”Bende tarçın sende ıhlamur kokusu, 

Yürürüz başkentin sokaklarında.” 

Ulus’ta bir meyhane var. Bu meyhane ayın belli günlerinde; kendi hikayelerini kendi mısralarıyla taşıyan şiir insanlarını ağırlar. Her biri farklı bir yoldan gelir. Eli cebinde yürüyerek gelen de var, cebinde son kalan üç beş kuruşla şehrin arabalarını kullananlar da. Eminim vardır bisikletine bile atlayan. Meyhanenin eski kovboy kapılarını andıran girişiyle karşılaşırlar, sakin bir adım atarlar, kısık gözleriyle ”her zamanki” masasına, her zamanki adımlarıyla yaklaşırlar. 3 Nal Meyhanesi, satırlarını ceplerinde taşıyan insanlara kapılarını açmıştır.

Önce bir adam gelir, üstü başı sigara kokmuştur. İsteksiz ve kendine has tavrıyla el sallar en yakınındaki garsona. Garson yaklaşır, kimin el salladığını fark etmiştir. Yanına bile gitmeden sakin bir kafa hareketiyle ”Peki efendim.” deyip arkaya koşmuştur bile. Masayı nasıl donatması gerektiğini bilir. Garsonu bekleyen Orhan Veli, aslında garsonu bekleyemez. Veresiye defterini kabartmıştır belki ona dertlenir. Bir sigara yakar. Sallanan kapılardan Melih Cevdet Anday belirir.

Ankara, hep şu anki gibidir aslında. Tarif edilemeyen, nedeni belli olmayan bir burukluk verir. Kimse en güzel dizelerini Ankara’da yazmamıştır ya da en güzel dizelerini Ankara’ya yazmamıştır muhtemelen. Ankara realisttir, hiç kimseye böyle bir şey de vadetmez zaten. Ankara sadece sarılır, bağrına basar, korur kollar. 3 Nal Meyhanesi de Ankara’nın; Orhan Veli’yi, Cahit Sıtkı’yı, Melih Cevdet Anday’ı, Sabahattin Eyyüboğlu’nu ve daha bir sürü şairi kucaklayış yollarından biridir.

3-nal-lokantasi_lavarla

3 Nal Meyhanesi’ni Orhan Veli Kanık’ın Ankara Lisesi’nden olan arkadaşı Şinasi Baray açmış. Kanık bu şehre, babasının tayini sebebiyle gelmiş. Hiç bilmeden 3 Nal’ın 3 Nal olmasını sağlamış aslında. Belki sayesinde Ankara’dan şairler geçmiş, Cemal Süreya bir roman okuyup Ankara’yı düşünmüş.

sinasi-baray-uc-nal_lavarla
3 Nal Lokantası, Şinasi Baray (sağda)

Lokantanın müdavimi Orhan Veli Kanık, 3 Nal’a Ankara sayesinde, hatta Ankara’ya da 3 Nal sayesinde bağlanmıştır. Lokanta tuvaletinin bir abajurunun üzerinde, Refik Halit’in Bir Avuç Saçma adlı eserinden ufak bir parça yazılı olduğunu, aslında Şinasi Baray’ın bundan hoşnut olmadığını söylemiş. Fakat kendisi bundan memnun; Ankara’nın en ufak köşesine bile içten bir edebiyatın sızması ve insanların bu sebeple bile olsa orada bulunması, Orhan Veli’yi hep mutlu etmiştir.

orhan-veli-sinasi-baray-oktay-rifat-melih-cevdet-anday-ankara_lavarla
Soldan sağa: Orhan Veli, Şinasi Baray, Refik Halit, Melih Cevdet Anday

Kürdün Meyhanesi de, şu anda yerini bambaşka şeylere bırakmış, vaktin değerli insanlarınıkurdun-meyhanesi-fahir-aksoy_lavarla
misafir etmiş mekanlardan bir tanesi.  Üzerinde bulunduğu Posta Caddesi bir sürü meyhaneyi bir arada toplamış;  yalnızca şairlerin değil, memurların, sivil polislerin, farklı kesimlerden birçok insanın uğrak yeri olan mekanları barındırmıştı içinde. Zaman geçtikçe ve şehrin merkezi Ulus’tan Yenişehir’e doğru kaymaya başladıkça bu meyhane de müşterilerini kaybetmeye başlamış. Kürt Mehmet’in açtığı bu meyhanenin asıl ismiyse Yeni Hayat Lokantası. Fakat zaman içinde, meyhanenin müdavimi insanlar tarafından sahibiyle o kadar özdeşleştirilmiş ki, Kürdün Meyhanesi ismini almış. Gelen misafir kim olursa olsun, meyhanenin en korkulan iki garsonu o isimlere servis yaparken biraz zorluk çıkarıyormuş. Bu da meyhanenin yüz güldüren anılarından biri.

