Menu Kapat
Kapat

Pankartların peşinde: Cerezo Osaka

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Doğduğundan beri fanatiği olduğu takımın yüzlerce maçına giden, Türkiye’nin bir kısmını sadece deplasmanla gezen biri olarak ilk defa tam anlamıyla bambaşka bir ülkede tribün ortamını gözlemleme şansı buldum. En büyük hayallerimden biri, farklı ülkelerde özellikle futbol maçlarına gidip tribünde olmak. Bu yazı, groundhopping niyetiyle yazılmış ama bir o kadar da ilklerin heyecanını yansıtan bir yolculuktur.

Hem tribün kültürüne hem futbola oldukça ilgi duyan biri olarak tuttuğum takım dışında gideceğim ilk maçın Osaka’da Cerezo Osaka – Avispa Fukuoka karşılaşması olmasını ben de hayal edemezdim. Farklı ülkelere gidip bulunmak istediğim tribünlerden bir rota çıkartıp seyahat etmeyi düşlerdim ancak maddiyat, kurumsal çalışma hayatı, vize gibi birçok dertten bunu yapamamıştım. En yakın dostlarımdan birine 2024’ün sonunda “Ya seneye beraber Japonya planı mı yapsak?” dedikten sonra hızlıca harekete geçtik. Daha öncesinde aileyle ve okulla seyahatler gibi küçük çaplı yolculuklar dışında ikimizin de çok seyahat tecrübesi yoktu. Fakat yaklaşık iki haftalık Japonya seyahatinin ardından tüm yan görevleri tamamlamışız gibi ustalık seviyesine evrildiğimizi, Japonya’nın ardından artık birçok seyahate çıktığımızı ve her seferinde orada öğrendiklerimizin bize yol gösterdiğini söyleyebilirim.

Japonya’da maç bileti almak

Bu bir Japonya seyahat yazısı değil dolayısıyla topu Yodoko Sakura Stadyumu’na doğru sürüyorum. Japonya’ya gideceğimiz tarihler belli olunca J1 fikstürüne bakmaya başladım. Sırasıyla Tokyo, Kyoto ve Osaka’yı gezdiğimiz planda, tarihlere göre en uygun maç Osaka gününe denk geliyordu. 24 Mayıs 2025 tarihinde Cerezo Osaka – Avispa Fukuoka maçı için planlamalarıma başladım. Bu konuda en çok yararlandığım yer Reddit oldu. Turist ya da groundhopper olarak gelmek isteyenlere verilen cevaplardan yola çıkarak biletlerin Cerezo Osaka’nın web sitesinden ya da maç günü stadyumdan alınabileceğini öğrendim. Genelde biletler yaklaşık bir ay öncesinde satışa çıkıyor ve Google ya da Apple Pay ile ödeme yapılabiliyor. İşi şansa bırakmamak adına takımın resmi web sitesinden çok kolay bir şekilde 4500 yen ödeyerek biletimi satın aldım. Tribün gruplarının kale arkasında konumlandığını öğrendikten sonra biletimi oradan almak istedim fakat kale arkasındaki biletler sadece kombineymiş. Ben de o alana en yakın olabileceğim yerden, ana tribün 4. kat 9 numaralı bloktan maçı izledim. Bilet bulma ve alma adımlarında zorlanacağımı düşünüyordum fakat öyle olmadı. Web sitesinde İngilizce seçenek olması, ödeme kolaylığı ve bilet satış tarihlerini takip edince Türkiye’deki sisteme göre çok daha kolay olduğunu belirtebilirim.

Stadyuma doğru: Yanlış metro durakları ve yardımsever Japon halkı

Takvim 24 Mayıs’ı gösterdiğinde Kyoto’dan Osaka’ya doğru hızlı trenle yola çıktık. Yaklaşık 30 dakikalık yolculuğun ardından Osaka istasyonunda indik ve Osaka Kalesi’ne doğru yol aldık. Turistik aktivitelerin ardından arkadaşımdan ayrılarak Cerezo Osaka’nın maçlarını oynadığı Yodoko Sakura Stadyumu için metroya ilerledim. Bu an, hem Japonya’da ilk defa tek başıma kaldığım andı hem de groundhopping maceramın tam olarak başlangıcıydı. Sonrasında Japonya’ya gelenlerin en az bir kere yaşayacağı o şeyi yaşadım ve yanlış metroya bindim. Yolda camdan dışarı baktığımda stadyumu gördüm ama o an çok kısa sürdü; metro hızla uzaklaştı ve ben stadyumun geride kalışını dramatik bir şekilde izledim. Sonrasında ilk durakta indim, güvenlik görevlisine stadyum fotoğrafını gösterdim, el hareketleriyle bana bineceğim hattı anlattı ve doğru durakta inmeyi başardım. Burada parantez açarsam, tüm gezimiz boyunca Japonlardan her yardım istediğimizde dil bariyeri olmasına rağmen çok yardımcı olduklarını söylemek isterim.

