Türkiye’ye ilk kez gelen yabancı bir misafirinizle Ankara’dan bir hafta sonu seyahati organize edecek olsanız aklınıza ilk nereler gelir? Kapadokya, İstanbul, hava durumu elverirse İzmir ya da Antalya? Ben tarih ve lezzet sevdalısı misafirimi, Şanlıurfa ve Gaziantep’e götürdüm. Cumartesi sabahı erken saatte Ankara’dan uçağa atladık, Şanlıurfa Havaalanı’ndan kiraladığımız arabayla iki günde 550 kilometre yol yapıp pazar akşamı döndük. Türkiye’nin kıymetli birçok turistik noktasını ziyaret edip, enfes yemekler yedik. İşte izin kullanmadan bir dolu keşif sığdırabileceğiniz haftasonu Şanlıurfa ve Gaziantep gezisi.
Urfa’nın etrafı sadece dumanlı dağlar değilmiş: Göbeklitepe, Harran ve Halfeti
Şanlıurfa’da Göbeklitepe, Harran ve Halfeti üçlüsünü ziyaret etmeyi uzun yıllardır istiyordum. Bunların hepsini bir güne sığdırabilmek için araba şart, mesafeler uzun ve yorucu. Havaalanından rotamızı direkt Göbeklitepe’ye çevirdik. Göbeklitepe, bugün “tarihin sıfır noktası” olarak adlandırılıyor. Kazı çalışmaları hala devam ediyor, bugün görebildiğimiz taş sütunlardaki figürler ise yeterince etkileyici. Müzekart ile ziyaret edebilirsiniz. Göbeklitepe, Şanlıurfa şehir merkezine yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta.

Bölgede ziyaret etmek istediğim bir diğer nokta ise Harran’dı. Harran, “trullo” denen kubbe evleri ile ünlü. Trullo evleri, dünyada sadece üç şehirde varmış. Diğer iki şehir İtalya ve Suriye’de. İtalyan misafirim Alberobello’daki trulli evlerini hiç görmemiş, bense Harran’dan önce Alberobello’yu ziyaret etmiştim. Bazen gözümüzün önündeki güzellikleri böyle kaçırıyoruz işte. Harran’daki evler özel mülk olduğu için, girişte cüzi bir ücret ödemek gerekiyor.

Daha önce Gaziantep’e gittiğimde arabam olmadığı için gidemediğim Halfeti’yi bu sefer kaçırmadık. Kışın düşük sezon olduğu için birçok işletme kapalıydı, ancak kolay park yeri bulduk. Halfeti ”saklı cennet” veya ”kayıp kent” olarak anılıyor, Fırat Nehri’nin altında kalmış olduğu için. Halfeti’de tekne turu yapıp uzaktan Rumkale’yi ve batık camiyi görmelisiniz! Bizim tekne turumuz gün batımı saatine geldi, çok keyifli geçti.

Urfa’nın etrafını gezdik gördük ancak merkezinde turlamadan dönmedik tabii ki. Balıklıgöl, Şanlıurfa’nın en çok ziyaret edilen yeri. Camiler, eski medreseler ve taş avlulardan oluşan büyük bir külliyenin parçası. Hz. İbrahim’in ateşe düşeceği sırada, ateşin suya odunlarınsa balığa dönüştüğü efsanesi ile oluştuğuna inanılıyor. Şanlıurfa’nın çarşısında dolaşıp baharat alışverişi yapmayı ve hanlardan birinde fıstıklı Türk kahvesi içmeyi unutmayın!

Bu yemeklerin eşi benzeri yok: Şanlıurfa ve Gaziantep’te yediğimiz her şey
Yurtiçi seyahatlerimdeki temel motivasyon kaynağım yerel yemekler, doğruya doğru. Üç sene önceki Antep seyahatimden bu yana aklım hala yiyemediklerimde olduğu için bu seyahatte pantolondan bir düğme açmayı kabullendim. Ramazan ayında gittiğimiz için, Urfa’da istediğimiz her yeri açık bulamadık ama Antep’te bir sorun yaşamadık.
Urfa’da bir nevi geç kahvaltı olarak Paflar Ciğer‘e gittik. Ciğer ve haşhaş kebabı söyledik. Gelen mezeler enfesti ve daha önce hiç yemediğim şeylerdi. Haşhaş kebabının ismine aldanmayın, içinde haşhaş yok ve muhteşem bir lezzet. Yediğimiz her şeyden çok memnun kaldık. Yolda atıştırırız diye çarşıdaki bir çiğ köfteciden çiğ köfte aldık. Hayatımda ilk kez bir çiğ köfteci ”etli mi olsun etsiz mi?” diye sordu, Urfa farkı!

Gaziantep, yeme içme konusunda Türkiye’nin Napoli’sidir benim gözümde. İlk akşam yemeğimizi bir klasik olan İmam Çağdaş‘ta yedik. Lahmacun, simit kebabı, patlıcan kebabı ve Antep peynirli pide. Her şey çok lezzetliydi. Kebapları yarım porsiyon söyleyebiliyorsunuz, böylelikle daha fazla çeşit deneyebilirsiniz. İkram olarak güzel bir salata geliyor. Kaşıkla içilen açık ayranı ve tabii ki finaldeki enfes baklavalarıyla İmam Çağdaş’ın, Türk mutfağını seven herkesin bir gün yemek yemesi gereken bir restoran olduğunu düşünüyorum. Bu yemek deneyimini güzel kılan en önemli etmenlerden biri de şüphesiz muhteşem misafirperverlik ve servis. Garsonların ilgisi, kibarlığı ve işlerini harika yapışları takdire değer.

Gaziantep’teki en güzel keşfimizi aslında paylaşmaya biraz çekiniyorum. Popüler olup sadeliğini kaybetmesini, fiyatlarının artıp müdavimlerini üzmesini istemem. Kasap Oktay‘ta yediğimiz klasik ve etsiz lahmacunların tadı hala damağımda. Hele ki fıstıklı peynirli tatlı pidesi. Mutlaka gidin.
Antep’in fıstıklı tatlıları gururumuzdur. Katmeri Katmerci Zekeriya Usta‘da yedik, şüphesiz benim en sevdiğim Türk tatlısı. Zekeriya Usta da oradaydı, güzel sohbet ettik, katmerin yapılışını izledik, aile hikayesini dinledik. Dönüş yolunda Koçak Baklava’ya uğrayıp bir tur da orada yedik, Ankara’daki aileme paket yaptırdık.

Hafta sonu Şanlıurfa ve Gaziantep seyahatimiz işte böyle geçti. Bir sonraki seyahatimi Nemrut Dağı’na gerçekleştirmek çok istiyorum.
Yurtiçi seyahatlerimi Lavarla‘da yazıyorum, 2025 kışında gerçekleştirdiğim Kars seyahatimi buradan okuyabilirsiniz.

















