Menu Kapat
Kapat

İnci Türkay: ‘Beni en çok etkileyen, insanın kendi vicdanıyla yüzleşmesinin ne kadar sarsıcı olabileceğiydi’

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Yıllar sonra tiyatro sahnesinde seyircisiyle buluşan İnci Türkay’la “söyleyecek sözüm olduğunu hissettim” dediği Jennifer Tremblay’in ödüllü metni Liste‘yi; Ankara’dan İstanbul’a ve son zamanlarda da Londra’ya uzanan tiyatro yolculuğunu konuştuk.

1972 İzmir doğumlusunuz; üniversite eğitiminiz için önce İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde sonrasında da Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’nde tiyatro okumaya gidiyorsunuz. Bu radikal kararın arkasındaki motivasyonu sorarak başlamak isterim.

Evet, yaşım tamamen ortaya çıkıyor böylece 🙂 15 Temmuz 1972 doğumluyum ve İzmirliyim. Aslında Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü tercih etme sebebim, hayatı anlamaya ve sorgulamaya çok meraklı bir kız olmamdı. Felsefe bize tek bir doğrudan çok nasıl düşüneceğimizi, en önemlisi de sorgulamayı öğretiyor. Ama ben kendimi ifade etmenin sadece düşünmekle sınırlı kalmasını istemediğimi fark ettim; içimde çok güçlü bir oyunculuk arzusu vardı. Bu yüzden Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdim. Dışarıdan bakıldığında radikal bir karar gibi görünebilir ama benim için çok içgüdüsel ve kaçınılmazdı.

Mezuniyetin ardından profesyonel sahne deneyiminiz ilk olarak bölge görevi yaptığınız Trabzon’da başlıyor ardından Ankara’da ve nihayetinde İstanbul’da devam ediyor. Hem yıllarca ödenekli tiyatroda emek vermiş hem de özel tiyatro bünyesinde usta sanatçılarla çalışmış bir tiyatrocu olarak bu iki kulvarın sizin için anlamları/hissettirdikleri nelerdir?

Mezuniyet sonrası Trabzon’da başlayan serüvenim, ardından Ankara ve İstanbul’da devam etti. Devlet Tiyatroları bana çok güçlü bir disiplin, bir gelenek ve sahne ahlakı kazandırdı. Özel tiyatrolarda ise daha özgür, daha risk alan ve farklı arayışlara açık bir alan buldum. İkisi de benim oyunculuğumu besleyen, birbirini tamamlayan deneyimler oldu. Özel tiyatroda da çok kıymetli oyuncularla defalarca aynı sahneyi paylaştım; en az konservatuvar eğitimi kadar öğretici bir dönemdi benim için.

Özellikle çocukları odağına alan yapımlarla televizyon ekranlarından da tanınan biri olarak o dönemki proje seçimlerindeki kıstaslarınızı da merak ediyorum.

Televizyon projelerinde özellikle çocuklara dokunan, onların dünyasına zarar vermeyen, aksine hayal güçlerini besleyen işler olmasını bilinçli olarak istedim, tercih ettim. Takip ettiğim dünya sinemalarında ve TV kanallarında çocuklara yönelik şahane işler vardı. Ben de bizim ülkemizde bu alandaki boşluğu gördüm. O dönemde yaptığımız işlerin çocukların hafızasında bir iz bırakacağını biliyordum. Ve geleceğe hazırlamamız gereken pırıl pırıl beyinleri gözlemliyordum. Bu yüzden seçimlerim hep çocuk işlerine yönelik oldu ve aslında büyük bir sorumluluk aldım.

İngiltere yolculuğunuzu da konuşalım isterim. Bu yol ayrımında neydi sizi oraya çeken güç –ki bu öylesine güçlü olmalı ki yıllardır yaşadığınız Londra’da göçmen çocukları odağına alan İnci’s Drama Club adında bir de eğitim projeniz var.

İngiltere yolculuğum aslında hem kişisel hem de mesleki bir dönüşüm süreciydi. Londra’ya taşınmamın en büyük nedeni oğlumdu. Ama sahip olduğum vizenin gerekliliklerinden dolayı Londra sadece yaşamam gereken değil, daha çok üretmem gereken bir yer oldu. Bu da İnci’s Drama Club’ın doğuşuna vesile oldu. Göçmen çocuklarla çalışmak, onların kendilerini ifade etmelerine alan açmak benim için çok anlamlı bir yolculuk oldu. Zaten İngiliz hükümetine sunduğum ve kabul alan iş planımda da bu vardı ve şimdi görüyorum ki başarılı bir şekilde hayata geçmiş. Ardından İnci’s Drama Club Türkiye’ye de taşındı ve şu an İstanbul’da 4 şubemiz var. Farkında, hayal kuran, kendilerini ifade edebilen şahane çocuklarımız var.

