p><strong>Gezici Festival; Ankara ile özdeşleşmiş, Ankara seyircisinin aidiyet hissettiği ve salonları doldurduğu bir festival. Ankaralının bu ilgisini neye bağlıyorsunuz? </strong></p>
<p>Film seçkimize. Gezici Festival müdavimleri Gezici Festival’de iyi film izleyeceğini bilmenin rahatlığıyla gelir. Bilet fiyatlarını da hep daha uygun tutmaya çalışırız. Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’ni kullanmamızın bir nedeni de bu.</p>
<p><strong>“Ankara seyircisi” diye bir gerçek var. Gerek tiyatro gerekse sinema dünyası için Ankara seyircisinin yerinin bir başka olduğu söylenir. Buna katılıyor musunuz? </strong></p>
<p>Katılıyorum. Daha ilgili, daha saygılı bir seyirci var. Özellikle yönetmenli söyleşilerde şaşırtıcı bir şekilde herkes söyleşiye kalır, bunu dünyanın hiçbir yerinde görmedim.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz sene pandemi ve karantinadan ötürü festivale ara verildi. Bu durum festivali nasıl etkiledi? </strong></p>
<p>Biz aynı zamanda Antalya Film Festivali’ni de düzenlediğimiz için aynı tempoda çalışıp, aynı şekilde film izlemeye devam ettik. Tek farkı yurtdışındaki festivallere katılamayıp evimizdeki küçük ekranlardan izlemekti. Bazı festivaller çevrimiçi olarak devam etme kararı aldılar. Ancak Gezici Festival gibi seyirciyle bütünleşmiş festivaller için bu çok geçerli değil, biz de tercih etmedik.</p>
<p><strong>Gezici Festival Ankara’dan yola çıkıyor, sonraki durakları Sinop ve Kastamonu. Neden bu şehirler? Bu şehirlerdeki izleyicinin festivale olan ilgisini de merak ediyoruz.</strong></p>
<p>Bu hem Sinop Belediyesi ile Kastamonu Üniversitesi’nin bizi sahiplenmesinden, hem de seyircinin ilgisinden. Kastamonu’da 400 kişilik salon istisnasız her seans doluyor.</p>
<p><strong>Gelecek festivallerde Gezici’nin başka şehirlere de uğradığını görecek miyiz?</strong></p>
<p>Son 26 yıl içinde 24 şehre konuk olmuşuz. Merak edenler için şehirleri saymak isterim. Ankara, Artvin, Bakü, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Drama, Edremit, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kars, Kastamonu, Kayseri, Malatya, Mersin, Ordu, Samsun, Saraybosna, Sinop, Tiflis, Üsküp ve Van kentlerinde gösterimlerini gerçekleştirdi… Davetlere her zaman açığız.</p>
<p><strong>Festivallerde filmlerin nasıl ve neye göre seçildiği hepimiz için merak konusu. Gezici Festival için bu süreç nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Bir yıl boyunca film izliyoruz. Günde en az 2-3 film izlediğimiz oluyor. Festivallere gittiğimizde bu sayı 4-5’e çıkıyor. Danışmanlarımız var. Onların önerdiği filmler oluyor. Değişik ülkelerden festival düzenleyen dostlarımızla işbirliği yapıyoruz. Birbirimize filmler öneriyoruz. Tematik gösterimler yapmayı çok seviyoruz. Ahmet Gürata’nın çok iyi bir programcı olduğunu belirtmek isterim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-29631 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2018/11/gezici-festival-afisleri-behic-ak-lavarla-3.jpg" alt="" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/gezici-festival-afisleri-behic-ak-lavarla-3.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/gezici-festival-afisleri-behic-ak-lavarla-3-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/gezici-festival-afisleri-behic-ak-lavarla-3-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/gezici-festival-afisleri-behic-ak-lavarla-3-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/11/gezici-festival-afisleri-behic-ak-lavarla-3-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>Bu sene Tuncel Kurtiz’in hiç görmediğimiz iki filmi var festivalde. Onun festivale ayrı bir önem verdiğini biliyoruz. Hayatını kaybettiği senenin festival afişinde <a href="https://netreklam.net/25-yillik-bir-festival-gelenegi-behic-ak-ve-cizgileriyle-gezici-festival/" target="_blank" rel="noopener">Behiç Ak </a>kendisini resmetmişti. Festivalin ustayla bir bağı varmış gibi hissediyoruz, bununla ilgili neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Tuncel Kurtiz bizim en iyi dostumuzdu. Dostluğumuz 1994 yılında, o yurt dışından döndükten bir yıl sonra başladı. Gezici Festival’in ikinci yılından itibaren hep bizimle birlikteydi. 1999’da <em>Oyuncu: Tuncel Kurtiz</em> kitabını hazırladık. Kitabı çok sevdi. O, hep Gezici Festival’e en çok inanan, bizi en çok destekleyen insan oldu. Bizi Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu ile tanıştırdı, böylece Gezici Festival’in en güzel yıllarını geçireceğimiz Kars macerası başladı. Biz de onu Türkiye’de bilinmeyen yönleriyle tanıtmak için elimizden geleni yaptık. Yurt dışında büyük başarılara imza atmış çok önemli bir sanatçıydı, ancak 2000’li yıllarda televizyon dizileriyle çok meşhur oldu. Türkiye’de bilinmeyen, Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldığı <em>Kuzunun Gülümseyişi</em> adlı filmini ilk biz Ankara’da gösterdik. Berlin Film Festivali sırasında ödül heykeli Gümüş Ayı’yı filmin yapımcısına vermiş ve bir daha geri alamamıştı. Gümüş Ayı’yı İsrail’den getirtip kendisine teslim ettik.</p>
<p><em>Gül Hasan</em> ve <em>E-5 Karayolu</em> adlı filmlerini de ilk kez Gezici Festival’de biz gösterdik. 2001 yılında <em>Sarıkızın Dağı</em> belgeselini çekmek istedi, ekipçe ona destek olduk. <em>Bölük Pörçük</em> kitabını birlikte yaptık. O söyledi ben yazdım. Hayatımın en güzel aylarından biriydi, sabahları çalışıyor öğleden sonra birlikte Arnavutköy’de yürüyüşler yapıyorduk. Eskiden söz etmeyi, anlatmayı çok severdi. Hayallerini hep bizimle paylaşırdı, birlikte yapabileceğimizi düşünerek. Bizi de hep yüreklendirdi, &#8220;sakın bırakmayın, çok güzel bir iş yapıyorsunuz, devam edeceksiniz&#8221; diye. Hâlâ umutsuzluğa kapıldığımda Tuncel Abi’nin sesini duyarım.</p>
<hr />
<p>Kapak Görseli: <a href="https://www.flickr.com/photos/gezicifestival/8234807690/" target="_blank" rel="noopener">Gezici Festival Flickr</a></p>
<p>Gezici Festival kapsamında Sema Çavdar&#8217;ın, <em>Okul Tıraşı</em> filminin yönetmeni Ferit Karahan ile söyleşisine göz atmak isteyebilirsiniz: <a href="https://netreklam.net/okul-tirasi/" target="_blank" rel="noopener">“Her birimizin arkadaşı birer parça buluttu” | Ferit Karahan’la Söyleşi</a></p>
