Eklemleri iltihaplanmış insanlara dahi özgürce dans etme isteği uyandıran, sadece “Can Bonomo stili” olarak tanımlanabilecek tarzıyla aklımızda yer eden ve özgün sanat anlayışıyla bizlerde merak uyandıran Can Bonomo’nun evrenine 13 Aralık IF Performance Hall Ankara sahnesinde misafir olmadan önce; onun sanata, evrene, yaşadığımız dünyaya bakış açısını kendi ağzından bir de bizlerden dinleyin istedik!

Fotoğraf: Selman Akyol
İlk çıktığınız zamanlardan beri Ankara’ da konser veriyorsunuz. Ankara sizin için ne ifade ediyor, bir Ankara ritüeliniz var mı?
Ankara ‘’Meczup’’ albümünden beri en sağlam kalelerimizden biri. Sahneye çıkmadan önce ne çalacağımızı konuşurken başka şehirlerde “O şarkı buraya olmaz, onu Ankara’da çalarız,’’ dediğimiz çok oluyor. Konsere gelip gittiğimiz için vaktimiz çok kısıtlı oluyor. Genelde vardıktan sonra soundcheck alıp, konser çıkışında bir çorba içip dönüyoruz.
“Tüm şarkılarda ayrı bir Can Bonomo görüyoruz. Bu kadar çeşitlilik gösteren Bonomo’da siz bu özelliği nasıl tanımlarsınız?

Alternatif müziğin kendi içerisinde de çeşitli bir yapısı olmalı. Özellikle bu kadar etnik ve eklektik enstrüman işin içerisine girmişken prensiben hala rock yapıldığını düşünürsek. Kısacası işler karışık. Benim yüzümden değil. Türün hakkı bu. Bazı şarkılar üflemeli enstrümanlar istiyor, bazı şarkılar yaylı aranjmanı. Her seferinde ortaya çok renkli ve çok sesli bir albüm çıkmış oluyor.

Yer çekimini kaybeden günümüz kentleriyle biz insanlar arasındaki ilişkinin gerilimli seyrine kendimizi kaptırdığımızda yavaş yavaş üretkenliğimizi de kaybediyor; boşluklarda savruluyoruz. Siz bu durumla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Hobilerimiz bu yüzden var işte. Kitaplar bu yüzden var. Başa çıkamadığımı hissettiğim zaman bırakıyorum başa çıkmaya çalışmayı. Okuyorum, dinleniyorum. Bekliyorum.

Fotoğraf: Berfu Merve BOLULU

”Kim olduğumu biliyorum. Nereye ait olduğumu da. İnsanlara bu imajı ağırdan da satabilirdim ama ben ederimden çok memnunum. ”

Popüler TV kanallarında dizilerinizi izledik, kliplerinizi izliyoruz. İkinci boyutta size bakarken;  sanki ertesi gün insanların haklı kaygılarıyla alakalı küçük bir toplaşmada ya da bir barda dost meclisinde sizi yanımızda bulacak ve hatta buna hiç şaşırmayacak hale geliyoruz. Sonra bir şeyler oluyor, Eurovision’da sizi alkışlarken, ertesi gün içimizdeki bir hissiyatı bir eserinize yüklüyoruz. Popüler kültürün ikinci boyut insanlığının içinde popüler bir insan olarak bu popülariteden nasıl sıyrılıyorsunuz? Bunun sizdeki dengesi nedir?
O bahsettiğin küçük toplaşmaları kaçırmamaya çalışıyorum. İkinci boyuttaki meseleleri hallettikten sonra ben de o bara geliyorum iki bira içmek için. Aslında roket bilimi değil bu. Kendinizi nereye yakıştırdığınızla, kendinize uzaktan bakınca gözünüzün sizi neye tamamladığıyla alakalı bir durum bu. Kim olduğumu biliyorum. Nereye ait olduğumu da. İnsanlara bu imajı ağırdan da satabilirdim ama ben ederimden çok memnunum.

Fotoğraf: Berfu Merve BOLULU

Resim serginizin de ismini taşıyan “Anachronismus…” aslında şarkılarınızda da anakronizmin etkilerini görmek mümkün; Bulunmam Gerek albümünüzde “İhtiyar bir ruhum, her şeye karışan” diyorsunuz peki, kendinizi bu zamana ait  hissetmiyor musunuz?                   

