Menu Kapat
Kapat

Ankara Palmiyesi: Ankaralı ‘haberleşelim’ dediği kimseyle görüşmez

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Bizim Gökhun Baltacı Paris’teki pek karizmatik Cité Internationale des Arts’ta 6 ay misafir edildi. Sonra Milano’da sergi açtı. Sular seller gibi satıldı resimleri yine. Evet yine. Çünkü daha önce de Paris’te satılmıştı.

Neden memleketin en azından bir kısmı Gökhun’u konuşmuyor?

İstanbul’dan seçip yüksek sanat takip eden insanlara belli vesilelerle Gökhun’u sordum. Sonuç? Sıfır.

Gökhun Baltacı deyip haber araması yaptım. Kayda değer sonuç? Sıfır.

“Gökhun Baltacı + Milano” araması yaptım. İtalyanca siteleri geç. Türkçe haberlerde sonuç sıfır. Türkçe toplamda ne çıktı? Benim eski yazım, hazırlandığını söyleyen.

Fakat nedir?

Gökhun’un yaptığının çeyreğini İstanbul’dan biri yapsaydı neler olurdu, düşünsenize?

Neden çünkü? “Ulusal medya” ya da “yüksek sanat çevreleri” Gökhun’a gıcık mı kapıyor? Yahu insan evladı Gökhun’a gıcık kapamaz ki. Komik olduğu kadar ilginç, sahici, nefis birisi kendisi.

Bakın “yine mi Ankara-İstanbul yazısı” diyorsanız buradan sonrasını okumayın. Evet yine Ankara İstanbul yazısı. Sonra tekrar da yazarım. Üşenmezsem Ankara-Cizre ya da Ankara-Uşak yazısı da yazarım ama onlar sıkıcı olur.

Madem devam ediyorsunuz söyleyeyim. İstanbullular bir stabil networking halindeler. Bazıları bilerek böyle yapar. Ama pek çoğu bunu içselleştirmiştir. Ankaralı bir açılışa “arkadaşlarıyla görüşmek” için gider. İstanbullu “arkadaş edinmek için”…

Onun için İstanbullu Ankara’yı sıkıcı bulur. Çünkü kimse ilgilenmez onunla. E Ankaralı seninle ilgilenmiyorsa Ankara’da ne yapacaksın?

Ankaralılar kendi minik topluluklarından dışarı çıkmaya üşenirler.

Başlığı bir sosyal medya postunda görmüştüm. Ankaralılar hakikaten “haberleşelim” dediği kimseyle görüşmez. Haberleşir belki. Yani insani bir durum bir zorunluluk varsa haberleşir. Peki Ankaralılar “haberleşelim” deyince görüşmez de “görüşürüz” deyince görüşür mü? Allah bilir. Yani zaten görüşesi varsa görüşür. İki Ankaralının ayrılırken birbirine ne dediğinin görüşüp görüşmemeleri konusuna bir katkısı yoktur. Ankaralıda veda kelimeleri wishful thinking’dir. Hüsnükuruntudur. Yerleşik Türkçede karşılığı yok.

“Mutlaka şuraya gidelim”ler, “Yahu yine yapsak ya”lar filan hikayedir.

Kendi ritminde görüşmeler devam eder. Olaylar bir Ankaralı (ya da Ankarasız) karma dahilinde yürür. Herkes nasıl yürüyeceğini bilir. Ama Bayesyen matematik gelse açıklayamaz.

Veda kelimelerini bu kadar sahtekarca tüketen bir bölgede networking olur mu? Olur. Sen, ben, bizimoğlan network’ü olur. “LAN” kelimesinin Ankara’da bu kadar popüler olması boşuna olabilir mi? Bir çeşit “local area network” çünkü Ankara’daki.

Peki Gökhun bu konuda ne yapıyor? Bilmem. Üzerine düşeni yapıyor gibi. Tanıştığı sanat tarihçileri, yüksek sanat insanları hikayelerini filan bir miktar dinledim. Onlara gereken saygıyı (hatta bazan biraz fazlasını) göstermiş. Yani özellikle yabani filan değil. Ben işim konusunda yabaniyim mesela biraz.

Gökhun Baltacı genel olarak ne yapıyor? Önüne bakıyor. Yürü be Gökhun.

Hatırlarsanız daha önce Kayahan Kayagiller için de benzer şeyler söylemiştim. Şuradan bakabilirsiniz.

Şunda da Gökhun var. Tamamlayıcı yazı muamelesi yapılabilir ilginizi çekerse.

Durun bir link daha vereyim, Gökhun’u anlatıyor. “Gökhun Baltacı’nın eserleri, yumuşak Calvino romanlarından çok, dikkatli ve titiz bir okuma gerektiren şiirlerdir,” diyor. İtalyanca diyor.

Köşe içinde köşe

Tolga’nın önerisi*

Motet, Bach, daha iyisi Teleman, daha kimler kimler, mesela oğlu. Bach’ın meyveciği; -ki çok severim;  Carl Philiph ; ammman nerelerden geldik buralara. Ama hadi bir veletten Bach dinleyelim (Oğlu, oğlu…) Klasik müzik Bach’la değil oğullarıyla başlar. Manhaim Ekolü diye bir inkilap tarihi vardır musikinin. İşte bu veletler Beethoven’in mahalle arkadaşları. Aynı camı taşlamışlar. Helal olsun onlara.

Nah şudur  (Carl Philiph) …

https://open.spotify.com/intl-tr/album/3vKrhXuvRfjXs8iLZRbJ9j?si=2tNHEeWZTAmKvycvK2e7NQ

* Mühim Ankara personası (ve muhtarı) Tolga Arvas bana geceleri kafası güzelken müzik önerilerinde bulunuyor. Ve sabah çok nefis sürprizler oluyor onlar. Bu güzellikten sizi mahrum etmeyeyim ve yazılarımı Tolga’nın önerileriyle bitireyim dedim. Bu yazıda daha da bir güzel oldu. Yazı Gökhun yazısı. Kapakta Tolga’nın resmi var.

Gökhun Baltacı, benim her yazıya şarkı ile giren ve bu köşeye Ankara Palmiyesi adını veren Tolga Arvas’ın resmini yaptı. Yapmakla kalmadı Milano’da sergiledi. Sergilemekle kalmadı güzelce sattı. Bunu ve başkalarını yazının sonundaki İtalyanca linkte de görebilirsiniz. Bunun fotoğrafını ben çektim ama. Gökhun’un atölyesinde. Yapıldıktan hemen sonra.

Pusula Banner

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.