<p>Soruları hazırlarken kıymetli önerileriyle destek olduğu için Sema Çavdar&#8217;a teşekkür ederim.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/basak-emre-hala-umutsuzluga-kapildigimda-tuncel-abinin-sesini-duyarim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Başak Emre: &#8220;Hâlâ umutsuzluğa kapıldığımda Tuncel Abi’nin sesini duyarım&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/basak-emre-hala-umutsuzluga-kapildigimda-tuncel-abinin-sesini-duyarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin İlk İşgal Evi Don Kişot</title>
		<link>https://lavarla.com/turkiyenin-ilk-isgal-evi-don-kisot/</link>
					<comments>https://lavarla.com/turkiyenin-ilk-isgal-evi-don-kisot/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Nov 2021 07:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Don Kişot İşgal Evi]]></category>
		<category><![CDATA[İşgal Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Soylulaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Yeldeğirmeni Mahallesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=116041</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>İçinde insanın yaşamadığı evler yavaş süren bir ölümle lanetlenir. Bu açıdan boş evler sahiden de lanetlidir. İçinde insan yaşayan evlerse, her ne kadar her zaman bir sıcaklık yayarlar veya sevilirler diye genelleyemesek de, çoğunlukla bakılırlar. Heidegger’in ev için “ancak oturmayı başarırsak yapabiliriz” dediği de evi inşa edenin aynı zamanda var edebilecek olduğunu anlatır.[1] İnsandan yana [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/turkiyenin-ilk-isgal-evi-don-kisot/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Türkiye&#8217;nin İlk İşgal Evi Don Kişot&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçinde insanın yaşamadığı evler yavaş süren bir ölümle lanetlenir. Bu açıdan boş evler sahiden de lanetlidir. İçinde insan yaşayan evlerse, her ne kadar her zaman bir sıcaklık yayarlar veya sevilirler diye genelleyemesek de, çoğunlukla bakılırlar. Heidegger’in ev için “ancak oturmayı başarırsak yapabiliriz” dediği de evi inşa edenin aynı zamanda var edebilecek olduğunu anlatır.[1] İnsandan yana bir çeşit mutualizmin icra edildiği ev mekanında insan bakım verendir, ev ise bakıma mukabil, kendinden dolaylı bir muhafız. Muhafaza edildiğimiz evlerin içinde kendimizle, birbirimizle durur, ilerler, dönüşürüz.</p>
<p>İnsanı, içinde yaşadığı ev muhafaza ederken, onun terk ettiği evlerin muhafızı da içinde yaşamayan insan olabilir. Terk edilmiş evleri sahiplenip, bu defa tersine bir alışverişle, unutularak yavaş yavaş ölmekten kurtarabilir. Muhafaza ettiğimiz evlerin içinde bu defa birlikte birbirimizi dönüştürürüz. Böylesi bir tersineliğin insanı bir an durdurup düşündüren şiirsel bir yanı var. Her şeyin politik olması gibi, şiirsel olan da hep insana dair. Bu bakımdan evler de bazen politik bazen şiirsel biçimlerde muhafaza edilir ve bu biçimlerden biri olan “işgal evi” de kiminin zihninde şiirsel kimininkinde ise politik bir çağrışım bırakabilir. En azından Türkiye’nin ilk işgal evi olan Don Kişot İşgal Evi’nin zihinlerde bu şekilde veya iç içe çağırışımlar bıraktığını biliyoruz.</p>
<h2>Nerede, nasıl bir işgal?</h2>
<p>Böyle bir başlangıç, işgal evlerinin tek varoluş sebebinin muhafaza edilmesi olduğuna dair bir yanılgı oluşturabilir. Düzeltelim. İşgal evleri olarak boş bırakılmış, atıl durumdaki evler, kamusal yapılar, ofisler ve boş alanlar kullanılır. Buralar; evsizler için sığınma, bazı grupların sosyalleşme ve dayanışma için ortak alan ihtiyacı gibi ihtiyaçlar veya tarihi binaların uygun fiyatlı konaklama imkanı karşılığında korunması (property guardianship) gibi durumlar neticesinde işgal edilebilirler. İşgal evi İngilizcedeki “squat” kelimesinden geliyor. Anlamı izinsiz yerleşmek, sahip çıkmak. İşgal evi kelimesinin karşılığı “squatted house”; işgal evi kavramı içinse “squatters” kullanılıyor.[2] Literatürdeki tanımlar kavramın farklı deneyimlerine göre şekillenmiş ve en temel tanım Hans Pruijt tarafından yapılmıştır. Pruijt ev işgalini “bir mülkü sahibinin izni olmadan kullanmak” şeklinde tanımlamıştır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Bu tanım farklı ülke deneyimleri ve ideolojik hareketlerden yola çıkılarak yapılacak yorumların bina edilebileceği bir zemin hazırlamaktadır. Nitekim Corr&#8217;a göre işgal &#8220;ekonomik kaynakların daha eşitlikçi ve faydalı bir biçimde yeniden dağıtılması&#8221; anlamına gelmekteyken [4], Kallenberg işgalcileri &#8220;daha iyi bir toplum yaratmayı amaçlayanlar&#8221; olarak görür [5].</p>
<p>1960’larda konut sorununa bir çözüm bulmak maksadıyla, evsizlerin buralara yerleşmeleriyle başlayan hareketin ilk temellendiği fikir kapitalist toplumun yarattığı sorunlar olarak görülmektedir. Zaman içerisinde işgal evlerinin oluşumunda konut ihtiyacı ikinci plana atılmış, 80’li yıllarda yerini anarşist grupların dayanışma ve beraberlik odaklı sosyal merkez arayışı almıştır. 90’larla beraber hükümetler işgal evleri üzerindeki kontrolünü artırarak kendiliğinden ve doğal olanı denetim altına sokmuşlardır.[6] Bugün arama motoruna “squatted house” yazdığınızda dördüncü satırda İngiliz devletinin ev işgalini suç saydığını ve bu suçun 6 aya kadar hapis ile para cezası yaptırımının olduğunu görürsünüz.[7]</p>
<p>2010’lara geldiğimizdeyse işgal evlerinin küresel “Occupy!” hareketi ile yakınlaştığını görürüz. 2013 yılında Gezi direnişinin başlamasıyla beraber bir grup, &#8220;Occupy&#8221; yazan tişörtler giyerek ve sosyal medyada #occupygezi etiketini kullanarak direnişi Occupy Wall Street hareketi ile ilişkilendirmiştir. 2011 yılında ABD’de başlayan ve dünyaya yayılan Occupy Wall Street hareketi ve oluşturulan kamplar dağıtılınca gruplar hareketin devamı için sosyal merkezler kurmuşlar ve buralarda politik tartışmaların beraberinde kültürel ve sanatsal etkinlikler de yapmışlardır. Nitekim benzer bir süreç Gezi direnişi ile de yaşanmış; Gezi ile Türkiye’nin birçok şehrinde açık alanlarda toplanarak başlayan forumların ilk olarak Kadıköy Yeldeğirmeni’nde bir işgal evine geçiş yapmasıyla Don Kişot Sosyal Merkezi ortaya çıkmıştır.</p>