Zamanı bükmek bana çok eğlenceli geliyor. Sürekli kendimi yazacak olsam zaten günlük tutar sizleri karıştırmazdım bu meseleye. “Bana köyümden bir selam gerek” dediğim zaman aslen bir köyüm olmadığını biliyorsunuz. Sanat mimesis kavramı üzerine kurulu. Taklidin taklidini yapıyoruz. Tiyatroda izlediğimiz zaman bu taklitler gözümüze sakil gelmiyor. Müzikte de öyle olmalı.

Müzisyen ya da ressamdansa yarı at yarı insan ya da intergalaktik bir kaşif olduğumu düşlemeyi tercih ederim. 

Bir röportajınızda şöhretin altını doldurmak için şarkı yapıyorum demişsiniz. Bizim perspektifimizden siz, fantastik beyinle kaliteli kurguyu harmanlamış bir sanatçısınız. Hayal gücünüzün ne kadar güçlü olduğunu uğraştığınız sanat dallarından anlayabiliyoruz. Merak ediyoruz şöhret fantastik mi?                                                                                                                                                                Fantastik aslında edebi bir terim. Yazarın yarattığı dünyadan emin olamadığı hallerinde doğa üstü olayları çağrıştırması. Bu durumlar yazarın perspektifiyle alakalı olarak gerçek ya da sanrı addedilebilir. Öte yandan ”fantasy’’ kelimesi (Türkçe fantezi diyelim) gerçek dünyadan koşulsuz ayrımı belirtir. İşte bu büyüler, goblinler, melekler falan. Bu durumda şöhret fantastik olursa tehlikeli olur. Çünkü içinde bulunduğumuz dünyadan emin olmadığımız çıkar ortaya. Bu fikir beni ürkütüyor. Peki şöhret bir fantezi olabilir mi? Olabilir. Lakin bana zayıf geliyor. Müzisyen ya da ressamdansa yarı at yarı insan ya da intergalaktik bir kaşif olduğumu düşlemeyi tercih ederim.
                                                                                                                                  Sizi tanıdığımızdan beri uçarak gidiyorsunuz Can Bey. Hiç düştünüz mü?
İnsanların aklındaki “uçtuğum” yanılgısını yaşatmaya ve ayakta tutmaya çalışıyorum. Meşakkatli bir iş. Yorulduğum da oluyor, küstüğüm de oluyor. Ben de hepi topu kanatsız bir insanım.
Çalışma: BONOMO’nun sevenlerinden, Yağmur YILMAZ

Resim, müzik, oyunculuk yapıyor, şiir yazıyorsunuz.Tüm bunların içinde spesifik ilhamınızın “aşk gibi” olmadığını, tamamen hayattan beslendiğinizi ve bunun yeterli olduğunu söylüyorsunuz. Ağaçların kökleriyle insanların köklerinin birleştiği diyalektik dünyanızda geleceğe dair birincil uğraşmak istediğiniz bir sanat var mı? Hepsine mi devam edeceksiniz? Yoksa bambaşka bir evrende bambaşka bir sanat mı yapacaksınız?

Bambaşka evrenlerde bambaşka sanatlar yaptığıma hali hazırda inanıyorum. Bazılarında yapmadığıma, bazılarında çalıp çırptığıma, bazılarında çoktan öldüğüme de inanıyorum. Sonsuz evren algısı insana okyanustaki bir damlanın içerisindeki mikrondan da küçük olduğunu kanıksatıyor. Sonsuz evren sonsuz ihtimal demektir. Bu sonsuzluğun içerisinde aşkı okyanusa vursan yine bir damla su, hadi en iyi ihtimalle bir avuç kadar olsun. Sanat yapan insanların onca olan arasında tek motivasyonunu bir avuç suya endeksleme arzusu bana hüzün veriyor.

 

Fotoğraf: Selman AKYOL
Ankara’ya bir daha ne zaman geleceksiniz?
13 Aralık’da oradayım.
Sorularımıza verdiği özgün ve samimi cevaplar için Can BONOMO’ya, fotoğraf çekimleri için Selman AKYOL‘a,  tüm röportaj aşamasında yanımızda olduğu için Berfu Merve BOLULU’ya, destekleri için Anıl KÜÇÜKBABUCCU‘ya ve tüm IF Ankara ailesine teşekkür ederiz!
                                                                                                                        Röportaj: Güneş K, Işıl Selen ÇİÇEK, Nil KOZA
Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here