Bozuk kaldırım taşlarında yalpalayarak Koyunpazarı yokuşundan ağır ağır tırmanırken sağımızdan eski bir kırkbeşlik yükseliyor: Ah Bu Hayat Çekilmez. Ankaralılar Aralık ayında böylesi ılık bir havaya alışkın değiller ancak zor bir şehirde yaşamanın getirdiği pratiklikle kendilerini hızlıca sokağa atabilmişler. Gramofon Kafe’de ıhlamur içiyorlar, üstelik epey de şenlikliler. Hayatı çekilir kılan detaylar üzerine düşünerek tırmanmaya devam ederken ilk anda sebebini anlamadığımız bir değişiklik seziyoruz, sokağa yayılan bir sıcaklık. Yeni açıldığını tahmin ettiğimiz kebapçıdan yayılan soğan kokusu değil, başka bir şey. Pilavoğlu Han’ın önüne geldiğimizde anlıyoruz, sanki kendinden kırmızıymışçasına capcanlı göz kırpıyor hanın panjurları bize. Yazın boyanmış olmalı.

Hanı sağımızda bırakıp yokuşun başına geldiğimizde iyice soluk soluğayız. Yolculuğumuz da bitti zaten, son durağımız karşıda, yirmi adım sonra nefesleneceğiz. Hangimiz Sevmedik Kafe, pötikare örtüleri ile arnavut kaldırımına yayılmış haliyle, ilk kez gelmeme rağmen hep oradaymış gibi bir aşinalık hissi yaratıyor. Pötikare örtülerden birisinin etrafında karşılıklı yerimiz alıyoruz hemen. Yanımızda Müslüm Gürses var, kafenin duvarından itirazları yükseliyor. Yarım kalan sevgi, emanet gülüş ve yaşamadan ölmek bu itirazlara dahil.

Kafenin ortaklarından Serhat elindeki bakır tavayı mutfak tezgahına bırakıp yanımıza geliyor. Aslen Adanalı, on sene evvel okumak için Ankara’ya gelmiş. Oblomov’dan emanet aldığı hırkası sırtında, ayağında bisikletiyle bir müddet aylaklığın tadını çıkarmış. Sonra, diğeri Ali Osman olmak üzere iki arkadaş Kale’de bir yer açma hayallerini gerçeğe çevirmişler. 3 ay önce.

Müslüm Gürses’in sol üst çaprazından Cemil’in sesi geliyor kulaklarımıza: Sevim koş taze çay var. Çay geliyor, taze. Aklımda “fakir edebiyatı” fikri ile yudumluyorum. Serhat dile getirmediğim fikrimi çürütüyor hemen, çürütmesine de gerek yok zaten. Sadece aklımdan geçmişti, çabuk yakaladı. Burada, Hangimiz Sevmedik Kafe’de ‘konsept’ yoksulluk. Mekanlar için çoğu zaman belirlenen, tasarlanan, hayata geçirilen konsept burada kendiliğinden ve gerçek. İki bin küsur liraya gelen rafları satın almak yerine Çinçin’de yıkılan binalardan alınan ahşabın zımparalanıp kafeye raf yapılarak altmış liraya mal edildiği bir kendiliğindenlik. Yer döşemesini kendi elleriyle döşemiş, duvarları kendileri boyamışlar, sıra kaldırım taşlarına geldiğindeyse boya bitmiş. Ali Osman ve Serhat hem dost hem gönül yoldaşı birbirlerine. Sevgiden doğan her güzel şey gibi burası da size sahici bir samimiyet veriyor.

Karşı kaldırımdaki mahalle kasabı Mahmut Abi eti Amasya’dan taze getiriyor. Bizimkilerin ev köftesi bu yüzden taze ve anne köftesi gibi. Köy ekmekleri ekşi mayadan, bozaları ise yadigar Akman’dan. Kafenin yanında Oblomov Köşesi adını verdikleri ufak bir alan var, burada balık ekmek yapıyorlar. Kale’ye hakim olan gözleme kültüründen çıkmak, Ankara’nın unutulmuş lezzetlerini birer birer yeniden şehre kazandırmak istiyorlar. Gidilecek yol çok, çünkü bu yoldaki taşları elleriyle tek tek diziyorlar. Bu yüzden Hangimiz Sevmedik, diğer mekanlara nazaran kelimenin gerçek anlamıyla “sürekli yenilenen” bir kafe.

Henüz yeni olduğu için burada yaşanmışlığın olmadığını varsaymak, buraya yeni açılmış herhangi bir kafe gözüyle bakmak biraz yavan kalıyor. Hangimiz Sevmedik bize, Kale’nin değişen ve değişmeye devam edecek olan yüzünü gösteriyor. Kentin nefes alınan en eski yerinde, birikmiş tüm yaşanmışlıkların üzerine kurulan ve burada yeni şeyler deneyen bir kafeye ancak cesaret penceresinden bakarsak yavanlıktan kurtulabilirmişiz gibi geliyor. Kale ve civarını, bir defa çıkılan turistik gezilerin nesnesi olmaktan kurtaracak, onu kentin gece gündüz yaşayan parçasına dahil edecek ve “bütün bir Ankara” fikrine bir adım daha yaklaştıracak olan şey, tam da Ali Osman ve Serhat’ın çabalarına dahil; onlar gibi elini taşın altına sokacak diğer kişilerden azade de değil.

Hangimiz Sevmedik Kafe Kale’nin önündeki meydanda yer alıyor. Bu meydanın kendine has bir ferahlığı; belki araba geçmediğinden belki de çok geniş olmasından kaynaklanan bu ferahlığın verdiği bir güven duygusu var. Kale’ye atfedilen tekinsizliğin tam da zıddı bir şekilde, sizi buraya yeniden gelmeye ikna eden bir güven duygusu bu. Belki de zihnim buranın tehlikeli olduğuna dair kulağıma çalınmış rivayetlerin üzerine odaklandığından kendisine bir güvence arıyordur. Kendime hemen hatırlatıyorum: Benim deneyimlerim başkalarının sözlerinden daha ağır basmalı. Kale’ye bir daha gelmek, Hangimiz Sevmedik’te midem acıyana kadar çay içmek, meydandan gelip geçen insanları izlemek için kendime söz veriyorum. Bir dahaki gelişimde yapacağım bir şey daha var, Hangimiz Sevmedik’te Sebahat Abla çorbası içmek. İsminin nereden geldiğini söylememe gerek yok sanırım.


Facebook / Instagram

Adres: Kale Mh., Atpazarı Sk. No:1
Tel: (0312) 324 28 49

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

1 Yorum

  1. SEVGİLİ LAVARLA EKİBİ;
    SOSYAL SORUMLULUK TA kanver.org’ göstermiş olduğumuz destek için sizlere minnettarım.
    *** DEĞERLİ KAN (TROMBOSİT, KÖK HÜCRE) BEKLEYEN HASTALARIMIZA siz değerli okuyucularımzın 1 saati ayırarak KIZILAY KAN MERKEZLER nden bilgi ve KAN vermenizi gönülden destekliyorum.
    *** lütfen duyarlı olalım ki KAN vereceklerden Trombosit ve Kök hücre bağışlarında hastalarımıza ulaşsın..

    Sevgi ve Saygılarımla
    Fatih Çakırca

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here