<h2>Don Kişot, Hiçbir Yere Ait Olmayan Bir Ruh</h2>
<p>Don Kişot Sosyal Merkezi, Gezi direnişi sonrasında oluşan Yeldeğirmeni Mahalle Dayanışması tarafından 2013 yılında kuruldu. Mahallelinin açık havada gerçekleştirmeye devam ettiği forumların kış şartlarıyla beraber kapalı bir alana geçme gerekliliği doğunca uzun yıllardır boş duran bir bina işgal edilerek sosyal merkeze çevrildi. Sadece kış şartları değil, mahalle sakinlerinin özgürce var olabileceği ve beraber zaman geçirebilecekleri kamusal alan ihtiyacı da bu arayışta temel bir etkendi.[8]</p>
<p>İşgal edilecek yer belirlenince hem mahalleden, hem şehrin farklı yerlerinden hem de diğer şehirlerden gelen gönüllü eller tarafından temizlendi, düzenlendi, onarıldı, duvar resimleri ile süslendi ve herkese açıldı. Kendi kendine yetme amacıyla ve ticari etkinlikleri dışlayarak dayanışmanın merkezi oldu. Burada sanatsal atölyeler, film gösterimleri ve çeşitli konularda bilgilendirici sunumlar yapıldı, mahallelinin çocuklarını bırakabilecekleri bir çocuk odası oluşturuldu, okullar için yardım toplandı, kendisini ifade edecek veya gidecek yeri olmayanlara, dışlananlara yer oldu. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu bilenlerin, değişime kendisinden ve kendi küçük çevresinden başlayanların ortak mekanı olmayı başardı. Kapısı her daim ve herkese açık, kimi almaya kimiyse vermeye geldi. Don Kişot iştirakçileri benzer politik yaklaşımlara sahip olsalar da birbirlerinin görüşlerini umursamadan ve hiçbir siyasi partinin üstünlüğünü kabul etmeden aynı çatı altında var olmaya önem gösterdiler.[9]</p>
<figure id="attachment_116105" aria-describedby="caption-attachment-116105" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-116105 size-large" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-1024x512.jpeg" alt="don kişot işgal evi" width="1024" height="512" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-1024x512.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-300x150.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-768x384.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-400x200.jpeg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-600x300.jpeg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5-800x400.jpeg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/Don-Kişot-İşgal-Evi-5.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-116105" class="wp-caption-text">Kaynak: <a href="https://gaiadergi.com/istanbulun-son-isgal-evi-don-kisot-yikim-tehlikesi-altinda/" target="_blank" rel="noopener">Gaia Dergi</a></figcaption></figure>
<p>İşgal evleri, üzerine bina edildiği fikir gereği genellikle geçicidirler ve işgalciler de bunu bilirler. Kalıcı olmayı hedefleyen ve yasallaşan işgal evi örnekleri dünyada mevcuttur, ancak kalıcılık, denetimi de beraberinde getirmektedir. Kendi kendini var eden, özel mülkiyetin karşısında konumlanan bu alanların denetimi, beraberinde artık bir işgal evi olarak anılıp anılmayacakları veya yeni bir sınıflandırmaya mı tabi olacakları gibi soru(n)lar doğurabilecektir. Don Kişot Sosyal Merkezi’nin ömrü, işgal edilen binanın mülkiyet sorunun çözülmesi ile iki yıl sürmüş oldu, Kasım 2015’te boşaltıldı. 2016 yılında yıkılarak yerine yeni bir bina yapıldı ve altında, bilmeyiz kasten mi yoksa tesadüfen midir, &#8220;Manifesto&#8221; isimli bir kahveci açıldı.</p>
<p>Don Kişot Sosyal Merkezi bugün fiziksel olarak yerinde yok. Uzun yıllar ölüme terk edilen ev, ömrünün son yılını, kıymetli bir muhafaza altında geçirdi. Öyle ki, bugün kendi var olmasa da pekişmiş bir ruh olarak mahallede yaşamaya devam ediyor.</p>
<h2>Toplumsal Beraberlik Deneyi Olarak Türkiye’de İşgal Evleri</h2>
<p>Türkiye’deki ilk işgal evi olan Don Kişot Sosyal Merkezi, işgal evlerini “Bir alan ya da mekanın, kolektif mülkiyetten yola çıkarak, mülkiyetsizliğe doğru uzanan yolda, bir toplumsal bir arada yaşama deneyi için işgal edilmesidir,” şeklinde tanımlamıştı.[10] Merkezin iştirakçileri tarafından farklı zamanlarda farklı gazetelere verilen söyleşilerden anladığımız işgal evinin tanımında, Don Kişot Sosyal Merkezi’nin temel değerleri ve ortak amaçlarında bir uzlaşma varsa da, misyon noktasında bu değer ve amaçlarla bütünleşecek biçimde olmak üzere bir farklılaşma söz konusudur. Bu da merkezin farklılıklara açık olduğunu ve bir arada yaşama deneyinin bu bakımdan yolunda gittiğini göstermektedir. Don Kişot Sosyal Merkezi, iki senelik ömrüyle yasallaşmamış bir işgal evi için bir sürdürülebilirlik örneği de sergilemiştir.</p>
<p>Hem mahalle sakinleri hem de dışarıdan gelenlerle gerçekleştirilen çeşitli alanlardaki etkinliklerle alternatif bir kamusal alan yaratılmıştır. Etkinliklerin ortaklaşa belirlenmesi, herkesin eşit söz hakkına sahip olması, ihtiyaçların beraber giderilmesi ile de demokratik bir arada yaşayış deneyimlenmiştir.</p>
<p>Bununla beraber merkez, kuruluşuyla yeni işgal evlerinin oluşmasına da önayak oldu. Kadıköy Caferağa ve Bay Samsa işgal evleri kurulduktan kısa süre sonra işgal edilen binanın tahliyesiyle kapandı. Beşiktaş’ta kurulan Berkin Elvan Öğrenci Evi, öğrencilere yönelik kurulmuş ancak on beş gün sonra tahliye edilmiştir. Ankara’daki ilk işgal evi olan Atopya, Ankara’nın en uzun sokaklarından birinde, Başçavuş’ta kuruldu ve Don Kişot kadar uzun soluklu olamadan o da kapanmak durumunda kaldı.</p>
<h2>Yeldeğirmeni Mahallesi</h2>
<p>Don Kişot Sosyal Merkezi’nin macerasını öğrenince Yeldeğirmeni’nde kurulması bir tesadüf mü ve bu iki mekan birbirini nasıl besledi soruları ortaya çıkıyor. Yeldeğirmeni mahallesi çok kültürlülük, soylulaştırma gibi kavramlar üzerinden değerlendirildiğinde Don Kişot Sosyal Merkezi’nin burada bir mahalle kültürü etrafında şekillenerek kurulması bir tesadüf değil. Merkez, her ne kadar Gezi direnişinden sonra kurulmuş olsa da temeli Yeldeğirmeni Mahalle Dayanışması ile öncesinde atılmıştı.</p>
