Menu Kapat
Kapat

Gökhan Yolcu: ‘Analog zamanı yaşayanlar fotoğrafın değerini biliyor’

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Gökhan Yolcu ile lise yıllarında filizlenen fotoğraf tutkusunun nasıl sahne fotoğrafçılığına evrildiğinden başlayarak yıllar içinde baleden tiyatroya uzanan eşsiz fotoğrafçılık deneyimlerine ve “Yolcu Yolunda Gerek” projesine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Fotoğraf merakınız lise yıllarında başlıyor diye biliyorum fakat sahne fotoğrafçılığına uzanan bu yolculukta dönüm noktanız neydi?

Evet, lisede başladı fotoğraf yolculuğum, lisedeki arkadaşlarım sayesinde.  Ahmet Altunalan’ın abilerinin fotoğraf laboratuvarı vardı, onlarla git gel yaparak öğrendim, onlarla mesai yaptım. Bu arada liseden bir diğer arkadaşım da Cüneyt Özdemir, gerçi biraz vefasız bir arkadaş olmasına rağmen onu her zaman anmak istiyorum çünkü onun Atila Cangır’a yaptığı asistanlığı önemlidir benim için. Bu arada kendisi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okurken Atila Hoca da fotoğraf bölüm başkanıydı, Cüneyt de onun asistanlığını yapıyordu. Irak-İran savaşıyla kendine bir fırsat yaratarak bölgeye gitti, daha doğrusu insanları tanımak için çünkü daha henüz öğrenciydi dördüncü sınıfta. Onun yolu orada açıldı. Mehmet Ali Birand’la tanıştı ve “32. Gün”e girdi. Ondan sonra da işte Cüneyt, Cüneyt oldu zaten biliyorsunuz. Ben de o sırada Atila Cangır ile tanıştığım için Cüneyt vasıtasıyla Atilla Hoca bir gün beni davet etti “Opera’da bir çekim yapacağım gelmek ister misin, bana yardımcı olur musun?” diye, olur dedim tabii, neden olmasın.

Modern Dans Topluluğu (MDT) var biliyorsunuz, MDT’nin kuruluş aşamasındalarmış ve Beyhan Murphy ile Atila Cangır tanıştığı için Beyhan Murphy ondan istemiş fotoğrafları. Biz de gittik Büyük Tiyatro’da – tiyatroda çalışınca “opera” diyemiyorum oraya- fotoğraf stüdyosu kurduk ve bale fotoğrafları çektik ama modern bale. İlk bale fotoğraflarımı orada çektiğim için balenin benim için özel bir yeri var. Ondan sonrasında, tabii ki teyzem ve ablam sayesinde tiyatroyla haşır neşirdim. Teyzem Devlet Tiyatroları’nda baş dramaturgdu, 80 ihtilali sırasında Almanya’ya gitmişti; ablam da DTCF’de tiyatro okuyordu. Onların hocaları, teyzemin arkadaşları derken tiyatronun ister istemez içindeydim. Bale fotoğrafı çekince tiyatroda, teyzem vasıtasıyla da tanıdığım insan çok derken tiyatroya girip çıkmaya başladım fotoğraf çekmek için. Bale, tiyatro derken birdenbire sahne fotoğrafçısı oldum.

Gökhan Yolcu'nun ilk çektiği sahne fotoğrafı
Gökhan Yolcu’nun çektiği ilk sahne fotoğrafı

Sahne fotoğrafçısı olarak çalışmaya başladığınızda hem broşür hem fuaye alanında sergilenmesi için hem de basın bülteni için kullanılmak üzere fotoğraflar çekmeniz gerekiyor. Belli bir beklenti altında -standartlara uygun- çekim yapmak sizin özgünlüğünüzü ne kadar etkiliyor?

