Yolculuk Başlıyor

Sıcak bir ağustos öğleni, günlerden pazar. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’yla Meclis’in arasında kalan yoldan yürüyoruz. Sıcağın haddinden biraz uzun kıldığı bu yolculuğun ardından, Ayrancı Semt Pazarı’nın kurulduğu alana varıyoruz. Meyve ve sebze satıcıları karşılıyor bizi, ancak hemen arkalarındaki hengame esas varış noktamız: Antika Pazarı. Rengarenk tezgahların arasına girdiğimiz anda bir kırılma yaşanıyor. Zaman-üstü bir yer sanki. On yıllar birbirine girmiş. Zaman anlamını yitirmiş.

İlk konuştuğumuz isim Nimetullah Abi. Ricasını kırmadık ve fotoğrafını sadece Doğukan’ın arşivine sakladık. Tezgahında fiyatı 2 bin dolara kadar çıkan fotoğraf makineleri ve cep saatleri var. Ajans sahibiymiş Nimetullah Abi, dijitali pek tutmuyor ama mecburen almış bir tane. Önce bize elindeki en kıymetli parçaları gösteriyor: 1930’lardan kalma kare prizma şeklinde bir makine; hemen yanında 70’lerin teknolojisi çift vizörlü bir başkası var. Sonra biraz oğlundan dert yanıyor. “Gülümsemeyi ihmal etmeyin” diyerek uğurluyor tezgahından.

Elvis Presley ve Müslüm Gürses’i yan yana görebileceğiniz kaç yer vardır?

Antika Pazarı, müzik sevenler için bulunmaz bir yer. Aklınıza gelebilecek her janr mevcut. Rock’n’Roll, Jazz, Pop, Funk; hatta Yunan müziği, türküler, oyun havaları… Çankaya’da, özellikle Tunalı civarındaki pasajlarda plak satışı yapanlar, burada meraklısıyla buluşuyor. 33lük, 45lik, kasetler; plak ve kasetçalarla dolu pek çok tezgah var.

Konya’nın Tesbihleri

Ayda bir gün gerçekleşen bu pazara, Türkiye’nin her yanından katılım var. Sadece antikalar değil, el yapımı ürünler de tezgahlarda yerlerini bulmuş. Küçük bir masada, çatıdan sızan güneş ışığının parlattığı kehribar rengi gözümüzü alıyor. Konya’dan gelmiş tespihçi amca. El yapımı tespihlerini satıyor. Kimi sarısıyla bizi çeken gibi uzun ve kehribar, kimi kahverengi. Fazla ilgi yok ama halinden memnun gibi. Başka bir kadrajda, Anadolu’da geçen bir film kahramanı olarak karşınıza çıkabilecek bir yüzü var. “Konya’ya gelirseniz arayın” diyor, bize çay sözü var.

Oyuncakların Dünyası

Pazarın şüphesiz en ilgi çekici tezgahlarından biri oyuncaklara ayrılmış durumda. Porselen bebeklerden teneke arabalara kadar geniş bir seçki, meraklısının ilgisine sunulmuş durumda. Bazılarını gözümüz bir yerlerden ısırıyor, bazılarıyla ilk karşılaşma. “Pardon, bu nedir acaba?” günün favori sorusu. Renklerin canlı olduğu bir başka alansa rozetlerin hakimiyetinde. Her meslek dalına, her boş zaman aktivitesine ait bir rozet bulmak mümkün. “Atsan atılmaz” denen o küçük şeyler her yeri kaplamış.

O anda düşünüyorum, bunca eşya nasıl oldu da burada toplandı. Peki, tüketim çağının gururlu üyeleri olarak sahip olduğumuz onca şey bizden sonra nereye gidecek?

