İşyerinizin penceresinden baktığınızda nereyi görürsünüz bilemem ama benim pencerem fotoğraftaki gibi bir manzaraya açılır: Sağ tarafta Mevlana Bulvarı ve Emek Metro Durağı, sol tarafta Beştepe Mahallesi, önde işyerinin bahçesi ve tam ortada sararmış otlarıyla boş bir tepe. Bu manzaraya bakanın aklına ister istemez şehrin kıymetli bir konumunda yer alan bu yerin nasıl olur da imara açılmadan günümüze kadar bakir kalabildiği sorusu gelir.

Penceremden çoğu kez insanların bu yumurta biçimindeki tepeye çıkıp şehri seyrettiğine hatta piknik yaptığına şahit olmuşumdur. Meğer burası eskiden beri bir çeşit mesire alanı ve seyir terası olarak kullanılırmış. 1964 yılında çekilmiş fotoğraf bunun en güzel kanıtı!

Acaba tepeye çıkanlar, aslında bir mezarın üzerinde oturduklarını biliyorlar mıydı? Hepimize coğrafi bir oluşum gibi görünen tepe aslında Friglere ait bir tümülüstür. Tümülüs, bir mezar içeren ve üzeri toprakla örtülerek oluşturulmuş bir yükselti olarak tanımlanabilir. Ankara antik dönemde önemli bir Frig yerleşim merkezi olmuştur. Yapılan araştırmalar, söz konusu yerleşimin bugünkü Hacı Bayram Camii tepesi ve eteklerinde Çankırıkapı Höyüğü’nü içine alacak bir alanı kapsadığını ortaya koymuştur. Ankara’nın ilk sahiplerinden olan bu medeniyetten günümüze çok sayıda tümülüs yadigar kalmıştır. Bu tümülüslerin yirmi tanesi “Batı Tümülüsleri” adıyla takriben bugünkü Anıtkabir, Bahçelievler, Beştepe ve Atatürk Orman Çiftliği’ni kapsayan bir alana yayılmaktadır.

Ankara’da Frig Tümülüsleri ile ilgili ilk kazılar, bir arkeoloji sevdalısı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 yılındaki talimatı ile Theodor Makridi tarafından gerçekleştirilmiştir. O tarihten sonra, muhtelif dönemlerde bu tümülüsler ile ilgili kazı faaliyetleri sürdürülmüştür. 1945 yılında Anıtkabir’in inşası sırasında, Tahsin Özgüç, Mahmut Akok ve Nezih Fıratlı tarafından varlığı bilinen iki tümülüste yapılan kazılarda mezar odalarına ulaşılmış ve çok sayıda antik eşya bulunmuştur. Kazı raporlarında, Anıtkabir bölgesinde üç tümülüsün daha olabileceği belirtilmiştir.

Bu rapor esas alınarak ODTÜ Müze ve Arkeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından 1967 yılında bahse konu bölgede kazı yapılmış, 2800 yıllık bir mezar ve birçok tarihi eser bulunmuştur. 1967 yılında gerçekleştirilen kazı, “Frig Nekropol Alanı Kurtarma Kazısı” projesi adı altında ve Ekrem Akurgal başkanlığında yürütülmüştür. Bu proje kapsamında hazırlanan haritada  “Batı Tümülüslerinin” yerleri detaylı bir şekilde işlenmiştir.

Batı Tümülüslerini gösteren harita.

Ekrem Akurgal’dan daha detaylı bahsetmeden olmaz. Akurgal, Atatürk’ün o meşhur “Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyoruz, volkan olup dönünüz!” sözüne mazhar olup Avrupa’ya eğitime gönderilen parlak öğrencilerdendir. 1932-1939 yılları arasında Berlin Üniversitesi’nde klasik arkeoloji eğitimi almıştır. 1934 yılında çıkan Soyadı Kanunu’na göre bir “soyadı” seçmekte zorlanan babasına Sümerce 5 tane soyadı önerir.  Babası tercihini Akurgal’dan yana kullanır. Akurgal, aslında a (su), kur (memleket) ve gal (büyük) kelimelerinin birleşiminden oluşur ve “büyük su memleketi“ manasını taşır.

Ekrem Akurgal

Haritada 10 numara ile işaretlenen tümülüs penceremden görünen tümülüstür. Bugüne kadar bu tümülüste herhangi bir kazı yapılmamıştır. 10 numaralı tümülüsten, Alparslan Türkeş Caddesi’ne doğru yaklaşık beş yüz metre gidildiğinde haritada 9 numara ile gösterilen tümülüse varılır. Bu tümülüs, 125 metre çapında ve 24 metre yüksekliğinde olması nedeniyle “Büyük Tümülüs” olarak adlandırılmıştır. İlk olarak Theodor Makridi tarafından, daha sonra ise Frig Nekropol Alanı Kurtarma projesi kapsamında kazılan tümülüsten; bronzdan yapılma fıskiyeli tas, omphaloslu tas, kazan, fibula, ibrik, boğa ataçlı sahan, kulplu sahan kase gibi değerli bulgular elde edilmiştir.

10 numaralı tümülüs.
9 numaralı tümülüs.

Tümülüslerin Ankara için önemini en çarpıcı şekilde ifade eden kişi sanırım Prof. Dr. Sevim Buluç’tur. ODTÜ Müze Müdürü olarak Büyük Tümülüs ile ilgili bir başvuruya şöyle bir cevap vermiştir: ”Mısır’daki piramitler Mısırlılar için ne kadar önemliyse, bu mezar tepeleri de Ankaralılar için o kadar önemlidir.

Aynı fotoğraf karesinde; apartmanlar, karayolu,metro durağı ve bir tümülüs… En eski ile en yeni yapıyı bir arada görebilmek ve aradan geçen binlerce yılı görünmez bir çizgi ile birbirine bağlayabilmek büyük bir şans olsa gerek. Zamanın içinden geçtikçe değerlenen kadim bir şehirde yaşıyoruz. İşte bu yüzden, yüzünün toprağını silmesinler hemen, bıraksınlar toprağı kazıldıkça daha da eskiye gitsin Ankara’nın yaşı!


Kaynaklar:

[1] Şarman, K., Türk Promethe’ler Cumhuriyet’in Öğrencileri Avrupa’da (1925-1945), İş Kültür Yayınları.

[2] Traces of Phrygıan Perıod in Ankara: A Research on Phyrıgıan Tumulı

[3] Frig Tümülüsleri

[4] Emek – Bahçelievler Eski Dostlar

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

3 Yorumlar

  1. Merhaba, keyifli ve aydınlatıcı yazı için teşekkürler. Bahsi geçen 10 numaralı tümülüs ne yazık ki geçen yıl bugünlerde yanmıştı muhtemelen üzerini kaplayan otların alevlenmesi ile ve pek çok hayvan da etkilenmişti. Bu günlerde tümülüs ve çevresi yine otlarla kaplı ve otlar yine sarardı bile, bu üzücü olayın tekrarlanmaması için belediyeyi gerekli önlemi alması için siz de arar misiniz? 🙂

  2. Ankara’nın piramitleri olan bu alanlara ilişkin daha çok farkındalık ve bilgilendirme gerekli. Güzel bir yazı olmuş, teşekkürler.

  3. Bu kadim şehrin bir sesi ve hazinesi var. Ancak biz günlük telaşın ortasında hergün geçtiğimiz bu noktalarda o sesi yakalamak için hiç bir çaba göstermiyoruz. Çok güzel bir yazı, emeğinize sağlık.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here