<p>Don Kişot Sosyal Merkezi’nin bir mahalle olarak Yeldeğirmeni’ne etkisi ise bugün hala gözlemlenebilir. 2010 yılında hayata geçirilen Yeldeğirmeni Yenileme Projesi ile mahallede bir kentsel dönüşüm süreci başlamış, Dilşad Özçelik’in de çalışmasında dikkat çektiği üzere mahallenin bir kültür sanat mekanı, açık hava müzesi olarak görülmesine yönelik çalışmalar da yapılmış, böylece yeni sakinlerinin yanında yerli turistler de mahalleye doğru çekilmiştir.[11] Proje 2013 yılında bitmiş, aynı yıl Don Kişot Sosyal Merkezi’nin açılmasıyla Yeldeğirmeni Mahallesi’ne yönelik ilgi ve merak artmıştır. Özçelik’ten alıntılayarak: “Bu deneyim semtin ‘muhalif’ ve ‘dayanışmacı’ tahayyüllerini oluşturmuştur. İşgal evi, semtin özgün aurasını oluşturan güçlü bir bileşendir. Gördüğü ilgiyle sınırı semti, şehri ve ülkeyi aşan işgal evi Yeldeğirmeni’nin dönüşmesindeki en önemli aktördür aynı zamanda.”</p>
<p>Bugün Yeldeğirmeni mahallesi hafıza yürüyüşlerinin, festivallerin adresi, sanatçılar için bir üretim ve hatta aynı anda bir sergi mekanı. Çok değil, 10-15 yıl kadar önceki halinden, suç oranının yüksek olduğu zamanlarından eser yok şimdi. Yeni nesil kahveciler, sanatçılar, öğrenciler, yaratıcı sektörlerin beyaz yakalıları, değişim öğrencileri, artan kiralar, sanat atölyeleri, tüm eski ve yeni sakinleriyle bir soylulaştırma örneği. Don Kişot Sosyal Merkezi bugün var olmayışı ile zihinlerde yaşayan ve Yeldeğirmeni&#8217;nden ayrı düşünülemeyecek bir hafıza mekanı.</p>
<p>Hiçbir özelliği olmayan, bina işlevi bile görmeyen, yarım haliyle Don Kişot Sosyal Merkezi binası, bir mekanın hafızada yer aldığı biçimiyle değer kazanabildiğinin bir örneği. Üstelik burası aynı anda hem işgal evinin hatırasını, hem de Yeldeğirmeni’nin geçirdiği değişim sürecini aynı anda imliyor.</p>
<p>Don Kişot Sosyal Merkezi’nin yer aldığı, bugün var olmayan binanın bir ismi var mıydı, varsa neydi bilmiyorum. Boyası vurulmamış tuğlalarıyla yarım kalmış, bakımsız ve ruhsuz bir binaydı. İlk ve son sakinleri Yeldeğirmeni’nin don kişotları oldu. Böylece muhafaza edildi ve etti. Bir arada yaşanan bir dönüşüme mekan, bu sayede ise ilk kez bir ev olabildi. Olabildiğince şiirsel ve her yanıyla politik.</p>
<h2>Kaynakça</h2>
<p>[1] A. Arda İnceoğlu, <em>Evin Anlamı ve Kentlileşme Süreçleri</em>, İstanbul Teknik Üniversitesi, 1999.<br />
[2] Gülmelek Doğanay, &#8220;Avrupa’da İşgal Hareketlerinin Kapsamı ve Türkiye Örneği: Don Kişot Sosyal Merkezi&#8221;, <em>Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi</em>, 4.2, (2016): 94.<br />
[3] Hans Pruijt, &#8220;The Logic of Urban Squatting&#8221;, <em>International Journal of Urban and Regional Research</em>, (2011): 1-2.<br />
[4] Anders Corr, <em>Anarchist Squatting and Land Use in the West, </em><a href="https://theanarchistlibrary.org/library/anders-corr-anarchist-squatting-and-land-use-in-the-west?v=1621594475">www.ditext.com</a> (Erişim Tarihi: 21 Kasım 2021).<br />
[5] Pruijt, s.2.<br />
[6] Doğanay, s.98.<br />
[7] <a href="https://www.gov.uk/squatting-law" target="_blank" rel="noopener">www.gov.uk</a><br />
[8] Yeldeğirmeni Don Kişot İşgal Evi, <a href="https://odakdergisi.com/yeldegirmeni-don-kisot-isgal-evi/" target="_blank" rel="noopener">Odak Dergisi</a>.<br />
[9] Doğanay, s.102.<br />
[10] Selen Kıcı, <em>Türkiye&#8217;de İşgal Evleri: Don Kişot Sosyal Merkezi Örneği</em>, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2015.<br />
[11] Dilşad Özçelik, <em>Yeldeğirmeni&#8217;ndeki Soylulaştırma Sürecinin Bir Etnografisi</em>, Kadir Has Üniversitesi, 2019.</p>
<p>Kapak Görseli: <a href="https://m.bianet.org/bianet/toplum/150716-don-kisot-yeldegirmeni-ni-isgal-etti" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>Ayrıca bakınız: <a href="https://www.haberturk.com/gundem/haber/896453-don-kisot-kadikoyu-isgal-etti" target="_blank" rel="noopener">Habertürk</a>, <a href="http://platform24.org/yazarlar/2554/otonom-bir-sehir--alternatif-bir-hayat--isgal-evleri" target="_blank" rel="noopener">P24</a>.</p>
<p>Bahsi geçen hafıza yürüyüşlerine katılmak için <a href="https://www.karakutu.org.tr/hafiza-yuruyusu/" target="_blank" rel="noopener">Karakutu Derneği&#8217;</a>ni takip edebilirsiniz.</p>
<hr />
<p>Türkiye&#8217;den ve Hollanda&#8217;dan dört mahallenin soylulaştırma sürecine dair hazırlanmış bir grafik roman: <a href="https://netreklam.net/no-seat-at-the-table/" target="_blank" rel="noopener"><em>No Seat At The Table</em></a>.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/turkiyenin-ilk-isgal-evi-don-kisot/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Türkiye&#8217;nin İlk İşgal Evi Don Kişot&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/turkiyenin-ilk-isgal-evi-don-kisot/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duvarında Müslüm Gürses, kalbinde Amsterdam: Emre Ekinci</title>
		<link>https://lavarla.com/duvarinda-muslum-gurses-kalbinde-amsterdam-emre-ekinci/</link>
					<comments>https://lavarla.com/duvarinda-muslum-gurses-kalbinde-amsterdam-emre-ekinci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2021 10:02:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Amsterdam]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Kentsel Dönüşüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=114585</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Emre Ekinci, müziğiyle tanıdığım ve sonrasında birçok farklı kimlikle karşıma çıkan bir müzisyen. Gurbetçi bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisi, doğduğundan beri Amsterdam&#8217;da yaşıyor. Kendini Türkiye kökenli bir Amsterdamlı olarak tanımlıyor. Aynı zamanda bir gazeteci. Çalışmalarında Amsterdam şehrinin soylulaştırma, bir diğer ifadeyle kentsel dönüşüm sürecinde yaşadıklarına odaklanıyor. Aslında nereli olduğu, nereye ait hissettiği, kendini hangi dilde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/duvarinda-muslum-gurses-kalbinde-amsterdam-emre-ekinci/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Duvarında Müslüm Gürses, kalbinde Amsterdam: Emre Ekinci&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Emre Ekinci, müziğiyle tanıdığım ve sonrasında birçok farklı kimlikle karşıma çıkan bir müzisyen. Gurbetçi bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisi, doğduğundan beri Amsterdam&#8217;da yaşıyor. Kendini Türkiye kökenli bir Amsterdamlı olarak tanımlıyor. Aynı zamanda bir gazeteci. Çalışmalarında Amsterdam şehrinin soylulaştırma, bir diğer ifadeyle kentsel dönüşüm sürecinde yaşadıklarına odaklanıyor. Aslında nereli olduğu, nereye ait hissettiği, kendini hangi dilde ifade ettiğinden ziyade kendini var etmenin yollarını aradığı çetrefilli bir mücadelenin içerisinden tanımlayabiliriz onu. Zira kimlikler benim sorularıma cevaben ortaya dökülenler, oysa Emre&#8217;nin kendine atfettiği tek kimlik Amsterdamlılık.