Benim özgünlüğüm kalmadı galiba. Aslında sahne fotoğrafçılığını ikiye ayırıyorum: Sahne fotoğrafı ve sahneden çekilen fotoğraf. Tiyatro oyunuysa, tiyatronun bir metnine bağlı aktarımı oluyor sahnede oyuncular tarafından; o aktarımı fotoğraflarla aktarabilmek önemli sahne fotoğrafçılığında ve buna sahne fotoğrafı demek için. Yani o metinde yazan bir duyguyu fotoğraflarla aktarabiliyorsak, yönetmen de bunu sağladıysa oyuncuların vasıtasıyla, bu iş tamam demektir. Bu ekibin içinde yer alırsam ben de mutlu oluyorum.

Sahne fotoğrafçılığında belgeye dayalı çalışmaya gayret ettim ve bu yüzden de eğitimlerimde sahne fotoğrafının altını beş altı kez çizerek tanımını yapıyorum.

Sahneden dediğimde ise mesela fotoğraflarında hareket netsizliği yaparlar ve sanatsal görsel olur, orada bir renk cümbüşü vardır. Bale fotoğrafı olduğu sadece altında yazar. Ama onun baleyle alakası yoktur. Orada renkler karmaşıktır, ışık hüzmeleri vardır. O, sahneden çekilen bir fotoğraf oluyor.

Mesela ben yarın Hacettepe Üniversitesi’nin Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nün fotoğraflarını çekeceğim. Bale çekiyorsam eğer sahnedeki dansçıların figürleri yani pozları doğru yapmasını yakalamaya çalışırım. İşte arabesk yaptıysa o arabeski tam doğru olarak yapması gerekir, ayağını germesi tam germe olması lazım, jump‘a kalktıysa tam 180 derece bacaklarını açmış olmasını beklerim. İster istemez bunları öğreniyorsunuz. Dolayısıyla bu işte bir özgünlük kalmıyor. Belgelemek yani, sahnedeki belgelemek işi bana ait diye söyleyebilirim.

Orkestra oyunundan. Fotoğraf: Gökhan Yolcu

Sahne fotoğrafçılığında ön hazırlık sürecinizi merak ediyorum. Doğası gereği oyunun dinamizmi içinde o doğru anı yakalamak için nasıl bir yol izlersiniz? Metni okur musunuz, provalara ne kadar dahil olursunuz?

Mümkün olduğunca ve elimden geldiğince ya da fırsat bulabildikçe metni okumaya çalışıyorum, okuyup kendime kareler belirliyorum. Yani metinde beni etkileyen sahneleri kafamda kurguluyorum. Sonrasında iki kere prova izlemeye çalışıyorum. İlk provada metinle oyunu tam olarak anlamaya çalışırım, bir de yönetmen nasıl bir yorum katıyor bu işe onu öğrenmeye çalışırım.

İlk provayı izledikten sonra yönetmenle konuşurum –yani ben DT’de çalışırken öyle yapardım diyeyim- yönetmen bana der ki şunu vurgulamak istedim, şunu ön planda tuttum. Ben metinde kendim yakaladığım o istediğim kareleri özdeşleştirebiliyor muyum oyunla ya da olmamışsa mizansen, yönetmen başka bir yere vurgu vermiş diye düşünüp onu algılamaya çalışırım. Kendi istediğim bir kare de gerçekten metinde varsa ve benim yorumum yönetmeninkinden farklıysa bile o kareyi isterim yönetmenden. Ben böyle bir fotoğraf düşünmüştüm diye ve genelde de izin verirler ama prova sonrasında çekerim o kareyi. Yönetmenin istediği kareleri de yönetmenin kurguladığı gibi yakalamaya çalışırım. Eğer yakalayamazsam yine yönetmenden rica eder, prova bitiminde çekerim. Fakat çekim anlayışımda, oyuncuları önemsemek ve o duyguyu sahnede akışta yakalamak olduğu için prova bitene kadar müdahale etmiyorum.

Yıllarca hem Devlet Tiyatroları’nda, hem özel tiyatrolarda pek çok oyunun fotoğraflarına imza attınız ve arşiv için muazzam bir katkı yaptınız. Mevcut eserlerinizi basılı bir şekilde meraklısıyla paylaşmak ister misiniz?

