Sevgili Ankara,

Bir süredir ayrıyım senden. Koca yüreğinin içindeki küçük odalardan birisindeyim. Sana bakıyorum her gün penceremden. Ardışık özlemlere kapılıyorum seni düşününce. Bugünlerde evlerin eşikleri yalnızlıklarla dolu. Kimsenin sahiplenmediği sessiz gecelerde, sokak lambalarının altına uzanmış kedileri selamlıyorum.

Hava, zamanı bölüp dağıtıyor bazen; kuğular kendilerini  hiç bu kadar yalnız hissetmemişti bu bölünme haline değin. Köşe başlarında duran simitçiler mahzun – belki İncesu’da zemini betondan bir evin çıplaklığında onlar da kuğuları düşünüyorlardır kim bilir. Bu bahar Seğmenler’den mahrum kaç gencin ertelenen “ilk”lerinin hüznü kokuyor hava.

Griyi çok sevip sıklıkla giyindiğinden, seni tanımadan başkalarına “Gri şehir işte!” diye çirkin imalarda bulunanlarla dalga geçtiğimiz günleri de özledim. Oysa gri boğazlı kazağın sana ne çok yakışır; hele bir de üstüne kalenin tepesinden topladığın yaldızlardan yaptığın kara kaşe ceketini de giydin mi….

Ceket demişken, umutları karaborsaya düşmüş pavyon ahalisi ne yapıyordur şimdi? Eşleri memnun mudur naftalinli aile saadetlerinden?  Bu dönemin saadetsiz geçen gecelerinin faturasını onlar da faizsiz erteletebilmişler midir acaba? Seninle günahlarımız hakkında konuşmayı özledim. Günahları örten geceleri ve bu gecelerin sabahına uyanmış bir kadının saç çizgileri gibi kıvrımlı yolları olan yokuşlu yollarında yürümeyi de özledim.

Özlemin arttıkça Behzat Ç. izliyorum. Amirim’in evi bana, Bahçeli’deki kâgir yapıları anımsatıyor. Bilirsin ben Bahçeli’yi sevmem. Bahçeli bana hep altın varaklı dekorasyonuyla nargile içilen, yanındaki kupa çaya 8 lira fiyat biçen mekânlarıyla, karaktersiz bıyıklarında yalanlarını gizleyen bir enişteyi çağrıştırıyor. Ayrıca malum, ben çayı Ajda bardakta içmeyi severim.

Kusuruma bakma sen, ne samimiyetsiz enişteler ne de günahına şahitlik ettiğim kiralık sevgililerin dudaklarını kırarak içine giren adamlardan bahsetmek için yazıyorum sana, sadece hasret beni biraz asabi yapıyor. Freni boşalmış bir araba gibidir nostalji. Durduramıyorum kendimi, yollarıma döktüğün sümbülleri koklayamadan hem bu bahar, mevsim de geçti gitti ellerimden. Neyse ki apartman bahçesinde emektar bir ağaç var, çiçek açmış pembe pembe. O da emekli komşuları gibi “Meraklanma ben daha kalırım böyle,” diyor. Ayrancı’nın emektarlarından o da, sözüne güveniyorum.

Son zamanlarda senin de için kaynıyor görüyorum. Vedalarındaki kızıllık saçlarımdan akıp kayboluveriyor, bana hoşça kal derken bile dokunuyorsun en derinlerime. Ayrılmak da sevdaya dahil Ankara’m. Her veda başka bir kavuşmayı müjdeler hem, en yakın zamanda seni hasretle kucaklamak dileğiyle.

      Sevgili Ankara                                                     Kadirşinas Bir Pikap Danteli.


Kapak görseli: Mehmet Kürşat Değer

 

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here