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İlk şarkılarını 2019 yılında çıkardı. &#8220;Ne Haldeyim&#8221; ve &#8220;Suçluyum&#8221; teklilerinin ardından 2020 yılında &#8220;Sor&#8221; ve &#8220;Yeter&#8221; şarkılarını yayımladı. Benim Emre&#8217;nin müziği ile tanışmam ise &#8220;Yeter&#8221;in Spotify Haftalık Keşif listeme düşmesiyle oldu. Nadiren hedefi tutturan Spotify algoritmasının ilk kez on ikiden vurması sayesinde tanışmış olduk. &#8220;Yeter&#8221; şu an için 72 bin dinlemede ve dinleme sayısı da her geçen gün artıyor. Son şarkısı &#8220;Mevzu&#8221; ise 28 Ağustos&#8217;ta çıktı.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yaz başında kendisiyle bir saat süren bir sohbet gerçekleştirdik. Sordum, dinledim; anlattı, dertleştik. Duvarındaki Müslüm Gürses&#8217;ten arabasındaki Azer Bülbül&#8217;e, gurbet hikayelerinden yaşadığı kentle ilişkisine, müziğinden gazeteciliğine varan kıymetli sohbetin Emre Ekinci&#8217;yi üç mücadele alanı üzerinden size tanıtacağım bir özetini yazdım.</span></p>
<h2><span style="color: #000000;">&#8220;Duygularım Türkçe olduğu için müziğim de Türkçe&#8221;</span></h2>
<p><span style="color: #000000;">Emre&#8217;nin onu tanımamıza da vesile olan mücadele alanlarından ilki müzik. Kendini profesyonel bir müzisyen olarak tanımlamıyor Emre Ekinci. Müzikten para kazanma, tanınır bir müzisyen olma konularına da henüz çok kafa yormadığı anlaşılıyor. Daha ziyade üretmenin derdinde. Türkçe düşündüğü, duyguları Türkçe olduğu için müziği de Türkçe. Buna karşın, müziğinin Türkiye&#8217;ye ait olup olmadığı sorusu havada kalıyor. Sohbetimizden yaptığım çıkarımla kurmaya çalıştığım sentez ya da ikilik Emre tarafından bertaraf ediliyor. Müziğinin bir yere ait olmak zorunda olmadığına karar veriyoruz. Yine de dinlediğimde beni dar sokaklara, izbe kuytulara, tütünden sararmış parmak uçlarına, dünyanın ağırlığından bükülmüş yaşlı sırtlara götüren, tümünün arasında olanca saflığıyla yaşanmış bir aşkı anımsatan &#8220;Yeter&#8221;in, doğma büyüme Amsterdamlı birinden çıktığını öğrenmek çok şaşırtıcı. Onur Kaletaş&#8217;ın şarkıya etkisini de atlamamak lazım. Balaban ve keman ise Berat Kardaş&#8217;ın marifetli parmaklarına emanet.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Emre&#8217;nin müziğe başlama hikayesi eğlenceli. Kendi ifadesiyle &#8220;klasik bir gurbetçi hikayesinin&#8221; devamı niteliğinde. 8-9 yaşlarındayken eniştesinden darbuka öğrenerek 23 Nisan&#8217;da darbuka şov ile sahneye çıkıyor ilk kez. Sonrasında ise ergenliğe kadar müziğe pek ilgi duymuyor.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><em>&#8220;Şu an ana enstrümanım gitar. Darbukadan sonra ilk enstrümanım ney oldu. Hatta burada Mehteran kuruldu, Mehteranda neyzendim ben. Burası İç Anadolu, Sivas, Konya&#8230; Daha muhafazakar bir hayat yaşıyorlar. Mehteran da onlara daha uygun geliyor. Sonra ergenlikte başka yönlere merak sardım, neyi bıraktım, mehteran dağıldı. 3,5 hafta bir bağlama maceram oldu. Oradan da gitara geçtim ve öyle de gitarda kaldım. Gitarla yola çıktıktan sonra bir Türk rock grubu kurmuştuk. Grubun adını Boşver koymuştuk. Davulda tekrar eniştem vardı. Can yoldaşım Yasin gitarda, Yasin ve eniştem amca çocukları aynı zamanda, bas gitarda Halil ve solist ben. Amsterdam&#8217;da Türk eğlence gecelerinde konserler veriyorduk 400-500 kişiye yılda bir iki defa.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Emre Ekinci, istediği müziği dilediği gibi yapabildiği, Amsterdam sokaklarını Azer Bülbül ile inletebildiği bir özgürlüğe sahip. Başka kimleri sevdiğini sorduğumda kamerasını duvarındaki Müslüm Gürses portresine çeviriyor önce. &#8220;<em>Burada böyle güler bana, Müslüm Baba her şeyin üzerinde gelir.</em> <em>Azer&#8217;dir,</em> <em>Hakan Taşıyan, Metin Işık, Güllü, Cansever&#8230; Cansever&#8217;i çok severim. Günümüzden de Can Murtezaoğlu çok hoşuma gidiyor. Melike Şahin var, onu yeni keşfettim. Hakan Taşıyan ile şarkı yapmış hatta, kıskandım! Şarkının ismi de çok güzel: &#8216;Kilitli Kapılar Açılsa&#8217;.</em>&#8221; Ancak Türkiye&#8217;deki müzik çevresiyle işbirliği yapmanın, bu çevreye ulaşmanın zorluğundan şikayetçi. Açıkçası biraz yalnız. Müziği yeni yeni tanınıyor, henüz istediği geri dönüşleri alamamış. Hali pür melalimiz ona yapılan geri dönüşlere de sirayet ediyor, zira gençler sosyal medyadan mesajlar atıyorlarmış &#8220;Amsterdam&#8217;a nasıl taşınabiliriz?&#8221; diye.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sesini duyuramamaktan duyduğu rahatsızlıkla, tanındığı bir dünya ihtimalinin ürkütücülüğü arasında bir yerde. Ona göre hayran kelimesi çirkin, ilgi odağı olmak ürkütücü, ünlülük özgürlüğünü kısıtlayıcı. Emre Ekinci&#8217;nin müzisyen olarak tek amacı müziğini yapıp dinlenebilir platformlarda ilgilisiyle paylaşmak. Müziğini anlayan bir kişi bile çok kıymetli, mesele ise doğru anlaşılmak. Yaptığı müziğin hangi janra ait olduğunu sorduğumda aldığım cevap Emre&#8217;nin mütevazı kişiliğini hemen ele veriyor: <em>&#8220;Ne tür müzik yapıyorsun dediklerinde kitleniyorum. Ben de bilmiyorum ki n&#8217;aptığımı.&#8221; </em>Ünlü olmaktan bahsederken her sohbette olduğu gibi anlamadığımız bir şekilde konu &#8220;hayırlısı&#8221;na geliyor. Emre için en hayırlısını dileyip, müzik bahsini kapatıyoruz.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-114707 " src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-1024x1024.jpg" alt="yeter albüm kapağı emre ekinci" width="714" height="714" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-1024x1024.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-300x300.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-150x150.jpg 150w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-768x768.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-1536x1536.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-2048x2048.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-70x70.jpg 70w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-180x180.jpg 180w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-400x400.jpg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-600x600.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/yeter-cover-emre1-1-800x800.jpg 800w" sizes="(max-width: 714px) 100vw, 714px" /></span></p>
