Ben Ankara’nın 5 kapısından en yalnız olanıyım, gelirken ya da giderken genelde uyuyor olursun ama hafızanda yer ettiğimi biliyorum, tanıdın mı beni?

Seğmenler Parkı’nda ayağının takıldığı çim sulama aparatıyım aynı zamanda. Düşsen de canın yanmaz, her yer mis gibi çim sonuçta.

Ben İtfaiye Meydanında yayları biraz eskimiş üçlü koltuğum, birazdan kalkıp Kurtuluş’ta bir öğrenci evine doğru  yol alacağım.

Ben Sakarya’da bira sonrası uğradığın adana dürümcüsüyüm, karşımdaki binada türkü söyleyen bir ablayla, headbang yapan bir delikanlıyı aynı karede görebiliyorum. Üstelik meydanda toplanan Ankaragüçlülerin seslerini de duyabiliyorum. Tanıdın mı beni?

Ben Panora’daki canti mağazalardan biriyim, belki yakınlarda şıkır şıkır bir elbise almak için uğrarsın bana.

Ben Batıkent’in sakinliğiyim, Macunköy metro durağında inen üç beş kişiden biriyim.

Ben Dikmen’in yokuşuyum, Or-an’la ilgili yapılan esprili sohbetlerim.

“Nerede o eski Ayrancı Pazarı?” diyen teyzeyi hayal kırıklığına uğratan yeni pazarım, Maltepe Pazarı’nda korsan CD, bit pazarında vatkalı bir ceketim. Elini çabuk tutman gerekir çünkü her şeyden sadece bir taneyim.

Ben öğrencisinin de şoförünün de “hocam” olduğu ODTÜ dolmuşuyum, bundan uzağı olamaz dedikçe Eskişehir’e kadar yaklaşan üniversite kampüsleriyim, ayazda pek sevmeyeceğiz birbirimizi.

Tak tak taka tak? Bence bu sefer  tanıdın beni, çünkü ben Atatürk Orman Çiftliği’nde kokoreç döven satırlardan yakışıklı olanıyım.

Lunaparktaki  roller coasterın tahta raylarıyım, şimdi yenisini yapıyorlar diye açmazsın değil mi arayı?

Ayrıca Gençlik Parkı’nda kendini Karayip Adaları’nda hissetmen için göletin altına serilmiş turkuaz muşamba da benim.

Ben Kuğulu Park’ım, bir güzellik yarışması tertip etseler Güvenpark ve Seğmenler Parkı’yla beraber kafa kafaya oynarım. Ama kusura bakmasın Kurtuluş Park’ından daha yakışıklıyım.

Ben Olgunlar’da kalın bir kitabım. Belki KPSS’ne, belki İngilizce’ne yardımcı olacağım.

Ben Milli Kütüphane’nin kapılarını açma saatiyim. Şu uzun kuyruğa bakınca bu ülkenin geleceğinde umut var dediğini duyar gibiyim.

Ben Eymir Gölü’nün kenarında güneşlenen ağaç dalıyım, keyfim yerinde ancak bisikletinle takılır düşersin diye bir o kadar tedirginim. Hem Seğmenlerdeki  kadar konforlu bir düşüş olmaz bu. Tanıdın mı beni?

Konur Sokak’ta edilmiş sohbetlerin en koyusuyum, şu etrafımızdaki insanları bir yerden tanıyor gibi değil miyiz?

Ankara Üniversitesinde İnek Bayramı’yım, Hacettepe’de bahar şenliğiyim, Bilkent’in otoparkına girmeye çalışan bir serçeyim.

Aynı zamanda  Akün Sahnesi’nde görülen takım elbiseli beyefendi de benim. Hanımefendi de Büyülü Fener’in müthiş tasarlanmış çıkış merdivenlerinde seyir etmekte.

Maalesef Aşti’nin taksileriyim, bu hayatın bir gerçeğiyim.

Ama Kızılay’da üst geçit de benim. Belki bir oyuncak alırsın, belki keman dinlersin bilmiyorum ama gözün gönlün açılır, üst geçitten geçmeyi seversin.

Ben adres tarif ederken sadece Konya, Eskişehir, İstanbul ve Samsun yolunu kullanan dayıyım. Bu dört yoldan bulamayacağın hiçbir yer olmadığı görüşündeyim.

Ben Anıtkabir’in girişindeki asker kulübesiyim. Galiba askerleri güldürmeye çalışan çocuk da sensin. Tanıdım seni!

Ben havaalanı yolundaki apartmanların dış cephesiyim. Merak etme sadece yola bakan cephemiz aynı yoksa diğer cephelerde savaşı biz kazandık.

Ben Sincan düğünlerinde bir elektro bağlamayım, damağıyla elektro bağlama sesi çıkaran çocukların olduğu yerde yaşarım.

Ben Yaşamkent’in, Elvankent’in, Beysukent’in  esas kente olan uzaklığıyım.

Üstelik Esatlardan küçük olanıyım.

Tanıdın mı beni?

1 Yorum

  1. 1985’te ayrıldığım Ankara’dan sesler/renkler/sokaklar da var bu yazıda. Ama daha çok, değişen şeyler var. Haydar Ergülen’in “Açık unutulmuş bir lambayım” dizesi geçer içimden, ne zaman Ankara’yı düşünsem…

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here