Ulus’un yeni simgesi: Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi. Bu aralar bu yazıyı dışarıda olduğum her dakika gördüm. Şehrin eski yerleşim yerinde yeni bir simge olduğu yazınca ister istemez dikkatimi çekti. Bir perşembe günü öğleden sonra kalktım ve Ulus’a doğru yola koyuldum. Hazır gitmişken çevreyi de gezdim, farklı yapıları inceleme fırsatım oldu. Zafer Anıtı’na yaklaştığımda bina tüm heybetiyle yeşilliklerin arasından bana bakıyordu.

Uzun süre dışarıdan izledim, sonra kapının önüne geldim. Eski dönmeli kapı açıldı, kontrolden geçtikten sonra içerideydim. İçerisi tahminimden daha ilgi çekici bir şekilde gözlerimin önünde, incelenmeyi bekliyordu. Sırasıyla gezmeye başladım. Önce Atatürk büstü selamladı beni. Eski usul veznelerin, çalışma masalarının arkasında Türkiye’nin ekonomi tarihini kronolojik olarak sergiledikleri bir alan, alt katta ise kiralık kasalar mevcuttu. En ilgi çekici bölümüydü diyebilirim. Üst katlarda, Atatürk’ün de ziyaret ettiği toplantı salonları, odalar özenli bir şekilde korunmuş ve sergiye açılmış. Diğer katlarda ise tamamen yeni usullerle yapılmış süreli/süresiz sergilerle karşılaştım. Bu alanlarda bir bankanın neler yapabileceğine şahit oldum: Yayınevine sahip olması, insanlara birikim sağlaması, Cumhuriyet’in her dönemine şahitlik etmesi ve tüm bunların gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp gitmesi…

İçeride iki saatten fazla harcamıştım. Çıkış yapmadan önce anı defterini doldurdum ve başka güzel yazılara gözüm ilişti. Beklediğimden daha fazlasını bularak çıkış yaptım. Bir yerde oturduğumda aklıma takılanları yazmaya başladım. Öncelikle sadece Türkiye İş Bankası’nın değil diğer bankaların da Ulus’taki veya Ankara’daki hatta tamamen başka şehirlerdeki binalarının hem dış mimarisinin hem de iç mimarisinin çok güzel olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Türkiye İş Bankası binası veya onun gibi binaların doğru şekilde kullanılmasının geç kalındığını düşünüyorum. Yani mimarileri ve aktaracakları tarihle kazanımlar elde edeceğimiz binalar şu an ne şekilde kullanılıyor?

Elimizde bir bankanın müzeleştirilmesi örneği var. Müzelere ne gözle bakıyorsunuz bilmiyorum ama ben yeni şeyler öğrenmek, yeni alanlar oluşturmak açısından bakıyorum. Ekonomiyi de her gün ayaküstü konuşabiliyoruz ama onun tarihini öğrenmek, kökenine inmek bir müzeyle ve müzede yapacaklarımız sayesinde gelişebilir. Üstelik günümüze de katkı sağlayacağını düşünüyorum. İktisadi Bağımsızlık Müzesi ilk izlenimde bu bilgi akışını gerek teknolojik cihazlar gerekse başka materyaller ve özellikle müze görevlileri sayesinde gerçekleştiriyor. Müzede bu yönde çeşitli etkinliklerin artması temennimdir.

Üzerinde durmak istediğim diğer bir konu, müzeleşme. Genel kabul gören müzelerden yani müze yapılmak için açılan binalardan çok bu gibi kendisi müze özelliği taşıyan binanın içine müze kurmak, daha tatmin edici oluyor.  Bu durum müzeleşmeye, sergilere yeni bir bakış açısı kazandırırken hem binanın atıl kalmamasını sağlıyor hem de tarihi korumuş oluyorsunuz. Burada bahsettiğim bina örnekteki gibi bir banka olabileceği gibi eski bir apartman bile olabilir.

Müzenin pek çok kendimce olumlu özelliklerini belirttim. Müzenin hiç mi olumsuz tarafı yok diyecek olursanız işte tam bu noktada yani binanın, tarihin korunması maalesef ki tam gerçekleşememiş. Dilerdim ki mümkün olduğunca matkap, çekiç girmeseydi, eski halindeki gibi kalsaydı ve özelikle dış duvarındaki ATM’ler olmasaydı.

Son olarak bina ve müzeleşmesi ile ilgili içeriden edindiğim bilgilere gelirsek: Bina İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından 1929 yılında İş Bankası’nın 3. Genel Müdürlüğü olarak inşa edilmiş. Atatürk’ün Çankaya Köşkü’ndeki çalışma odasını da tasarlayan Selahattin Refik Sırmalı tarafından da dekorasyonu yapılmış. Dekorasyonu, iç uyumu, renkleri çok seveceğinizden eminim. Müze tasarımını Burçak Madran’ın, grafik tasarımını Emre Senan’ın, danışmanlığını Prof. Dr. Zafer Toprak’ın üstlendiği müzeyi, pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilirsiniz.

Ulus’ta her zaman rastladığımız, önünden geçtiğimiz bu bina şu an her bir vatandaş için İktisadi Bağımsızlık Müzesi olarak bilgi deposu ve tarihi ziyafet haline getirildi. Başka binalar için bunu neden denemeyelim? Eskiyi koruyup yeniye başka türlü ulaşmalıyız. Vitraylarıyla, her bir penceresinden gördüğümüz başka Ulus’la, uzun koridorları, iç uyumuyla bizi 1930’ların Türkiye’sine götüren bu yapı umarım dedikleri gibi Ankara kültür ve sanat hayatında kalıcı katkılar sağlar ve bina sadece Ulus’un değil Ankara’nın simgesi olur.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here