<h2><span style="color: #000000;">&#8220;Doğup büyüdüğüm şehirdeki geleceğim toz olup gitti&#8221;</span></h2>
<p><span style="color: #000000;">Hiçbirimiz artık on sene önceki kentlerde yaşamıyoruz. Her şey öyle çabuk değişti ki, yürüdüğümüz kaldırımın istikameti aynı kaldıysa bile kaldırım taşları her daim yeni. Kendi haline bırakılmayan kentlerde bizler de savruluyoruz. En çok da geçmişimizi ve ortak hafızamızı korumaya çalıştığımızda. Bu mücadelenin içerisinde gazeteci kimliğiyle Emre Ekinci de var. Emre için müzik dışındaki bir diğer mücadele alanı gazetecilik. Bu alanı olabildiğince yaşadığı kentin dönüşümüne dikkat çekmek için kullanıyor. AT5 kanalı için bu konuda bölümler hazırlıyor. Yakın zamanda da Türkçe bir belgesel çekme fikri var.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><em>&#8220;Uluslararası büyük firmalar geliyorlar, Booking gibi, işçilerini de Amsterdam&#8217;a yerleştiriyorlar. Bu kadar finansal gücü yüksek olan insanlar ev 200 ise 400 veriyor. Buradaki ortalama insanlar ise mecbur şehir dışında çıkmak zorundalar. Bu durumda da şehrin vatandaşları değişiyor. Gerçekten doğma büyüme Amsterdamlılar şehirden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bu konu hakkında röportajlar yapıyorum.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Doğup büyüdüğü Amsterdam&#8217;ın asıl sahiplerinin çepere itilmesinden, kente dışarıdan gelenlerin merkezde konut fiyatlarını yükseltmesinden rahatsızlık duyuyor. Eskiden yürümeye korkulan sokakların sırtını yasladığı evlerin şimdi değerinin birkaç katı fiyata satılmasından ya da kiralanmasından şikayet ediyor. Fiyatlar cep yakıyor, şehirde daimi bir sirkülasyon var.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><em>&#8220;İnsanların eskiden bırak yaşamayı, geçmekten çekindikleri mahalle şu an cep yakıyor. Benim etrafımda bir sürü yeni bina yapılıyor, yeni insanlar geliyor. Hem sosyo-ekonomik durumları üst düzey, onun getirdiği de bir şımarıklık, bir burjuva havaları da var. 10-20 yıl önce getto diye tabir ettiğimiz mahallede bugün 500-600 bin avroya ev satılıyor. Benim doğup büyüdüğüm kendi şehrimdeki geleceğim toz olup gitti. Kimin için? Başıma geldiği için araştırıyorum.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hoş bir tesadüfü fark ediyorum bu sözler üzerine. Birkaç ay önce Hollanda ve Türkiye&#8217;den dört şehrin dört farklı mahallesindeki kentsel dönüşüme odaklanan, yine Türkiyeli birinin elinden çıkmış <a style="color: #000000;" href="https://netreklam.net/no-seat-at-the-table/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;No Seat at the Table&#8221;</a> projesine Lavarla&#8217;da yer verdiğimizden bahsediyorum Emre&#8217;ye. Dünya ne küçük.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-114705 size-full aligncenter" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/09/emre-ekinci-yeter-lavarla-ile-roportaj-seren-erciyas.jpg" alt="" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/emre-ekinci-yeter-lavarla-ile-roportaj-seren-erciyas.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/emre-ekinci-yeter-lavarla-ile-roportaj-seren-erciyas-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/emre-ekinci-yeter-lavarla-ile-roportaj-seren-erciyas-768x528.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<h2><span style="color: #000000;">&#8220;Bizler buraya ışınlanarak gelmedik&#8221;</span></h2>
<p><span style="color: #000000;">Unutkan veya unutmak isteyen bir toplumuz. Bizleri bir araya getiren bağın ortak bir geçmiş olmadığı aşikar. Belki Necmi Erdoğan&#8217;ın işaret ettiği gibi bir <a style="color: #000000;" href="https://www.birgun.net/haber/turkiye-bir-toplum-mu-92688" target="_blank" rel="noopener">suç ortaklığı</a> toplumuyuz ya da belki de bizi bir arada tutan esas bağ unutkanlığımız. Yıkım ve hoyratlık, bir unutmak isteme çabası ve bu çaba içerisinde toplumsal belleğimiz bile birkaç parçaya bölünmüş halde. Bir parçanın hatırladığı öteki parça tarafından çoktan silinmiş, silindiği yerde yeni gerçekler inşa edilmiş. Emre Ekinci&#8217;nin üçüncü mücadele alanı unutulan bir hikayeyi, 60 yıllık gurbetçilik hikayesini yeniden hatırlatmak üzerine.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Belki müzik, belki gazetecilik, hangisi olursa, kendini en iyi ifade edebildiği araçları kullanarak kendi tabiriyle Türkiye&#8217;de kurulan &#8220;Avrupa ütopyasının&#8221; uğratacağı hayal kırıklıklarını anlatmak istiyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>&#8220;Daha sertleşecek dilim. Türkiye&#8217;den gurbetçilere yönelik özellikle bu genç jenerasyondan bir öfke, bir kıskançlık&#8230; Kıskançlık kelimesi çirkin bir kelime ama sezdiğimi de söylemeliyim. Bu yaklaşım, koskoca bir göç hikayesini, 60&#8217;lardan başlayan hikayeyi yok saymak demek. Bizler buraya ışınlanarak gelmedik. Hollandalıların yapmak istemediği en pis işleri de dedelerimiz yaptı. Onca gurbet acısı, yalnızlık, dil bilmemezlik&#8230; Hikayenin ilk yarısını atlayıp sadece günümüzdeki gurbetçi imajına bakmak çok doğru olmasa gerek. Bu konuyu daha ele alacağım, müzikte olur, gazetecilikte olur.</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bir gün Türkiye&#8217;ye gelir misin diye soruyorum, tüm sohbetimizde vurguladığı üzere ve çoğu insan gibi Emre de ait hissettiği yerde kalmak istediğini söylüyor. Kabul görmeden ait hissetmenin üzerinde bıraktığı etki hareket ve mücadele, asla durmak ya da susmak değil. Kabul görmek ile işaret ettiğiyse sokaktaki değil, sisteme gömülü olan ırkçılık. Hollanda&#8217;da vergi kaçakçılığında göçmenlere yönelik yapılan ırkçı yaklaşımdan sebep yakın geçmişte düşen kabineyi örnek veriyor.