Yani bir kitabım olmasını, fotoğraf albümü olmasını çok isterdim. Hep istediğim şeyler ama Türkiye’de yapamadık o işi. Hem ben yapamadım hem de koşullar el vermedi diyeyim ama ümitliyim.

Geçen yaz Romanya’ya gitmiştim bir festival için ve orada tiyatro festivalleri sayesinde tanıştığım 30 yıllık bir dostum var. Tiyatro oyuncusu ve bestekar, bu yıl 70. yaşını kutladı. Onun benimle ilgili bir projesi varmış. Bu çok hoşuma gitti. Çünkü onun yatak odasında, salonunda, evinin üç yerinde ve bir ortak dostumuzun bürosunda benim fotoğraflarım var. 30 yıldır ilişkimiz olduğu için Ankara’ya her geldiğinde benden fotoğraflarımı alıp götürüp bastırmış.

Hep o fotoğraflara bakarak bir proje geliştirmiş. Video mapping vasıtasıyla bu sahneleri canlandırmak, yani o fotoğraf birdenbire yok olup arkasından da sanatçı çıksa, bir tirat okusa şeklinde çok güzel bir düşünce ama işte enerjim yok benim.

Şimdilerde oyun afişlerinde oyuncu fotoğrafının kullanılmasına dair ne düşünüyorsunuz? Doğrusu ben bir oyuna gitmeden evvel afiş tasarımından da etkilenmek, onun bende yarattığı bazı duygularla bazen o oyuna bilet almak istediğim günleri özledim.

Kalite ciddi derecede bozulmuş durumda. Ellerine iki üç tane fotoğraf alıp dijitalde rengiyle oynuyorlar. Aynı fotoğrafı üç beş kez üst üste bindirip renk farklılıklarıyla biz afiş yaptık diye asıyorlar sokaklara.

Eski afişleri düşünsenize, serigrafi ile basılmış, bir emek var, çiziliyor nihayetinde. Çok ciddi hazırlanıyordu, benim arkadaşlarım yapıyordu. Komşu atölyemdi benim serigrafi atölyesi, Macunköy’deki kampüste.

Mesela ben Ege Aydan’ın bir oyununu hatırlarım. Onun bir kara kalem çizimini afiş olarak kullanmışlardı; o kadar güzeldi ki o oyunu birebir anlatıyordu. Bir sanat vardı. Şu anda o yok işte, çok kolaya kaçtılar.

Ölümden Kaçış Yok oyunundan. Fotoğraf: Gökhan Yolcu

Fotoğrafın hem belge hem de anı niteliği var elbette fakat şimdilerde gerçekliği sorgulanan fotoğraflara rağmen hala bu değerleri koruyacağını söyleyebilir misiniz?

Geleceği bilemiyorum. Fotoğrafın gerçek fotoğraf olduğu zamanı, analog zamanı yaşamış olanlar -dijitali de olsa olur- yani yapay zeka öncesi yaşayanlar onun değerini biliyorlar. Biraz geç fark ediyorlar, onun farkındayım.

Ben de işte DT’den emekli bir adamım, benim gibi emekli oyuncu arkadaşlarım, ablalarım, abilerim var. Sosyal medyada bir fotoğraf paylaştığım zaman hemen bana yazarlar, ararlar: “Ya benim işte fotoğrafım yok hiç. O fotoğrafları bulabilir miyiz?” Peki, ben çalıştığım zaman ya da ben çektiğim zaman niye yoktunuz ya da ben problem yaşadığım zaman niye ortaya çıkmadınız, dile getirmediniz, bu sıkıntıları dillendirmediniz diye konuşuyoruz.

Onlar bunun değerini biliyorlar, geç de olsa farkına varıyorlar, istiyorlar benden fotoğraflarını. Ben de önemsiyorum, veriyorum elimden geldiğince. İşte sosyal medyada fotoğraflarda etiketlerim onları, görürler, kendileri de paylaştılar. Bastırıp da evlerine asanlar da oluyor.