Zaman kırılmasının ortasında saatlerle dolu bir tezgahın önündeyiz şimdi. Sulu bir edebi şaka gibi algılamayın ama tam bir “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” burası. Evde bozuk bir saatim var, önce tamir için dükkan adresini soruyorum. Adana’dan geldiğini söylüyor Yusuf Bey ve yine de yardımcı olmak isteğinde. Saate olan merakı zamanla tutkuya dönüşmüş. Yüzlerce yıllık saatler geçmiş elinden. İşinden arta kalan zamanda kendi atölyesinde özel bir koleksiyon bile üretmiş. Yusuf Bey’in ustası Murat Yurtbulmuş Adana’nın ünlü saatçilerinden. Küçük bir soru uzun bir sohbete dönüşüyor böylece ve kafamdaki “zamanlarüstülük” fikrini pekiştiriyor.

Pazar alanında iki saatin sonuna yaklaşırken artık dikkatimiz iyice dağılmış durumda. Her bir tezgahın önünde dakikalar harcayabiliriz ve yine de yetmez gibi geliyor. Son durağımız fotoğrafların sergilendiği tezgah. Kimileri stüdyodan; kimilerinde sokakta, ev bahçelerinde. Genelde askeri okul mezunlarının fiyakalı fotoğrafları var, Sevgili kardeşime, muhabbetle…” diye imzalanmış arkaları. Doğukan apoletlerdeki işaretlerden hemen rütbeleri tanıyor, elimizdeki yansımanın bizimle aynı yaşlarda olduğunu seziyoruz böylelikle. Pek tabii manzara resimler, dini fotoğraflar ve renklendirilmiş kareler de var. Bir de “Dünya Güzelleri” serisi. Miss Agrentina, Miss Columbia, Miss Italy… Belki fotoğraftaki genç subayların cebinden düşüp tezgaha gelmiştir, kim bilir?

Toplumların belleği nerede birikir?

Toplumsal bellek, Maurice Halbwachs tarafından ortaya atılmış, oldukça katmanlı bir kavram. Birbirini tanımayan, belki de hiç karşılaşmamış iki insan; aynı korkulara, aynı umutlara, hatta aynı anılara toplumsal bellek sayesinde sahip olabilir. Bu bellek toplumlar kadar büyük ve aileler kadar küçük gruplar tarafından yaratılır, paylaşılır ve aktarılır. Peki bu neden önemli? Çünkü gruplar bireylerden daha çok şey hatırlar; çünkü her bir bireyin şahsi deneyiminden damıtıp karıştırdıklarını paylaştırırlar. Bu sayede belli bir döneme hiç şahit olmamış kişiler, o zamanın anısını yaşatabilir, gururunu duyabilir, acısını çekebilir ve hatta topluca unutabilir. Kısacası toplum yaratmanın anahtarlarından biridir toplumsal bellek. Öyle görünüyor ki, Ankara’nın toplumsal belleğinden parçalar bu pazara saçılmış durumda.

Bunca eşya nasıl burada toplanmış? Biri ölür, diğeri taşınır. Pay edilenler, bağışlananlar, para edenlerden sonra geriye birkaç parça şey kalır. Bunlar da toplanır, bu tezgahlarda yerlerini alır. Zamanı durdurur. Zamanı sorgulatır. Kuşların nereye sığındığını sorar gibi, anılar nereye sığınır Ankara’da?

Antika Pazarı, Anadolu Antikacılar Derneği’nin öncülüğünde, her ayın ilk Pazarı Ayrancı’da ve üçüncü Pazarı Çayyolu’nda kuruluyor. İlk yıllarında az sayıda antika satıcısının, meraklısına ulaşmak için bir araya geldiği bir platform olarak ortaya çıkmış. Zamanla dernek sayesinde daha sistematik halde işler olmuş. Ayrancı’daki pazar, Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Pazar takvimi ve her türlü bilgiyi internet sitelerinde bulmak mümkün.

Fotoğraflar: Doğukan Cihanbeyoğlu – Fotoğrafların kullanım hakkı fotoğrafçıya aittir.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here