Yüzden fazla tiyatro oyununda oynamış ve fakat uzun yıllar ara vermiş biri olarak neydi size sahnelere döndüren Liste oyununun sihri diye başlayalım ve Jennifer Tremblay’in kaleme aldığı bu son derece etkileyici metnin sizde neleri uyandırdığını ve karakteri içselleştirme sürecinizi konuşalım isterim.

Liste benim için gerçekten özel bir metin. Jennifer Tremblay’in yazdığı bu hikayede beni en çok etkileyen, insanın kendi vicdanıyla yüzleşmesinin ne kadar sarsıcı olabileceğiydi. Uzun yıllar sahneden uzak kaldıktan sonra beni geri çağıran şey de tam olarak buydu: söyleyecek bir sözüm olduğunu hissetmek. Karakteri anlama, yorumlama ve içselleştirme sürecinde kendimle de çok yüzleştim.

Elbette ki tiyatro kolektif emeğin bir ürünü, siz de bu oyun özelinde birbirinden kıymetli insanlarla çalıştınız, yaratıcı ekibin neredeyse tamamı kadın olunca da böylesi bir kadın hikayesine içselleştirerek hayat verdikleri aşikar. Bu ekibin bir araya geliş hikayesinden ve masa başı çalışmalarındaki düşünsel yolculuktan bahsedebilir misiniz?

Bu projede bir araya gelen ekip gerçekten çok özel. Neredeyse tamamı kadınlardan oluşan bir yaratıcı ekip vardı ve bu durum hikayeye çok güçlü bir içsel derinlik kattı. Masa başı çalışmalarında sadece metni değil, karakterin psikolojisini, vicdanını, suskunluklarını uzun uzun konuştuk. Bu da sahneye çok organik bir şekilde yansıdı. Orijinal metin, kusursuz bir mutfak dekorunda karakter anlatır diye başlıyor; oysa bizim oyun Ayşegül Hardern’in reji yorumuyla, metaforlarla, gölgelerle, ses, projeksiyon ve ışık tasarımıyla bambaşka bir yere taşındı. Yaratıcı ekibin kadınlardan oluşması kesinlikle ayrı bir hassasiyet ve derinlik kattı. Anlatım dili daha duygusal, daha incelikli oldu diye düşünüyorum. Ama ses tasarımıyla oyuna büyük katkısı olan Cem Tuncer’i ve daha oyun başlamadan oyunun ruhunu bize hissettiren, görsel şölenin mimarı Baran Gündüzalp’e de buradan ayrıca çok teşekkür ederim.

Doğrusu ben oyuna gelirken -tamamen isminin çağrışımıyla- yoğunluklu sorumluluklar listesi ve de kadın emeğinin görülmezliği üzerine bir hikaye beklemiştim fakat Jennifer ve Caroline denkleminin farklı katmanları bende “öncelikler” meselesini ve “vicdan” çatışmasını çokça sorgulattı. Siz ilk temsilden bugüne izleyici tepkilerinde başka neleri gözlemlediniz?

Sizin de söylediğiniz gibi oyun önce kadının görünmez emeği ve hepimizin üzerindeki fiziksel ve zihinsel yüklerden açılıyor ama sonra genişleyerek daha derin bir vicdan meselesine evriliyor. Böylece kontrol edilebilen ve ettiğimizi sandığımız tüm listeler, yükler ve dışarıdan kusursuz gibi görünen hayatlarımız sorgulanıyor. Seyircilerden en çok duyduğum şey, oyundan sonra uzun süre sessiz kaldıkları; kendi hayatlarını ve önceliklerini sorguladıkları. İzlemelerinin üzerinden bir iki gün geçmesine rağmen hala oyunu konuştuklarını duymak benim için çok kıymetli bir geri dönüş.

Ankara’nın sizin için önemini de konuşalım isterim. Öyle ki oyunun Türkiye prömiyerini burada, Tatbikat Sahnesi’nde yaptınız. Her ne kadar yıllar içinde değişen/dönüşen seyirci profillerinden bahsetsek de sizde Ankara seyircisi nasıl bir karşılık buluyor?

Ankara’nın benim hayatımdaki yeri çok ayrı. Tiyatro eğitimim, konservatuvar yıllarım, oyunculuğa ilk adımlarım burada başladı. Türkiye prömiyerini Tatbikat Sahnesi’nde yapmak benim için çok duygusaldı. Ankara seyircisi her zaman çok dikkatli, çok bilinçli ve tiyatroyla gerçek bir bağ kuran bir seyirci. Onların karşısında oynamak her zaman ayrı bir sorumluluk ve mutluluk.

Ankara Havası

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.