Yücel Erten’in yönettiği Bahar Noktası‘nda herkese fotoğraf hediye etmiştim. Sonrasında da Yücel Erten bir fotoğrafı broşürde kullanmak için benden izin istemişti. Şaşırmış, çok mutlu olmuştum. Altına da ismimi yazacaklarını söylemişlerdi, daha da mutlu oldum.

Gökhan Yolcu ve Selma Köksal
Gökhan Yolcu ve Selma Köksal

Köy okullarındaki çocuklara fotoğrafı öğretmek amacıyla karavanınızla yola çıktığınız Yolcu Yolunda Gerek projenize dair de konuşalım mı?

Beni ben yapan, gururla anlattığım bir proje. Pandemiden önce 2019’da başlamıştım. O zaman karavandaydım. Köy okullarına gidip fotoğraf dersi vermeye başladım.

Karar anı da ilginç bu yolculuğun. Bir gün epilepsi nöbeti geçirip düşmüştüm Eskişehir’de, kaldırıma çarpınca beyin kanaması geçirdim ama kimse görmemiş beni. 15 dakika sonra ambulans geliyor ve hastaneye giriş yaparken beni ex olarak yazıyorlar.

Özkan Uçkun doçent doktordu o zaman, nöbetten çıkmış ve evine gitmiş. Bana bakan genç doktor arkadaş da ben yapamam Özkan Hoca gelsin demiş. Ben onun ameliyatıyla ölümden döndüm. Sonrasında 6 ay kadar konuşamadım, kafatasım midemde. O arada düşünüyorum: Ben neler yaptım? Bu memlekete yararlı olacak bir şey yaptım mı?

Adapazarı’nda 40 yıl boyunca yaşadığımız Öğretmenler Sitesi vardı, Köy Enstitüsü mezunu yedi kişinin kurduğu bir kooperatif. Ben o insanlarla büyüdüm, onların çocukken bize öğrettikleri şeylerle. Ben çocuklarla ne yapabilirim, diye düşündüm ve gider sanat yoluyla, oyuncaklarla, dramayla fotoğrafı anlatırım dedim. Orada çocukların çektiği fotoğraflarla fotoğraf sergisi açarız birlikte dedim ve öyle bir yola girdim.

Öncesinde AFSAD kurucularından Özcan Yurdalan’ı aradım. Kendisinin 99 depremi sonrası çocuklarla yaptığı çalışmaları vardı. Otobüsü sınıf haline getirip burada karanlık oda dahi oluşturmuş ve 3 ay boyunca çocuklar fotoğrafla rehabilite olmuştu. Ondan çocuklarla çalışmaya dair eğitim aldım, üstüne kendim de bir şeyler kattım derken 2019’da başladım. Pandemi başlayınca bitti fakat pandemi döneminde de bir şeyler yapabilir miyim diye düşündüm. Kitaplar götürdüm. Şeker Portakalı, Küçük Kara Balık, Küçük Prens ve Çocuklar için Nutuk’tan oluşan setler verdim eğitim verdiğim tüm çocuklara. Takipçilerim ve arkadaşlarımın da desteğiyle okullarına kütüphaneler açtık, maskeler gönderdik çocuklara, öğretmenlerine. O dönemde bana destek olanlardan biri de Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’tu.

Hala çocuklarla bağlantılarım sürüyor. İlk eğitim verdiğim Bingöl Karlıova Yeniköy Okulu’ndan bir kızımız var mesela, şimdi lisede ve fotoğrafçı olmaya karar vermiş. Bana mesaj yazdı ne yapabilirim hocam diye ve ben de biraz ağladıktan sonra ona dedim ki nerede olursan ben sana yardımcı olmaya hazırım. Konuşuyoruz, irtibat halindeyiz hala.

Şimdilerde de baleyle başladığım sahne fotoğrafçılığımı tangoyla devam ettiriyorum.


Kapak fotoğrafı: Gökhan Yolcu (Sandalyeler oyunundan)

Pusula Banner

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.