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><em>&#8220;Ailenin bulunduğu durum, senin oturduğun bina, sana sunulan imkan&#8230; Birtakım şeylerin farkına varıyorsun. Dışarı çıktığımda ırkçılık yok, bahsettiğim bu değil. Özgürlük Partisi lideri Wilders&#8217;ın meclisten çıkıp &#8216;Türkler buraya ait değil&#8217; demesi benim için bir yara. Çünkü ben burada doğup büyüdüm, Türkçe konuştuğumdan da daha iyi Hollandaca konuşuyorum, burada gazetecilik yapıyorum. Bu ses ana muhalefet oluyor ve iktidara koşuyor adam.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bir müzik insanı beklerken bir mücadele insanıyla karşılaştığım bir saatlik sohbetimizden süzdüklerimle Emre Ekinci&#8217;yi anlatmaya çalıştım ancak bir sanatçıyı anlamanın kestirme yolu ürettiği her ne ise onu bilmekten geçiyor. Mücadele alanlarında ve bu alanlara dair üretime devam ediyor. Kendisi kabul etmese de ben şarkıları Türkiyeli, mücadelesi Amsterdamlı göçmen olan bir Emre Ekinci sentezinde ısrarcı, ortaya çıkardığı güzel işleri bu ikilik üzerinden takip etmeye niyetliyim.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="https://open.spotify.com/artist/07pWhOdMW8Yz5UnXj7e6Wy?si=f4l-WeGySYmhEcLB9ZiseA&amp;dl_branch=1" target="_blank" rel="noopener">Spotify</a> | <a style="color: #000000;" href="https://www.youtube.com/channel/UCLWH5URgZEupmmwjjUzF6SQ" target="_blank" rel="noopener">Youtube</a> | <a style="color: #000000;" href="https://instagram.com/emreekinci020?utm_medium=copy_link" target="_blank" rel="noopener">Instagram</a></span></p>
<p><a href="https://lavarla.com/duvarinda-muslum-gurses-kalbinde-amsterdam-emre-ekinci/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Duvarında Müslüm Gürses, kalbinde Amsterdam: Emre Ekinci&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/duvarinda-muslum-gurses-kalbinde-amsterdam-emre-ekinci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azize Tan ile Erkekler Çiçektir Podcast Serisinde: Sinemada Kadın ve Uçan Süpürge Film Festivali</title>
		<link>https://lavarla.com/azize-tan-ile-erkekler-cicektir-podcast-serisinde-sinemada-kadin-ve-ucan-supurge-film-festivali/</link>
					<comments>https://lavarla.com/azize-tan-ile-erkekler-cicektir-podcast-serisinde-sinemada-kadin-ve-ucan-supurge-film-festivali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 May 2021 11:44:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Azize Tan]]></category>
		<category><![CDATA[Erkekler Çiçektir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=114430</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Ankara’nın gelenek haline gelen ve şehirle bütünleşen festivallerinden Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali “Araftan Çıkmak” temasıyla 24’üncü kez seyircisiyle buluşuyor. Sinema salonlarından uzak kaldığımız, sevdiğimiz filmleri ufak ekranlara sığdırdığımız ama yine de beklediğimiz filmleri yayınlayan dijital platformlara da minnettar kalarak festivallerin normalleşmesini ve yeniden fiziksel mekanda hep beraber film izlemenin zevkini tatmayı beklediğimiz şu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/azize-tan-ile-erkekler-cicektir-podcast-serisinde-sinemada-kadin-ve-ucan-supurge-film-festivali/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Azize Tan ile Erkekler Çiçektir Podcast Serisinde: Sinemada Kadın ve Uçan Süpürge Film Festivali&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’nın gelenek haline gelen ve şehirle bütünleşen festivallerinden <span style="text-decoration: underline;">Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali</span> “Araftan Çıkmak” temasıyla 24’üncü kez seyircisiyle buluşuyor. Sinema salonlarından uzak kaldığımız, sevdiğimiz filmleri ufak ekranlara sığdırdığımız ama yine de beklediğimiz filmleri yayınlayan dijital platformlara da minnettar kalarak festivallerin normalleşmesini ve yeniden fiziksel mekanda hep beraber film izlemenin zevkini tatmayı beklediğimiz şu günlerde Uçan Süpürge Vakfı, Festival kapsamındaki bir kısım filmi beraber izleyeceğimizi duyurdu. Ankara seyircisi mutlu, festival severler heyecanlı, baharın da etkisiyle kıpır kıpır bir bekleyiş var. Üstelik dijital gösterimlerin yarattığı avantajla Ankara dışında yaşayan sinemaseverler de Festivale katılma imkanına sahip olmaktan ötürü memnun görünüyorlar.</p>
<p>Festival, 27 Mayıs-11 Haziran tarihleri arasında hem dijitalde hem de Alper Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Cermodern açık havada gerçekleştirilecek. Lavarla’nın bu sene de basın sponsoru olarak desteklediği festivalin detaylarına <a href="https://ucansupurge.org.tr/festival/24-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz. Festivalin yaklaşmasıyla beraber <a href="https://instagram.com/erkeklercicektirpodcast?igshid=m1vo2f73sarr" target="_blank" rel="noopener"><em>Erkekler Çiçektir</em></a> podcastinin yaratıcısı Damla Sandal ile beraber Festival direktörü Azize Tan’la lafta değil sahiden de keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p>Kadının sinemada temsili, son dönemde kadın yönetmenlerin ve hikayelerin artması, sinemada toplumsal meselelerin işlenmesinde nicelik ve nitelik farkı gibi konuların yanında film festivallerini, festivaller için film seçmenin inceliklerini konuştuk.</p>
<p>Bir festival direktörünü bulmuşken sormadan olmazdı. Direktör olarak Azize Tan&#8217;ın bir gününü dinledik ve pandemi döneminde festival düzenlemenin süreçlerine, festivallerin geleceğine dair bugüne not düşmüş de olduk. Tıpkı tiyatroya olduğu gibi festivallere yönelik yoğun ilgi ve sevgi besleyen Ankara seyircisine selam yolladık. 24.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali&#8217;nin pandemi koşulları altında gerekli tüm tedbirleri aldığını hatırlatalım. Size düşen maskenizi ve Ankara akşamlarının serinliğine karşı sizi koruyacak hırkanızı almak, uzun zaman sonra bir film festivalinde bir araya gelmenin tadını çıkarmak.</p>
<p>Sohbetin tamamını dinlemek için:</p>
<p><a href="https://open.spotify.com/episode/74A4Mj0HP9vjm4rTGPgPCY?si=gc_PBdnpTUC7xU3apqQQSw">https://open.spotify.com/episode/74A4Mj0HP9vjm4rTGPgPCY?si=gc_PBdnpTUC7xU3apqQQSw</a></p>