Ankara’nın meşhurlarından olan Tavukçu Lokantası da, Cemal Süreya’nın en sık uğradığı noktalardan biri olmuştur. Yeniden hizmet vermek için kolları sıvamışlar, yakın bir zamanda nostaljik Tavukçu’ya kavuşmak mümkün. Bu belki Cemal Süreya’yla empati yapma fırsatı vermez. Eski olan her şey her zaman mutlaka daha keyiflidir, daha el değmemiş ve özgündür elbet ama, Tavukçu Lokantası, Ankara’dan geçmiş şairlerin iz bıraktığı noktaların en canlısı olması yönüyle, çok değerlidir.

ankara-tavukcu-lokantasi_lavarla

Ankara masasız sandalyesiz, koca bir meyhane olmuştur onlar için. Gittikleri mekanlar yazdıkları dizelerin şahidi olmuştur ama aslında en büyük şahit Ankara’dır tabi ki. Bu şairler bu meyhanelerden geçerken, Ankara’da izlerini bırakırken, Ankara da onlara iz bırakmış haliyle.

Cemal Süreya ;
” Şair arkadaş
Bir derdin mi var,
Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden?
Ankara’ya gelmelisin.” 

der bir şiirinde. Çünkü yine kendi deyimiyle Ankara onun için iyi kalpli bir üvey anadır. Sert ve otoriter yüzüne rağmen merhametle sahiplenmeyi seçtiği için yapmıştır belki de bu yakıştırmayı.

İlhan Berk, Kavaklıdere’de Kıbrıs Sokağı’nda uzun süre oturmuştur. O yıllar  Ziraat Bankası’nın basın yayın bürosunda çevirmendir kendisi.  Ankara sokaklarını karış karış gezmiş, bazen Çıkrıkçılar Yokuşu’nda evlerin zillerini çalıp ”Ünlü şair İlhan Berk burada mı oturuyor?” diye sormuştur mahalle sakinlerine.

Turgut Uyar, ”Sevgim Acıyor” dizelerini ithaf ettiği karısı Tomris Uyar’la Ankara’da tanışmıştır.

”Ölürsem senin toprağına gömülmek isterim Ankara” diyen Metin Altıok‘a selam olsun. Bir şehre hissedilen sevgi ancak bu kadar güzel dile getirilir.

metin-altiok_lavarla
Metin Altıok, eşi Füsun Akatlı Altıok ve kızı Zeynep Altıok’la birlikte

Ankara’nın siyasiliğinin tek sebebi tüm devlet büyüklerini ağırlaması değildir. Bu şehre hepsinden öte büyük bir başkaldırı sinmiştir. Ankara her zaman en büyük tepkileri vermiş, en kararlı haliyle karşı koymuştur. Şiirde başkaldırı da kendini Ahmed Arif’te bulmuştur. Bu sebepledir belki Ahmed Arif ve Ankara arasındaki aşk nefret ilişkisi. Yüreğinde Ankara’nın varlığını hissetmiş ve Karanfil Sokağı’nı yazmıştır. Kendi yöntemleriyle Ankara soğuğuna küfretmiştir belki. Ama yine de şehrini çok sevmiştir bir yandan :

” Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır. ”

Her veda gibi Ankara’ya veda da zordur. Ankara’ya veda etmenin de gayet zor olduğu, Ahmet Erhan’ın dizelerinde açık açık gösterir kendini.  Bir daha yeni bir Ankara bulamazsın, bu gri ve soğuk yüz aslında sırtını yasladığın koca bir duvarmış ve o duvarı arkandan bir anda çekmişler gibi:

ayak basılmamış toprağım, dürülmüş göğüm;

yüzü karanlık bir kalabalık,
parmak basma ve bastırma yetkim.
üstgeçitler kurup, altgeçitlerde titreyen devrimci ruhum.
devletimin gri yüzü, bu kadar…
bu kadarsa ayrılıklarla örülsün yünüm!
ankara, anakarası yaşamadım, diyebildiğim her şeyin
yine de hoşça kal şehrim, şehrim hoşça kal
sevgilin, oğlun, şairin… nankörün olayım.


Kaynakça:

http://rakiveankara.com/?p=28
http://yavuziscen.blogspot.com.tr/p/ankara-kent-yazlar-2.html
http://listelist.com/edebiyatcilarin-ugrak-yeri-mekanlar/
http://www.birgun.net/haber-detay/ankara-edebiyati-yapmak-1-17279.html

<Reklam değildir, herhangi bir ticari karşılık veya amaç gütmemektedir. Yazının tüm hakları lavarla.com’a aittir.>

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here