Metrodan Nagai durağında indiğimde metronun duvarlarının, Cerezo Osaka oyuncuları ve takımın rengi olan pembeyle kaplandığını gördüm. Takımın renkleri çok alışık olmadığımız bir kombinasyon: Pembe ve lacivert. Dünyada az bulunan pembe kulüplerden olan Cerezo Osaka, ilhamını sakuradan (kiraz çiçeği) alıyor ve hem armasında hem renklerinde pembeye yer veriyor. Metrodan çıkarken pembe formalı insanları takip ettim ve yaklaşık on dakikalık bir yürümenin ardından stadyumdaydım. Maçın oynanacağı Yodoko Sakura Stadyumu’nun yanında daha büyük, yakından oldukça görkemli gözüken ve sporseverlere tanıdık gelecek bir stadyum var: Yanmar Nagai Stadyumu. 50 bin kapasiteli stadyum geçmişte Dünya Atletizm Şampiyonası ve Türkiye’nin Senegal ile karşılaştığı 2022 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptı. Bugün hala özellikle atletizm müsabakaları ve konserler için kullanılmaya devam ediliyor.

Stadyum dışında yemek ve içki için Cerezo Bar diye adlandırılan onlarca seyyar büfe bulunuyordu. En çok gördüğüm yiyecek takoyakiydi ve önünde uzunca bir sıra vardı. Okonomiyaki, burger, udon noodle ve domuz etli bun da diğer seçenekler arasındaydı.

Stadyum, Nagai Park’ın içinde yer alıyor. Park; müze, devasa spor tesisleri, parklar ve botanik bahçelerini içinde barındırıyor. Futbol dışında ragbi, Amerikan futbolu, sumo, yüzme gibi dallarda birçok profesyonel sporcunun ve izleyicinin duraklarından birini oluşturuyor. Stadyumun yapısı ve bulunduğu konum oldukça ilginç. Güneyinde küçük bir mezarlık bulunuyor, yanında bahsettiğim devasa stadyumun etrafında tur atarken tenis kortlarını görebiliyorsunuz.

Bir an önce içeri girmek istediğim için kapıya doğru yöneldim ve Wallet’a eklediğim biletimi gösterdim; ne olur ne olmaz diye biletin çıktısını da yanıma almıştım. Ardından birkaç saniyeliğine öylesine çantama baktılar. Hayatımda içeri bu kadar kolay girebildiğim ilk maç olabilir. Öncesinde stadyuma sokulmaması gereken yasaklı maddeleri araştırmıştım fakat bizdekinin aksine uzayan bir liste yoktu. Teneke ve cam şişelerdeki içecekleri içeri girerken kapıdaki plastik bardaklara doldurmak yeterli. Etrafta sadece güvenlik görevlileri ve stadyum çalışanları bulunuyordu, bu ana kadar hiç polis görmedim. Yönlendirmeleri takip ederek kolayca biletimin yerini buldum, gözlerimi sahaya ve etrafta yankılanan seslerin kaynağına, kale arkası tribününe çevirdim. Kale arkası hıncahınç doluydu, sahada sporcular ve takımın sembolü olan kurt maskotları vardı. Stadyum çevresinde ve içinde en çok gördüğüm semboller, sakura ve kurttu. Maçın başlamasına yarım saat kala içerideki büfeden lokal bir bira seçtim ve Cerezo Osaka amblemli bardağımla tribüne döndüm, bu bir maçta ilk defa içki içebildiğim andı.

Sakura pembeleri

Avispa Fukuoka’nın oldukça az taraftarı vardı. Sette birçok pankartları bulunuyordu ama yaklaşık elli kadar taraftar olduğu ve çok aktif olmadıkları için yazıda onlardan pek bahsedemeyeceğim. Deplasman tribünün dışında her alanın üstü kapalı ve 25 bin kişi kapasiteli stadyumun koltukları pembe, lacivert ve gri renklerden oluşuyor.