<h2>Erkekler Çiçektir Podcast</h2>
<p><em>Erkekler Çiçektir</em>, Türkiye’deki toplumsal cinsiyet rollerine odaklanarak hazırlanmış bir fotoğraf nakış kolajı olarak yola çıktı. Kadınların gündelik yaşamda karşılaştığı bazı söylemlerden ilham aldı. Aynı ismi taşıyan podcast serisinde ağırladığı konuklarla fikri derinleştirmeye gayret ediyor ve kadınların hayallerini, bedenlerini, fikrini ve hatta varoluşunu bile belirlemeye çalışan düzene bir karşı çıkarak erkeklerle çiçekler arasındaki bağı sorguluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-114433 size-large" style="font-size: 19.4286px;" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/05/ec-3-536x1024.jpeg" alt="" width="536" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/05/ec-3-536x1024.jpeg 536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/05/ec-3-157x300.jpeg 157w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/05/ec-3-768x1466.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/05/ec-3-804x1536.jpeg 804w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/05/ec-3-800x1527.jpeg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/05/ec-3.jpeg 838w" sizes="(max-width: 536px) 100vw, 536px" /></p>
<p>Bugüne kadar edebiyat eserlerindeki kadın ve erkek rolleri, kırılgan erkeklik, flört şiddeti ve performans sanatı hakkında sohbetler gerçekleştirdi. İlk soru ise hiç değişmedi. “Erkekler Çiçektir.” Peki ama hangisi?</p>
<hr />
<p>Yazıda ve kapakta kullanılan görseller Damla Sandal&#8217;ın &#8220;Erkekler Çiçektir&#8221; nakış serisinden alındı.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/azize-tan-ile-erkekler-cicektir-podcast-serisinde-sinemada-kadin-ve-ucan-supurge-film-festivali/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Azize Tan ile Erkekler Çiçektir Podcast Serisinde: Sinemada Kadın ve Uçan Süpürge Film Festivali&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/azize-tan-ile-erkekler-cicektir-podcast-serisinde-sinemada-kadin-ve-ucan-supurge-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Keşif Haritası Pusula Deneyiminiz</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-deneyiminiz/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-deneyiminiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seren Erciyas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 12:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Keşif Haritası Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[AnkaraAks]]></category>
		<category><![CDATA[Lavarla]]></category>
		<category><![CDATA[VEKAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=114109</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Lavarla 2017 yılının Ekim ayında Ankara&#8217;yı farklı biçimlerde deneyimlemeyi vadeden Pusula isimli bir keşif haritası çıkarmıştı. VEKAM ve TEDÜ Sosyal İnovasyon Merkezi&#8217;nin yanı sıra birçok kent aktörünün desteğiyle çıkarılan keşif haritasını minyatür sanatçısı Öykü Terzioğlu çizmişti. Hakan Kaynar&#8217;ın Edebiyat Rotası&#8217;nı ve Barış Bıçakçı&#8217;nın Parkların Sürekliliği ismiyle kendi park rotasını ekledikleri harita 2017&#8217;den beri çeşitli satış [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-deneyiminiz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Keşif Haritası Pusula Deneyiminiz&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lavarla 2017 yılının Ekim ayında Ankara&#8217;yı farklı biçimlerde deneyimlemeyi vadeden <span style="text-decoration: underline;">Pusula</span> isimli bir <a href="https://netreklam.net/ankara-kesif-haritasi-pusula/" target="_blank" rel="noopener">keşif haritası</a> çıkarmıştı. VEKAM ve TEDÜ Sosyal İnovasyon Merkezi&#8217;nin yanı sıra birçok kent aktörünün desteğiyle çıkarılan keşif haritasını minyatür sanatçısı Öykü Terzioğlu <a href="https://netreklam.net/pusula-minyaturlu-ankara-kesif-haritasi/" target="_blank" rel="noopener">çizmişti</a>. Hakan Kaynar&#8217;ın Edebiyat Rotası&#8217;nı ve Barış Bıçakçı&#8217;nın Parkların Sürekliliği ismiyle kendi park rotasını ekledikleri harita 2017&#8217;den beri çeşitli satış noktalarında ilgilisiyle buluşuyor.</p>
<p>Aradan geçen yaklaşık 3,5 senede Pusu&#8217;la ile gezen Ankaralı veya Ankara dışından gelen çok sayıda kimse olduğunu biliyoruz. Gerek fotoğraf paylaşımları gerekse mail ve mesajlarla aldığımız geri dönüşler haritanın amacına ulaştığını ve şehirde farklı deneyimlere kapı araladığını gösteriyor. Bununla beraber Pusula artık Ankara hafızasının bir parçası, bugünden 2017&#8217;nin Ulus ve Çankaya&#8217;sına bakmak ve şehrin deneyim pratiklerini anlamak adına önemli bir kaynak.</p>
<p>Bu bağlamda Pusula kaşiflerinin deneyimleri, izlenimleri ve görüşleri de 2017&#8217;den bu yana Ankara hafızasını deşmek ve derinleştirmek, geçmiş ve bugün arasında deneyim odaklı yeni bağlar üretmek, kendiliğinden üretileni anlamak ve pekiştirmek, yok olanı ise görebilmek adına ayrı bir değer taşıyor. Haritanın ikincisi için <a href="https://www.ankaraaks.com/" target="_blank" rel="noopener">AnkaraAks</a> ekibi ile kolları sıvadığımız şu günlerde Pusula kaşiflerinin deneyimlerini öğrenmeye can atıyoruz.</p>
<p>Pusula ile gezmiş olun veya olmayın, soru formuna vereceğiniz her yanıt ikinci harita için bir katkı anlamına geliyor. Formdan toplanan verilerin bir analizini ilgilenenler için Lavarla websitesinde paylaşmayı da önemsiyoruz. Dolayısıyla formu doldururken her türlü deneyiminizin ve fikrinizin bizim için önemli olduğunu unutmayın. Soru formunu ilgileneceğini düşündüğünüz kişilerle de paylaşabilirsiniz. Katkınız için şimdiden teşekkürler!</p>
<p>Soru formuna <a href="https://forms.gle/gxrWCMX3z3ysBAnm6" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz. Son katılım 15 Nisan 2021.</p>
<p>Kapak Görseli: Halil Gül</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-deneyiminiz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Keşif Haritası Pusula Deneyiminiz&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankara-kesif-haritasi-pusula-deneyiminiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