1957’de kurulan kulübün ilk adı, traktör ve dizel motor üreticisi Yanmar Diesel’di ve o dönemde lig, büyük ölçüde şirketlerin kurduğu takımlardan oluşuyordu. Japon futbolunun profesyonelleşme döneminde alınan kararla kulübün adı 1993’te Cerezo Osaka olarak değiştirildi. Osaka’nın şehir sembolü sakura, İspanyolcada cerezo demek. Cerezo ve pembe renk, sakuraya gönderme yapıyor. Aslında kulübün altın çağı J1’den öncesine dayanıyor; üç İmparatorluk Kupası, dört lig şampiyonluğu ve üç Lig Kupası kazanan takım, profesyonel liglerin kurulmasıyla ligden düştü ve J1 kuruluşunun ilk sezonunda yer alamadı. O zaman ligde yer alan Osaka’nın diğer büyük takımı Gamba Osaka şehri temsil etti ve Osaka takımları arasındaki derbi rekabeti bu şekilde başladı. 1994’te yeniden lige yükselen pembe-lacivertli takım için işler pek iyi gitmedi ve hep hüsranla sonuçlanan müsabakaların ardından 2017’de şeytanın bacağını kırdı; hem Lig Kupası hem İmparatorluk Kupası’nı kazandı. Ancak Cerezo Osaka’nın son haftaya lider girdiği sezonlar yaşansa da profesyonel dönemde hiç lig şampiyonu olamadı.

Yüzünü pankartlara çevirmek

O gün Japonya’da tam anlamıyla yağmurlu havayı deneyimlediğim tek gündü fakat şansıma maç öncesinde ve boyunca hiç yağmur yağmadı. Sadece gri bulutların altında alabildiğine pembeyle bürünmüş taraftarlar ve ritmik davul seslerine eşlik eden tezahüratlar vardı. Kulüp marşları ve seremoninin ardından maç başladı. Stadyumun batısında devasa bir ekran bulunuyordu, buradan VAR pozisyonları, skor, oyuncu değişiklikleri gibi durumları takip ettik. Benim olduğum yerde insanlar oturarak ama tüm dikkatiyle maç izliyordu. Yanıma yirmili yaşlarının sonunda olduğunu düşündüğüm, takım elbiseli bir erkek oturdu, bento kutusu ve içkisiyle maçı izledi. Belki de mesaiden sonra koşa koşa maça gelmiştir diye düşündüm. Stadyumda oturma düzeninde insanların yemek yiyebilmesi, içki içebilmesi hala garip geliyordu. İlk fark ettiğim şeylerden biri de kadınların sayısının oldukça fazla olmasıydı, hem benim oturduğum yerde hem de maç çıkışında stadyumun önünde dağılmayan ultras gruplarının arasında birçok kadın yer alıyordu.

Kale arkası tribünü maçta bir dakika bile es vermeden davul çalmaya, tezahüratlarına ve bayraklarını sallamaya devam etti. Maç boyunca taraftarlar, zıplamaya dayalı hareketleriyle ve bayrak, alkış ve kollarıyla birleşen inanılmaz senkronize bir görüntü sunuyordu. Maçın çoğunda gözüm tribünlerdeydi. İlk düdükle beraber kale arkası tribünü oldukça koordine hareket ediyordu ve her zaman tek ses yükseliyor ve senkron asla bozulmuyordu. Bu dayanıklılığa ve aynı zamanda görsel şovlarına hayran kaldım. Herkes pembe forma ya da ultras grubunun isminin yazdığı pembe-siyah tişörtler, yağmurluklar giymişti. Avrupa tribünlerinden aşina olduğumuz “Allez, allez, allez” gibi tezahürat uyarlamaları da vardı. Fiziken pankartın durabilmesi mümkün olan her yer pankartlarla bezeliydi. Cerezo Osaka’nın en büyük ve tribünü yönlendiren grubu Real Osaka Ultras’ın, arka duvara asılı kendi isimlerinin yazdığı devasa pankart ve sette de asılı birçok pankartı yer alıyordu. Maç öncesi ve sonuna doğru pembe atkılarla ritim tutarak kapanış yaptılar. Bir davul ritmiyle ya da megafonun ardından gelen kısa komutlarla binlerce insan saniyeler içinde senkronize oluyor ve herkes ne yapacağını çok iyi biliyordu. Maç boyunca maçtan ziyade tribünleri izleyerek adeta büyülendim. Kalenin ardında pembeye büyünmüş taraftarlar, hafif rüzgar ve bitmek bitmeyen bir destek vardı.

Son düdüğe doğru

Maçta animelerden fırlamış gibi görünen kadın çalışanlar, koltuklar arasında gezinerek bira satıyordu. İlk yarı berabere bitti, ikinci yarıda gol pozisyonları daha fazlaydı. 84. dakikada Masaya Shibyama, takımdaki ilk golünü kaydetti, 90+8’de Rafael Hatton golü buldu ve maç 2-0 sona erdi. Taraftarlar stadyumdan hemen ayrılmadı ve futbolcularla tüm stadyumun duyabildiği ve ekrandan takip edebildiği röportajlar yapıldı. Ardından uzunca bir süre galibiyet kutlandı. Ultras grupları da stadyumun dışında galibiyeti kutlamaya devam etti. Japonya’da da meşale, sis bombası gibi patlayıcı ve yanıcı maddelerin tribüne sokulması yasak, maç öncesinde ya da sonrasında da denk gelmedim. Sanırım yazının bir yerinde yer vermesem üzüleceğim temizlik durumunu da buraya eklemem gerekiyor, stadyumun içi ve onlarca yemek alanının bulunduğu dış alanı tertemizdi. Evet, Japonya’ya gelince hiç çöp görmüyorsunuz ifadesi spor müsabakaları için de geçerliymiş.

Maçtan önce heyecandan uğramayı unuttuğum taraftar mağazasına gittim. Takımın maskotunun ve sakura sembolünün yer aldığı anahtarlıklardan havlulara uzanan geniş bir ürün yelpazesi vardı. Aslında atkı almaya niyetliydim ama formaları görünce dayanamadım, yeni sezonun iç saha formasını aldım. Formanın kol sponsorları arasında Capcom vardı, ayrıca Osaka merkezli şirket, saha kenarındaki LED panolarda da bulunuyordu. Oynadığım Capcom oyunlarını düşünürken Japonya’da keşfettiğim yeni bağımlılığım gatcha makinelerine yöneldim ve bir tane pin aldım.

Stadyumun karşı sokağında bulunan Sakuraholic adlı taraftar barı. Vitrinde “Do you have the passion?” yazıyor.

Tsubasa eski bir hayal değilmiş

Büyük mutlulukla metroya doğru yürürken ilk groundhopping maceramın sonuna geldim. Ben maçtayken arkadaşım, gezdiği kutu oyunu dükkanından bana Kaptan Tsubasa mangası almış. Japonya’ya gitmeden, gördüğüm Tsubasalı herhangi bir şeyi alma fikrim vardı fakat hiçbir yerde -Akihabara’da geçirdiğimiz zamanda da- bulamamışken artık Tsubasa çok eskilerde kaldı diye düşünmüştüm. Tokyo’da uçaktan indiğimizde metroyla otele giderken bir metro durağının Tsubasa ile kaplı olduğunu görmüştüm. Daha sonrasında burayı internetten araştırdığımda Tsubasa’nın yaratıcısı Takahashi Yōichi’nin memleketi Yotsugi’nin durağı olduğunu öğrendim. Aslında bu istasyon Kaptan Tsubasa hayranları arasında çok ünlüymüş, istasyonda mangaya ve futbola dair birçok şey bulunuyor hatta istasyonda anonslar karakterlerin sesiyle yapılıyormuş. Bir diğer Tsubasa’ya rastladığım yer de Osaka öncesinde Kyoto’da Nintendo mağazası için girdiğimiz alışveriş merkezinin üst katında rastgele gördüğümüz altın heykeller sergisiydi. Bu gezici sergide kocaman bir Tsubasa heykeli vardı; 28,3 milyon yen değerindeki heykel, 900 yaprak kadar altın varakla hazırlanmış. Bu heykelle çektirdiğim fotoğraf da Japonya albümüme eklendi.

Japonya, iki hafta boyunca tüm istediklerimi karşıma çıkardı ve artık hayatım boyunca unutamayacağım anlara sahibim. Yol arkadaşım, yenilen onlarca suşi, bambu ormanları, Animal Crossing temalı mutfak eşyaları, Kyoto’da kilometrelerce yürüdüğümüz tapınak yolları, trafik lambası sesleri ve daha birçok hafızamda yer edinen şey bende Japonya özlemi oluşturuyor. Gittiğim ülkeler arasından bende bu kadar net “tekrar gitmeliyim” duygusu oluşturan başka bir ülke olmadı.

Sokakların yansıması tribünlerde var olmaya ve pankartların peşinde kilometrelerce yol katetmeye devam edeceğim.

Pusula Banner

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.